
Bayan Rand, romanlarýnýz ve diðer eserleriniz, özellikle çok tartýþýlan Atlas Shrugged isimli kitabýnýz dikkatle tasarlanmýþ iç tutarlýlýðý olan bir dünya görüþünü yansýtýyor. Aslýnda bütün eserleriniz herþeyi kapsayan bir felsefi sistemin anlatýmý. Bu yeni felsefe ile neyi baþarmayý amaçlýyorsunuz?
Ýnsanlara veya en azýndan düþünme zahmetine katlananlara kendi içinde tutarlý, dürüst ve rasyonel bir yaþam tarzý sunmayý amaçlýyorum.
Objektivismin önkabulleri nelerdir? Nereden baþlar?
Mevcudiyetin varolduðu aksiyomuyla baþlar. Bu aksiyom objektif bir gerçekliðin duygularýmýzdan, hislerimizden, dilekleri-mizden, umutlarýmýzdan veya korkularýmýzdan baðýmsýz olarak varolduðunu belirtir. Objektivizm insanýn gerçekliði algýlamak ve eylemlerine yol göstermek için tek aracýnýn mantýk olduðunu savunur. Mantýk derken insanýn duyularýyla elde ettiði bilgileri tanýmlayan ve düzene sokan iþlemi kastediyorum.
Atlas Shrugged’da kahramanýnýz John Galt “Hayatým ve ona olan sevgim üzerine yemin ederim ki asla baþkalarýnýn hatýrý için yaþamayacaðým, ne de onlardan benim hatrým için yaþamalarýný isteyeceðim.” diyor. Bu sizýn temel prensiplerinizle nasýl iliþkilendiriliyor?
Galt’ýn bu sözü objektivist etiðin dramatize edilmiþ bir özetidir. Herhangi bir etik sistem temellerini zýmnen veya açýkça metafiziðe dayandýrýr veya metafizikten alýr. Objektivizmin metafizikten aldýðý etik temellerine göre mantýk insanýn hayatta kalmak için en temel aracý ise rasyonalite de en yüksek erdemidir. Aklýný kullanmak, gerçekliði algýlamak ve ona göre eylemde bulunmak insanýn ahlaki zorunluluðudur. Objektivist etiðin deðer standardý, insanýn insanca vasýflarýný muhafaza ederek yaþamasý, yani insan hayatý için, ya da diðer bir deyiþle rasyonel bir varlýðýn kendine yakýþýr þekilde hayatta kalmasý için gerekli olan neyse odur. Objektivist etik özünde insanýn kendi iyiliði için yaþadýðýný, kiþisel mutluluðunun en yüksek ahlaki amacý olduðunu ve ne kendini baþkalarý için ne de baþkalarýný kendisi için feda etmemesi gerektiðini savunur. John Galt’ýn açýklamasý bu son söylediðimin özetlenmiþ halidir.
Bu söylediklerinizden nasýl bir kiþisel ahlak anlayýþý çýkartabiliriz?
Sorunuzun cevabý Atlas Shrugged’da detaylý olarak verilmiþtir.
Atlas Shrugged’ýn kadýn kahramaný sizin kelimelerinizle:”temel bir suçluluk duygusu yaþamaya muktedir deðildi”. Herhangi bir ahlaki sistem suçluluk duygusu olmadan varolabilir mi?
Belirttiðiniz cümledeki anahtar kelime “temel”dir. Temel bir suçluluk duygusu burada kiþinin kendi davranýþlarýný deðerlendirme ve yanlýþlarýndan piþman olma anlamýnda kullanýlmýyor. Temel suçluluk duygusu insanýn yaradýlýþ itibarýyla kötü ve suçlu olduðu anlamýna geliyor.
Ebedi günah gibi mi?
Kesinlikle öyle. Ebedi günah olgusu romandaki kadýn kahramanýn, benim veya herhangi bir objektivistin kabul edemeyeceði veya duygusal olarak yaþayamayacaðý bir histir. Ebedi günah kavramý ahlaký dýþlayan bir kavramdýr. Eðer insan yaradýlýþ itibarýyla suçlu ise bu konuda tercih hakký yok demektir. Tercih hakký yok ise konu ahlakýn alanýna dahil deðildir. Ahlak sadece insanýn hür iradesinin hakim olduðu alanda yani onun tercihine açýk konularda söz konusu olabilir. Ýnsanoðlunu yaradýlýþ itibarýyla suçlu kabul etmek kavramsal bir çeliþkidir. Kahramaným belirli bir eylemi hakkýnda suçluluk duyabilir. Ancak kendine saygýsý olan yüksek ahlaki deðerlere sahip birisi olarak eylemleriyle suçlu olmayý haket-mediðini görmektedir. Tamamýyle ahlaka uygun hareket edecek ve bundan dolayý haketmediði bir suçluluk duygusunu kabul etmeyecektir.
Atlas Shrugged’da ana karakterlerinizden birine "En sefil insan tipi nedir?" diye soruluyor. Cevabý þaþýrtýcý. Çünkü bir sadist, katil, seks manyaðý veya diktatör demiyor. “Amaçsýz biri” diyor. Ancak bir çok insan hayatlarýný açýkça tanýmladýklarý bir amaçlarý olmadan devam ettiriyorlar. Onlarý da sefil olarak mý tanýmlýyorsunuz?
Evet, bir dereceye kadar öyle.
Neden?
Çünkü sorunuzda belirttiðiniz kötülüklerin kökeninde bu yatýyor. Sadizm, diktatörlük ve herhangi bir kötülük insanýn gerçeklikten kaçmak istemesi sonucudur. Düþünememesinin sonucu… Amaçsýz bir adam gelir geçer duygularýn ve tanýmlayamadýðý dürtülerin etkisiyle oradan oraya savrulan ve kendi hayatýnýn kontrolünü tamamen kaybettiði için her türlü kötülüðü yapmaya muktedir biridir. Hayatýnýzý kontrol etmeniz için bir amacýnýz olmasý gerekir. Üretken bir amaç…
Ýsim vermek gerekirse iki diktatör olan Hitler ve Stalin kendi hayatlarýný kontrol edemiyorlar mýydý? Açýk bir amaçlarý yok muydu?
Tabii ki hayýr. Hayatlarýnýn gerçek anlamda birer manyak olarak sona erdiðine dikkatinizi çekerim. Kendilerine saygýlarý olmadýðý için tüm varoluþtan nefret etmiþlerdir. Bu gibilerin psikolojisi Atlas Shrugged’taki James Taggart karakteriyle özetlenebilir. Amacý olmayan fakat bir þeyler yapmak durumunda olan birisi diðerlerine zarar vermek için hareket eder. Bu üretken veya yaratýcý bir amaçla ayný þey deðil.
Hayatlarýný keskin çizgilerle tanýmlanan tek bir hedef etrafýnda düzenleyenler ufuklarýnýn bir hayli daralmasý tehlikesiyle karþý karþýya kalmazlar mý?
Tam tersi. Merkezi bir amaç insan hayatýndaki bütün diðer ilgileri düzene sokar; deðerlerinin hiyerarþi ve görece önemlerini saptar, anlamsýz iç çeliþkilerden uzak tutar, hayattan daha geniþ ölçekte keyif almasýný ve bu keyfi aklýnýn hakimiyetine açýk olan her alana taþýmasýný saðlar. Amaçsýz birisi ise kaos içinde kaybolur gider. Deðerlerinin ne olduðundan habersizdir. Nasýl karar vereceðini bilemez. Kendisi için neyin önemli neyin önemsiz olduðunu saptayamadýðý için rastgele etkilerin ve anlýk kaprislerin insafýna býrakýr kendini. Hiçbir þeyden zevk alamaz. Hiçbir zaman bulamayacaðý bir deðeri ararken hayatýný harcar.
