|
YAZARIN DİĞER GÜNCEL YAZILARI
|
||||||||||||||||||||||
Bir duygu sömürüsü olarak "Fedakarlık"
Hal böyle olunca, Küme düşmeyi kaldırmak yetmez, eliniz değmişken "İnsancıllık", "yardımseverlik", "komşuculuk", "özgecilik", "diğergâmcılık", "kendim için birşey istiyorsam namerdimcilik" adına ne derseniz deyin o insanoğlunun gelişme/hayattan zevk almasının önündeki en büyük engel bir kere daha kendini gösterdi. |
|||||||||||||||||||||||
Salı, Mart 07, 2006İnsandaki Kazanma Hırsı ve Sosyalizm
Yazıya başlamadan şu konuda “genel bir uyum” sağlamak mümkün mü acaba?
İnsanoğlu/kızı, kazanmak ister…Kazanmak için hırs sahibidir…Bu hırs, kazanmak içn baz en haketmediği halde sahip olma isteğini de beraberinde getirebilir. Yani, yalan söyleyerek, gerçeği gizleyerek veya konulmuş kuralları biraz eğip bükerek rakiplerinin önüne geçerek, hakkı olmadığına da sahip olmak ister.![]() Bu konuda hemfikir miyiz? “Hadi canım ne alakası var? İnsanoğlu/kızı sütten çıkma ak kaşıktır. Hakkı olmayana gözünün ucu ile bile bakmaz. Bunu teşvik eden ideolojileri ortadan kaldırdık mıydı bütün problemler çözülür” diyenleri pamuklara sarılmış yaşantıları ile başbaşa bırakarak devam edelim. Evet böyledir. Böyle olduğunun en basit kanıtı ise bütün ama bütün ciddi, resmi spor karşılaşmalarının en az bir tane hakeme gereksinimi olmasıdır. Mahalle aralarında oynadıklarımız dışında hakem gerektirmeyen bir oyun benim aklıma gelmiyor.Tamam, iki taraf da kazanmak veya en azından kaybetmemek istiyor. Aslında iki taraf da kuralları biliyor, oyunun amacı belli. O zaman hakeme ne gerek var? Gerek var, çünkü iki taraftan biri veya ikisi de rakibi engellemek, topu ele geçirmek, karşı tarafa sayı yapmak için hırs sahibi, bu hırsı onu, kazanmak için, faul yapmaya, kural dışı oynamaya itebiliyor. ![]() İşte bu noktada, tarafsız olan hakem, kuralların iki tarafça da ihlal edilmediğini tespit etmek ve ihlal edenleri uyarmak, gerekirse cezalandırmakla yetkili, sorumlu ve görevli. Bu girişle birlikte anlatmak istediğim asıl konu şu: Kazanma hırsı – ve daha ilerisi olan açgözlülük insanın ölümcül günahlarından biri olarak görülür ve olmaması tavsiye edilir. Cennete veya yeryüzündeki mutluluğa ancak bu günahtan arınıldığı ölçüde ulaşılabildiği söylenir. Ve, buraya dikkat, kapitalizmin bu hırsı ve açgözlülüğü körüklediği, teşvik ettiği söylenir. Kötü birşeyi teşvik ettiği için kapitalizmin de kötü olduğu ve yokedilmesi gerektiği söylenir. ![]() Sosyalizm ve komünizm ise bunun tam tersini öğütlediği için toplum adına fedakarlığı teşvik ederek, bireysel mutluluk ve çıkarlardan fedakarlık yapıldığı zaman toplumsal mutluluk ve hedeflere ulaşılabileceği söylenir. Sosyalist ahlak insandaki bu hırs ve açgözlülüğü tedavi (!) edecek ve insanın içindeki, kapitalizmin kirlettiği, ruhu temizleyecekti. Eğer bu doğru ise, yazımın başındaki oyunlarda hakem gerekliliğinin de sosyalizmi benimsemiş toplumlarda olmaması gerekmez mi (veya gerekmez miydi?) Bakıyoruz 70 sene sonra o zamanki adı ile SSCB’de, Çin’de, Arnavutluk’ta, Küba'da, Kore'de futbol maçları hakemsiz mi oynanmış?Yo… ![]() Oyuncular maçlarda “yoldaş, demin topu ayağından alırken yaptığım fauldü. Buyur top senindir” dememiş. O öyle demediği için de karşı taraf “olur mu proleter kardeş, yaptığın kurallara uygun bir şarjdı, top halkımızın emdiği helal süt kadar senin hakkındır” dememiş. ![]() Yani, insanın içindeki o pis(!), kirli (!), bütün kötülüklerin anası, cennete gitmeyi, toplumsal barış ve huzuru engelleyecek(!) kazanma hırsı ne binlerce yılın dini telkinleri ne de onlarca yılın sosyalist beyin yıkamaları ile tedavi(!) edilememiş. “Peki o zaman yazının ana fikri ne? Herkes hırs sahibi olsun, açgözlülük iyi birşeydir. Birbirimiz yiyerek gelişebiliriz, filan mı?” diyenlere peşinden gidilebilecek tek rehberin “rasyonel bencillik” olduğunu söylemekler yetineceğim. Gerisini araştırmak onlara kalmış. Belki ileriki yazılarda bunu daha da açarız.
