NEDİR

Felsefe Nedir? Tüm Detaylarıyla Felsefe Ne Demek?

Felsefe nedir sorusu dünyanın birçok kültüründe kendisine yer buldu. Bu nedenle her kültürün, felsefe tarihine katkısı bulunmuştur. Felsefe nedir kısaca tanımını verelim.

Felsefe (Philosophia), iki kelimenin birleşiminden doğmuştur. Arıyorum anlamına gelen Phileo kelimesi ve bilgelik anlamına gelen Sophia kelimeleri.

İnsanın, yaşam karşısında düşünmesi ve merak etmesi ile doğar felsefe. Thales’den çok daha önceki yıllarda felsefe soruları mitoloji ile yanıt bulmaya çalıştı. Bu nedenle felsefe ve mitoloji arasında inanılmaz bir bağ bulunmaktadır. Filozof nedir? Buna da göz atıyor olacağız.

Ayrıca bu içerikte aktaracağımız başlıklar şu şekilde:

  • Felsefe ne demek?
  • Filozof nedir?
  • Felsefe refleksif nedir?
  • İdealizm nedir felsefe
  • Düalizm nedir felsefe
  • Determinizm nedir felsefe?
  • Pragmatizm nedir felsefe
  • Argüman nedir felsefe
  • Tutarlılık nedir felsefe
  • Materyalizm nedir felsefe
  • Empirizm nedir felsefe
  • Rasyonalizm nedir?
  • Töz nedir felsefe?
  • Refleksif ne demek?
  • Entüisyonizm nedir?
  • Deizm nedir felsefe?
  • Paradigma nedir felsefe?

Bilgi Nedir? Felsefe Açısından Bakıyoruz

Felsefe, bilimin yöntemleri aklı başında mıdır değil midir? Güvenilir mi güvenilmez mi bunu incelemektir. Felsefenin başka konuları da var elbette. Mesela ahlak! Burton Russel ne diyor?

“Ahlak, bilime dayandırılamaz”

Ben aynı fikirde değilim. Bal gibi dayandırılır. Peki neden? Çünkü ahlak, hukuk bunların hepsi aksiyomatik sistemlerdir. Belirli varsayımlar yapmanız gerekmekte. Mesela insan öldürmek kötüdür, hırsızlık yapmak kötüdür. Hayvanlara işkence etmezsen iyi bir insan olursun gibi gibi.

Bunlara benzer şeyleri yapmazsan sen ahlaklı insansın. Bunların hepsinin dayandığı bir aksiyom var mı? Var, “kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.” Bu aksiyomları kesin olarak değil, ilerde değişebilir olarak kabul etmek lazım.

Bugün ahlaksızca, rezil olarak gördüğümüz bir şey ilerde değişebilir. Objektif ahlak konusundan bahsetmek için eleştirilen dönemin şartlarını ele almak gerekir. O zamanki toplumun değerlerinin nasıl geliştiğine ve hangi varsayımlarla geliştiğine bakılmalı.

Felsefe, doğa bilimleri değildir. Oturup deney yapamıyoruz. Bu sebeple sosyal bilimler benim gözümde hiçbir zaman tam anlamında bilim olamıyor. Sosyal bilimin ele aldığı nesne, insan. Dikkat ederseniz pek çok sosyal bilimcinin amacı anlamaktan ziyade kurtarmaktır. Tarihte en popüler amaç ise “İnsanlığı nasıl kurtarırız?” sorusunu düşünmek olmuştur.

Felsefe Ne Demek? Tarihi Nedir?

Felsefe anlamak için felsefe tarihi incelemek elzemdir. Felsefenin ilk başlangıcı yedi bilge ile oluyor. Peki 7 bilge kimdir? Felsefenin başlangıcı Thales derler. Ancak Thales de tek başına takılmıyor o dönem. Çeşitli fikirler ve tavsiyeler üretmiş 7 bilgeden söz edilir. Felsefe elbette bu değil ancak güzel ve özlü felsefe sözleri bulunuyor bu bilgelerin. Bir adet örnek verip geçelim burayı. Midillili Pittacus’un enfes bir lafı var.

Yapmak istediğini söyleme, yapamayınca seninle alay ederler.