Kaprisleri hayatýmýzdan tamamen uzak tutmak ve tamamýyla rasyonel bir tarzda yaþamak tatsýz, renksiz veya keyifsiz bir yaþam sürmemize sebep olmaz mý?
Samimi olarak neden bahsettiðinizi anlamadýðýmý söylemeliyim. Ýlk önce kavramlarýmýzý tanýmlayalým. Mantýk insan bilgisinin aracýdýr. Gerçekliði algýlamamýzý saðlayan iþlevdir. Rasyonel davranmak demek gerçeðe uygun davranmak demektir. Duygular ise algýlamanýn aracý deðildirler. Ne hissettiðiniz size gerçekler hakkýnda hiç bir þey anlatmaz; sadece gerçekler hakkýndaki tahminlerinize dair bir izlenimdir. Duygular deðer yargýlarýnýzýn sonucudurlar. Bilinçli veya bilinçsiz olarak kazandýðýnýz, doðru olabileceði kadar yanlýþ da olabilecek temel önkabullerinizin sonucudurlar. Kapris ise sebebini bilmediðiniz ve öðrenmeye de zahmet etmediðiniz bir duygudur. Peki “kaprislerle hareket etmek” ne demek oluyor? Bu, insanýn bir zombi gibi neyle uðraþtýðýný, ne baþarmak istediðini veya onu neyin motive ettiðini bilmeden yaþamasýdýr. Bu insanýn geçici bir delilik hali içinde yaþamasý demektir. Renkli veya keyifli dediðiniz bu mu? Bu durumdan alýnabilecek yegane keyifin canilerin kan dökerken aldýðý keyife benzeyeceðini düþünüyorum. Gerçeði reddederek eylemlerde bulunmak sadece yýkým getirebilir.
O halde duygularýn yaþamýmýzda hiç yeri olmamalý mý?
Tabii ki hayýr. Sadece duygularýn olmasý gerektiði yerde durmalarýna dikkat etmeliyiz. Duygular insanýn deðerlerle ilgili ön-kabullerinin otomatik birer tepkisidirler. Sebep deðil sonuçturlar. Ýnsan eðer mantýðý ve duygularý arasýndaki iliþkiyi doðru kurabiliyorsa bu ikisi arasýnda mutlaka bir çatýþma, ya birini ya öbürünü seçmek zorunda kalacaðýmýz raddede bir çeliþki olmak zorunda deðildir. Rasyonel insan, duygularýnýn kaynaðýný, sahip olduðu hangi önkabullerden kaynaklandýklarýný bilir veya keþfetmek için çaba harcar. Eðer önkabulleri yanlýþ ise düzeltir. Asla güvenemeyeceði ve anlamlarýný tam kavrayamadýðý duygularýn esiri olarak hareket etmez. Bir olayý deðerlendirirken tepkilerinin nedenini ve haklý olup olmadýðýný bilir. Ýç çeliþkilere sahip deðildir; aklý ve duygularý yekparedir; bilinci mükemmel bir uyum içindedir. Duygularý düþmaný deðil hayattan keyif almasýný saðlayan araçlardýr. Fakat duygularý rehberi deðildir; rehber aklýdýr. Ne var ki bu iliþki tersine çevrilemez. Eðer kiþi duygularýný sebep aklýný ise duygularýnýn edilgen bir sonucu olarak tasavvur ederse; yani eðer duygularý tarafýndan kontrol edilir ve aklýný duygularýný rasyonalize etmek veya meþrulaþtýrmak için kullanýrsa o zaman gayri ahlaki hareket ediyor demektir. Böylelikle kendini zulüme, baþarýsýzlýða, yenilgiye mahkum etmiþ olur. Kendinin ve baþkalarýnýn mahvolmasýndan baþka hiç bir þey baþaramaz.
Sizin felsefenize göre çalýþma ve baþarý hayattaki en yüksek hedefler. Siz arkadaþlýðýn ve aile baðlarýnýn sýcaklýðýnda daha fazla tatmin olanlarý gayri ahlaki olarak mý deðerlendiriyorsunuz?
Eðer arkadaþlýk ve aile baðlarý gibi deðerleri üretken faaliyetlerinden daha üstün kabul ediyorlarsa, evet o zaman gayri ahlakidirler. Arkadaþlýk, aile baðlarý ve beþeri iliþkiler insan hayatýnda birincil derece önemi haiz deðildir. Beþeri hayatýn diðer unsurlarýný yaratýcý, üretken çalýþmalarýnýn üstünde tutan insan duygusal bir parazittir. Ancak iþini en üstün deðer olarak görürse iþi ve beþeri iliþkilerden aldýðý keyif arasýnda hiç bir çeliþki olmayacaktýr.
Siz kadýnlarýn da erkekler gibi hayatlarýný iþleri etrafýnda organize etmeleri gerektiðini mi düþünüyorsunuz? Eðer öyleyse bu ne çeþit iþler olmalý?
Tabi ki. Ben kadýnlarýn da insan olduklarýna inanýyorum. Erkek için uygun olan herþey kadýn için de uygundur. Ýki cinsin de hayatlarýyla ilgili temel prensipler aynýdýr. Bir erkeðin ne çeþit iþler yapmasý gerektiðini saptamaya kalkýþmayacaðým için kadýnlar için de ne çeþit iþlerin uygun olacaðýný söyleyemem. Özellikle kadýnlara göre veya kadýnsý olan hiçbir iþ yoktur. Kadýnlar da erkekler gibi iþlerini kendi amaçlarý ve deðer yargýlarý doðrultusunda seçmelidirler.
Sizce kendini kariyeri yerine evine ve ailesine adayan bir kadýn gayri ahlaki midir?
Gayri ahlaki olduðunu deðil ama hayatýn gereklerine uymadýðýný söyleyebilirim. Çünkü ev, çocuklarýn çok küçük olduðu zamanlar hariç, tüm günü kapsayacak bir uðraþý, bir meslek olamaz. Ne var ki, kadýn eðer bir aileyi çok ister ve bunu kariyeri haline getirmek isterse, bu iþle bir kariyere yakýþacak þekilde ilgilenirse, çocuklarýný yetiþtireceði kurallarý ve prensipleri tanýmlarsa ve bu iþe entellektüel bir tavýrla yaklaþýrsa, en azýndan bir süre için ev hanýmlýðýný da bir meslekmiþ gibi düþünü-lebilir. Duygusal bir düþkünlük olmaktan çýkarýlýp bir bilim olarak düþünülürse bu çok sorumluluk yüklü ve önemli bir görevdir.
Sizce bütün ihtirasý çalýþmak olan rasyonel insanýn hayatýnda romantik aþkýn yeri nedir?
Romantik aþk o insanýn en büyük ödülüdür. Romantik aþký tam manasýyla yaþamaya muktedir olabilecek tek insan bütün ihtirasý iþi olan adamdýr. Çünkü aþk bir erkeðin veya kadýnýn karakterinde sahip olduðu en köklü deðerlerden dolayý kendisine karþý duyduðu saygýnýn bir ifadesidir. Ýnsan bu deðerleri paylaþtýðý kiþiye aþýk olur. Eðer insanýn açýkca tanýmlanmýþ deðerleri ve ahlaki bir karakteri yoksa baþkasýný da takdir edemez. Bu açýdan, Pýnar’dan okuyucular tarafýndan sürekli atýfta bulunulan bir alýntý yapmak istiyorum: " ‘Seni seviyorum’ diyebilmek için ilk önce ‘ben’ demeyi bilmek gerekir"
Siz kiþinin kendi mutluluðunun en yüksek amaç ve fedakarlýðýn gayri ahlaki olduðunu savunuyorsunuz. Bu iþde geçerli olduðu kadar aþkda da geçerli midir?