Pazartesi, Şubat 27, 2006Yalnızlığa ÖvgüTaaa Mayıs 2003'te yazdığım bir yazı...Burada da bulunmasında yarar olduğunu düşündüm...(Hala aynı kafada mıyım? Evet!) -------------------------------------------------------------------------------- Yalnızlığa Övgü Pazartesi, Şubat 06, 2006Karikatür - Yasak ve Hoşgörü
Bir Danimarka gazetesi Hz.Muhammed karikatürleri yayınladı ve çıngar çıktı. İslam toplumu hoşnutsuzluğunu belirtti, diğer bazı Avrupa ülkeleri gazetelerinde destekleyici tarzda İslami açıdan yasak olan Hz.Muhammed'in suretinin çizilmesi bir de karikatüre konu edilince elçilik yakmaya kadar giden misillemeler başladı.
Sonra da konu - her zamanki gibi - "İslam ne kadar hoşgörüsüz bir din", "Bu konuya da hoşgörü mü gösterilir kardeşim?", "Ya ne var bunda?", "Yasak yahu anlamıyor musun?", "Önce niye yasak olduğuna bir baksak?", "Bakmayalım..Yapma deniyorsa yapmayacaksın, yoksa sonuçlarına katlanacaksın" sağır dövüşü gelip gidiyor. Diğer konulara geçmeden şunu söyleyeyim : Karikatürleri gördüm...Esprisi olmayan, birşeyleri başlatmak, birşeyleri aşmak, birilerini kışkırtmak veya birşeylere örnek olmak için sipariş üzerine çizildiği belli militan mizahı yüklü çiziktirmeler. (Leman dergisinin güneydoğu sorunlarını irdeleyen karikatürleri gibi. "Benim derdim güldürmek değil mesaj vermek" diyen karikatürler) İslam'da niye Hz.Peygamber'in resmedilmesi yasak? İlk cevap hep : "Putlaşma olmasın" diye. E sen, hırka-i Şerif, Sakal-ı Şerif, ayakizi diyerek başka şeyleri putlaştırmış durumdasın. Bu yasağın bu uygulamalarınla çelişmiyor mu? Bir seçenek daha var : Hz.Muhammed o kadar güzel bir insandı ki, resmini gören/görecek olan kadınlar ona aşık olurlar(dı). O zaman da rekabete dayanamayacak insanlar böyle bir yasağı başlatıp destekler hale geldiler. Bu nasıl/ne boyutta bir güvensizliktir ki? İslam tarafının anlayamadığı şey aslında Batı toplumlarının da anlayamadığı şeyle aynı...Batı diyor ki "ya, bu konuyu niye bu kadar dert ediyorlar? Bizim Hz.İsa için neler yaptığımızı görmüyorlar mı? Kendi peygamberimize böyle yapıyorsak inanmadığımız bir peygambere daha saygılı olabileceğimizi nasıl düşünüyorlar? Bize bu yasağın mantıklı bir gerekçesini sunup, bizi ikna etmeden olduğu gibi kabul etmemizi nasıl bekliyorlar ki?" Cevap: Onlar sizin gibi akıl çağından henüz bir bütün olarak geçmedi ki...(Geçeni var, sınava daha yeni gireni var, sınava girmeyi reddedeni var) Görselleştirmek adına şu denilebilir : Bugün, kadınla el sıkıştığı - hatta sesini duyduğu - zaman abdestinin bozulacağını düşünen insanlar var. "Manyak mısın, sapık mısın ya? El sıkışmadan ne olurmuş?" diyen de var... Karısının yabancı bir erkekle el sıkışmasına izin veren erkeği, karısını peskeş çeken erkek olarak gören var. Bu durumda bu iki erkeği nasıl bir akıl sofrasına oturtacaksınız da bir eskimo geleneği olan (ne kadar geyik