AYN RAND'dan
Siyasi yönetimlerin en sevmediği şeylerin başında bireyin bağımsızlığı ve egonun vizyonu gelir.
Egonuzu ve kimliğinizi siyasi yönetimlere karşı koruyun.
 
Site search     
İnsan önce Tanrı'nın tutsağıydı. Zincirlerini kırdı. Sonra kralların tutsağı oldu. Yine zincirlerini kırdı. Artık hiçkimsenin tutsağı olmamalı.
AYN RAND
HAYATIN KAYNAĞI " PINAR" ÖZET

Objektivist Sanatçımız S. ÇETİN'in Önsözü ile
Plato Yayımcılık'tan yeniden yayımlanmıştır.

Yazan: Barış Poyrazoğlu

"Kolektif beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. Bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan bir şeydir. Birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler."

Hayatın Kaynağı: Howard Roark isimli bir mimarin, kollektivist dusuncelerle savasini anlatiyor. Kitapta 5 ana karakter var. Howard Roark, Domunique Francon (Roark´un sevgilisi ve daha sonra karisi olacak)
Gail Wynand (medya patronu, Bana sorarsaniz Cem Uzan ile Reha Muhtar karisimi bir karakter) Peter Keating (Raork´un okuldan sinif arkadasi) ve Ellsworth Monkton Toohey (kollektivist dusuncenin savunucusu).

Kitap bu bes karakter arasindaki savaslari anlatiyor. Muthis hikayeleri var bu karakterlerin. Hepsi uzun uzun anlatiliyor. Kitap zaten 810 sayfa. Ama ben sahsen bittiginde Atlas Shrugged neden cevrilmemis diye kahroldum. Sonuc olarak "ben"in "biz"e ustunlugunu anlatan, hayirseverlige degisik bir yorum getiren bir kitap. Sanirim filmi de cekilmis ama seyredemedim. Eski bir film. Simdi size kitaptan bir kac alinti.

"Sifir olan hersey olur abla"

"Ayaginin altinda bir demir izgara hissetti, bir koku gelip yuzune carpti. Toz, ter ve kirli giysilerin kokusu. Çöp alanlarının kokusundan beterdi bu koku. Çünkü bunda evcil, normal bir nitelik vardı. Çürüme kavramı normal kabul edilmiş gibi. Aşağıda metronun geçmekte olduğunu hissetti. Bu bir araya gelmiş birçok insanın artığı diye düşündü. Bir araya getirilip sıkıştırılmış insan vücutları. Kıpırdayacak yerleri yok, soluyacak havaları yok. Oradaki tüm kokuların toplamı bu özet haliyle. Oysa, insan oraya inse, orada temiz kolalanmış beyaz elbiselere, temiz saçlara, sağlıklı genç tenlere de rastlarsınız. İşte toplamların ve ortalamaların yapısı buydu. O halde bir araya getirilmiş çok sayıda insan zihninin kalıntısı neydi? Yine havasız yine kıprdayacak alandan yoksun yine ayrımsız. Bunun cevabı Banner´dı (Wynand´ın gazetesi)"

"Banner´ın ilk kampanyası, hayır işi için para toplamak oldu. Yan yana iki resim yayınlanmıştı gazetede. Resimler de altta verilen açıklamalar da aynı büyüklükte yer kaplıyordu. Paralel iki konu. Biri mücadeelsini sürdürmekte olan genç bir fİzikçiyle ilgiliydi.açlıkla mücadele ediyor, çok büyük bir icat üzerinde çalışıyordu gemç adam. Diğer hikaye, bir hizmetçiyle ilgiliydi. İdam edilmiş bir katilin sevgilisiydi. Gayri meşru çocuğunun doğumunu bekliyordu.

Birinci hikayede bilimsel tablolarla grafikler, ikinciye, üstü başı dağınık yüzünde acı dolu bir ifadeyle dudakları ağzına bol gelen bir kızın resmi eşlik ediyordu. Banner okurlarından bu iki bahtsıza yardım etmelerini istemekteydi. Genç fizikçiye dokuz dolar kırk beş sent, bekar anneye bin yetmiş yedi dolar para geldi. Gail Wynand gazetede çalışanları toplantıya çağırdı. İki kampanyayı başlatan gazeteyi masanın üstüne koymuş, herbiri için toplanan paraları da resimlerin üzerine yerleştirmişti. "Aranızda anlamayan var mı?" diye sordu. Hiç kimse cevap vermedi. Wynand o zaman, "Artık Banner´ın nasıl bir gazete olacağını biliyorsunuz" dedi."

