![]() ![]() |
||||||||||||||||||||
EKONOMİ/POLİTİK
ve FELSEFE: ( RADİKAL KAPİTALİZM ) |
||
"Feodalizm
veya E.Kant mistizmi - Marx kolektivizmi veya sözde modern liberalist
devletçiler - vs" |
||
20.yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir,sözde kapitalizmdir: Günümüz de kapitalizm sürecini tamamlayabilen bir tek ülke yoktur. |
||
İşte
bu anlamda amacımız: RADİKAL KAPİTALİZM' dir. Çünkü kapitalizmin önündeki tek engel:altruist (kendini feda) ahlakıdır.Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri güçlerin) ellerindeki bu altruist bayrak: birgün:Mutlaka birgün, realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini incelemek sanırım yeterlidir. |
||
RADİKAL
KAPiTALiZM ve FELSEFE |
||
Kapitalizme
ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır
ki, bu durumun bas sorumluları:"kapitalizmin deformasyona uğramasına
seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir. Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından "birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır... Dünya tarihinde hiç bir ekonomik-politik sistem değerini, kapitalizm gibi apaçık ortaya koymamış,hiç bir ekonomik-politik sistem insanoğluna kapitalizm kadar yarar sağlamamıştır. Dünyada hiç bir sisteme, kapitalizme olduğu kadar vahşice, haince ve cahilce saldırılmamıştır. Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki,2000 lif yılların gençliği bile kapitalizmin gerçek doğası hakkında yeterince bilgi sahibi olamayacaktır. Bu durumun bas sorumluları da "kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir - günümüz kapitalistleri yani. Kapitalizm öncelikle "ahlaki" deformasyona uğramıştır. Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından " birisi "ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır.İnsanin üretim sürecindeki rolüne ve niteliğine önem vermemişler, insani, toprak, orman, yeraltı servetleri gibi üretim araçlarından birisi,'toplum' denilen şeye hizmet veren unsurlardan biri olarak görmüşler, insan hizmetlerini toplum denilen soyutlamaya en yararlı olacak biçimde örgütlemeye çalışmışlardır. |
||
Oysa
"Toplum": gerçekliğe uymayan bir soyutlamadır. |
||
Çünkü,
'insanlık' bir varlık, bir organizma, bir mercan kayası değildir. Üretimin
ve ticaretin tek bir unsuru vardır: insanin kendisi. Bu bağlamda ekonomi,
politika, felsefe, psikoloji, edebiyat gibi "İnsan Bilimlerinin"
tümü ise insani araştırarak başlamalıdırlar, toplum denen muğlak bütünü
değil.Ayni şekilde,artı-değer diye bir şey yoktur.Tüm servet, birisi tarafından
üretilir ve o birisine aittir. Kapitalizmi tüm diğer sistemlerden üstün
kılan, bireyin üretim özgürlüğüdür. Üretim özgürlüğü, sömürüye değil,
servetin yaratılmasına yol açmıştır. Ne var ki, Avrupalı düşünürler, 'İnsanin Hakları' seklinde keli melendirilen çağdaş felsefeyi hiç bir zaman tümüyle kavrayamamışlardır. Kapitalizmin özünü teşkil eden bireysel özgürlüğü, insanin kıralların hakim olduğu bir devletin köleliğinden kurtulup, 'millet'in hakim olduğu bir devletin kölesi olmasi seklinde algılamışlar, üretim özgürlüğüne geçit vermemişlerdir.Kaynakların topluma ait olduğu, toplumun ortak çıkarları doğrultusunda kullanılmaları gereği düşüncesi objektif bir veriymiş gibi kabul görmüştür.Oysa, 'ortak çıkar' diye bir şey yoktur. 'Çıkar' elle tutulur bir fayda olarak bireye dönük bir kavramdır.Sözde kapitalizm, bireyin kendisini toplum için feda etmesini öngören diğerkamlık ahlaki, morality of altruism, üzerine kurulmuştur. Teknolojik devrimlerin nimetlerini tekelinde tutan yamyamlar(askeri-politik-ekonomik güçler), altrüizmin bayrağına sarılmaya devam etmekteler. Bu yamyamlar, akıbetlerinin altrüizmin atalarından(Hitler-Stalin-v.b) farklı olamayacağından habersizmiş gibi davranmaya devam ediyorlar. Fakat bir gün, mutlaka bir gün, realite o bayrağıca benzerleri gibi alaşağı ederek yerine objektivizmin bayrağını koyacaktır. İşte o bir gün'ün kestirme bir yolu yoktur maalesef;o günü bireylerin bilinci belirleyecektir.Altruism ahlakın bir diğer sonucu ise "devletçilik faciasıdır." |
||
Devletçilik
ahlaksızlıktır. |
||
Çünkü
devletçilik bireyin üretim özgürlüğünü engeller. Kaldı ki, insani üretim
araçlarından birisine indirgeyen görüş, kapitalizmin değil, feodalizmin
insan görüsüdür. Yirminci yüzyılın Avrupa kültürü esasen bir aşiret kültürüdür. "Avrupa düşüncesinde THA Varlık, aşirettir, toplumdur" derler. "İnsan, bu Varlık'ın her an ikame edilebilir hücrelerinden birisi olarak görülür. Varlık'a hizmet, askerlik, öğretmenlik, hakimlik gibi saygın bir uğraş olarak algılanır, egemen sınıfların bu tür uğraşlarından doğan ayrıcalıklarını Varlık'a hizmet edebildikleri sürece kullanabildiklerine inanılır." |
||
Bu
bağlamda Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir: Sözde kapitalizmdir. |
||
Yirminci
Yüzyılda bedensel kölelik yoktur ama zihinsel kölelik devam etmiştir.