bilmiyorum ama yıllardır duyarım) "gelen misafire her türlü ikramın yanında koynuna evin hanımını da sokma" misapirverlerliğinden bahsedebilirsiniz. Koyu islamcı "a-ha ben demiştim işte bugün karısının elini veren yarın karısının tamamını verir" diyebilir, ılımlı olan da "ne alakası var ya? O başka şey bu başka şey" diyebilir. İşte akılın ortadan kalkıp, inançların ortalığa döküldüğü ve tek tartışma kriterinin "ben böyle bir inanca sahibim, dur seni de ikna edeyim" olduğu bir durum. İki taraf da birbirini anlamıyor, gerekli donatıya sahip değil, 3. bir tarafı ise hiç anlamıyorlar. 3. taraf da ikisini birden anlamıyor. Bu olayda en çok kaybedenler de Türkler olacak. Çünkü batı zaten Türk harici İslam nüfusunun öyle olduğunu giyim-kuşamlarından, kadına bakış açılarından, hükümet yapılarından, yaşam tarzlarından biliyor. Ya tamamen uzak duruyor ya da "paraları/petrolleri bitene kadar katlanırım" diyor. Türklere ise bakış açıları şu olacak : "Görünüşte onlara benzemiyorlar ama madem aynı dine mensuplar, madem ki diğer taraf bunu din adına yapıyor. Türkler de bugün olmasa da yarın, dışarıdan olmasa da içeriden, gündüz olmasa da gece, bunlarla aynı seviyede" Bizim kaybımız da bu olacak işte. Sağduyuya davet etmek boşuna çünkü iki taraf da öyle bir davette ne giyeceklerini bilmiyorlar. Cuma, Ocak 06, 2006Mutluluğun sırrı küçük değişikler
Akşam Gazetesi'nden aldım :
Son madde hariç ötekileri yapın, karışmam Ama 10. maddeyi "Bencil olun....Başkalarının size iyi birşeyler yapmasını bekleyeceğinize siz kendiniz için iyi birşeyler yapın. Hem daha çabuk olur hem de tatsız/nahoş sürprizler olmaz. Örneğin "umarım sevgilim/eşim/dostum/kardeşim/arkadaşım bana doğru hediyeyi alır" diye bekleyeceğinize gidin o hediyeyi kendinize hediye edin. Hem çabuk hem garantili... Başkaları için iyi bir şeyler yapıyor olduğunuz durumda dahi öncelik kendinizde olsun. Herkes kendisi için iyi bişiler yapsın" şeklinde revize etmek istiyorum ----------------------------------------------------------------- Mutluluğun sırrı küçük değişikler 1) Haftada bir kez sevgilinizle veya bekarsanız arkadaşınızla 1 saat boyunca sohbet edin. 2) Hobinizin ne olduğunu mutlaka bulun. Spor, müzik ve hatta çalışmak bile hobiniz olabilir. Yeter ki yapmayı sevdiğiniz bir şeyi keşfedin. 3) Daha az mükemmeliyetçi olmaya çalışın. 4) Partide duvar süsü gibi durmayın. İnsanlarla göz teması kurun, onlarla konuşun. 5) Günde en az bir kez kahkaha atın. Bu sayede, kalbe kan pompalanması hızlandınır, kaslar daha fazla haraket etmiş olur. 6) Haftada 3 kez yarımşar saat egzersiz yapın. Bu kendinizi yüzde 20 oranında iyi hissetmenizi sağlar. 7) Gülümseyin. Böylece, vücuda endorfin salgılanmış olacak. 8) KENDİNİZİN en iyi arkadaşı olun. İç sesinize hep kulak verin. 9) Sıcak bir banyo, bir bardak şarap, masaj veya seks. Dokunmak ve orgazm, endorfin salgılamanızı sağlar. Bu sayede, bulutlara uçmuş kadar mutlu ve sakin olacaksınız. 