Baþka herhangi bir konuda olduðundan fazla aþkta geçerlidir. Eðer aþýksanýz, bu aþýk olduðunuz kiþinin siz ve hayatýnýz açýsýndan büyük kiþisel ve bencil bir öneme sahip olduðu anlamýna gelir. Eðer kiþiliðiniz yoksa, birine aþýk olmanýz o kiþiyle beraber olmaktan ve onun varlýðýndan hiç bir kiþisel keyif ve mutluluk almadýðýnýz, olsa olsa onun size olan ihtiyacýna acýyarak kendinizi onun isteklerine feda ettiðiniz anlamýna gelebilir. Hiç kimsenin böyle bir durumdan dolayý gurununun okþanmayacaðýný veya böyle bir anlayýþý kabul etmeyeceðini belirtmeme gerek yok. Aþk kendini bir baþkasý için feda etmek anlamýna gelmez. Aþk kendi ihtiyaç ve deðerlerinizin en kapsamlý þekilde dýþa vurulmasýdýr. Aþýk olduðunuz insana kendi mutluluðunuz için ihtiyaç duyarsýnýz ve bu ona bahþedebileceðiniz en büyük iltifat ve onurdur.
Salt fiziksel aþkýn çirkin ve þeytani olduðuna dair püritan anlayýþý yerdiniz. Buna raðmen “ayrýmcý olmayan arzu ve seçici olmayan düþkünlükler kendilerini ve seksi þeytani olarak görenlere mahsustur” satýrlarý da size ait. Sekste ayrýmcý ve seçici düþkünlüklerin ahlaki olduðunu söyleyebilir misiniz?
Seçici ve ayrýmcý olan bir seks hayatýnýn düþkünlük olmadýðýný söyleyebilirim. Düþkünlük hafif ve üstünkörü ele alýnan bir eylemi niteler. Ben seksin insan hayatýnýn en önemli unsurlarýndan biri olduðunu ve hiç bir zaman hafif ve üstünkörü bir tavýrla ele alýnmamasý gerektiðini savunuyorum. Cinsel iliþki insanoðlunun sahip olduðu en yüksek deðerlere dayanarak yapýldýðý zaman uygundur. Seks karþý tarafýn sahip olduðu deðerlere verilen bir karþýlýktan baþka bir þey olmamalýdýr. Bu yüzden önüne gelenle girilen iliþkileri ahlaksýz olarak nitelendiriyorum. Seksin kendisi kötü olduðu için deðil, tersine seks çok iyi ve önemli olduðu için.
Bu sizin açýnýzdan seksin sadece evli çiftler arasýnda yapýlmasý gerektiði anlamýnda yorumlanabilir mi?
Þart deðil. Seks çok ciddi bir iliþki sonucu ortaya çýkmalýdýr. Bu iliþkinin bir evliliðe dönüþüp dönüþemeyeceði duruma ve konu olan iki insanýn hayatlarýnýn seyrine baðlýdýr. Evliliði, iki taraf da hayatlarýnýn sonuna kadar beraber olmayý isteyebilecekleri insaný bulduklarý zaman –ki hiç kimse bundan otomatik olarak emin olamaz- çok önemli bir kurum olarak kabul ediyorum. Taraflar nihai tercihlerine ulaþtýklarýndan emin olurlarsa evlilik elbette arzu edilen bir durumdur. Fakat bu, tarif edilen mutlak kesinlikten daha azý üzerine kurulan herhangi bir iliþkinin uygunsuz olduðu anlamýna gelmemelidir. Bir iliþki veya evlilik kararý ile ilgili sorunun sadece konuyla ilgili taraflarýn durumlarýna ve bilgilerine baðlý olduðunu ve kararýn onlara býrakýlmasý gerektiðini düþünüyorum. Çiftler karþýlýklý olarak iliþkilerini ciddiye alýyorlarsa ve iliþkileri ahlaki deðerler üzerine kuruluysa her iki durum da ahlakidir.
Aydýnlanmýþ bir kiþisel çýkar arayýþýnýn liderliðini yapan biri olarak kiþinin hayatýný hedonistik kiþisel haz arayýþýna vakfetmesi hakkýnda ne düþünüyorsunuz?
Hedonistik felsefeye tamamýyla karþýyým. Hedonistik felsefeye göre size haz veren herþey iyidir. Dolayýsýyla Keyif ahlaki bir standart olarak deðerlendirilir. Objektivizm iyinin rasyonel bir deðer standartýyla tanýmlanmasý gerektiðini ve keyif hissinin bir sebep deðil sonuç olduðunu savunur. Sadece rasyonel deðer yargýlarý sonucu ortaya çýkan keyif duygusu ahlaki olarak nitelendirilebilir. Hedonistik keyif anlayýþý kendi baþýna eylemlerimizi yönetemez veya bir ahlaki standart olarak kullanýlamaz. Zevk hissinin bir ahlaki standart olduðunu söylemek bilinçli veya bilinçsiz, doðru ya da yanlýþ hangi ahlaki deðerleri edinmiþ olursanýz olun sahip olduðunuz ahlaki deðerlerin doðru ve ahlaki olduðunu savunmaktýr. Bu aklýnýz yerine rastgele hislerin, duygularýn ve kaprislerin kontrolünde olduðunuz anlamýna gelir. Benim felsefem hedonizmin tam tersidir. Ben kiþinin mutluluðu tesadüfi, keyfi veya subjektif araçlarla yakalayamayacaðýný savunuyorum. Ýnsan ancak rasyonel deðerleri referans alarak mutluluðu yakalayabilir. Rasyonel deðerler demekle birinin keyfi veya körü körüne rasyonel kabul ettiði herhangi bir deðeri kastetmiyorum. Ýnsan için rasyonel olan ahlaki standartlarý ve takip edilecek rasyonel deðerleri tanýmlamak ahlakýn ve etik biliminin alanýdýr.
Vaktini kadýnlarýn peþinden koþarak ziyan eden bir adamýn kendini adam yerine koymadýðýný, hor gördüðünü söylediniz. Bunu biraz açar mýsýnýz?
Bu durumdaki bir erkek seks açýsýndan sebep ve sonuç iliþkisini tersine çeviriyor demektir. Seks insanýn kendine olan saygýsýnýn ve kendine biçtiði deðerin ifadesidir. Fakat kendini deðerli bulmayan bir erkek bu iliþkiyi tersine çevirmeye çalýþýr. Kendine olan saygýsýný cinsel fetihlerinin ona kazandýrmasýný bekler; ki bu imkansýzdýr. Kendi deðerini onu deðerli bulan kadýnlarýn sayýsýndan anlayamaz. Buna raðmen bu umutsuz uðraþýda ýsrar eder.
“Seksin mantýða kapalý” olduðu fikrine karþý çýkýyorsunuz. Fakat seks mantýk dýþý biyolojik bir güdü deðil midir?
