Felaket
Çığırtkanları, insanları duyarsız kalmaya itmektedir.
Bugün, felaket ilan eden sesler öylesine moda bir zırvadır ki bunların
monoton ısrarı insanları duyarsız kalmaya itmektedir. Bilinçli ya da
bilinçsiz biçimde, akla ve duyguya dayalı olarak, bugün çoğu insan,
dünyanın berbat bir durumda olduğunu ve mevcut duruma daha uzun bir
süre devam edemeyeceğini bilir.
Problemlerin varlığı kabul edilmektedir.
Ancak bizim sözde entelektüel liderlerimizden anlamsız genel sözler ve utanç verici kaçamak cevaplardan başka bir
cevap duymamaktayız. İster felsefi eserlere, ister entelektüel dergilere,
ister gazete başmakalelerine, ister partilerin siyasi konuşmalarına,
nereye bakarsanız bakın iki karakteristik özellik içeren aynı zihniyeti
bulursunuz:bayatlık ve üstünkörülük.
İnsanlar konuşmaya ve dikkatli bir şekilde hiçbir şey söylememeye ısrar
ediyor görünüyorlar. Bugünün entelektüel söylemlerindeki kaçamaklık,
sıkıcılık ve gri tondaki uyumculuk sansür altındaki insanların söylemlerini
çağrıştırmaktadır. Çaresizlik ve can sıkıntısı niteliklerinin böylesine
ucube bir birlikteliğiyle karakterize edilen bir çağ asla olmamıştı.
Bu durumun, cevapları bulmak için
ellerinden gelenin en iyisini yapmış, fakat başarısız olmuş insanların dürüstce tükenişi olduğunu söyleyebilirsiniz.
Fakat onurlu, çaresiz bir vazgeçme şerefi kesinlikle çağımızın duygusal
atmosferi değildir. Onurlu bir vazgeçme, arayış içinde olma tavırlarıyla
aynı eskimiş lafları bir daha bir daha tekrarlamayla sunulamaz veya
ifade edilemez. Hiçbir cevap bulamayacağını dürüstce anlamış bir kişi
cevaplar arıyormuş gibi görünme ihtiyacı hissetmezdi.
Bu sorunun cevabının bugünkü, ahlakı
küçümseme karakterimizde yattığını ve insanların gerçekten umursamadıkları
için cevaplar bulamadıklarını söyleyebilirsiniz. İnsanların bugün ahlakı
küçümsedikleri doğrudur, fakat bu bir sebep değil sadece bir belirtidir.
Bugünün ahlak hor görücüleriyle uğraşıyoruz ve hayatlarımızın çirkin
sırları onların umursadığı ve aradığı şeylerde yatmaktadır.
Çağdaş dünyanın entelektüel durumu
hakkındaki ve 20.yüzyıla has olan ve onu diğer kültürel kriz dönemlerinden
ayırt eden gerçek şudur: insanlar problemlere cevaplar peşinde değildir,
fakat hiçbir cevabın olmadığına ilişkin bir rahatlamanın peşinde koşmaktadırlar....
Bugün çağdaş entelektüeller arasında gördüğünüz şey: militan kuşku, ayaklanan ahlak düşmanlığı,
dogmatik bilinemezcilik, övünerek kendini alçaltma ve kendini doğru
gören ahlak bozukluğu şeklindeki acayip manzaradır. Bugünün mutlak-karşıtlarının
iki mutlağı, ihmalciliğin bilgili olduğunu iddia etmesi ve ahlaksızlığın
ahlaki hükümlerinden bahsetmeyi içerdiği gerçeğidir.
Niçin insanlar şimdi çöküşün, karanlığın,
tükenişin ve nihai felaketin kaçınılmaz olduğuna inanmaya sarılmak istiyorlar?
İşte psikologlar size bir insanın nevroz asabiyetinden muzdarip olduğunda,
korkusunu kendisine açıklayan herhangi bir bahaneye yapıştığını ve mantık,
akıl, realite veya tehlikenin ortadan kaldırılabileceğine dair onu temin
eden herhangi bir argümana karşı çıkarken, bu bahaneye sarıldığını söyleyeceklerdir.
Onun ortadan kaldırılmasını istemez, çünkü bahane onun korkusunun
gerçek sebebini, yüzleşmeye cesaret edemediği sebebini kendisinden gizlemek
için bir kalkan görevi görür.