İnsanin özgür ve bağımsız bir birey olduğu düşüncesi, Avrupa kültürüne
bütünüyle yabancıdır. Mesela: "Yirminci Yüzyıl düşüncesini oluşturan en etkin yayınlarından birisi olan Encyclopedia Britannica'ya bakalim: Britannica, 1964 baskısında, kapitalizmi 'feodalizmin yıkılmasından sonra Bati Dünyasına hakim olan ekonomik sistem' olarak takdim ettikten sonra, 'Kapitalist olarak adlandırılan bir sistemin temelini, toprak, madenler, fabrikalar gibi sermaye olarak bilinen ve kişisel olmayan üretim araçlarının sahipleri ile, emeklerini bunlara satan özgür fakat sermayesiz isçilerin arasındaki ilişkiler teşkil eder. Bu ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıkan toplu sözleşme pazarlıklarında toplumsal ürünün isçi sınıfı ile kapitalist girişimciler arasında hangi oranlarda paylaşılacağına karar verilir,' diyebilmiştir! Ansiklopediye göre, kapitalizmin basarisi, böylece ortaya çıkan 'artı değer'i, 'piramitler, katedraller gibi ölü yatırımlara değil, gemiler, antrepolar, ham maddeler, yari mamuller ve mamuller gibi maddesel servet biçimlerine' yatırmış olmasidir! Artı değer, böylece genişletilmiş üretken kapasiteye dönüştürülmüştür!' Oysa bu, tam bir iki yüzlülüktür! 1964 yılı gibi yakın bir tarihten bahsediyoruz! Okuduklarımın üzerinden bir yüzyıl dahi geçmiş değildir! Yirminci Yüzyıl insaninin beynini formatlayan Britannnica'nin iki yüzlülüğü, kapitalizm yolundaki güçlüklerimizin boyutlarını gözler önüne sermektedir! Nedir artı değer? Ansiklopedi, bunun cevabini vermemektedir, veremez! Çünkü artı-değer diye birsek yoktur. Servet, birey tarafından yaratılır. Tanımlama, isimlendirme ve bütünleştirmeden oluşan karmaşık bir süreç olan düşünceyi sadece bireysel beyinlerimiz becerebilir. Kolektif beyin, toplumsal bellek diye bir şey yoktur. İnsanlar birbirlerinden öğrenebilirler. Ancak, öğrenme bireyin kendisine ait bir süreçtir. Bireyler öğrenme sürecinde işbirliği yapabilirler. Bildiklerini birbirlerine ya da gelecek kuşaklara aktarabilirler. Ancak, nakil, bireyin söyleneni alması halinde mümkündür. Pek çok medeniyet, bireyler kendilerine nakledilenleri alamadıkları, almak istemedikleri ya da düşünmeleri yasaklandığı için kaybolmuştur." |
||
Ekonomi
bilimi ve radikal kapitalizm: |
||
Bireyi
inceleyerek toplum hakkında birşeyler öğrenmek mümkündür, ancak tersini
yapamazsınız. "Toplumu oluşturan varlıkların kendilerini incelemeden,
ilişkilerini incelemek, bize birsek kazandırmayacaktır. Böyle bir durum,
gökyüzünü araştırırken gezegenleri, uyduları ya da yıldızları incelemeyi
reddeden astronomun haline benzer! Ya da tıpta, sağlıklı olmanın kıstaslarını
tanımlamadan, hastalığı çözmeye çalışan hekimin haline! Hastaları bırakıp
hasta ilişkileriyle uğrasan bir başhekim düşünebiliyor musunuz?! Modernist
ekonomi-politikçiler asırlarca bunu yaptılar! Kullandıkları yöntem, 'İnsan
ekonomik denkleme uyduğu kadarıyla insandır' yöntemiydi. Böylesi soyutlamalar,
gerçeği yansıtmadıkları gibi garip bir çifte standart da oluşturdu. Örneğin,
bir ayakkabı tamircisine rastladıklarında adamın hayatini kazanmak için
ayakkabı tamir ettiği sonucuna varmakla beraber, ekonomi-politik gözlüklerini
taktıklarında adamın amacının, hatta görevinin topluma ayakkabı sağlamak
olduğuna karar verdiler! Bir yandan üretim araçlarının devletin kontrolünde
olmasi gerektiğini söyleyen komünizme var güçleriyle karsı çıkarken, diğer
yandan gelir dağılımını iyileştirme amacıyla işadamlarını vergi sağılacak
inek yerine koymaktan çekinmediler! " |
||
Kapitalist
ahlak nedir? |
||
Bu
sorunun cevabi, insanı tanımlamaktan geçer. Objektivizme göre insanin
tanımlayıcı özelliği akılcılığıdır. Akıl, insanın varkalmasının ve öğrenmesinin
başlıca aracıdır. İnsan, en basit ihtiyaçlarını bile düşünerek giderir.
