AYN RAND'dan
Siyasi yönetimlerin en sevmediği şeylerin başında bireyin bağımsızlığı ve egonun vizyonu gelir.
Egonuzu ve kimliğinizi siyasi yönetimlere karşı koruyun.
       
 
Site search     
İnsanlar karşılaştıkları tehlikeyi ortadan kaldırmak için herhangi bir cevap bulmayı istememektedirler:
  Tüm istedikleri,tüm aradıkları bağırmak için bir bahanedir:"Kendimi tutamadım, ne yaptığımı bilemedim,beni affet tanrım..!"


Kolektif beyin diye bir şey yoktur.Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka
birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri
bireysel ve özeldir.
Paylaşılamazlar ve devredilemezler.



Amacım:;insanlara veya en azından düşünme zahmetine katlananlara kendi içinde tutarlı, dürüst ve rasyonel bir yaşam tarzı sunmaktır.
AYN RAND


 
Modern Dünyanın Düşmanları:
İNANÇ ve KUVVET
( İnancın gölgesi mi, Aklın ışığı mı? )
Felaket Çığırtkanları, insanları duyarsız kalmaya itmektedir.

Bugün, felaket ilan eden sesler öylesine moda bir zırvadır ki bunların monoton ısrarı insanları duyarsız kalmaya itmektedir. Bilinçli ya da bilinçsiz biçimde, akla ve duyguya dayalı olarak, bugün çoğu insan, dünyanın berbat bir durumda olduğunu ve mevcut duruma daha uzun bir süre devam edemeyeceğini bilir.
  Problemlerin varlığı kabul edilmektedir. Ancak bizim sözde entelektüel  liderlerimizden anlamsız genel sözler ve utanç verici kaçamak cevaplardan başka bir cevap duymamaktayız. İster felsefi eserlere, ister entelektüel dergilere, ister gazete başmakalelerine, ister partilerin siyasi konuşmalarına, nereye bakarsanız bakın iki karakteristik özellik içeren aynı zihniyeti bulursunuz:bayatlık ve üstünkörülük.

İnsanlar konuşmaya ve dikkatli bir şekilde hiçbir şey söylememeye ısrar ediyor görünüyorlar. Bugünün entelektüel söylemlerindeki kaçamaklık, sıkıcılık ve gri tondaki uyumculuk sansür altındaki insanların söylemlerini çağrıştırmaktadır. Çaresizlik ve can sıkıntısı niteliklerinin böylesine ucube bir birlikteliğiyle karakterize edilen bir çağ asla olmamıştı.
  Bu durumun, cevapları bulmak için ellerinden gelenin en iyisini yapmış, fakat başarısız olmuş  insanların dürüstce tükenişi olduğunu söyleyebilirsiniz. Fakat onurlu, çaresiz bir vazgeçme şerefi kesinlikle çağımızın duygusal atmosferi değildir. Onurlu bir vazgeçme, arayış içinde olma tavırlarıyla aynı eskimiş lafları bir daha bir daha tekrarlamayla sunulamaz veya ifade edilemez. Hiçbir cevap bulamayacağını dürüstce anlamış bir kişi cevaplar arıyormuş gibi görünme ihtiyacı hissetmezdi.   Bu sorunun cevabının bugünkü, ahlakı küçümseme karakterimizde yattığını ve insanların gerçekten umursamadıkları için cevaplar bulamadıklarını söyleyebilirsiniz. İnsanların bugün ahlakı küçümsedikleri doğrudur, fakat bu bir sebep değil sadece bir belirtidir. Bugünün ahlak hor görücüleriyle uğraşıyoruz ve hayatlarımızın çirkin sırları onların umursadığı ve aradığı şeylerde yatmaktadır.   Çağdaş dünyanın entelektüel durumu hakkındaki ve 20.yüzyıla has olan ve onu diğer kültürel kriz dönemlerinden ayırt eden gerçek şudur: insanlar problemlere cevaplar peşinde değildir, fakat hiçbir cevabın olmadığına ilişkin bir rahatlamanın peşinde koşmaktadırlar....  
Bugün çağdaş entelektüeller arasında gördüğünüz şey: militan kuşku, ayaklanan ahlak düşmanlığı, dogmatik bilinemezcilik, övünerek kendini alçaltma ve kendini doğru gören ahlak bozukluğu şeklindeki acayip manzaradır. Bugünün mutlak-karşıtlarının iki mutlağı, ihmalciliğin bilgili olduğunu iddia etmesi ve ahlaksızlığın ahlaki hükümlerinden bahsetmeyi içerdiği gerçeğidir.   Niçin insanlar şimdi çöküşün, karanlığın, tükenişin ve nihai felaketin kaçınılmaz olduğuna inanmaya sarılmak istiyorlar? İşte psikologlar size bir insanın nevroz asabiyetinden muzdarip olduğunda, korkusunu kendisine açıklayan herhangi bir bahaneye yapıştığını ve mantık, akıl, realite veya tehlikenin ortadan kaldırılabileceğine dair onu temin eden herhangi bir argümana karşı çıkarken, bu bahaneye sarıldığını söyleyeceklerdir.
Onun ortadan kaldırılmasını istemez, çünkü bahane onun korkusunun gerçek sebebini, yüzleşmeye cesaret edemediği sebebini kendisinden gizlemek için bir kalkan görevi görür.
 
