AYN RAND'dan
Siyasi yönetimlerin en sevmediği şeylerin başında bireyin bağımsızlığı ve egonun vizyonu gelir.
Egonuzu ve kimliğinizi siyasi yönetimlere karşı koruyun.
     
 
İnsanlar karşılaştıkları tehlikeyi ortadan kaldırmak için herhangi bir cevap bulmayı istememektedirler:
  Tüm istedikleri,tüm aradıkları bağırmak için bir bahanedir:"Kendimi tutamadım, ne yaptığımı bilemedim,beni affet tanrım..!"


 

AYN RAND'ın MAKALELERİ:

 REALİST ROMANTİZM
Bu bölümde ortaya konan estetik prensiplerinin en iyi tatbikatını, sanatkarın hayat hissini teşkil eden metafizik değer-yargılarından oluşan soyutlamaların, -lisan yoluyla- sanat eseri halinde somutlaştırılmasına geniş olanaklar veren edebiyat konusunda yapabiliriz.
Bu tatbikatı, beş konu üzerinde yapacağız: edebiyatta Romantisizm ve Natüralizm ekollerinin asli özellikleri, edebiyatın asli hususiyetleri, birçok Romantik eserde ortaya çıkan "İnsana-tapma" kavramı ve mizah.
Bu tatbikatlardan, özellikle Romantisizm ve Natüralizm üzerinde olanı, bütün veçheleriyle incelendiğinde, rasyonel bir felsenin estetik prensiplerinin teşhirine çok müsaittir; fakat, burada, konu üzerinde detaylı bir tartışma yapmak yerine, ana hatlar verilecektir: ne asli yönleriyle doğru bir estetik anlayışı olan Romantisizm akımında ortaya çıkmış bazı olumsuzluklardan; ne de, asli yönleriyle yanlış bir estetik anlayışı olan Natüralizm akımında varolmuş bazı olumluluklardan bahsedilecektir.
Ondokuzuncu yüzyıldan önceki edebiyat; insanı, hayat ve faaliyetleri kendi kontrolu dışındaki kuvvetlerce belirlenen, çaresiz bir varlık olarak sundu. Bu kuvvetler, ya Yunan trajedilerindeki gibi kader ve tanrılardı; ya da, Shakespeare'in oyunlarındaki gibi fıtri bir zayıflık, "trajik bir kusur"du. O dönemin yazarları, insanı metafiziken iktidarsız kabul etti; temel öncülleri, determinizm idi. Bu öncülü kabul eden bir yazar, insanın ne olabileceğini ortaya koyamazdı; ancak, insanın başına ne geldiğini kaydedebilirdi; böylece, vakayinameler, bu kayıtlar için müsait edebi biçimler olarak varlığını sürdürdü.
İnsanın irade yeteneğine sahip bir varlık olarak edebiyatta tasviri, ondokuzuncu yüzyılda roman edebi biçimi ile birlikte ortaya çıktı; ve, sanatta büyük, yeni bir hareket olan Romantisizm doğdu. Romantisizm, insanı, değerlerini seçebilen, amaçlarını gerçekleştirebilen, kendi mevcudiyetinin kontroluna sahip bir varlık olarak gördü. Kurgunun, tarihten daha büyük bir felsefi öneme sahip olduğunu; çünkü, tarihin, şeyleri olduğu gibi sunduğunu; oysa, kurgunun, şeyleri "olması mümkün ve olması gereken haliyle" sunduğunu söyleyen Aristo'nun izinde giderek; olmuş olayları kaydetmeyip, olması gereken olayları sundular; insanların yapmış oldukları seçimleri kaydetmeyip, yapmaları gereken seçimleri sundular.
Ondokuzuncu yüzyıl sonlarına doğru, mistisizm ve kollektivizmin yeniden ortaya çıkışıyla, Romantik roman ve Romantik hareket, kültürel sahneden yavaş yavaş silindi.
İnsanın sanattaki yeni düşmanı, Natüralizm oldu. Natüralizm, irade kavramını reddeder ve insanın kendi kontrolu dışındaki kuvvetlerce belirlenen çaresiz bir yaratık olduğu nosyonuna geri döner; tek farklılık, insanın kaderine hakim olan yeni yöneticinin, -kader, tanrılar, fıtri bir zayıflık, "trajik bir kusur" olmak yerine- şimdi toplum olması idi.
Romantisizm ve Natüralizm konusunda kavramsal bir yaklaşıma sahip olmak, bugünün dünyasındaki estetik boşluktan kurtulmakta hayati bir araca sahip olmaktır.
Romantisizm
Romantisizm, insanın irade yeteneğine sahip olduğu prensibinin kabulü üzerinde bina olan bir sanat kategorisidir.