Hayýr. Öncelikle, insanoðlunun güdüleri yoktur. Fiziksel olarak seks sadece bir kapasitedir. Fakat insanýn bu kapasiteyi nasýl kullanacaðý ve kimi çekici bulacaðý kendi ahlaki deðer standartlarýyla ilgili bir þeydir. Tercihlerini kontrol eden, bilinçli veya bilinçsiz olarak sahip olduðu önkabullerine baðlýdýr. Bu þekilde kiþisel felsefesi cinsel hayatýný yönlendirir.
Ýnsan güçlü, mantýk dýþý biyolojik dürtülere sahip deðil midir?
Deðildir. Kiþi belirli bir tip fiziksel mekanizmaya ve ihtiyaçlara sahiptir. Fakat bunlarý nasýl, hangi yoldan tatmin edeceðinin bilgisine sahip deðildir. Mesela insanýn yiyeceðe ihtiyacý vardýr. Açlýk hissi duyar. Fakat önce bu hissi açlýk olarak tanýmlayýp sonra yiyeceðe ihtiyacý olduðunu ve nasýl yiyecek elde edebileceðini öðrenene kadar aç kalacaktýr. Ýnsan dünyaya belirli fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarla gelir. Fakat aklýný kullanmadan bunlarý ne keþfedebilir ne de tatmin edebilir. Ýnsan rasyonel bir varlýk olarak kendisi için neyin doðru neyin yanlýþ olduðunu keþfetmek zorundadýr. Sözde dürtüleri ona ne yapmasý gerektiðini söylemeyecektir.
Atlas
Shrugged’da "her meselenin iki yüzü vardýr. Bir yüzü yanlýþ diðeri ise doðrudur.
Fakat ikisinin ortasý her zaman kötü ve þeytanidir” diye yazmýþsýnýz.
Bu bir hayli siyah-beyaz bir bakýþ açýsý deðil mi?
Kesinlikle öyle. Bütün gücümle siyah-beyaz bir dünya anlayýþýný savunuyorum. Ýzin verirseniz bunu tanýmlayalým. Siyah ve beyaz ifadesiyle ne denmek isteniyor? Bu iyi ve kötü demektir. Herhangi bir þeyi gri veya orta yol olarak adlandýrmadan önce siyah ve beyazýn ne olduðunu tanýmlamanýz gerekir. Çünkü gri bu ikisinin karþýmýndan baþka bir þey deðildir. Bir alternatifi iyi diðerini kötü olarak tanýmladýktan sonra ikisinin karýþýmýný seçmenin doðru olduðunu savunamazsýnýz. Bir kýsmýnda kötülük olduðunu bildiðiniz bir þeyi seçmeyi meþrulaþtýramazsýnýz.
Þu halde mutlak doðrulara inanýyorsunuz?
Ýnanýyorum.
Öyleyse objektivizm bir dogma olarak adlandýrýlabilir mi?
Hayýr. Dogma, rasyonel delillere raðmen ve rasyonel yollarla doðruluðu kanýtlanmadan iman yoluyla kabul edilen inançlar bütünüdür. Dogma kör bir inancýn konu-sudur. Objektivizm bunun tam tersidir. Herhangi bir fikir veya yargýyý doðruluðunu mantýk yoluyla ispatlamadan kabul etmemeniz gerektiðini savunur.
Eðer geniþ ölçüde kabul görürse, objektivizm bir dogmaya dönüþmeye zorlanabilir mi?
Hayýr. Objektivizmin onu bir dogma olarak kullanmak isteyecek insanlara karþý kendi kendini koruyabileceðini biliyorum. Objektivizm kiþinin aklýný kullanmasýný öngörür. Genel prensipleri ayrým gözetmeden ve düþünmeden kendi yaþamlarýnda uygu-lamaya kalkanlar bunun yapýlamayacaðýný görürler. Böylelikle objektivizmi ya uygulamaya ya da reddetmeye zorlanýrlar. Uygula-mak derken kiþinin objektivist prensipleri kendi gündelik yaþamýndaki belirli problemler karþýsýnda nasýl kullanacaðýný kendi aklýný, düþünme yetisini kullanarak bulmasýný kastediyorum.
Ýmana karþý olduðunuzu söylediniz. Tanrýya inanýyor musunuz?
Kesinlikle hayýr.
“Haç iþareti zulmün, ideal olanýn olmayana feda edilmesinin iþaretidir. Dolar iþaretini tercih ederim” dediðiniz söyleniyor. Samimi olarak ikibin yýllýk hristiyanlýk pratiðinin “zulüm” olarak tanýmlanabilece-ðini düþünüyor musunuz?
Öncelikle o sözü asla söylemedim. Ne edebi ne de entellektüel alanda bu benim tarzým deðil. Dolar iþaretini tercih ettiðimi söylemedim ve lütfen bunu yazýn, bu ucuz bir saçmalýktýr. Bu alýntýnýn nereden yapýldýðýný bilmiyorum fakat dolar iþeretinin anlamý Atlas Shrugged’da açýklanmýþtýr. Hikayede açýkça anlatýldýðý gibi, dolar iþareti serbest ticaretin, dolayýsýyla hür aklýn iþaretidir. Hür akýl ve serbest ticaret birbirlerinin önkoþuludurlar. Birisi olmadan diðeri varolamaz. Hür bir ülkenin parasýnýn iþareti olan dolar iþareti bu yüzden hür bir aklýn sembolüdür. Daha da ötesi, dolar iþaretinin tarihsel kaynaðý ile ilgili olarak hiç bir zaman kanýtlanamayan olasý bir hipoteze göre Birleþik Devletlerin de sembolüdür.
Þimdi haç hakkýnda birþeyler söylememi istiyorsunuz. Samimi olarak haç iþaretinin ideal olanýn olmayana feda edilmesinin sembolü olarak kabul ediyorum. Anlamý da bu deðil midir zaten? Hristiyan felsefesine göre Ýsa ideal insandýr. Kendi benliðinde ne tip insanýn varolmaya layýk olduðunun örneðini verir. Buna raðmen Hristiyan mitolojisine göre kendi günahlarý için deðil ama ideal olmayan insanlarýn günahlarý uðruna haçýn üzerinde can vermiþtir. Diðer bir deyiþle kusursuz erdemlere sahip bir insan, kötü ve kendileri için yapýlan bu fedakarlýðý kabul ettikleri öngörülen veya sanýlan insanlar uðruna kurban edilmiþtir. Eðer hristiyan olsaydým hiçbir þey beni ideal olanýn olmayana, erdemin kötülüðe kurban edilmesi tasavvurundan daha fazla hiddetlendiremezdi. Ýnsanlardan o iþaretin uðruna kendilerinden daha kötü olanlara kurban olmalarý beklenmektedir. Sembol aynen bu amaç için kullanýlmaktadýr ve bu eziyettir.
Size göre herhangi bir din insan hayatýna yapýcý bir öge katmýþ olabilir mi?
Din aracýlýðýyla –gerçekliðe ve mantýðýn sonuçlarýna aykýrý veya bunlar tarafýndan desteklenmeyen körü körüne bir inanç olarak- hayýr. Bu þekliyle iman insan hayatýna oldukça zararlýdýr çünkü mantýðýn bastýrýlmasýný gerektirir. Fakat dinin felsefenin ilk formu, insanlar bir felsefe oluþturacak kadar geliþemeden önce kendi hayatlarýna ve bir deðerler koduna referans olabilecek tutarlý bir çerçeve kazandýrma, evreni açýklama çabalarý olduðunu hatýrlamanýz lazým. Ve felsefe olarak bakýldýðýnda bazý dinlerin çok deðerli ahlak görüþleri vardýr. Olumlu etkileri ve özümsenecek uygun ilkeleri vardýr. Fakat bütün bunlar çok çeliþkili ve… nasýl demeli, çok tehlikeli ve kötü amaçlar için kullanýlmaya elveriþli bir zeminde, iman üzerinde sunulmaktadýr.
