UZLAŞMANIN ANATOMİSİ
AYN RAND
Çeviri:EKMEN
EZEL KAYNAK: Liberal Düsünce
Topluluğu
Bir insanın -ya da bir kültürün entellektüel ve moral yozlaşmasının
en önemli belirtisi, görüş ve amaçların, çok kısa vadenin somut sınırları
arasına çekilmesidir. Bu, kişinin mental işlevlerinden veya bir toplumun
ilgilerinden çıkarılan soyutlamaların gitgide artan oranda azalması
demektir. Bu yozlaştırıcı bilincin belirtisi ise ilkelere bağlı düşünme
ve davranma yeteneğinin kaybolmasıdır.
"İlke"
diğer bir çok gerçeğin dayandığı, temel, birincil veya genel gerçektir.
Yani ilke, bir çok somuttan kurallaştırılmış bir soyutlamadır. Uzun
vadeli hedeflerini tespit etmek ve her hangi bir anda içinde bulunulan
somut alternatifleri değerlendirmek, ancak bu ilkeler vasıtasıyla yapılabilir.
Kişinin geleceğini planlamasına ve ona ulaşmasına imkan veren sadece
bu ilkelerdir.
Kültürümüzün
içinde bulunduğu şu anki durum, ilkelerin toplum tarafından tartışılmasının
ne kadar kaybolduğu, ya da, kültürel atmosferin saçma somutlar üzerine
çekişen, pazarlık eden, küçük duyarsız bir aile seviyesine ne kadar
indirgendiği, yahut, ana değerlerine ihanet ederken, anlık sahte kazanımlar
için geleceğin ne kadar satıldığı ile ölçülebilir.
Daha
da garip ve çirkin olan, bu pazarlığın histerik bir kendini haklı görme
havası içerisinde, bireyin herkesle herhangi bir konuda (tabii asıl
uzlaşılması gereken ilkeler hariç) uzlaşmasını gerekli gören saldırgan
bir güvenle ve "pratiklik'e" panik içerisinde atlayarak yapılıyor
olmasıdır.
Oysa
(sözde) 'pratik insan' kadar pratik olmayan hiç bir şey yoktur. Kişinin
pratiklik anlayışı en iyi biçimde şu şekilde gösterilebilir; (farzedelim)
New York'tan (Amerikanın bir ucundan) Los Angeles'a (diğer ucuna) arabayla
gitmeye karar verdiniz. Bir harita bulup oraya giden en iyi yola karar
vermek pratik olmayan ve idealistik bir yoldur; zira hemen direksiyona
geçip rastgele herhangi bir yönde veya yolda ilerlemeye başlayıp, tabii
başka birşeyi değil ancak sadece anlık ruh hali ve havayı takip ederek,
oraya daha hızlı varırsınız.
Burada
gerçek olan elbette, bu yöntemle oraya hiç varamayacağınızdır. Çoğu
insan bu seyahatin güzergahını düşünerek bu gerçeği ortaya koyarken,
aynı insanlar kendi hayatlarının ve ülkenin gidişatı düşünüldüğünde
hiç de aynı şekilde kavrayışlı olmamaktadırlar.
Son
derece geniş boyutta körlük yaratabilen tek bir bilim (science) aslında
görevi insana "görme'yi" sağlamak olan bir bilim; felsefe.
(Oysa) modern felsefe, gerçekte, insan bilincinin kavrama düzeyine karşı
planlı bir saldırı olduğu için, ki soyutlama, genelleme ve her türlü
bilgi entegrasyonunu, ve nedeni geçersiz kılmak için kararlı girişimlerdir
bunlar, son on yıllarda epistemolojik yabaniliklerin aczi içinde yetişmiş,
doğa, işlev ve ilkelerin pratik uygulamaları hakkında birazcık bilgisi
dahi olmayan insanlar üniversitelerde yetiştirilmektedir.
Bu
insanlar, karmaşık endüstriyel medeniyetin günlük hayatının akıl almaz,
şaşkına çeviren çıkarımları - el yordamı, debelenme, düşme, vazgeçme
ve yok olma, kendi kendilerini nasıl tahrip ettiklerini dahi bilmeme-
ile gözleri kapalı, el yordamıyla bir yön aramaktalar.