Romantisizm, kavramsal sanat ekolüdür. Günlük hayatın rasgele teferruatıyla değil; insan mevcudiyetinin, ezeli ve ebedi, temel, evrensel mesele ve değerleri ile uğraşır. Kaydetmek veya fotoğraf çekmekle uğraşmaz; yaratır ve tasarlar. Romantisizm, Aristo'nun sözleriyle, olagelen şeylerle değil, olabilecek şeylerle, olması gereken şeylerle ilgilidir.
Romantisizmin sanata getirdiği şey, değerlerin önceliği prensibi oldu. Romantisizmden önceki edebiyat ekolü olan Klasisizm'de; felsefeden, ancak üçüncü elden formül kopyalamayla yararlanılmış; ahlak formüllerini bayatlıklar ve yavanlıklar halinde tekrarlayan Klasisist edebiyat eserlerinin bu elden düşme felsefi içeriğinde, değerlerin önceliği ögesi yer almamıştı. Değerler (ve değer-yargıları), duyguların kaynağıdır; Romantisist'lerin eserlerinde ve izleyicilerinin tepkisinde büyük bir duygusal şiddet ortaya konmuş; aynı zamanda, büyük bir renklilik, hayalgücü, orijinallik, heyecan, değer-yönelimli bir hayat hissinin diğer bütün sonuçları sergilenmiştir. Bu duygusal öge, Romantisizm hareketinin en kolay algılanır karakteristiği olmuş ve bu karakteristik, daha derin bir araştırmaya girilmeksizin, Romantisizm'in tanımlayıcı karakteristiği olarak kabul edilmiştir.
İnsan hayatında, değerlerin önceliğinin, indirgenmez bir birincil olmadığı; değerlerin önceliğinin, insanın irade yeteneğine bağlı olduğu; dolayısiyle, Romantisist'lerin, felsefi olarak, -değerlerin sonucu olmaktan ibaret olan- duyguların değil, -değerlerin kökü olan- iradenin şampiyonu oldukları gibi hususlar; filozofların tanımlamak durumunda olduğu hususlardı; oysa, filozoflar, ondokuzuncu yüzyılın hayati her konusunda olduğu gibi, estetik konusunda da ihmalkar olmuşlardı.
Daha da derinde bulunan husus; akıl yeteneğinin, irade yeteneği olduğu gerçeğinin, o zaman bilinmemesiydi. Varolan çeşitli serbest irade teorileri, çoğunlukla, anti-akıl bir karakterde olduğundan; bu teoriler, iradenin, mistisizmle bir arada düşünülmesi anlayışını kuvvetlendirmekten başka bir işe yaramıyordu.
Son zamanlarda, bazı edebiyat tarihçileri, Romantisizm'in duygu-yönelimli bir ekol olduğu tanımından sarfı nazar edip; yeni tanımlar yapmaya giriştiler; fakat, başarı gösteremediler. Romantisizm, -asli ayırt edici karakteristik kuralına uyularak- irade-yönelimli bir ekol olarak tanımlanmalı; ve, Romantisist edebiyatın tabiatı ve tarihi, bu terimlerle incelenmelidir.
Eğer insan iradeye sahipse, hayatının en önemli veçhesi, değerlerinin seçilmesidir; eğer değerlerini seçerse, bu değerleri kazanmak ve/veya elde tutmak için davranmalıdır; bunun için, amaçlarını ortaya koyup, onlara erişmek için, amaçlı faaliyetlere girişmelidir. Bu faaliyetlerin esasını ifade eden edebi biçim, entrikadır. (Bir entrika, mantıken bağlantılı olayların, amaçlı bir biçimde gelişerek, bir şahikada çözümlenmesidir.)
İrade yeteneği, insan hayatının her iki temel veçhesinde üzerinde söz sahibidir: bilinç ve mevcudiyet; yani, insanın psikolojik eylemi ve fiziki eylemi; yani, insanın kendi karakterini oluşturması işi ve fiziki dünyada yapacağı faaliyetler çizgisi. Dolayısiyle, edebi bir eserde, hem karakterler, hem de olaylar; yazarın, değerlerin insan psikolojisi üzerindeki ve mevcudiyet üzerindeki rolü hakkında sahip olduğu görüşe göre (ve doğru kabul ettiği değerler sistemine göre) yaratılır. Karakterleri, somutlukların duplikasyonu değil, soyut tasarımlardır; gözlemlemiş olduğu özel bireylerin, muhabirce rapor edilmesiyle ortaya konmuş olmayıp, kavramsal olarak icat edilmişlerdir. Edebi bir eserdeki özel bireylerın spesifik karakter çizgileri, bu bireylerin eserde ortaya konan özel değer-seçimlerini neden yaptıklarını gösteren delillerden ibarettir; bu maksadı karşılamaktan daha büyük bir metafizik öneme sahip değildir (bu karakterlerin, insan psikolojisinin genel prensiplerinin incelenmesi için malzeme sağlaması, okuyucunun edinebileceği bir başka yarardır); bu karakter çizgileri, insanın karektersel potansiyelinin tamamını ortaya koymaz.