O halde dolar ve haç iþareti arasýnda bir tercihte bulunmanýz gerekseydi dolarý seçeceðinizi söyleyebilir misiniz?
Böyle bir tercih yapmayý kabul etmem. Þöyle diyelim: Ýman ve mantýk arasýnda bir tercihte bulunmam istenseydi, bu ikilinin birbirine alternatif kabul edilebileceðini düþünmek bile istemezdim. Bir insan olarak tereddütsüz mantýðý seçersiniz.
Ford ve Rockefeller aileleri gibi varlýklý iþadamlarýnýn servetlerini hayýr iþlerinde kullandýklarý için gayri ahlaki olduðunu söyleyebilir misiniz?
Hayýr, hayýr iþlemek istiyorlarsa bu onlara kalmýþ bir þeydir. Hayýr iþleri üzerine olan görüþlerim bir hayli basittir. Hayýr iþlerini birincil bir erdem olarak ve en önemlisi ahlaki bir ödev olarak görmüyorum. Eðer yardým ettiðinize deðiyorsa ve yardým edecek maddi gücünüz varsa baþka insanlara yardým etmenin yanlýþ bir tarafý yok. Hayýr faaliyetini marjinal bir konu olarak kabul ediyorum. Karþý olduðum görüþ hayýr iþlerinin ahlaki bir ödev ve büyük bir erdem olduðu tasavvurudur.
Felsefi sisteminizde merhametin yeri nedir?
Merhametin ahlaki açýdan suçlu olanlara deðil masum kurbanlara karþý gösterilmesi uygundur. Ýnsan bir toplama kampýnýn kurbanlarýna karþý merhamet hissederken onlara iþkence edenlere de ayný merhameti gösteremez. Eðer iþkencecilere karþý merhamet hissediyorsa, iþkence görenleri manevi açýdan aldatýyor demektir.
Baþka birini korumak için bir kurþunun önüne atlayýp kendini feda etmek Objektivizmin prensiplerine aykýrý mýdýr?
Hayýr. Bu duruma göre deðiþir. Eðer kocamý hedeflemiþse bir kurþunun önüne atlayabilirim. Eðer bir varlýða veya fikre yeterince deðer veriyorsanýz onu korurken ölmek kendini feda etmek deðildir, çünkü onsuz varolmanýn sizin için bir anlamý yoktur.
Bir amaç uðruna ölebilir misiniz? Veya sizin felsefenizin takipçileri bir amaç için kendilerini feda edebilirler mi? Fedakarlýk mefhumuna gerçekten karþý olan bir Objektivist için herhangi bir sebep kendini feda etmeye deðebilir mi?
Kitabýmda
bu sorunuzun cevabý açýkça verilmiþtir. Atlas Shrugged’da kiþinin deðerleri
için yaþamasý, gerekirse de savaþmasý gerektiðini açýkladým. Çünkü yaþamak
ahlaki deðerlere ulaþma çabasýndan ibarettir. Ýnsanoðlu çaba göstermeden hayatta
kalamaz. Rasyonel bir varlýk olarak yaþamalý ve daha azýný kabul etmemelidir.
Bir vahþi olarak hayatta kalamaz. Yiyecek gibi en basit bir deðer bile bizzat
insan tarafýndan üretilmelidir. Daha ilgi çekici, daha önemli kazanýmlar için
de ayný þey geçerlidir. Bütün deðerler insan tarafýndan kazanýlmalý ve korunmalý,
tehdit altýndalarsa -rasyonel bir varlýk olarak yaþama hakkýný korumak için-
onun tarafýndan savunulmalýdýr.
Eðer bana Objektivizm uðruna hayatýmý feda edip edemeyeceðimi soruyorsanýz,
ederim. Fakat daha da önemlisi objektivizm için yaþamak istememdir ki bu çok
daha zordur.
Mantýk üzerine yaptýðýnýz vurgularýnýzda zamanýmýzýn yazarlarý, romancýlarý ve þairleriyle felsefi açýdan çatýþýyorsunuz ki bunlarýn bir çoðu kendilerini mistik ve irrasyonel olarak tanýmlýyorlar. Sizce bunun sebebi nedir?
Çünkü sanat kaynaðýný felsefeden alýr ve günümüzün baskýn felsefi akýmý neomistisizimdir. Sanat, sanatçýnýn insan ve varoluþ hakkýndaki temel görüþlerinin yansýmasýdýr. Sanatçýlarýn çoðu kendi felsefi anlayýþlarýný geliþtirmedikleri için kendi zamanlarýnýn baskýn felsefi akýmlarýný, bilinçli veya bilinçsizce benimserler. Günümüz edebiyatýnýn büyük bir kýsmý günümüz felsefesinin bir yansýmasýdýr. Ve edebiyatýn günümüzdeki haline bir bakýn!
Fakat bir yazar zamanýný yansýtmamalý mý?
Hayýr. Yazar her rüzgarla savrulan, edilgen bir takipçi deðil zamanýnýn aktif entellektüel lideri olmalýdýr. Yazar kendi kültürünün deðerlerini biçimlendirmeli, insan hayatýnýn amaçlarýný öngörüp somutlaþtýrmalýdýr. Edebiyatýn günümüzdeki vitrininden silinen romantik akýmýn özü budur.
Edebi açýdan günümüzün bu anlayýþý bizi nereye götürür?
Naturalizmin sonuna götürüyor. Naturalist akýma göre yazar etrafýnda her ne gözlemlerse gözlemlesin, pasif bir fotoðrafçý, veya eleþtirmeden, kendi görüþlerini katmadan olaylarý aktaran bir muhabir gibi olmak zorundadýr. Romantisizme göre ise yazar etrafýndakileri o anda olduklarý gibi deðil, Aristo’dan bir alýntý yapmak gerekirse, “olabilecekleri veya olmalarý gerektiði gibi" sunmalýdýr.
Kendinizin
romantisiztlerin sonuncusu olduðunu söyleyebilir misiniz?
Ya da, Atlas Shrugged’daki bir karakterimden alýntýyla, “geri dönüþlerinin
öncüsü”
Genelde günümüz edebiyatý hakkýndaki deðerlendirmeniz nedir?
Felsefi açýdan, gayri ahlaki. Estetik açýdan beni sýkýntýdan öldürüyor. Özellikle insanlarýn sefaletlerini konu yapan bir pislik çukuruna dönüþüyor. Ve sefalet kadar da sýkýcý bir þey yoktur.
Takdir ettiðiniz bir romancý var mý?
Evet, Victor Hugo.
Günümüz yazarlarýndan?
Hayýr, sözde ciddi olanlarýnýn arasýnda takdir ettiðimi söyleyebileceðim birisi yok. Romantisizmin günümüzdeki kalýntýsý olan çaðdaþ popüler edebiyatý tercih ediyorum. Favorim Mickey Spillane.
Neden onu beðeniyorsunuz?
Çünkü temelde bir ahlakçý. Basit bir form içinde, mesela bir dedektif romanýnda, iyi ve kötünün çatýþmasýný siyah ve beyaz ögelerle sunuyor. Ýki tarafýnda rezaletlerini sýkýcý gri bir karýþým içinde ortaya atmýyor. Uzlaþamaz bir çeliþki sergiliyor. Bir yazar olarak benim en önemli saydýðým özellik olan konu yapýlandýrmasýnda çok parlak bir uzman.