Bu
intihar surecine devam etmeyi artık önemsemeyenler (istemeyenler) için,
ilkelerin pratikte nasıl işlediğiyle ilgili bir kaç kuralı ve hedeflerle
ilkelerin ilişkisini göz önüne almak, bu açıdan önemlidir.
Aşağıdaki
üç kural, katiyen ayrıntılı da değildir; bu kurallar geniş bir konuyu
anlamaya yönelik ilk adımlardır.
1.
Aynı temel ilkelere sahip iki insan ya da grup arasında herhangi bir
tartışmadan, tutarlı olan daha kazançlı çıkar.
2.
Farklı temel ilkelere sahip iki insan ya da grup arasında herhangi bir
işbirliğinden, kötü ya da irrasyonel olan daha kazançlı çıkar.
3.
Karşıt temel ilkeler açık ve net olarak tanımlandığında, rasyonel olanın
avantajı daha fazladır; ancak gizli yahut kaçamak tanımlamalar söz konusu
ise irrasyonel olanın avantajlı çıkması söz konusudur.
1.
Aynı temel ilkeleri benimsemiş iki kişi, herhangi bir konuda farklı
düşünüyorsa bunun anlamı, ikisinden biri tutarsız demektir. Temel ilkeler
uzun vadede davranışların nihai hedefini belirlediği için, ulaşılmak
istenen hedef hakkında daha berrak (clearer) ve tutarlı görüşe sahip
olan yöntem seçiminde daha çok kez haklı çıkacaktır; karşıt kişinin
öne süreceği her türlü itiraz hem psikoloji hem de mevcudiyet (varoluş)
açısından (existentially) onun avantajına çalışacaktır.
Psikolojik
olarak, tutarsız kişi diğeri gibi aynı fikirleri onaylayacak ve söyleyecektir;
fakat daha zayıf, sulandırılmış biçimde, ve böylece, bahanelerin ardına
sığınan, korkak bir kişi havası yaratarak itibarını düşürürken, şüphe
içindeki taraftarlarının zihinlerinde, rakibinin daha samimi ve cesur
olduğu izlenimini yaratarak, rakibinin zaferini tasdik etmiş, hızlandırmış,
onun kazanmasına yardım etmiş olacaktır.
Varoluş
açısından, ortak hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak her adım veya tedbir,
bir sonraki aşamada aynı yönde daha ileri ve daha can alıcı adım veya
tedbirleri almalarını gerektirecek, (tabii hedef reddedilmediği ve temel
hedefler değiştirilmediği sürece); böylece tutarlı kişinin liderliği
perçinlenirken, tutarsız olan etkinliğini kaybedecektir.
Tartışan
iki kişinin paylaştığı temel ilkelerin haklı ya da haksız, doğru veya
yanlış, rasyonal veya irrasyonel olmasına bakmaksızın tartışma belirtilen
istikamette ilerleyecektir.
Mesela,
Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında, yahut her iki partinin muhafazakârları
ile liberalleri arasındaki tartışmayı düşünelim; her iki parti de temel
ahlâkî ilke olarak altruist (özgeci) olduğundan, her iki parti de nihai
hedef olarak refah devleti veya karma ekonomiyi savunacak. Kimin iyiliği
olduğuna bakılmaksızın ekonomiye yapılan her hükümet müdahalesi, sebep
olduğu felaketi anlık olarak hafifletecek daha ileri müdahaleleri gerektirecek;
Demokratlar hükümetin etkinliğinin arttırılması gerektiği konusunda
daha tutarlı olduklarından, Cumhuriyetçiler umutsuz "bende'ciliğe",
Demokratlarca başlatılmış herhangi bir programı beceriksizce aşırmaya
çalışacak, iddialarında Demokratlarla aynı hedefe ulaşmak için -tabii
farklı yollardan- çabaladıklarını ima eden utanç verici itiraflarda
bulunur hale düşeceklerdir.
Kesinlikle
reddedilmesi gereken bu nihayetlerdir (altruizm, kolektivizm, statizm).
Fakat partilerden hiçbirin de bunu yapmayı seçmezse, temel ilkelerinin
yarattığı olayların mantıksal gidişi onları daha, daha da sola sürükleyecektir.