Bayanlar ve Baylar. Bugün gördüğünüz
şey bir kültürün tümünün nevroz asabiyetidir. İnsanlar karşılaştıkları
tehlikeyi ortadan kaldırmak için herhangi bir cevap bulmayı istememektedirler:
tüm istedikleri, tüm aradıkları bağırmak için bir bahanedir:”Kendimi
tutamadım, ne yaptığımı bilemedim, beni affet tanrım!”......
İnsanlar neyden korkarlar, ve kendilerini neden suçlu
hissederler?
Onlar kültürlerinin iflas etmiş
olduğunun ilan edilmemiş bilgisinden korkarlar. Suçlu hissederler, çünkü
kültürlerini iflasın eşiğine kendileri getirmiş olduklarını ve yeni
bir başlangıç yapma cesaretine sahip olmadıklarını bilirler....Temel
fikirlerimizi gözden geçirmek zorunda olduğumuz, aksi halde çözülmemiş
çelişkilerin bedelini mahvolmak şeklinde ödemek zorunda olduğumuz gerçeğiyle
yüzleşmemek için savsaklayıcı davranırlar.
İnsanoğlunun yüzlerce yıldır sarıldığı
ve şimdi çökmüş olan üç değer şudur: mistizm, kolektivizm, altruizm....
Evet bu bir ahlak krizi çağıdır. Evet, siz kötü olmanızın
cezasını çekiyorsunuz.
Ahlak sisteminiz zirvesine, yani yolun sonundaki çıkmaz sokağa ulaştı.
Ve
eğer yaşamaya devam etmek istiyorsanız, şimdi ihtiyacınız olan şey ahlaklı
olmaya geri dönüş değil, ahlaklı olmayı keşfetmekdir....
Başkalarına yardımı merkezi ve temel bir ahlak konusu yapan
altrüizm, insanlar arasında gerçek iyilikseverliği ve dostluğu yok eder.
Altrüizm; başka bir insana değer verme işini, bir benliksizlik (egosuzluk)
eylemi olarak ortaya koyarak; başkasına değer verme işinde, egoistçe
bir yan bulunamayacağı; başkasına değer verme işinin, kendini feda etmek
anlamına geleceği; başkasına duyduğu bir sevgi, hayranlık ve saygının,
kendi zevki için olamayacağı, tersine kendi mevcudiyetine bir tehdit
teşkil edeceği inancını doğurur.
Ortaya çıkan bu ya-kendini-ya-başkasını-feda ikileminin öbür yüzünü seçenler, altrüizmin gayrı-insanileştirici etkisinin
nihai ürünleri olan psikopatlardır. Bunlar, altrüizme alternatif bir ahlaka da sahip olmadıklarından; kendini-feda
anlayışına karşı çıkarken, her insana
karşı kayıtsızlığı savunan, (genellikle kendi cinslerinden bir sürücünün
sebep olduğu) bir trafik kazasında yaralanmış, yerde yatan bir insana
yardım etmek için parmağını bile kıpırdatmayacağını söyleyen tiplerdir.
Çoğu insan, bu altrüist
ikilemin iki yüzünü de kabul etmez. Böyle olunca, insanlararası
ilişkiler ve başkalarına yardım işinin tabiatı, amacı ve ölçüsü üzerinde
büyük bir entellektüel kaos ortaya çıkar.
İnsan, kurbanlık hayvan değildir:
kendisini başkalarına feda etmesi, ahlaki bir görev veya erdem değildir.
Fakat, insanlar arasında fedaya dayanmayan bir yardımı düzenleyen ahlaki
prensipler, rasyonel olarak ortaya konabilir.
"Feda," bir değeri,
ondan daha az olan bir değer karşılığında veya karşılığında hiçbir değer
elde etmeden teslim etmektir.
Yani, altrüizm; bir insanın erdemini;
değerlerini teslim veya reddettiği veya onlara ihanet ettiği dereceyle
ölçmektedir. Mesela, altrüizme göre; yabancılara veya düşmanlara yapılan
bir yardım, sevilenlere yapılan bir yardımdan daha az "egoistçe"dir,
yani daha erdemlicedir. Rasyonel bir davranış, bunun tam tersi olmalıdır;
rasyonel bir insan, daima değerler sisteminin hiyerarşisi içinde davranır:bir değeri, daha az bir değer uğruna vermez, feda etmez.