Faulkner hakkýnda ne düþünüyorsunuz?
Pek birþey düþünmüyorum. Stili güzel ama pratikte içerik olarak zor okunuyor. Ondan pek az okudum.
Nabokov’a ne dersiniz?
Sadece bir kitabýný ve diðerinin yarýsýný okudum. Yarýsýný okuduðum kitabý Lolita idi. Bitiremedim. Parlak bir stili var. Fakat seçtiði konular, hayatý algýlayýþý ve insana bakýþý hiçbir sanatsal yeteneðin kapatamayacaðý kadar kötü.
Bir romancý olarak felsefenin yazýlarýnýzýn ana amacý olduðunu mu düþünüyorsunuz?
Hayýr. Benim ana amacým ideal insaný “olabileceði ve olmasý gerektiði gibi” göstermektir. Felsefe bu amaca ulaþmak için bir araçtýr.
Eski romanlarýnýzdan Anthem (Ben)’de ana karakteriniz “karar veren irademdir ve saygý duyduðum yegane karar da irademin istekleridir”diyor. Bu anarþizim deðil mi? Kiþinin saygý duymasý gereken tek kanun kendi arzusu veya iradesi midir?
Kastedilen “kiþinin kendi iradesi” deðil “kiþinin kendi rasyonel yargýsýdýr”. Bu iyi ya da kötü þiirsel bir ifadedir ve Anthem’de tüm hikaye içinde iyice açýklanmýþtýr. Gördüðünüz üzere hür irade kavramýný genellikle anlaþýlan manasýndan tamamen ayrý bir anlam içinde kullanýyorum burada. Hür irade insanýn düþünme veya düþünmeyi reddetme kabiliyetinden oluþur. Düþünme eylemi insanýn ana tercihidir. Rasyonel insan hiç bir zaman arzularýn veya kaprislerin esiri olmaz, rasyonel yargýsýnýn doðruluðunu teyid ettiði deðerleri ona yol gösterir. Tanýyabileceði tek otorite budur. Bu anarþi deðildir. Çünkü insan özgür ve uygar bir toplumda yaþamak isterse mantýk icabý o toplumun objektif, rasyonel ve geçerli kanunlarýna uymayý tercih edecektir. Bu konuyla ilgili olarak devletin iþlevleri ve ona olan ihtiyacýmýz üzerine The Objectivist Letter’da bir makale yazdým.
Sizce devletin iþlevleri nelerdir?
Temelde devletin sadece tek iþlevi vardýr: Birey haklarýný korumak. Haklar sadece fiziksel güç veya onun türevleri kullanýlarak ihlal edilebileceðine göre devlete düþen görev fiziksel güç kullanýmýný baþlatanlardan, yani suçlulardan insanlarý korumaktýr. Toplumda güç sadece kendini korumak ve mukabele amacýyla, o da sadece güç kullanýmýný baþlatanlara karþý kullanýlabilir. Devletin doðru iþlevi budur: Ýnsanlarý zor kullanmaktan alýkoyarak polis vazifesi görmek…
Eðer güç sadece güce karþý koymak amacýyla kullanýlabiliyorsa, devlet asker veya vergi toplamak amacýyla güç kullanmak hakkýný haiz midir?
Prensip olarak vergi vermenin, devlete karþý diðer bütün sorumluluklarýmýzda olduðu gibi, gönüllü yapýlmasýný uygun buluyorum. Fakat bu yöntemin nasýl uygulanabileceði konusu çok karmaþýktýr. Sadece bazý metodlar önerebilirim fakat onlarýn üzerinde mutlak çözümmüþler gibi ýsrarlý olamam. Mesela Avrupa’nýn bir çok ülkesinde devlet eliyle düzenlenen piyangolar gönüllü ödenecek vergiler için uygun bir yöntem olabilir. Baþka örnekler de verilebilir. Vergiler, devletin saðladýðý çeþitli hizmetlere ihtiyaç duyduklarý için, vatandaþ-larýn katkýda bulunacaklarý ve bulunmalarý gereken (sigorta ödemeleri gibi) gönüllü faaliyetlerden biridir. Ancak elbette bu uzun vadede, insanlar tam anlamýyla hür bir sosyal sistem kurduklarý zaman, gündeme gelebilecek bir problem. Onun içindir ki savunulmasý gereken ilk deðil son reform olmalýdýr. Askere almayla ilgili olarak þunu söyleyebilirim ki, kesinlikle haklý veya anayasal bir uygulama deðildir. Bireyin kendi hayatý üzerinde tasarrufta bulunma hakký gibi temel bir özgürlüðünü ihlal etmektedir. Kimsenin baþkasýný kendi amaçlarý için ölüme göndermeye hakký yoktur. Bir ülke vatandaþlarýný gönüllü olmadýklarý bir hizmeti yapmaya zorlayamaz. Ordular kesinlikle gönüllülük esasýna göre oluþturulmalýdýr. Askeri otoriteler de gönüllü ordularýn en iyi ordular olduðunu teyid etmektedir.
Diðer kamusal gereksinimler hakkýnda ne düþünüyorsunuz? Mesela posta idaresini devletin meþru iþlevi olarak görüyor musunuz?
Þimdi þunda anlaþalým: Benim pozisyonum son derece tutarlý. Sadece posta idaresi deðil, sokaklar, caddeler ama hepsinin üzerinde okullar özel þahýslar tarafýndan iþletilmeli ve mülkiyetleri özel þahýslara ait olmalý. Devlet ve ekonominin birbirlerinden ayrýlmasýný savunuyorum. Devletin görevi sadece güç kullanýmý ile ilgili konularla sýnýrlý olmalý. Bu polis, silahlý kuvvetler ve mahkemeler gibi insanlar arasýndaki anlaþmazlýklarý çözen kurumlardan baþka hiçbir alaný kapsamaz. Bunlarýn dýþýnda kalan herþey özel þahýs ve kuruluþlar tarafýndan yönetilmelidir. Þüphesiz bu çok daha iyi bir yönetim olacaktýr.
Yeni devlet kurumlarý veya kuruluþlarý kurar mýydýnýz?
Hayýr ve konularý bu yöntemle ele alamam. Bir merkezi planlamacý deðilim ve ütopyalarý icat etmiyorum. Pratik hayattaki uygulamalarý açýk olan prensiplerden bahsediyorum. Eðer güç kullanýlmasýna karþýyým dediysem daha fazla tartýþacak ne olabilir?
Uluslararasý iliþkilerde güç kullanma unsuru hakkýnda ne düþünüyorsunuz? Herhangi bir özgür ulusun 2. Dünya Savaþý sýrasýnda Nazi Almanyasýný iþgal etmeye hakký olduðunu söylemiþtiniz…
Kesinlikle
Günümüzde herhangi bir hür ulus Sovyet Rusya’yý, Küba’yý ya da diðer bir “baðýmlý devlet”i iþgal etmeyi bir görev deðilse de ahlaki bir hak olarak telakki edebilir. Doðru mu?
Doðru. Herhangi bir diktatörlük –vatandaþlarýnýn haklarýný ihlal eden bir devlet- kanun dýþýdýr ve hiçbir hak iddia edemez.
Birleþik Devletlerin Kübayý veya Sovyetler Birliðini iþgal etmesi için aktif olarak kampanya açar mýsýnýz?