7 bilgeden sonra Thales dönemi geçiyor ve felsefe başlıyor! Kimle başlıyor? Socrates, aslında taş işçisi ve emekli olana kadar çok aşırı felsefe adamı değil. Ancak felsefe adamı olduktan sonra insanlara fikir veren ancak ukala olmayan biri.

Bu adamın şanssızlığı şu. 300 spartalı filmini izlemişssinizdir. Farkındaysanız Sparta, Atina devletinin başına bela oluyor. Bir de o dönem doğudan bastıran Persler var. Bu döneme kadar Atina, doğru düzgün işleyen sakin işleyen tatlı bir yer.

Yöneticiler diyor ki yeter artık, diktatörlük gelsin. İnsanlara kötü davranalım, işkence edelim bizi sevmeleri önemli değil. Bu döneme gelen Socrates de biraz eleştiri yapıyor ve maalesef hayatına mal oluyor.

Socrates, devleti eleştirmeyi yani bir yöneticiyi eleştirmeyi ilk başlatan insan aslında. Felsefe de buradan doğuyor. Sonraki dönem Eflatun yani Platon’a geçiyor. Atina akademisinin kurucusu! Diyor ki Platon, dünyayı birinin yarattığı kesin ve biz ondan daha güçlü değiliz. Felsefesi ise şu;

“Biz yaratıcıdan daha gerçek değiliz, mutlak gerçek odur”

Tabii ki bu daha sonra dinlerin doğmasına, dinler yapısına ve sistemine bir altyapı oluşturuyor. Ancak bu kadar ile kalmıyor. Çünkü kendisinin öğrencisi Aristo, dünyanın en büyük komutanı olan Büyük İskender’i yetiştiriyor.

Büyük İskender de o kadar güçlü bir insan ki sadece 13 yılda bilinen dünyanın yarısını ele geçiriyor. Ve Makedonya kralı oluyor. Aristo’nun bu muhteşem meyvesi, aynı zamanda kendi adına bir eğitim sistemi oluşturmasını sağlıyor. Büyük İskender’in eğitimi sırasında lise kavramını üretiyor.

Batıda bunlar gelişirken, doğuda da Konfüçyus çıkıyor. Konfüçyus aslında muhteşem bir insan. Çünkü Çin’deki ahlak ve denge sistemini temelini atıyor. Yani dini inanışların temelini atıyor.

Felsefe, dini destekler. Oku, öğren, sorgula! İşte bu tarihte bazı yöneticiler ile düşünen halk arasında büyük çatışmalar yaşanıyor. Zaten büyük felsefe yapanların, özellikle tarih öncesi çoğu zehirlenmiştir. Kendi zehrini içen Socrates dahil…

Ve geldik İbn-i Sina’ya. İbn-i oğlu demektir. Babası sarayın katibi Sina. İbn-i Sina dünyaya felsefe akımında yeni bir yön getiriyor. Çünkü bilimi felsefeye karıştıranlardan biri. Kendisinin Kitabü’ş-Şifa adında bir felsefe kitabı, El-Kanun fi’t-Tıb adında bir tıp kitabı ve Kitabun-Nefs adında bir psikoloji kitabı var. Hem bilim adamı hem de filozoftur. Tabii ki islamı da yansıtıyor. İbn-i Sina 1000’li yıllarda yaşamıştı ve döneminde birçok filozof bulunuyor.

Ancak biz 1600’lü yıllara doğru gidelim. Francis Bacon deneyle, ölçerek yani deneme yanılma sistemini kullanmak istiyor. Tabii bu deneme yanılmaz yöntemi aslında daha sonradan doğacak olan pragmatizmi doğuruyor. Pragmatizm nedir? Kısaca faydacılık diyelim. Yani bir şeyin sonucunda bana bir faydası var mı?

