"Kolektif
beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. Bir
grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya
da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan
bir şeydir. Birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin
tek başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz.
Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının
yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka birinin
yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel
ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler."
Hayatın Kaynağı:
Howard Roark isimli bir mimarin, kollektivist dusuncelerle savasini anlatiyor.
Kitapta 5 ana karakter var. Howard Roark, Domunique Francon (Roark´un
sevgilisi ve daha sonra karisi olacak)
Gail Wynand (medya patronu, Bana sorarsaniz Cem Uzan ile Reha Muhtar karisimi
bir karakter) Peter Keating (Raork´un okuldan sinif arkadasi) ve Ellsworth
Monkton Toohey (kollektivist dusuncenin savunucusu).
Kitap bu bes karakter
arasindaki savaslari anlatiyor. Muthis hikayeleri var bu karakterlerin.
Hepsi uzun uzun anlatiliyor. Kitap zaten 810 sayfa. Ama ben sahsen bittiginde
Atlas Shrugged neden cevrilmemis diye kahroldum. Sonuc olarak "ben"in
"biz"e ustunlugunu anlatan, hayirseverlige degisik bir yorum
getiren bir kitap. Sanirim filmi de cekilmis ama seyredemedim. Eski bir
film. Simdi size kitaptan bir kac alinti.
"Sifir olan
hersey olur abla"
"Ayaginin altinda
bir demir izgara hissetti, bir koku gelip yuzune carpti. Toz, ter ve kirli
giysilerin kokusu. Çöp alanlarının kokusundan beterdi bu koku. Çünkü bunda
evcil, normal bir nitelik vardı. Çürüme kavramı normal kabul edilmiş gibi.
Aşağıda metronun geçmekte olduğunu hissetti. Bu bir araya gelmiş birçok
insanın artığı diye düşündü. Bir araya getirilip sıkıştırılmış insan vücutları.
Kıpırdayacak yerleri yok, soluyacak havaları yok. Oradaki tüm kokuların
toplamı bu özet haliyle. Oysa, insan oraya inse, orada temiz kolalanmış
beyaz elbiselere, temiz saçlara, sağlıklı genç tenlere de rastlarsınız.
İşte toplamların ve ortalamaların yapısı buydu. O halde bir araya getirilmiş
çok sayıda insan zihninin kalıntısı neydi? Yine havasız yine kıprdayacak
alandan yoksun yine ayrımsız. Bunun cevabı Banner´dı (Wynand´ın gazetesi)"
"Banner´ın ilk
kampanyası, hayır işi için para toplamak oldu. Yan yana iki resim yayınlanmıştı
gazetede. Resimler de altta verilen açıklamalar da aynı büyüklükte yer
kaplıyordu. Paralel iki konu. Biri mücadeelsini sürdürmekte olan genç
bir fİzikçiyle ilgiliydi.açlıkla mücadele ediyor, çok büyük bir icat üzerinde
çalışıyordu gemç adam. Diğer hikaye, bir hizmetçiyle ilgiliydi. İdam edilmiş
bir katilin sevgilisiydi. Gayri meşru çocuğunun doğumunu bekliyordu.
Birinci hikayede
bilimsel tablolarla grafikler, ikinciye, üstü başı dağınık yüzünde acı
dolu bir ifadeyle dudakları ağzına bol gelen bir kızın resmi eşlik ediyordu.
Banner okurlarından bu iki bahtsıza yardım etmelerini istemekteydi. Genç
fizikçiye dokuz dolar kırk beş sent, bekar anneye bin yetmiş yedi dolar
para geldi. Gail Wynand gazetede çalışanları toplantıya çağırdı. İki kampanyayı
başlatan gazeteyi masanın üstüne koymuş, herbiri için toplanan paraları
da resimlerin üzerine yerleştirmişti. "Aranızda anlamayan var mı?"
diye sordu. Hiç kimse cevap vermedi. Wynand o zaman, "Artık Banner´ın
nasıl bir gazete olacağını biliyorsunuz" dedi."
Ellsworth Domunique
ile konusuyor: "...Ölü bir konunun ne kadar etkili olduğunu öğrendin
artık. İnsan böyle bir şeye karşı ağzını açıp konuşamaz, bir açıklama
yapamaz, kendini savunamaz. Çünkü hiç kimse dinlemek istemez. Şöhrete
kavuşmak zaten bzor bir şeydir. Bir kere kavuşunca da o şöhretin türünü
değiştirmene olanak yoktur. Hayır, bir mimarın kötü mimar olduğunu kanıtlayarak
onu mahvedemezsin. Ama tanrıya inanmadığı için ya da birisi onu mahkemeye
verdiği için ya da bir kadınla yattığı için ya da sineklerin kanatlarını
yolduğu için mahvedebilrisin. mantığa uymuyor mu diyorsun? tabi uymuyor.