Bayanlar ve Baylar. Bugün gördüğünüz şey bir kültürün tümünün nevroz asabiyetidir. İnsanlar karşılaştıkları tehlikeyi ortadan kaldırmak için herhangi bir cevap bulmayı istememektedirler: tüm istedikleri, tüm aradıkları bağırmak için bir bahanedir:”Kendimi tutamadım, ne yaptığımı bilemedim, beni affet tanrım!”......  

İnsanlar neyden korkarlar, ve kendilerini neden suçlu hissederler?
 

Onlar kültürlerinin iflas etmiş olduğunun ilan edilmemiş bilgisinden korkarlar. Suçlu hissederler, çünkü kültürlerini iflasın eşiğine kendileri getirmiş olduklarını ve yeni bir başlangıç yapma cesaretine sahip olmadıklarını bilirler....Temel fikirlerimizi gözden geçirmek zorunda olduğumuz, aksi halde çözülmemiş çelişkilerin bedelini mahvolmak şeklinde ödemek zorunda olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmemek için savsaklayıcı davranırlar.   İnsanoğlunun yüzlerce yıldır sarıldığı ve şimdi çökmüş olan üç değer şudur: mistizm, kolektivizm, altruizm....  

Evet bu bir ahlak krizi çağıdır. Evet, siz kötü olmanızın cezasını çekiyorsunuz.


Ahlak sisteminiz zirvesine, yani yolun sonundaki çıkmaz sokağa ulaştı.
Ve eğer yaşamaya devam etmek istiyorsanız, şimdi ihtiyacınız olan şey ahlaklı olmaya geri dönüş değil, ahlaklı olmayı keşfetmekdir....   Başkalarına yardımı merkezi ve temel bir ahlak konusu yapan altrüizm, insanlar arasında gerçek iyilikseverliği ve dostluğu yok eder. Altrüizm; başka bir insana değer verme işini, bir benliksizlik (egosuzluk) eylemi olarak ortaya koyarak; başkasına değer verme işinde, egoistçe bir yan bulunamayacağı; başkasına değer verme işinin, kendini feda etmek anlamına geleceği; başkasına duyduğu bir sevgi, hayranlık ve saygının, kendi zevki için olamayacağı, tersine kendi mevcudiyetine bir tehdit teşkil edeceği inancını doğurur.
Ortaya çıkan bu ya-kendini-ya-başkasını-feda ikileminin öbür yüzünü seçenler, altrüizmin gayrı-insanileştirici etkisinin nihai ürünleri olan psikopatlardır. Bunlar, altrüizme alternatif bir ahlaka da sahip olmadıklarından; kendini-feda anlayışına karşı çıkarken, her insana karşı kayıtsızlığı savunan, (genellikle kendi cinslerinden bir sürücünün sebep olduğu) bir trafik kazasında yaralanmış, yerde yatan bir insana yardım etmek için parmağını bile kıpırdatmayacağını söyleyen tiplerdir.
Çoğu insan, bu altrüist ikilemin iki yüzünü de kabul etmez. Böyle olunca, insanlararası ilişkiler ve başkalarına yardım işinin tabiatı, amacı ve ölçüsü üzerinde büyük bir entellektüel kaos ortaya çıkar.