Romantisistler, bir kahramanı, istatistiki bir ortalama olarak değil; insanın en iyi ve en yüksek potansiyelini -kendi bireysel seçimlerine göre değişen dereceler dahilinde, bütün insanlara uygulanabilecek ve bütün insanlarca erişilebilecek potansiyelini- temsil eden bir soyutlama olarak sundular.
Felsefi olarak, Romantisizm, insanın mevcudiyetini yüceltmek için girişilmiş bir seferdir; psikolojik olarak, basit bir arzu olarak, -hayatı enteresan kılma arzusu olarak- yaşanır.
Romantisizm, kurgunun birincil ögesi olan "hikaye anlatma sanatı"nda ustalığı gerektirir. Hikaye anlatma sanatı, üç temel nitelik gerektirir: içtenlik (inandırıcılık), hayalgücü, bir dram duygusu. Bütün bunlar (ve daha fazlası) temaya ve karakterizasyona bütünleştirilecek orijinal bir entrikanın kurulmasına katılır. Natüralizm'de, bu ögelerden sarfı nazar edilir; karakterizasyon, varolan tek belirli ögedir; içerik, verili bir yazarın zevkine uygun olarak, şekli belirsiz bir anlatımla ve olayların "kurulmamış" (yani, amaçsız) bir biçimde gelişimi halinde sunulur.
Bir Romantisist'in eserinin değeri, yazarın kendisince yaratılmak zorundadır; insanlara hiçbir sadakat borcu yoktur; sadece insana, sadece realitenin metafiziken verili tabiatına, sadece kendi değerlerine sadakati vardır. Bir Natüralist'in eserinin değeri, duplike ettiği insanların spesifik karakterlerine, seçimlerine ve faaliyetlerine bağlıdır; ve, Natüralist, onları duplike edişindeki başarıyla yargılanır.
Bir Romantiğin hikayesindeki değer, ne olabileceğinde yatar; bir Natüralistin hikayesindeki değer, bir şeyin olmuş olduğu olgusunda yatar.
Bir çocuğa ahlaki değerlerin nelerden ibaret olduğunu teşhir etmek ve onlara nasıl sahip olunduğunu göstermek için en iyi kaynak, Romantik sanattır -özellikle, Romantik edebiyattır. Romantik sanat; çocuğa, ahlaki kurallar sunmaz; açık bir didaktik mesaj sunmaz; ama, ahlaki bir şahıs imajı sunar; yani, ahlaki bir idealin somutlaştırılmış soyutlamasını sunar. Bir çocuğun hissettiği, fakat henüz kavramsallaştıramadığı çok soyut bir soruya, -"Ne tür insan ahlakidir ve o insan ne tür bir hayat sürdürür?" sorusuna- somut, doğrudan algılanabilir bir cevap sunar.
Bir çocuk, Romantik sanattan, soyut prensipler öğrenmez; ama, bu prensipleri ileride anlayabilmesinin önşartı olan, bu prensipleri ileride kabul etmesi için teşvik veren bir şeyi öğrenir: insanın en yüksek potansiyellerine hayranlık besleyebilme duygusal deneyini; bir kahramanı, kendisine rol modeli olarak alma zevkli deneyini; değerlerle motive edilen ve değerlerin egemen olduğu bir hayat hissini; yani, ahlaki bir hayat hissini; yani, insanların seçimlerinin pratiğe geçirilebildiği, etkin olduğu, hayati önem taşıdığı bir hayat fikrini.
Romantik sanat, insan ruhunun (yani bilincinin) hem benzini, hem de bujisidir; görevi, onu ateşlemek ve hiç durmadan çalışmasını sağlamaktır.
Romantisizmi, "bir kaçış" olarak sınıflamak, ancak Natüralizmin yüzeyselliği içinde olmakla mümkündür. Evet, Romantisizm, "gerçek-hayat" problemleri karşısında bir teneffüs olmak üzere, görkemli bir hayat görünümü sunar; ve, bu görünümün tefekkürü, yüzeysel bir anlamda "bir kaçış" olarak düşünülebilir. Fakat, daha derin, metafizik-ahlaki-psikolojik bir anlamda, Natüralizm, gerçek bir kaçışı temsil eder: seçim yapmaktan, değerlerden, ahlaki sorumluluktan kaçış. Oysa, Romantisizm; insanı, realitede yapmak zorunda kalacağı mücadeleler için eğitir ve teçhizatlandırır.