O yüzden sonuç veriyor zaten. Mantığa karşı mantıkla savaşabilirsin. Mantıksızlığa
karşı nasıl savaşırsın? Senin sorunun nedir, biliyor musun? Pek çok insan
gibi sende de mantıksızlığa karşı yeterli saygı yok. Mantıksızlık,
hayatımızın en başta gelen unsurudur. Eğer sana düşman olursa, zerre
kadar şansın kalmaz. Ama onu kendi müttefikin haline getirebilirsen..."
"Diyelim ki
ben Ibsen´i sevmiyormuşum. Diyelim ki insanların onun oyunlarını seyretmesini
durdurmak istiyormuşum. Dönüp halka bunu söylemek benim hiçbir işime yaramaz.
Ama eğer onlara kötü bir oyun yazarının da Ibsen kadar iyi olduğu fikrini
yutturabilirsem, çok geçmeden aradaki farkı göremez olurlar."
Kent Lansing Roark
ile konuşuyor "... Benim tek demek istediğim, yönetim kuruludenilen
şey bir iki hırslı insandır, gerisi kuru gürültüdür. İnsan grupları bir
vakumdan ibarettir. Koskoca boşluklardır. İnsanlar, yokluğu gözümüzde
canlandıramıyoruz der dururlar. Gelip bir komite toplantısı izlesinler.
Bütün mesele, o boşluğu doldurmayı kimin istediğidir. Sert bir savaştır
bu savaş. Savaşların en sertidir. Düşman karşında olursa, onunla savaşmak
kolay. Ama karşında değilse ... Yüzüme deliymişim gibi bakma. Senin de
biliyor olman gerekir. Sen de ömrün boyunca bir vakuma karşı savaş verdin."
"Nedenleri
tartmak için terazi gerekir. Terazi de pamuktan yapılan bir şey değildir.
Oysa insan ruhu pamuktandır. Yani biçimi olmayan, direnci olmayan, öne
arkaya kıvrılıp hamur gibi her şekle girebilen bir şeydir. Sen onlara
işi neden sana vermeleri gerektiğini benden çok daha iyi anlatabilirsin.
Ama seni dinlemezler, oysa beni dinlerler. Çünkü ben aracıyım. İki nokta
arasındaki en kısa yol doğru çizgi değildir. Aracıdır. Ne kadar çok aracı
varsa, yol o kadar kısalır. Hamur psikolojsii budur işte."
"İyilik ve kötülük
kutupları açısından, iki kavram sunulmuştur ona. Biri bencillik, öbürü
de hayırseverliktir. Bencilliğin anlamı başkaların kendisi için feda etmek
olarak tarif edilmiştir. Hayırseverlik ise kendini başkaları için feda
etmektir denmiştir. Bu durumda insan her iki halde de diğer insanlara
bağlanmış, kendisine iki acıdan birini çekmesi söylenmişitr. Ya başkalarının
uğruna kendisi acı çekecektir, ya da kendisi uğruna başklarına acı çektirecektir. Sonunda insanoğlunun kendi acılarından zevk alması gerektiği de söylenince,
tuzak iyice kapatılmıştır. İnsan artık mazohizmi kendi ideali olarak
kabul etmek zorunda kalmıştır, çünkü bunun karşısına ancak sadizm vardır.
İnsanoğluna oynanan en küstahça oyun bu olmuştur. Bağımlılık ve acı çekme
bu yolla hayatın temelleri haline getirilmiştir. Seçenekler kendini feda
etmekle tahakküm etme arasında değildir. Seçenekler bağımsızlıkla bağımlılık
arasındadır. Yaratıcının kuralı ya da elden düşmecinin kuralıdır. Bu temel
bir sorundur. Bir ölüm kalım sorunudur. Yaratıcının kuralı, insanlığın
var olmasını sağlayan mantıklı zihnin ihtiyaçları üzerine kurulmuştur.
Elden düşmecinin kuralı ise sağ kalmayı beceremeyecek insanların ihtiyaçlarına
dayalıdır. İnsanın bağımsız egosundan doğan herşey iyidir. İnsanın insana
bağımlılığından doğan herşey kötüdür. Bencil kişi salt anlamda bakıldığında
başkalarını feda eeden kişi değildir. Başkalarını herhangi bir şekilde
kullanma ihtiyacının üstüne çıkmış kişidir. Onun işlerliği, diğer insanların
kanalıyla değildir. Birincil anlamda onlarla ilgilenmemektedir. Amacı
da düşüncesi de arzuları da enerjisinin kaynağı da hep onların dışındadır.
Bir başka kişi için var olmakta değildir. kimseden de kendisi için var
olmasını istememektedir. İnsanlar arasında oluşabilecek tek kardeşik,
tek karşılıklı saygı bu yolla olabilir. " |