Artık gelelim İngiliz filozof olan John Locke’a. Demokrasiyi başlatan insanlardan bir tanesi. Çünkü diyor ki;

“İnsanlar dünyaya bomboş gelir ve tecrübeleri ile gelişir. Hiçbir insan tek başına karar vermemelidir.Hatta kanun üreten kişi direkt savaş açamamalı arada bir meclis olmalıdır. Ve onlar bu kralın,kraliçenin kararını sorgulamalıdır”

Spinoza ve David Hume değinmeden geçiyorum. Saygılar:)

Gelelim Alman felsefesinin babası Immanuel Kant’a. Bak mesela Platon ve Aristothales’den bir çizgi çiz. Hah o çizgi Kant’a kadar geliyor işte. O kadar önemli bir insan. Kant diyor ki;

“Ben inanmasam da bir tanrı olduğunu kabul etmek lazım.” Yani saygı duyuyor, sorgulanabilir diyor. “Bilgi, senin aklının içine konduğunda duygularla karışabilir ancak o şekli alır. Sen nasıl şekillendirildiysen, sana verilen bilgiyi bükersin. Yani mutlak doğruya ulaşman için ilk önce o duygularından arınman lazım.”

Bu günümüzde çok zor elbette. Dolayısı ile bir bilgiyi anlayabilmen için önyargılılı olmaman lazım. Bunu söylüyor.

Gelelim Hegel’e. Şarlatan mı dersiniz, salak mı dersiniz bilemiyorum. “Bütün evrenın, tanrı ile bir olduğunu düşünür.” Yani tümcü bir yaklaşımı var. Ah Hegel ah…

Karl Marx önemli bir isim. Çünkü kendisiyle birlikte aslında bir sistem değişikliğine önayak olmuştur. Hatta bazı ülkelerde yönetime tehdit bile başlatmıştır. Halk, yönetime karşı yapılanabilmiştir.

Felsefe tarihinde yaşamış en büyük 3 filozof bana göre; Karl Popper, Aristoteles ve Friedrich Nietzsche’dir.

Sinema Dünyasında Felsefe

Sinema dünyasında, özellikle Fransız ve Avrupa sinemasının, son 30-40 yılda ise Amerikan sinemasının ilgi gösterdiği felsefik filmler kullandıkları hem görsel hem de sözel dil ile diğer filmlerden ayrılırlar.

Fransız ve avrupa sineması, felsefik filmlerde genellikle görsel olarak; tek mekanda geçen, basit sahneler tercih ederler. Sözel olarak ise monolog ya da uzun diyaloglar şeklinde ilerleyen konuşmalar tercih edilir. Amerikan sineması ise daha çok distopik bilim kurgular, metaforik görseller kullanır. Ama her felsefik film konusu temelde aynıdır; insan hayatının amacı ya da sorunları, toplumsal sorunlar veya eleştirileridir.

Toplumsal sorunlar denildiğinde genellikle; ırkçılık, cinsiyetçilik, ayrımcılık, bireylerin özgürlük talepleri gibi konular tartışılır. Bireysel sorgulamalarda bu yelpaze oldukça geniştir. Daha çok hayatın anlamı, birey toplum çatışmaları gibi konular ele alınır.

Amerikan Sinemasından Felsefik Film Örnekleri

Amerikan sinemasında felsefik filmler dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri hiç kuşkusuz Tim Burton’ dur. Tim Burton filmlerinde kullandığı gotik tarz, animasyon karakterleri, metaforikdil ile kendine özgü bir tarzın öncüsüdür. Filmleri özellikleri birey-toplum ve normal-anormal kavramlarını tartışması açısından çok önemlidir.

Tim Burton’un felsefik filmlerinden birinin en güzel örneklerinden biri 1990 yılı yapımı olan Makas Eller filmidir. Makas Eller filminde, bir felsefi filmin tüm temel unsurlarını görebiliriz. Film hem kara mizah, hem romantik unsurlar içerir. Bu sayede filmin içindeki ağır toplumsal,bireysel sorgulama ve eleştiriler rahatsız etmeden seyredilebilmektedir. Filmde kullanılan görsel dile geldiğimizde ise yine aynı şeyi görürüz. Metaforik anlatımların olduğu felsefik bir dil vardır ama bu dil seyirciyi yormayacak bir şekilde filme yedirilebilmiştir.

Burton’un diğer filmlerinde gördüğümüz gibi bu filminde de toplumdan dışlanmış bir ana karakterimiz vardır. ‘EDWARD’ Filmin konusu da toplumun kendisinden farklı olanı dışlaması, herkesi birbirine benzetme çabası ve Edward’ın kendi yaşamını sorgulaması etrafında dönmektedir.

Felsefik Film Tavsiyeleri:

Man About Town (Şehrin Adamı), Seven Years in Tibet (1997), TheDevil’sAdvocate,The Truman Show (1998),3 İdiots (2009), It’s A Wonderful Life (1946), TheMatrix (1999), Inception (2010), TheShawshankRedemption (1994).