Bir insanın sevdikleri için yaptıkları, -bu yapılanlar, kendi değerler hiyerarşisi içinde kişisel (rasyonel)
bir önem taşıyorsa- feda teşkil
etmez. Karısına aşık bir adamın, onun tehlikeli bir hastalıktan
kurtulması için bütün servetini sarf etmesi, bir fedakarlık değildir;
çünkü, karısının hayatı, parasıyla alabileceği bütün şeylerden daha
kıymetlidir. Fakat, onu kurtaracak yerde; içlerinden hiçbirini tanımadığı,
kendisine hiçbir şey ifade etmeyen on kadının hayatını kurtarmakta parasını
harcaması, -ki altrüizm bunu ister- bir fedakarlıktır. Rasyonel bir
insan, tanımadığı on kadın yerine, neden sevdiği karısını kurtarır?
Çünkü, kendi mutluluğu, hayatının en yüce gayesidir ve karısının
hayatta kalması kendi mutluluğu için gereklidir.
Boğulmak üzere olan insan konusuna gelince...
Eğer, kurtarılacak insan bir yabancı ise, onu kurtarmaya çalışmak, insanın
kendi hayatı için çok küçük bir risk varsa, ahlaken doğrudur; risk büyükse,
kurtarma teşebbüsü gayrı-ahlakidir: ancak kendine saygıdan yoksun bir insan, kendi hayatını, rasgele bir yabancının
hayatından daha değersiz görür. Eğer, kurtarılacak insan yabancı
değilse, alınacak olan riskin büyüklüğü, o kişiye verilen değerin büyüklüğüyle
orantılıdır. Eğer, o insan, aşk duyulan bir insan ise, onu kurtarmak
için hayatı kaybetmek göze alınabilir; ve bu ancak rasyonel-egoistçe
bir amaç için yapılır; çünkü,
aşık olunan o insanın yokluğunda hayat dayanılmaz olabilir.
Bir insanın
sevdiklerine yardım için yaptıkları, "benliksizlik" (egosuzluk)
veya "fedakarlık" değildir, bütünlüktür. Bütünlük, bir insanın kanaatlerine ve değerlerine sadık
olması, değerlerine uygun davranması, onları pratik realiteye geçirmesidir.
Rasyonel bir insanın, yabancılara yaklaşımını belirleyen şey ise, onların
sahip olduğu insani potansiyele saygıdır; ta ki, o yabancı tersine davransın.
Fakat, bu demek değildir ki; insan, sürekli olarak yardım edeceği bir
yabancı arasın. Prensip olarak her insan kendi hayatından sorumludur;
fakat, insan, bir olağanüstülükte, gücü yettiğince yabancılara yardım
eder.
Unutulmaması gereken şey şudur: insanlar normal olarak batmak üzere
olan gemilerde yaşamazlar veya boğulmakta olan insanlara sık sık raslamazlar;
dolayısiyle, bu tür dünyalar üzerinde kurulu ahlak sistemleri yanlıştır;
normal bir yaşamı, insani mutluluğu merkez alan rasyonel bir ahlak;
olağanüstülüklerdeki rehberliği de yapabilecek olan tek ahlaktır.
İnsan hayatının değeri mi? İnsanın varolma hakkı mı?
Kendi mutluluğunun peşinde koşması hakkı mı? Bunlar mistik ahlakcıların antitezi olan, bireyselliğe ve kapitalizme ait
olan kavramlardır.
İnanç ve kuvvet birbirinin sonucudur ve mistizm daima kuvvete dayalı
bir yönetime yol açar.
Akıl insanlar arasındaki iletişim ve anlaşmanın tek nesnel yoludur;
insanlar akla dayalı şekilde anlaşırlarsa, realite onlarun nesnel satandartı ve referans kaynağıdır. Fakat insanlar doğa üstü
bilgi yollarına sahip olduğunu iddia ettiğinde hiçbir ikna, iletişim
veya anlayış mümkün değildir.” Bu böyledir, çünkü ben öyle söylüyorum”
formülüne başvuran herkez eninde sonunda bir
silaha sarılmak zorunda kalacakdır. Kişinin
aklı vahiy için veya şartlı refleks için reddetmesi fark etmez; temel
fikir ve sonuçlar aynıdır:Bu nedenle tüm materyalistler gibi komünistlerde
yeni mistiklerdir.
“Feodalizm
veya E.Kant mistizmi - Marx kolektivizmi veya
sözde modern liberalist devletçiler – vs” lere dikkat ediniz: Onlar hala “ paranın”: tüm kötülüklerin
anası olduğunu -tabi her derdin devası hükümet parası hariç(!)- iddia
ediyorlar. Yani aynen tüm kötülüklerin anasını “şeytan” olarak gören
eski mistikler gibi..!