Yiyecek yetiştirmeyi, avlanmak için silah geliştirmeyi düşünerek bulur.
Hayvanlar gibi sadece içgüdüsüyle varaklamaz. İçgüdülerimiz bizi yağmur
yağarken bir mağaraya saklanmaya yönlendirebilirler ama en basit bir
barınak yapmak için düşünmek zorundayız. İçgüdü, bize ateş yakmayı,
yün eğirmeyi, tekerlek yontmayı, apandisit ameliyatı yapmayı, keman
çalmayı öğretmez. Aklını kullanmak veya kullanmamak kişiye kalmıştır.
Düşünmeyi reddeden bireyler, ya başka bireylerin keşfettikleri ürünleri
taklide ve tekrar ederek, ya da, bunları talan ederek varkalırlar. Tercihleri
hangi yönde belirirse belirsin, insanin yegane var kalmak aracı akıldır
ve aklını kullanmayanın aklını kullanana müdahalesi kabul edilemez.
İnsan aklının temel gereksinimi özgürlüktür. Üretim, insan aklinin var
kalmak sorunsalına uygulanmasıdır. İnsan, akılcılığı ölçüsünde kazanır
veya kaybeder. Varkalır veya yeryüzünden silinir. Oysa kapitalist ahlakın tek standartı:bireyin "ne kendisini nede başkasını feda etmemesi" dir. Yani bireyin hayatı ve mutluluğu yararına olan "doğru ve iyi", yararına olmayan herşey "yanlış ve kötü" dür. Bu anlamda kapitalizmin önündeki tek engel:altruist ahlak anlayışlarıdır.Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri güçlerin) ellerindeki bu altruist (birey düşmanı) bayrak: birgün, mutlaka birgün, realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini incelemek sanırım yeterlidir. Entellektüel
bir güç ve ahlaki bir ideal olarak kollektivizm bugün ölüdür. Fakat
özgürlük ve bireycilik, ve onların siyasi ifadesi olan kapitalizm henüz
keşfedilmedi. İnsanoğlunun bu değerleri keşfetmeye zamanı olacağını
düşünüyorum. Ölmekte olan günümüz kollektivist felsefesinin bir sefalet,
imkansızlıklar ve umutsuzluk kültüründen başka birşey yaratmamış olması
dikkate değerdir. Zamanımızın, insanı başarısızlık, tükenmişlik ve yıkımla
lanetlenmiş yardıma muhtaç, çaresiz ve akılsız bir varlık olarak yansıtan
sanat ve edebiyat dünyasına bir bakın. Bu sunum bir kollektivistin kendi
psikolojisinin itirafı olabilir fakat genel bir insan tasviri kesinlikle
değildir. Eğer çizilen bu tablo gerçeğe uygun olsaydı mağaralarımızdan
asla çıkamazdık. Fakat bugünlere gelmeyi başardık. Etrafınızı ve tarihi
gözlemleyin. İnsanoğlunun başarılarını göreceksiniz. İnsanlığın gelişmek
için sınırsız bir kabiliyete sahip olduğunu ve bu kabiliyeti mümkün
kılan işlevi farkedeceksiniz. O zaman insanın yaradılış itibariyle çaresiz
bir mahlukat olmadığını, ancak aklını, o yüce işlevi kullanmayı ihmal
ettiğinde o hale düştüğünü anlayacaksınız. Ve büyüklük nedir diye bana
sorarsanız; cevabım: |
||