Muhafazakârlar tümüyle oyundan atıldıklarında bu kez aynı tartışma liberallerle
(1)1 bariz sosyalistler arasında sürecek; sosyalistler kazandığında,
aynı tartışma bu kez de onlarla komünistler arasında yapılacak; komünistler
kazandığında altruizmin nihai hedefine ulaşılmış olacaktır; topyekün
kendini-feda (total immolation).
Bu
süreci durdurmanın ya da değiştirmenin, temel ilkeler değiştirilmedikçe
hiç bir yolu yoktur.
Yeryüzündeki
her ülkede bu sürecin kanıtları üstüste yığılmaktadır. Ve bunu izlerken,
düşüncesizlik (unthinking), belirtilmemiş bazı yollarla, bazı bilinemeyen
vasıtalarla, insanlığı komünizm çukuruna çekmeye çok önceden mahkum
eden, "tarihsel zorunluluk" denen gizemli, akıl ermez gücü
fısıldamaya başlar. Oysa böyle fatalistik hiç bir tarihsel zorunluluk
yoktur: Dünyadaki olayları yönlendiren gizemli güç, insani ilkelerin
dehşet verici gücüdür ve bu sadece onu etkisiz diye ıskartaya çıkartmak
üzere eğitilmiş "pratik" modern yabaniler için esrarengizdir.
Ancak,
tartışmalı da olsa, karma ekonomi savunucuları da özgürlüğü -en azından
bir kısmını savunuyorlar ki niçin onların irrasyonel kısmı kazanmalı?
Bu soru bizi şuna götürür;
2.
Farklı temel ilkelere sahip iki insan ya da grup arasında herhangi bir
işbirliğinden, kötü ya da irrasyonel olan daha kazançlı çıkar.
Rasyonel
(ilke, öncül, fikir, politika veya davranış) gerçeğin olguları ile uyumlu
olandır; irrasyonel ise olguları reddeder ve bunun yanına kâr kalması
için çalışır.
İşbirliği,
müşterek teşebbüstür; davranışların ortak yoludur. Rasyonel (iyi), irrasyonelden
(kötüden) hiç bir kazanç elde edemez; onun yetersizlik ve suçlarını
paylaşmaktan başka; irrasyonel ise rasyonelden herşeyi edinir' onun
değer ve başarılarını paylaşır. Bir sanayicinin başarı için bir hırsızdan
gelecek hiç bir yardıma ihtiyacı yoktur; oysa hırsızın varolmak için
sanayicinin başarısına ihtiyacı vardır. Aralarında nasıl bir işbirliği
olabilir ve bu nereye kadar gidebilir ki?
Bir
kişi karma ilkelere sahipse, onun kötü yanı, değerini düşürecek, köstek
olacak, üstün gelecek ve sonuçta faziletlerini tahrip edecektir. Arada
bir hırsızlık yapan dürüst bir insanın ahlâkî durumu nedir? Aynı şekilde
eğer bir grup insan karma hedeflerin peşine düşerse, kötü ilkeler iyileri
defedecektir. Arada bir hükümeti insan haklarını ihlâl eden özgür bir
ülkenin politik durumu nedir?
Bir
iş ortaklığı düşünün; bir taraf dürüst ise ve diğeri dolandırıcı, ikincisi
işin başarılmasına hiç bir katkı yapmaz; fakat birincinin ünü, dolandırıcının
kurbanlarını savunmasız bırakır ve dolandırıcıya kendi başına sağlayamayacağı
kadar geniş ölçüde şanslar sağlar.
Şimdi
Birleşmiş Milletlerde (BM) yarı özgür ülkelerle, komünist diktatörlüklerin
işbirliğini düşünün. İddia edildiği şekliyle, barış, özgürlük ve insan
haklarına ithaf edilmiş bir kuruluştur, BM; tarihteki en acımasız saldırgan,
en kanlı diktatörlük, en geniş çaplı kitle katili ve kitlekölecisi (mass-enslaver)
olan Sovyet Rusya da imtiyazlı üyelerindendir. Bu saptamaya eklenecek
tek bir kelime dahi yok ve hiç bir şey bunu hafifletemez. Bu, medeniyeti,
ahlakı ve aklı küçük düşürücü öylesine bariz bir kötülüktür ki, gelişmelere
kısaca değinmekten başka, daha ileri hiç bir tartışma gerekli değildir.