Çünkü: İnsanoğlunu
en aşağı hale indirmeyi teklif eden bir kişi, kendisini yardımseverliğin
harekete geçirdiğini iddia edemez. İnsanı arzusundan, hırsından veya
ümidinden soyutlamak ve onu ömür boyu durağanlığa mahkum etmek isteyen
birisi, kendisini teşvik eden unsurun şevkat olduğunu iddia edemez. İnsanın, bir kötürümün elde edebileceği ilerlemenin
sınırları ötesinde ilerlemesini yasaklamayı teklif eden birisi insan
sevgisini motivasyonu olarak iddia edemez. Bir dahiye, bir geri zekalı
için bir değeri olmayan başarıyı yasaklamayı teklif eden bir kişi, kıskançlık
ve nefretten başka hiçbir motivasyonunun olduğunu iddia edemez.
Kötü ve
çirkin bir fikri AKLA, gerçeklere ve bu dünyaya dayalı olarak telkin
etmenin imkansız olduğunu görebilirsiniz. Fakat, insan düşmanı teorilerin
savunucuları mistik bir temel veya onay aramak için her zaman realitenin
dışına kaymak zorundaydılar.
Tıpkı dilenci veya dincilerin insanın orijinal günah fikrini yaymak
için Adem’in günahı safsatasına müracaat ettiği gibi veya tıpkı Kant’ın
var olan dünyayı kurtarmak için farazi dünyaya dayanmak zorunda kalması
gibi veya tıpkı Hegel’ in mutlak fikre ve Marx’ın da Hegel’e başvurmak zorunda kalması gibi; günümüzün gerileyen kültürünün
tortusu üzerinde, insanı yaşama
hakkından soyutlamak isteyenler: Ceninin hakkını iddia ediyorlar!
Yetenekli
ve becerikli insanları her türlü haklarından men etmeye çalışanlar:
bir cenin olmadan önce kazanmadığı şeyin ve komşu yamyam ve vahşi aptalına
doğumundan önce doğanın yaptığı adaletsizliğin bedelini onun ödemesini
talep ediyorlar!
E.Kant’ın
felsefesini ‘saf akıl’, akıldışı felsefeleri bir ‘aşk’ , komünizmi ‘özgürleşme”
ve eşitçiliği bir ‘adalet’ gibiymiş
gibi sunmak…: Hangi dürüst bir kuramcı, fikirlerini bu fikirlerin zıtları
maskesi ile sunmaya çalışır?
" İnsan tabiatını hiçe sayan bir felsefe, bir adalet
ve bir ahlak":
bir politika veya bir bilim olabilir mi?
Dünya: İnsan karşıtı, akıl karşıtı ve
hayat karşıtı olan eski-yeni mistizm ve altruizm tarafından yok edilmektedir. Bu nedenle AHLAKİ
BİR DEVRİM en zor, en çok çaba gerektiren, en radikal isyan şeklidir..
Fakat bugün yapılması gereken şeydir. Medeniyet yok olmak zorunda değildir.
Vahşiler sadece bizim hatamızdan dolayı kazanıyorlar.
Bu nedenle reddetmemiz gereken tek şey böylesi akıldışı felsefe ve ahlak
anlayışlarıdır.
Eğer insanlar kendi mahvoluşlarının
kaynağını anlarlarsa, eğer insanlar kendilerini mücadelelerinin en büyüğüne, AKLIN MUTLAKLIĞI mücadelesine
adarlarsa ve eğer insanlar “insan aklı üzerine olan her türlü zalimliğin
ilelebet düşmanı” olmaya karar verirlerse:21.yüzyıl bir kez daha bir
şansa sahip olacaktır.Eğer akılcı insanlar isyan etmezse, eski-yeni
mistikler kazanacak dır.
Tabiatın gerektirdiği gibi,
insanın hayatı akılsız bir hayvanın, yağmacı bir haydudun veya aylak
bir mistiğin hayatı değil, canlı bir varlığın yaşamıdır-bu zorbalık
ve dolandırıcılık yoluyla değil, başarma yoluyla bir yaşamdır- çünkü
insanın hayatta kalması tek bir şeyin, yani aklı sayesindedir.
İnsanın
hayatı ahlak standardıdır, fakat sizin kendi yaşamanız onun amacıdır.
Eğer dünyada varolmak sizin amacınız ise, hareketlerinizi ve değerlerinizi
insana has olan bu standarda göre, yani yerine yenisi konamayan değeri-yani
hayatınızı- muhafaza etmek, onun içini doldurmak ve tadını çıkarmak
için seçmelisiniz. |