Romantisizmin (zımni) standartları o kadar talepkardır ki; Romantisizmin egemen olduğu dönemlerde varolan Romantisist yazar bolluğuna rağmen; bu ekol, yüksek düzeyli olan sadece bir kaç pür, tutarlı Romantisist çıkarabilmiştir: romancılar arasında en büyükleri, Victor Hugo ve Dostoevsky; oyun yazarları arasında en büyükleri, Friedrich Schiller ve Edmond Rostand.
Yüksek mertebedeki bu yazarların -pür edebi dehaları dışındaki- ayırt edici karakteristiği, irade öncülüne tam adanmışlıklarıdır; bu adanmışlık, iradenin nüfuzuna giren her iki temel alanda da söz konusudur: bilinç ve mevcudiyet; insan karakteri ve fiziki dünyadaki insan faaliyetleri. Bu iki veçheyi mükemmelen bütünleştirebilmelerinden; kurdukları entrika yapılarındaki parlak içtenlik ve orijinallikden anlaşılmaktadır ki; bu yazarlar, insan ruhuyla (yani bilinciyle) derinden ilgilidirler. Bunlar, kelimenin en derin anlamında ahlakçıdırlar; genel bir anlamda değerlerle ilgilenmek yerine; özel olarak ahlaki değerlerle ve ahlaki değerlerin insan karakterini biçimlendirmede sahip olduğu kudretle ilgilenirler. Yarattıkları karakterler, "hayattan daha büyük"tür; yani, asli terimlerle yapılmış soyut tasarımlardır. Hikayelerinde, ahlaki değerlerle bağlantısız olarak, faaliyet olsun diye yapılmış hiçbir faaliyete yer verilmemiştir. Entrikalarındaki olayları şekillendiren, belirleyen ve motive eden şeyler: karakterlerin sahip olduğu değerler (veya bu değerlere ihanet), spiritüel amaçlar peşinde yaptıkları mücadeleler ve derin değer-çatışmalarıdır. Temaları, insan mevcudiyetinin temel, evrensel, ezeli ve ebedi konularıdır. Romantik yazarlar, edebiyatın en nadir hususiyetinin -tema ve entrikanın mükemmel bütünlüğünün- tek tutarlı yaratıcıları olmuşlardır.
Eğer, felsefi anlamlılık, önemlilik, ciddiye alınmanın kriteri ise; Romantik yazarlar, dünya edebiyatının en ciddi yazarlarıdır.
"Romantisizm" terimi etrafındaki kargaşaya, filozofların yaptığı bir katkıdan bahsetmek yerinde olacak. Bazı filozoflar, belirli filozoflara "Romantik" ismini takmıştır. Oysa, Romantik olarak nitelenen -Schelling ve Schopenhauer gibi- bu filozoflar; duyguların, içgüdülerin, iradenin akla olan üstünlüğünü savunan aleni mistiklerdir. Felsefedeki bu hareket ile estetikteki Romantisizm arasında, hiçbir önemli ilişki yoktur; bu iki hareket karıştırılmamalıdır.
Romantisizmin baş düşmanı ve tahripçisi, altrüist ahlak olmuştur.
Romantisizmin asli karakteristiği; değerlerin, özel olarak ahlaki değerlerin projekte edilmesi olduğundan; altrüizm, daha başlangıçta, Romantik edebiyata çözümsüz bir ihtilaf soktu. Altrüist ahlak (kendini-tahrip hali dışında) hayata geçirilemez; bu yüzden, altrüist ahlak anlayışına sahip kahramanlar, insanın yeryüzünde yaşayacağı hayatın terimlerinde (özellikle, psikolojik motivasyonlar alanında) inandırıcı bir hikaye içinde projekte veya dramatize edilemez. Değer ve erdem kriteri olarak altrüizm alındığında, insanın en iyi halini -"olabileceği ve olması gerektiği gibi olan halini"- veren bir imajın yaratılması imkansızdır. Romantik edebiyatın tarihi boyunca varolan kusur; inandırıcı bir kahraman
-inandırıcı bir erdemli insan imajı- sunmaktaki başarısızlıktır.
Romantisizme mükemmel bir alt-yapı olacak olan rasyonel-egoist ahlak, filozof Ayn Rand'la tam tanımına kavuşmuş; Romantisizm, romancı Ayn Rand'ın Romantik-Realizmiyle, yeniden canlanmıştır.
                 SAYFA BAŞI
Objektivist Hareket © 1998 | Felsefemiz | İrtibat Kur