Þu anda deðil. Böyle bir eylemin gerekli olduðunu sanmýyorum. Sovyetler Birliðinin herþeyden çok korktuðu bir eylem olan ekonomik boykotlarý savunuyorum. Kübanýn ambargoya alýnmasýný ve Sovyetler Birliðine ekonomik boykot uygulanmasýný destekliyorum. Böylece tek bir Amerikalýnýn hayatý zarar görmeden iki rejimin de çökeceðini göreceksiniz.
ABD’nin Birleþmiþ Milletler’den ayrýlmasýný tercih edermisiniz?
Evet. Dünya barýþý ve insan haklarý adýna kurulmuþ olan bir organizasyonun üyeleri arasýnda Sovyet Rusya gibi tarihin en saldýrgan ve eli kanlý kasabýnýn bulunmasýný tasvip etmiyorum. Ýnsan haklarýnýn korunmasý kalýbý, koruyucularýn arasýnda Sovyet Rusya’nýn da bulunduðu bir ortamda, bu organizasyonu desteklemesi veya onaylamasý gereken insanlýðýn zekasýna ve insan haklarý kavramýna bir hakaret ve saldýrý anlamýna geliyor. Bireyin canilerle iþbirliði yapmasýnýn zorunlu olduðuna nasýl inanmýyorsam, hür ülkelerin diktatörlüklerle iþbirliði yapmalarý gerektiðine de inanmýyorum.
Rusya ile diplomatik iliþkilerin gerilmesini destekler misiniz?
Evet.
Antikomünist, antisosyalist ve antiliberal olarak adlandýrýldýnýz. Buna raðmen muhafazakar olarak adlandýrýlmayý da reddediyorsunuz. Aksine en keskin eleþtirilerinizden bir kýsmýný muhafazakarlar için sarfettiniz. Siyasi pozisyonunuz nedir?
Düzeltiyorum. Pozisyonumu asla negatiflerle tanýmlamam. Laissez-faire kapitalizminin, bireysel haklarýn –ki bundan baþka bir hak kategorisi yoktur- ve bireysel özgürlüðün savunucusuyum. Komünizm, refah devleti, faþizim, Nazizim ve modern liberalizm (Amerikadaki sosyal demokrasi benzeri fikriyat) gibi bireyi kollektif bir bütüne kurban eden her doktrine bu zemin üzerinde karþý çýkýyorum. Muhafazakarlara da ayný sebeple karþýyým. Muhafazakarlar karma ekonomi ve refah devletinin destekçisidirler. Liberallerle prensipte deðil detayda farklýlaþýrlar.
Amerikanýn entellektüel iflasla karþý karþýya kaldýðýný öne sürdünüz. Bu suçlamanýz National Review gibi saðcý yayýnlarý da kapsýyor mu? Söz konusu dergi sizin devletçilik dediðiniz mefhuma karþý çýkan güçlü seslerden biri deðil mi?
Natianal Review’ý Amerikanýn en kötü ve tehlikeli dergisi olarak kabul ediyorum. Kapitalizmi savunurken kullandýklarý yöntem kapitalizmin kötülenmesine ve zarar görmesine yol açýyor. Nedenini anlatmamý ister misiniz?
Evet, lütfen
Çünkü kapitalizmi dinle baðdaþtýrýyor. National Review’ýn ideolojik posizyonu özgürlük ve kapitalizmi kabullenmek için kiþinin mutlaka Tanrýya, bir dine veyahut aþkýn bir mistisizme inanmasý gerektiði anlamýna geliyor. Bu da kapitalizmi rasyonel bir zeminde savunmanýn mümkün olamayacaðýný düþündürüyor. Öyle ki, mantýðýn ve aklýn kapitalizmin tarafýnda olmadýðýný ve esir bir toplumla diktatörlüklerin rasyonel bir sistem olduðunu, insanýn ancak mistik bir imanla özgürlüðe inanabileceðini kabullenmek durumunda kalýyorsunuz. Kapitalizmi bundan daha fazla küçültecek bir argüman olamaz ve gerçek bu argümanlarýn söylediðinin tam tersidir. Kapitalizm mantýkla savunulup meþrulaþtýrýlabilecek yegane sistemdir.
Sizin politik hedefleriniz var mý? Seçimlere katýlmayý düþündünüz mü hiç?
Kesinlikle hayýr. Ve böyle birþeyi dileyecek kadar benden nefret etmediðinizi umuyorum.
Fakat politika ile ilgileniyorsunuz, en azýndan politik teoriyle deðil mi?
Dilerseniz þöyle cevaplayayým: Sovyet Rusya’dan geldiðimde politika ile yalnýz bir sebepten ilgilendim; politikayla ilgilenme ihtiyacý duymayacaðým günlere ulaþmak için. Kendi ilgi ve amaçlarým için yaþamakta özgür býrakýlabileceðim; devletin onlarý bozmak için müdahale etmeyeceði; hayatýmýn, emeðimin, geleceðimin devletin veya bir diktatörün kaprislerinin insafýna býrakýlmayacaðýndan emin olacaðým bir toplum yapýsýný saðlamlaþtýrmak istiyorum. Tavrým bugünde aynýdýr. Sadece günümüzde bunlarýn henüz eriþilmemiþ birer ideal olduðunu, baþkalarýnýn benim amaçlarým için mücadele etmesini bekleyemeyeceðimi ve her sorumlu vatandaþ gibi amaçlarým uðruna elimden geleni yapmam gerektiðini biliyorum. Diðer bir deyiþle, politikayla özgürlükleri pekiþtirmek ve korumak için ilgileniyorum.
Çalýþmalarýnýzýn bütününde çaðdaþ dünyanýn organizasyonunun, kapitalist ülkelerde bile bireyi kuþatan ve bireysel insiyatifi boðan bir yapýda olduðunu savunuyorsunuz. Atlas Shrugged’da John Galt “akil adamlarý” bir greve yönlendirerek etraflarýndaki kollektivist toplum yapýsýnýn çökmesini saðlýyor. Sizde günümüz sanatçýlarýnýn, entellektüellerinin ve sanayicilerinin yeteneklerini toplumsal hayattan bu þekilde çekmelerinin zamanýnýn geldiðini mi düþünüyorsunuz?
Hayýr, henüz deðil. Fakat açýklamaya baþlamadan önce sorunuzun bir kýsmýný düzeltmeliyim. Bugün içinde yaþamakta olduðumuz sistem kapitalist bir ekonomi deðil. Çaðýmýza da damgasýný vuran mevcut sistem karma ekonomidir. Özgürlük ve kýsýtlamalarýnýn bir karýþýmý olan ve diktatörlüðe doðru ilerleyen bir sistemdir bu. Atlas Shrugged’da yeralan eylem toplum diktatörlükle yönetilme safhasýna eriþtiði zaman yapýlmýþtýr. Eðer biz de o noktaya gelirsek, ve ancak geldiðimiz zaman greve gitme zamaný olacaktýr; daha önce deðil.
Diktatörlük demekle neyi kastediyorsunuz? Bir diktatörlüðü nasýl tanýmlarsýnýz?
Diktatörlük insan haklarýný tanýmayan ve devletin vatandaþlarý üzerinde sýnýrsýz bir güç uygulama yetkisine sahip olduðu bir sistemdir.
Sizin tanýmýnýzda diktatörlük ve karma ekonomiyi ayýran sýnýr nerdedir?
Bir diktatörlüðün 4 unsuru vardýr: Tek parti yönetimi, politik muhalefete karþý yargýsýz infaz uygulamalarý, özel mülkiyete el konulmasý veya kamulaþtýrýlmasý ve sansür uygulamasý. Hepsinden daha baskýn olaný bu sonuncusudur. Ýnsanlar serbestçe konuþup yazabildikçe, sansür uygulanmadýkça, herþe-ye raðmen toplumu reforme etmek ve daha iyi bir noktaya sürüklemek ihtimali vardýr. Eðer sansür uygulanýyorsa, insanlarýn entellektüel açýdan greve gitmeleri, sosyal sistemle hiçbir þekilde iþbirliði yapmamalarý gerekir.