Psikolojik
olarak, BM, demoralizasyon, sinizm, keskinlik, umutsuzluk, korku ve
adı konmamış bir suçluluğun, Batı dünyasını yutan gri bataklığının mukavelesidir.
Oysa komünist dünya hem ahlâkî tasdik, hem Batı dünyasından medeni saygınlığın
tescilini kazanmıştır; kurbanlarını aldatmak için Batı dünyasının yardımını
kazanmıştır; eşit ortak olmanın hak ve prestijini kazanmıştır; böylece
insan hakları ile kitle kasaplığı arasındaki farkın sadece politik görüş
farklılığı olduğu nosyonunu yerleştirmiştir.
Komünist
ülkelerin deklare edilmiş amacı, dünyanın fethedilmesidir. (Relatif
olarak) özgür ülkelerle işbirliği yaparak, onların maddi, finansal,
bilimsel ve entellektüel kaynaklarını kazanmaya yönelmişlerdir; oysa
özgür ülkelerin onlardan kazanacağı hiç bir şey yoktur. İki taraf arasında,
böyle ortak politika ya da uzlaşmanın mümkün olan tek şekli, kendilerini
soymamaları karşılığında silahlı gangsterlere yavaş yavaş teslim olmalarını
sağlayan anlaşma yapmış mülk sahiplerinin politikasıdır.
BM,
dünya yüzölçümünün ve nüfusunun Sovyet Rusya'nın silahla ele geçirmeyi
hayal edebileceğinden daha büyük kısmını Sovyet Rusya'nın gücüne teslim
etmiştir. Katanga'ya (2)2 yapılan muamele ile Macaristan'a yapılan muamelenin
karşılaştırılması, BM politikaları hakkında yeterli bir örnek teşkil
eder. BM, iddia edildiği gibi, saldırganı durdurmak için birleşmiş dünya
gücü kullanmak amacıyla kurulmuşken, bir savunmasız ülkenin, saldırganın
gücüne teslimiyetini zorlayan birleşmiş dünya gücünün kullanılmasının
aracı haline gelmiştir.
Epistemolojik
yabanilerden başka kim işbirliğinde böyle bir deneyden, farklı sonuçlar
bekleyebilirdi ki? Yönetim kurulu toplumun gangsterleri olan suçla savaş
komitesinden ne bekleyebilirsiniz ki?
Bu
sadece temel ilkelerin topyekün geçiştirilmesi ile mümkün olur. Ve bu
durum bize şunun nedenini gösterir:
3.
Karşıt temel ilkeler açık ve net olarak tanımlandığında, rasyonel olanın
avantajı daha fazladır; ancak gizli yahut kaçamak tanımlamalar sözkonusu
ise irrasyonel olanın avantajlı çıkması söz konusudur.
Herhangi
bir anlaşmazlığı rasyonel tarafının kazanması, amacının anlaşılması
ile mümkündür. Gizleyeceği hiç bir şey yoktur, çünkü gerçek onun müttefikidir.
İrrasyonel taraf aldatmak, karıştırmak, yan çizmek ve hedefini gizlemek
zorundadır. Sis, kasvet ve karanlık aklın değil, irrasyonelin tek silahıdır.
Tahrip
etmek için hiç bir düşünce, bilgi veya tutarlılık gerekmez; oysa başarmak
ve yaratmak için süregelen (unremitting) düşünce, muazzam bilgi ve taviz
vermeyen katı bir tutarlılık gereklidir. Her hata, yan çizme ve çelişki,
tahripkârın hedefine ulaşmasına yardım eder; sadece akıl ve mantık yapıcı
hedefe ilerleyebilir. Negatif, olmamayı (umursamazlık, iktidarsızlık,
irrasyonalite) gerektirir; pozitif varolmayı, (mevcudiyeti) (bilgi,
etkinlik, düşünce) gerektirir.
Kötülüğün
yayılması, yutulmanın belirtisidir. Temel ilkelerde uzlaşma olmayacağı
gerçeğinden yan çizenlerin moral yetersizliği; ihmalkârlığın kötünün
kazanmasının tek şansıdır.
*
"The Anatomy of Compromise", Capitalism: The Unknown Ideal,
Signet Publications, NV, USA, ss. 144-149.

SAYFA BAŞI