10) BENCİL olmayın. Başkaları için mutlaka iyi bir şeyler yapın. Çarşamba, Ocak 04, 2006TDK Türk Gençliğine Don Kişot'u Yanlış Tanıtıyor(muş)Geçenlerde bir arkadaşın arkadaşının bir protestosundan haberim oldu Sayın İlgili, Can Dündar'ın 19/12/2005 tarihli gazete yazısıyla farkına vardığım Kurumunuz Türkçe sözlüğündeki'donkişotluk' sözcüğünün "Ortada gereklilik olmadığı halde kahramanlık göstermeye çalışmak" tanımından büyük rahatsızlık duydum. Cervantes'in söz konusu romanının anafikrini ve günümüz donkişotlarını en iyi tanımlayan Petit Larousse'un "Haksızlıklara karşı savaşan ve bunları düzeltmeye çalışan idealist davranış biçimi..." veya Webster sözlüğün "Erdemleri savunmak" tanımlarından giderek ömrü Türk halk sağlığı için komik ücretler ve ilgisiz işlerde çalıştırılarak, yine ömrü Türkiye çevresini korumak için eylemlerle ve yazı yazmakta geçen ve geçmekte olan bizim gibileri rahatlatacak ve doğru sözcüktanımını oluşturması için gereğini saygılarımla arz ve rica ederim.
Bu ülke ve dünya ne yazık ki sizin tanımınız ne olursa olsun donkişotluk yapanların, bu uğurda yaşamlarını feda edenlerin sayesinde bugünlere gelmiştir. Taa Spartaküs'ten bu yana. Saygılarımla.Umur Gürsoy Ben de şöyle yanıt verdim : Saçma bir uğraş gibime geldi...Türk dilinde kullanımı öyle gerçekten de...Yabancı kaynaklarda başka türlü olması bizimkini yanlış çıkartmaz ki... Bu aşamada bir ricam olacak. Bu yazıyı yazıp yanlışlığı vurgulayana insanlara, Türkçe'deki "Felsefe yapmak" fiilinin nasıl olup da "Bilgiçlik taslamak" anlamına geldiğini veya siyasetçilere "politika yapmayın Sn. bilmemkim" derken adamın aslında politika yapmak için para aldığını ancak Türkçe'de politika yapmanın lafı dolandırıp durmak anlamına geldiği sorulsun veya bunun için de "aslında felsefenin anlamı şudur siz felsefe yapmak fiilini böyle kullanarak felsefeyi küçümsüyorsunuz" gibi bir protesto yapıp yapmayacaklarını sorulsun. Sonra kendi kendimize soralım bakalım biri bize "senin yaptığın da tam Don Kişot'luk ha!" dediğinde bunu iltifat olarak mı alırız yoksa hak veriyorsak "haklısın ya, ben de boşveriyorum o zaman anasını satayım, ne halleri varsa görsün" diye mi yanıtlarız. Huysuzluk iyidir, yapılmalıdır ama temeli de olsun biraz yau..Yaşayan Türkçe'yle bağlantımız olsun...Bir erkeğe "etekleri zil çalıyor" dendiğinde "kardeşim biz İskoç muyuz, niye erkekler etek giysin ki?" diye çemkirilmesin (bu "çemkirmek" lafını da yeni duydum, çok hoşuma gitti, yaygınlaştırmaya çalışıyorum...Huysuzluğun bir sonraki aşaması gibi) Salı, Kasım 22, 2005Pisi pisi kopatım
Dediğimi yaparım...Hem psikopatım hem de şişmanım herkesten...Şişko patates..al sana psikopatates
|
|||||||||||||||||||||||
Objektivist Hareket © 1998 | Felsefemiz | İrtibat Kur |
|||||||||||||||||||||||