Sizin açýnýzdan arzulanabilir toplumsal deðiþiklikleri gündeme getirmek için grevden önce neler yapýlmasý gerektiðine inanýyor-sunuz?
Toplumsal akýmlara yön veren ve sosyal sistemleri yaratýp yýkabilme gücü fikirlerdedir. Onun için doðru fikirler ve doðru felsefe savunulmalý ve yayýlmalýdýr. Kapitalizmin tahribini de kapsayan modern dünyanýn felaketleri alturist-kollektivist felsefenin sonucudur. Ýnsanlarýn reddetmeleri gereken alturizmdir (diðergamlýk, fedakarlýk).
Altrurizmi nasýl tanýmlardýnýz?
Ýnsanýn kendisi için yaþama hakkýnýn olmadýðýný, varlýðýnýn yegane meþruluk kaynaðýnýn baþkalarýna hizmet etmek olduðunu ve fedakarlýðýn en büyük ahlaki görev, deðer ve erdem olduðunu savunan bir ahlak sistemidir. Bu sistem kollektivizmin ve bütün diktatörlüklerin kendilerine ahlaki açýdan meþruluk kazandýrdýklarý zemindir. Özgürlük ve kapitalizme ulaþmak için insanlýðýn mistik, altruristik ve rasyonel bir etik koduna ihtiyaçlarý var. Öyle bir kod ki insanlarýn birer kurbanlýk hayvan olmadýk-larýný, ne baþkalarý uðruna kendilerinden fedakarlýk ederek ne de baþkalarýndan kendileri için fedakarlýk etmelerini bekleyerek, kendi amaçlarý için yaþamaya haklarý olduðunu açýklamalý ve savunmalý. Diðer bir deyiþle, bugün dünyanýn Objektivist etiklere çok ihtiyacý var.
Peki bu deðiþimi gerçekleþtirmek için kapsamlý eðitim ve propoganda metodlarý kullanýlmasý gerektiðine katýlýyor musunuz?
Evet, tabii ki.
Size muhalif olanlar Objektivizmin ahlaki ve politik prensiplerinin sizi Amerikan düþünce dünyasýný kalýplarýnýn dýþýna attýðýný söylüyorlar. Bu görüþ hakkýnda ne düþünüyorsunuz?
“Düþünce dünyasýnýn kalýplarý” diye bir kavramý tanýmýyorum ve aldýrmýyorum. Bu kavram ancak düþüncenin kontrol altýnda olduðu ve düþüncelerden deðil kollektivist sloganlardan oluþan “düþünce kalýplarýnýn” varolduðu bir diktatörlüðe veya kollektivist bir topluma uygun olabilir. Amerika’da böyle bir durum söz konusu deðildir; hiçbir zaman da olmamýþtýr. Mamafih bu sözlerin, her muciti, çizginin dýþýna çýkan ve hayata bir deðiþiklik sunmaya muktedir herkesi kamuoyundaki tartýþmalardan uzak tutmak için söylendiðini duydum. Ben bir mucitim. Bu bir ayrýcalýk ve onur niþanýdýr, saklanacak ve özür dilenecek bir leke deðil. Yeni veya deðerli fikirleri olan herkes entellektüel statükonun dýþýnda durur. Ama statüko bir “düþünce” deðildir ki düþünce dünyasýnýn yerine geçsin. Statüko durgun bir bataklýktýr. Ýnsanoðlunu ileriye taþýyanlar mucitlerdir.
Objektivizmin bir felsefe olarak dünyaya hakim olacaðýna inanýyor musunuz?
Hiç kimse böyle bir soruya cevap veremez. Ýnsanoðlu hür iradeye sahiptir. Belli bir zaman diliminde veya bir kuþakta rasyonel olmayý tercih edeceklerine dair hiçbir garanti verilemez. Ayrýca hiçbir felsefenin de “dünyaya hakim olmasý” gerekmez. Sorunuzu baþka bir þekilde sorarsanýz… Mesela “Objektivizm geleceðin felsefesi olacak mý?” derseniz cevabým koþullu bir evet olurdu: Eðer insanlar mantýða dönerlerse, diktatörlükler tarafýndan yok edilmezlerse veya yeni bir karanlýk çaða girmezlerse, eðer düþünmelerine yetecek kadar varolmayý baþarabilirlerse Objektivizm kabul edebilecekleri bir felsefe olarak onlarý bekleyecektir.
Niye?
Ýnsanoðlunun hür olduðu herhangi bir tarih diliminde kazanan her zaman en rasyonel felsefe olmuþtur. Bu açýdan bakýnca “evet, Objektivizm kazanacak” diyebiliyorum. Fakat bu temennimin gerçekleþeceðine dair hiç bir garanti veya insanlarýn benimle ayný görüþü paylaþacaðýna dair önceden belirlenebilecek herhangi bir zorunluluk yok.
Dünyanýn bugünkü haline sert eleþtiriler yöneltiyorsunuz ve kitaplarýnýz sadece toplumun yapýlanmasýný deðil, insanlarýn iþ, düþünce ve aþk hayatlarýný ve bu alanlarda birbirleriyle olan iliþkilerini de deðiþtirmeye talip. Ýnsanoðlunun geleceði hakkýnda umutlu musunuz?
Evet,
umutluyum. Entellektüel bir güç ve ahlaki bir ideal olarak kollektivizm bugün
ölüdür. Fakat özgürlük ve bireycilik, ve onlarýn siyasi ifadesi olan kapitalizm
henüz keþfedilmedi. Ýnsanoðlunun bu deðerleri keþfetmeye zamaný olacaðýný
düþünüyorum. Ölmekte olan günümüz kollektivist felsefesinin bir sefalet, imkansýzlýklar
ve umutsuzluk kültüründen baþka birþey yaratmamýþ olmasý dikkate deðerdir.
Zamanýmýzýn, insaný baþarýsýzlýk, tükenmiþlik ve yýkýmla lanetlenmiþ yardýma
muhtaç, çaresiz ve akýlsýz bir varlýk olarak yansýtan sanat ve edebiyat dünyasýna
bir bakýn. Bu sunum bir kollektivistin kendi psikolojisinin itirafý olabilir
fakat genel bir insan tasviri kesinlikle deðildir. Eðer çizilen bu tablo gerçeðe
uygun olsaydý maðaralarýmýzdan asla çýkamazdýk. Fakat bugünlere gelmeyi baþardýk.
Etrafýnýzý ve tarihi gözlemleyin. Ýnsanoðlunun baþarýlarýný göreceksiniz.
Ýnsanlýðýn geliþmek için sýnýrsýz bir kabiliyete sahip olduðunu ve bu kabiliyeti
mümkün kýlan iþlevi farkedeceksiniz. O zaman insanýn yaradýlýþ itibariyle
çaresiz bir mahlukat olmadýðýný, ancak aklýný, o yüce iþlevi kullanmayý ihmal
ettiðinde o hale düþtüðünü anlayacaksýnýz. Ve büyüklük nedir diye bana sorarsanýz;
cevabým: “John Galt’ýn 3 temel deðerini kendinize düstur edinerek yaþayabilme
azmi ve kabiliyetidir” olacaktýr:
Mantýk. Amaç. Kendine Saygý.