Ellsworth Domunique ile konusuyor: "...Ölü bir konunun ne kadar etkili olduğunu öğrendin artık. İnsan böyle bir şeye karşı ağzını açıp konuşamaz, bir açıklama yapamaz, kendini savunamaz. Çünkü hiç kimse dinlemek istemez. Şöhrete kavuşmak zaten bzor bir şeydir. Bir kere kavuşunca da o şöhretin türünü değiştirmene olanak yoktur. Hayır, bir mimarın kötü mimar olduğunu kanıtlayarak onu mahvedemezsin. Ama tanrıya inanmadığı için ya da birisi onu mahkemeye verdiği için ya da bir kadınla yattığı için ya da sineklerin kanatlarını yolduğu için mahvedebilrisin. mantığa uymuyor mu diyorsun? tabi uymuyor. O yüzden sonuç veriyor zaten. Mantığa karşı mantıkla savaşabilirsin. Mantıksızlığa karşı nasıl savaşırsın? Senin sorunun nedir, biliyor musun? Pek çok insan gibi sende de mantıksızlığa karşı yeterli saygı yok. Mantıksızlık, hayatımızın en başta gelen unsurudur. Eğer sana düşman olursa, zerre kadar şansın kalmaz. Ama onu kendi müttefikin haline getirebilirsen..."

"Diyelim ki ben Ibsen´i sevmiyormuşum. Diyelim ki insanların onun oyunlarını seyretmesini durdurmak istiyormuşum. Dönüp halka bunu söylemek benim hiçbir işime yaramaz. Ama eğer onlara kötü bir oyun yazarının da Ibsen kadar iyi olduğu fikrini yutturabilirsem, çok geçmeden aradaki farkı göremez olurlar."

Kent Lansing Roark ile konuşuyor "... Benim tek demek istediğim, yönetim kuruludenilen şey bir iki hırslı insandır, gerisi kuru gürültüdür. İnsan grupları bir vakumdan ibarettir. Koskoca boşluklardır. İnsanlar, yokluğu gözümüzde canlandıramıyoruz der dururlar. Gelip bir komite toplantısı izlesinler. Bütün mesele, o boşluğu doldurmayı kimin istediğidir. Sert bir savaştır bu savaş. Savaşların en sertidir. Düşman karşında olursa, onunla savaşmak kolay. Ama karşında değilse ... Yüzüme deliymişim gibi bakma. Senin de biliyor olman gerekir. Sen de ömrün boyunca bir vakuma karşı savaş verdin."

"Nedenleri tartmak için terazi gerekir. Terazi de pamuktan yapılan bir şey değildir. Oysa insan ruhu pamuktandır. Yani biçimi olmayan, direnci olmayan, öne arkaya kıvrılıp hamur gibi her şekle girebilen bir şeydir. Sen onlara işi neden sana vermeleri gerektiğini benden çok daha iyi anlatabilirsin. Ama seni dinlemezler, oysa beni dinlerler. Çünkü ben aracıyım. İki nokta arasındaki en kısa yol doğru çizgi değildir. Aracıdır. Ne kadar çok aracı varsa, yol o kadar kısalır. Hamur psikolojsii budur işte."

"İyilik ve kötülük kutupları açısından, iki kavram sunulmuştur ona. Biri bencillik, öbürü de hayırseverliktir. Bencilliğin anlamı başkaların kendisi için feda etmek olarak tarif edilmiştir. Hayırseverlik ise kendini başkaları için feda etmektir denmiştir. Bu durumda insan her iki halde de diğer insanlara bağlanmış, kendisine iki acıdan birini çekmesi söylenmişitr. Ya başkalarının uğruna kendisi acı çekecektir, ya da kendisi uğruna başklarına acı çektirecektir. Sonunda insanoğlunun kendi acılarından zevk alması gerektiği de söylenince, tuzak iyice kapatılmıştır. İnsan artık mazohizmi kendi ideali olarak kabul etmek zorunda kalmıştır, çünkü bunun karşısına ancak sadizm vardır. İnsanoğluna oynanan en küstahça oyun bu olmuştur. Bağımlılık ve acı çekme bu yolla hayatın temelleri haline getirilmiştir. Seçenekler kendini feda etmekle tahakküm etme arasında değildir. Seçenekler bağımsızlıkla bağımlılık arasındadır. Yaratıcının kuralı ya da elden düşmecinin kuralıdır. Bu temel bir sorundur. Bir ölüm kalım sorunudur. Yaratıcının kuralı, insanlığın var olmasını sağlayan mantıklı zihnin ihtiyaçları üzerine kurulmuştur. Elden düşmecinin kuralı ise sağ kalmayı beceremeyecek insanların ihtiyaçlarına dayalıdır. İnsanın bağımsız egosundan doğan herşey iyidir. İnsanın insana bağımlılığından doğan herşey kötüdür. Bencil kişi salt anlamda bakıldığında başkalarını feda eeden kişi değildir. Başkalarını herhangi bir şekilde kullanma ihtiyacının üstüne çıkmış kişidir. Onun işlerliği, diğer insanların kanalıyla değildir. Birincil anlamda onlarla ilgilenmemektedir. Amacı da düşüncesi de arzuları da enerjisinin kaynağı da hep onların dışındadır. Bir başka kişi için var olmakta değildir. kimseden de kendisi için var olmasını istememektedir. İnsanlar arasında oluşabilecek tek kardeşik, tek karşılıklı saygı bu yolla olabilir. "

AYN RAND'ın MAKALELERİ:


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Objektivist Hareket © 1998 | Terms Of Us