İnsan, kurbanlık hayvan değildir: kendisini başkalarına feda etmesi, ahlaki bir görev veya erdem değildir. Fakat, insanlar arasında fedaya dayanmayan bir yardımı düzenleyen ahlaki prensipler, rasyonel olarak ortaya konabilir. 

"Feda," bir değeri, ondan daha az olan bir değer karşılığında veya karşılığında hiçbir değer elde etmeden teslim etmektir.

Yani, altrüizm; bir insanın erdemini; değerlerini teslim veya reddettiği veya onlara ihanet ettiği dereceyle ölçmektedir. Mesela, altrüizme göre; yabancılara veya düşmanlara yapılan bir yardım, sevilenlere yapılan bir yardımdan daha az "egoistçe"dir, yani daha erdemlicedir. Rasyonel bir davranış, bunun tam tersi olmalıdır; rasyonel bir insan, daima değerler sisteminin hiyerarşisi içinde davranır:bir değeri, daha az bir değer uğruna vermez, feda etmez.


Bir insanın sevdikleri için yaptıkları,
-bu yapılanlar, kendi değerler hiyerarşisi içinde kişisel (rasyonel) bir önem taşıyorsa- feda teşkil etmez. Karısına aşık bir adamın, onun tehlikeli bir hastalıktan kurtulması için bütün servetini sarf etmesi, bir fedakarlık değildir; çünkü, karısının hayatı, parasıyla alabileceği bütün şeylerden daha kıymetlidir. Fakat, onu kurtaracak yerde; içlerinden hiçbirini tanımadığı, kendisine hiçbir şey ifade etmeyen on kadının hayatını kurtarmakta parasını harcaması, -ki altrüizm bunu ister- bir fedakarlıktır. Rasyonel bir insan, tanımadığı on kadın yerine, neden sevdiği karısını kurtarır? Çünkü, kendi mutluluğu, hayatının en yüce gayesidir ve karısının hayatta kalması kendi mutluluğu için gereklidir.

Boğulmak üzere olan insan konusuna gelince... Eğer, kurtarılacak insan bir yabancı ise, onu kurtarmaya çalışmak, insanın kendi hayatı için çok küçük bir risk varsa, ahlaken doğrudur; risk büyükse, kurtarma teşebbüsü gayrı-ahlakidir: ancak kendine saygıdan yoksun bir insan, kendi hayatını, rasgele bir yabancının hayatından daha değersiz görür. Eğer, kurtarılacak insan yabancı değilse, alınacak olan riskin büyüklüğü, o kişiye verilen değerin büyüklüğüyle orantılıdır. Eğer, o insan, aşk duyulan bir insan ise, onu kurtarmak için hayatı kaybetmek göze alınabilir; ve bu ancak rasyonel-egoistçe bir amaç için yapılır; çünkü, aşık olunan o insanın yokluğunda hayat dayanılmaz olabilir.   
  Bir insanın sevdiklerine yardım için yaptıkları, "benliksizlik" (egosuzluk) veya "fedakarlık" değildir, bütünlüktür. Bütünlük, bir insanın kanaatlerine ve değerlerine sadık olması, değerlerine uygun davranması, onları pratik realiteye geçirmesidir.
Rasyonel bir insanın, yabancılara yaklaşımını belirleyen şey ise, onların sahip olduğu insani potansiyele saygıdır; ta ki, o yabancı tersine davransın. Fakat, bu demek değildir ki; insan, sürekli olarak yardım edeceği bir yabancı arasın. Prensip olarak her insan kendi hayatından sorumludur; fakat, insan, bir olağanüstülükte, gücü yettiğince yabancılara yardım eder.

Unutulmaması gereken şey şudur: insanlar normal olarak batmak üzere olan gemilerde yaşamazlar veya boğulmakta olan insanlara sık sık raslamazlar; dolayısiyle, bu tür dünyalar üzerinde kurulu ahlak sistemleri yanlıştır; normal bir yaşamı, insani mutluluğu merkez alan rasyonel bir ahlak; olağanüstülüklerdeki rehberliği de yapabilecek olan tek ahlaktır.
İnsan hayatının değeri mi? İnsanın varolma hakkı mı? Kendi mutluluğunun peşinde koşması hakkı mı? Bunlar mistik ahlakcıların antitezi olan, bireyselliğe ve kapitalizme ait olan kavramlardır.
 

İnanç ve kuvvet birbirinin sonucudur ve mistizm daima kuvvete dayalı bir yönetime yol açar.


Akıl insanlar arasındaki iletişim ve anlaşmanın tek nesnel yoludur; insanlar akla dayalı şekilde anlaşırlarsa, realite onlarun nesnel satandartı ve referans kaynağıdır. Fakat insanlar doğa üstü bilgi yollarına sahip olduğunu iddia ettiğinde hiçbir ikna, iletişim veya anlayış mümkün değildir.” Bu böyledir, çünkü ben öyle söylüyorum” formülüne başvuran herkez eninde sonunda bir silaha sarılmak zorunda kalacakdır. Kişinin aklı vahiy için veya şartlı refleks için reddetmesi fark etmez; temel fikir ve sonuçlar aynıdır:Bu nedenle tüm materyalistler gibi komünistlerde yeni mistiklerdir.
  “Feodalizm veya E.Kant  mistizmi - Marx  kolektivizmi veya sözde modern liberalist devletçiler – vs” lere dikkat ediniz: Onlar hala “ paranın”: tüm kötülüklerin anası olduğunu -tabi her derdin devası hükümet parası hariç(!)- iddia ediyorlar. Yani aynen tüm kötülüklerin anasını “şeytan” olarak gören eski mistikler gibi..! Çünkü: İnsanoğlunu en aşağı hale indirmeyi teklif eden bir kişi, kendisini yardımseverliğin harekete geçirdiğini iddia edemez. İnsanı arzusundan, hırsından veya ümidinden soyutlamak ve onu ömür boyu durağanlığa mahkum etmek isteyen birisi, kendisini teşvik eden unsurun şevkat olduğunu iddia edemez. İnsanın, bir kötürümün elde edebileceği ilerlemenin sınırları ötesinde ilerlemesini yasaklamayı teklif eden birisi insan sevgisini motivasyonu olarak iddia edemez. Bir dahiye, bir geri zekalı için bir değeri olmayan başarıyı yasaklamayı teklif eden bir kişi, kıskançlık ve nefretten başka hiçbir motivasyonunun olduğunu iddia edemez.   Kötü ve çirkin bir fikri AKLA, gerçeklere ve bu dünyaya dayalı olarak telkin etmenin imkansız olduğunu görebilirsiniz. Fakat, insan düşmanı teorilerin savunucuları mistik bir temel veya onay aramak için her zaman realitenin dışına kaymak zorundaydılar.

Tıpkı dilenci veya dincilerin insanın orijinal günah fikrini yaymak için Adem’in günahı safsatasına müracaat ettiği gibi veya tıpkı Kant’ın var olan dünyayı kurtarmak için farazi dünyaya dayanmak zorunda kalması gibi veya tıpkı Hegel’ in mutlak fikre ve Marx’ın da Hegel’e  başvurmak zorunda kalması gibi; günümüzün gerileyen kültürünün tortusu  üzerinde, insanı yaşama hakkından soyutlamak isteyenler: Ceninin hakkını iddia ediyorlar!
  Yetenekli ve becerikli insanları her türlü haklarından men etmeye çalışanlar: bir cenin olmadan önce kazanmadığı şeyin ve komşu yamyam ve vahşi aptalına doğumundan önce doğanın yaptığı adaletsizliğin bedelini onun ödemesini talep ediyorlar!   E.Kant’ın felsefesini ‘saf akıl’, akıldışı felsefeleri bir ‘aşk’ , komünizmi ‘özgürleşme” ve eşitçiliği bir ‘adalet’  gibiymiş gibi sunmak…: Hangi dürüst bir kuramcı, fikirlerini bu fikirlerin zıtları maskesi ile sunmaya çalışır?

" İnsan tabiatını hiçe sayan bir felsefe, bir adalet ve bir ahlak":
bir politika veya bir bilim olabilir mi?

 
Dünya: İnsan karşıtı, akıl karşıtı ve hayat karşıtı olan eski-yeni mistizm ve altruizm tarafından yok edilmektedir. Bu nedenle AHLAKİ BİR DEVRİM en zor, en çok çaba gerektiren, en radikal isyan şeklidir.. Fakat bugün yapılması gereken şeydir. Medeniyet yok olmak zorunda değildir. Vahşiler sadece bizim hatamızdan dolayı kazanıyorlar.

Bu nedenle reddetmemiz gereken tek şey böylesi akıldışı felsefe ve ahlak anlayışlarıdır.
 

Eğer insanlar kendi mahvoluşlarının kaynağını anlarlarsa, eğer insanlar kendilerini mücadelelerinin en büyüğüne, AKLIN MUTLAKLIĞI mücadelesine adarlarsa ve eğer insanlar “insan aklı üzerine olan her türlü zalimliğin ilelebet düşmanı” olmaya karar verirlerse:21.yüzyıl bir kez daha bir şansa sahip olacaktır.Eğer akılcı insanlar isyan etmezse, eski-yeni mistikler kazanacak dır.
Tabiatın gerektirdiği gibi, insanın hayatı akılsız bir hayvanın, yağmacı bir haydudun veya aylak bir mistiğin hayatı değil, canlı bir varlığın yaşamıdır-bu zorbalık ve dolandırıcılık yoluyla değil, başarma yoluyla bir yaşamdır- çünkü insanın hayatta kalması tek bir şeyin, yani aklı sayesindedir.
İnsanın hayatı ahlak standardıdır, fakat sizin kendi yaşamanız onun amacıdır.
Eğer dünyada varolmak sizin amacınız ise, hareketlerinizi ve değerlerinizi insana has olan bu standarda göre, yani yerine yenisi konamayan değeri-yani hayatınızı- muhafaza etmek, onun içini doldurmak ve tadını çıkarmak için seçmelisiniz.
Aklınız ve varolma aşkınız buna karar versin.

Objektivistler, " muhafazakar " değil, kapitalizmin radikal savunucularıdır ve asıl amaçları politika veya ekonomi değil, insanın doğasını ve varlık nedenini incelemektir
Bireysel haklar, toplumu ahlak kurallarına boyun eğdirme yoludur.

Politika ile yalnız bir sebepten ilgilendim; politikayla ilgilenme ihtiyacı duymayacağım günlere ulaşmak için.

Kendi ilgi ve amaçlarım için yaşamakta özgür bırakılabileceğim; devletin onları bozmak için müdahale etmeyeceği; hayatımın, emeğimin, geleceğimin devletin veya bir diktatörün kaprislerinin insafına bırakılmayacağından emin olacağım bir toplum yapısını sağlamlaştırmak istiyorum. Tavrım bugünde aynıdır. Sadece günümüzde bunların henüz erişilmemiş birer ideal olduğunu, başkalarının benim amaçlarım için mücadele etmesini bekleyemeyeceğimi ve her sorumlu vatandaş gibi amaçlarım uğruna elimden geleni yapmam gerektiğini biliyorum. Diğer bir deyişle, politikayla özgürlükleri pekiştirmek ve korumak için ilgileniyorum:
.
 
 
Objektivist Hareket © 1998 | Felsefemiz | İrtibat Kur