Felsefik Film Çekiminin Zorlukları

Öncelikle bu tarz filmlerin çekiminin ne kadar büyük bir emek gerektirdiğini anlamak için felsefe gibi bir kelimeyi içinde barındırıyor olması bile aklı ikna için yeterlidir. Felsefe gibi muazzam genişlikte ve sonu belli olmayan bir alan üzerine çekim yapıp bunu sınırlandırabilmek her insanın harcı olmadığı gibi tam manasıyla yansıtabilmekte bir o kadar zordur.

Konu alanı olarak yaşamı ve insanı anlamlandırabilme ve tanımlayabilme üzere çıkan bu akım evrenin yaratılışından ahiret inancına, varlıklardan metafizik olgulara, kelime tanımlarından varoluşçuluğa ve atomlardan gök cisimlerine kadar çok geniş bir yelpaze sunmaktadır. Her bir dalı da kendi içinde çok parçalara ayrılmış, her parçası da bir ucu açık bir şekilde üst üste yığılan düşünce sistemleriyle varlığına devam etmektedir.

Çekim Aşamalarında Karşılaşılan Zorluklar Nelerdir?

Hal böyleyken bir felsefe alanını velev bir dalı dahi ele alınsa, filme konu yapıp inceleyebilmek ve kayıt altına alarak işleyebilmek hiç de kolay olamasa gerektir. Kendine has kurgusuyla diğer film tarzlarından net bir biçimde ayrılan ve adından da anlaşılacağı üzere felsefeyi kendine konu edinmiş, düşünce gibi soyut bir kavramı kameraya aktarıp somutlaştırabilmek herkesin takdir edeceği gibi zor ve ustalık gerektiren bir iştir. Özgün bir tarzı yansıtan bu filmlere birde örnek alınacak çekim çalışmalarının yetersizliğini eklersek herhalde kimsenin itirazı kalmayacaktır.

Bunların yanı sıra anlatım tarzları ve çekim metotları bakımından da türlere ayrıldığı düşünülürse ne kadar uzun süre çalışılması gerektiği meydana çıkacaktır. Çekimlere başlamadan önce çok fazla kaynak taramasının gerekliliği ve birçok verinin ortaya çıkarıldıktan sonra incelenip, sindirilmesinin zorunluluğu çekimlerin öncesinde uzun bir hazırlık aşamasının varlığını ortaya koymaktadır. Yani hadiyap denilince yapılacak bir iş değildir. Arşiv taramalarından başlayarak seçilen konunun uzmanlarıyla görüşmeye kadar uzanan bu süreç sancılı ve uzun bir süreçtir. Bunların üstüne bu tür sinema çekim ustalarıyla her an irtibat halinde kalabilmeyi eklersek bunun altından kalkmanın ne denli özveri gerektirdiği inkar edilemez.

Türkiye Gibi Ülkelerde Nasıl Olmalıdır?

Felsefe, gerekli ve hak ettiği ilgiyi görememekte. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde felsefik filmler ilgi ve alaka içler acısı durumdadır. Hal böyle iken, bu filmlerin ilgi çekici ve merak uyandırıcı tarzı olması hayati önem arz etmektedir. Bunun yanında filmlere seçilen başlıkların çok iyi işlenip, dikkat çekici bir şekilde reklamlarının yapılması gerekmektedir. Bir diğer husus olarak da çekim zorluklarından bahsetmek gerekir.

Genellikle dış ortam çekimi yapılan bu tür filmlerde gerekli olan görüntü kalitesini elde edebilmek filmler için çok önemlidir. Bu sebepten kullanılması gereken aletlerin üst kalitede olması gerekir. Bunların yanında çok düşük bütçelerle de hatta tek kişiyle dahi bu tür filmler çekilebilmektedir. Ancak bunlar daha çok gençlerin tercih ettiği amatör çekimler olarak tanımlanmaktadır. Profesyonel anlamda çekim çok ciddi anlamda farklılık göstermektedir. Umuyorum ki yakın tarihte Türkiye’de kaliteli felsefik filmler ve diziler görmeye başlamış oluruz. Unutmayın ki yaşam bir felsefedir!

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir