Uygulanamaz
eski-yeni ve sözde modern felsefelerin tek amacı vardır:
İnsan zihninin ve insanların aklın gücüne duydukları güvenin tahribi...
Anlaşılmaz ve muğlak oluşları da bundandır.
Bu
nedenle:"Gerçeği-adaleti-özgürlüğü-insanı-sahip olduğumuz ve olabileceğimiz
tüm değerleri" savunmak için; UYGULANABİLİR bir felsefeye sahip
olmalıyız.
Nasıl ki muazzam bir bilgisayar programcısı olmadan çalışmaz ise; aynen
o şekilde, böylesi uygulanabilir ve objektif bir felsefe sahibi olmadan,
zihnimizi de çalıştıramayız.
Yani zihnimizin de "doğru bir programcıya" ihtiyacı vardır.
Aksi halde felsefi dolandırıcıların örümcek
ağlarına düşmekten korunamayız.
Evrenin bilinebilir, insanın akılcı yeteneğinin bu evreni kavramaya
yeterli olduğunu inkar eden tüm felsefeler: UYGULANAMAZ ve SUBJEKTİF,yani
akıldışıdır.
Bir yandan "dürüstlük" tavsiye ederken;öte yandan "gerçek-olgu-realite
" diye bir şeyin olmadığını, herşeyin "tabiat üstü veya üretici
güçlerin" elinde olduğunu iddia eden,böylesi felsefeler,nasıl ve
nerede uygulanabilir? Özgürlüğü savunurken,insanın
özel mülkiyet hakkını inkar eden solcular;kapitalizmi savunurken aklı
ve bireysel özgürlükleri hiçe sayan sağcılar; somut bir örnek değil
mi?
Algıladığımız dünya gerçektir(mevcudiyet mevcuttur); şeyler
neyse odur(A=A);
akıl, bilgi edinmenin tek aracıdır ve mantık, aklı kullanmanın yöntemidir.
Hakikat realitenin tanınmasıdır. Aynı şey aynı anda aynı açıdan, hem
doğru hem yanlış olamaz. Realite objektif olarak algılanabilir. Yani
realite yoksa "hakikat-doğruluk-gerçeklik" diye bir şeyde
olamaz ve DOĞRU kişisel kaprislerimize göre değişmez. "Bu senin
için doğru olabilir, ama benim için doğru değil ..! ( William James
)" klişesi; realiteyi inkardan başka ne ifade etmektedir? "Hiç
kimse hiç bir şeyden emin olamaz"- " Mantıkla realitenin ilgisi
yoktur"- "İspatlayamıyorum ama hissediyorum ...!!!"-
"Bu dünyada hiçkimse mükemmel değildir." gibi saçmalıkların
tümü uygulamaz ve kötü felsefelerin sonuçlarıdır.
Sebepleri bilmeden böylesi sonuçlara takılmak;
zihnimizi tahrip den başka bir işe yaramaz.
İnsan, evrenin tek rasyonel (akli) varlığıdır. Realite ve insan bilinci,
belirli bir kimliğe sahiptir; belirli bir tabiatı ve ihtiyaçları vardır.
Realiteyi anlamak ve hayatta kalmak için,insanın en temel aracı AKLIDIR.
Realite tekdir, insan bilincinin de tek bir tabiatı vardır. İnsan, özgür
iradeye sahip, kendini üretebilen ve idare edebilen bir kahramandır.
Yani insan, "ilahi tecelli" veya "üretici güçler"
gibi kendi dışındaki kuvvetlerin programladığı, cevhersiz, çaresiz bir
robot değildir.
"Karakteri, faaliyetleri, değerleri , mevcudiyetle olan ilişkileri,
gayesi ve amaçları konularında, yapmak zorunda kalacağı tercihlerde,
kendisine rehberlik edecek değerler hiyeraşisini ve prensiplerini keşfetmek",
insan bilincinin gerçek bir ihtiyacıdır.
İnsan bilinci: programcısı olmadan işe yaramayan, muazzam bir bilgisayar
gibi, bir mekanizmadır. Bilinçli olmaktan imtina ettiği ölçüde, duygusal
bilgisayarını,tesadüfi,etkiler programlar:rasgele,izlenimler,çağrışımlar,taklitler,slogan,klişeler.
Sonuç korkunun egemen olduğu bir hayat hissi...
İnsan geçmişsiz veya geleceksiz olarak an be an yaşayamaz;bütünleştirme
kapasitesini elimine edip, bilincini bir hayvanın algısal menziline
hapsedemez. Nasıl ki bir hayvanın bilinci zorlanıp soyutlamalarla uğraşır
hale getirilemez ise: insan bilinci de, o anki somutluktan başka hiçbir
şeyle uğraşamaz hale getirilerek daraltılamaz. İşte bu mekanizmayı bilgisel
bir amaçla kullanmak, iradi bir eylemi gerektirir. Bundan imtina ederse,
tesadüfler idareyi ele geçirir: mekanizma şoförsüz bir araba gibi çalışmaya
devam eder. Bütünleşmiş kişilik: bilinç ile duygular arasında tam bir
uyum olan,sahip olduğu hayat hissi ile bilinçli kanaatleri çakışmış
bir insandır. Hayatın anlamı, prensipler, idealler ve değerler; böylesi
bir bilinç ile keşfedilir. Hayat hissi, doğru bir felsefenin rehberliğinde
duygusal bütünleşmenin kriterlerini de belirler. Duyguları, tamamen
ikna olduğu yargılarından kaynaklanır. Zihin başa geçer, duygular takip
eder. Bilgilerini bütünleştirmek, bilinçli kanaatler edinmek için çaba
göstermeyen insan; KENDİNİ ifade etmekten aciz kalarak, duygularının
insafına kalır. Rasgele ve eklektik ve genellikle çelişkili fikirler
kolleksiyonundan ibaret, böylesi bir felsefi enkaz, o insanın üzerinde
hiçbir ikna gücüne sahip olamaz. Bu enkazın yarattığı duygular, realite
karşısında onu genellikle yanıltacak, kendine, sürekli olarak mutsuz
olduğu haberini verecektir. Bu enkaz değerlerin elde edilemeyeceğini,
mücadelenin nafile olduğunu; korku-suçluluk-ıstırap ve başarısızlığın
insanlığın yazılı kaderi olduğunu; bir insan tarafından yapılabilecek
hiçbir şey olmadığını ilan eder. Hayata teslimiyetle başlamak, kendi
suratına tükürüp mevcudiyeti lanetlemekle başlamak; insanın tabiatında
böyle bir hale girmek bir yozlaşma sürecidir. Kimi ilk baskıda teslim
olur, kimi kendini satar; kimi enerjisini, algılayamayacağı kadar küçük
derecelerde eksiltip, bütün ateşini yitirir. Sonra bunların hepsi kendilerine,
olgunlaşmış olmak için zihinlerini terk etmek gerektiğini; güven içinde
olmak için değerlerini terk etmek gerektiğini; pratik olmak için kendine
saygı ve güven erdemini kaybetmek gerektiğini telkin etmekte olan felsefelerin
teşkil ettiği, büyük bir bataklıkta kaybolup giderler.
RASYONEL BİR İNSANIN AYNADA GÖRMEYİ BEKLEDİĞİ
ŞEY BİR SELAMDIR.
İrrasyonel bir insanın o aynada görmeyi beklediği şey, haklı görünmektir.
Kendine saygı-güven erdeminden yoksun olmakla ihanet ettiği benliği,
son çırpınışında, hiç değilse bulunduğu dalaletin, düşkünlüğün haklı
görülmesini istemektir.
İnsanla ilgili her özelliğin spesifik bir tabiatı vardır. Dolaysıyla,
bilinç de belirli bir tabiata, belirli bir kimliğe sahiptir. İnsanın
akli yeteneğinden kaynaklanan irade de belirli bir tabiata sahiptir.
Mevcudiyetteki tabii öğelerin kombinasyonlarını yeniden düzenlemek,
insanın sahip olduğu tek yaratma gücüdür. İnsan hayalgücü,insanın realitede
olduğunu veya olabileceğini bildiği şeyleri zihninde yeniden düzenleme
yeteneğidir.
İnsan bilinci kavrama-düşünme alanında ancak bilincin kendisinin-irade
yoluyla- başlatabildiği bir davranış gücüne sahiptir. İnsanlar zihni
faaliyetlerini başlatma ve sürdürme alanında, bilinçlerinin tabiatının(kimliğinin)
belirlediğinden başka türlü davranamazlar.(Hayvanlar bedenlerinin tabiatından
başka türlü davranamazlar)
Rasyonel bir insan, amaçlarını-değerlerini-tercihlerini yargılarken:realitedeki
olguları standart olarak alır. Çünkü ancak realitede metafiziken verili
olan şeyler "neyse odur".Yani bilincin tek kaynağı realitedir.
Metafiziken-verili olanla, insan-yapısı şeylerin farkını kavramak, bilincin
somut bir ihtiyacıdır. İnsanın bilinci üzerindeki kontrolü, bilincinin
tabiatı hakkında, bilgi sahibi olması ile mümkündür. İnsan realiteye
başvurmadan, kendi bilinci hakkında hiçbirşey öğrenemez. Evren için
"yer çekimi kanunu" ne demekse;"iradi bir bilince sahip
olma özelliği" insan için o demektir. Bir insanı "hiçbirşey"
düşünmeye zorlayamaz. Zihnini çalıştırmak, insanın sadece kendi hükümdarlığında
olan,sadece kendi iradesiyle harekete geçebilecek bir güçtür. Bu nedenle
insanlar yeni şekillere sokulamaz ve başka insanların amaçları için
araçlar olarak görülemez. Bu anlamda insan ürünü olan şeyler "neyse
o" değildir, yani ne olacağı insan tarafından seçilmiştir. Bu nedenle
insan yapısı maddi-manevi hiçbir ürün, tartışmasız asla kabul edilemez.
"Metafiziken verili ve insan yapısı şeyleri" birbirine eş
tutmak, irrasyonalizmin çok harcıalem bir taktiğidir. İnsana zor, tabiata
rüşvet (yağmur duası-kurban vb.) uygulaması, bu taktiğin sonucudur.
İnsanlar,bu,taktikle,"değiştiremeyecekleri şeyler peşinden koşarken;
değiştirebilecekleri şeylere" teslim olurlar; "tabiatı özgür,
kendilerini kul" görürler.
İnsanın "kendi aklı ile bulmadığı-ispatlayamadığı bir şeyi zımnen
de olsa kabullenmesi" kendi tabiatı ile çelişir,böylece kendi tabiatına
karşı davranmış olur. Kendisi ispata muhtaç bir "tabiat üstü"
varsayımı kabul, yani akıldışı bir şeyi kabul, aklı felç etmekten başka
bir şeye yaramaz. Realiteye karşı davranış veya inançtan çıkacak sonuç,ıstırap
çekmek ve kendini imhadır. Realiteyi dolaysıyla bilincini inkar eden
bir insan; başkalarının" bilincini-anlayışlarını-yargılarını-değerlerini"
kabullenmek zorunda kalır;bu durumda insan,kendinin değil başkalarının
algılamakta olduğu bir dünyada yaşar. Böylece ruhunu, bir bilinç paraziti
haline getirir. Zihnini terk eden bir insan,bir olgular evreninde değil,bir
insanlar evreninde yaşar;olgular değil,insanlar onun realitesidir. Aklı
değil,insanlar onun hayatta varkalma aracıdır.İnsanın bedeni-maddesi-ile
bilinci arasında hiçbir zıtlık yoktur,insan bu ikisinin bölünmez bütünlüğüdür.
Rasyonel insan, eylem adamı olan bir düşünürdür; o arkadan gelecek eylemlerle
bağlantısız fikirlerin sahte olduğunu, fikirlerle bağlantısız eylemlerin
ise intihar olduğunu bilir.
Kaynak:Rasyonel İnsanın Felsefesi-S.SAKMAN