Rasyonel Bireycilik
ve Sahteleri
Bireycilik, hem ahlaki-politik, hem de ahlaki-psikolojik bir kavramdır. Ahlaki-politik
bir kavram olarak bireycilik, birey haklarının üstünlüğü prensibinin kabulü demektir:
insan, başlı başına bir amaçtır, başkalarının amaçlarının bir aracı olamaz. Ahlaki-psikolojik
bir kavram olarak bireycilik, bireyin zihni bağımsızlık prensibinin kabulü demektir:
insan, bağımsız olarak düşünmeli, yargılamalı ve hiçbir şeye kendi aklının hükümranlığından
daha üstün bir yer vermemelidir.
İnsan hayatını değer standartı olarak kabul eden rasyonel bir ahlak isbatlamıştır
ki: insanın, insan olarak, rasyonel bir varlık olarak hayatta var kalabilmesi
için, -psikolojik ve politik anlamda- bireycilik, objektif bir ihtiyaçtır.
Rasyonel anlamındaki bu gerçek bireycilik yerine, sık sık, "başkalarının
haklarına riayet etmemek; arzulanan herşeyi yapmak" anlamı atfedilen bir
sahte bireycilik anlayışı ortaya atılır. Bu anlayışın ifadesi olarak, genellikle
Nietzche ve Max Stirner'den alıntılar yapılır. Bireyciliğin bu sahte türünün,
bireycilik olduğu; kendini başkalarına feda etmeyi reddeden bir insanın, hemen
başkalarını kendine feda etmeye niyetleneceği inancı, altrüistlerin, rasyonel
bir bireyciliği karalamak için kullandığı bir silahtır.
Rasyonel bir bireyciliği, sahtelerinden ayırt etmek için bazı hususları hatırlatmak
yararlı olacaktır:
a) Rasyonel bireycilik, insanın insan olarak hayatta kalabilmesinin zorunlu kıldığı
objektif bir ahlaktan kaynaklanır. Bu ahlak, insanların vazgeçemeyeceği bir objektif
ihtiyaç olarak bazı erdemler tanımlamıştır. Rasyonel bireycilik, bireylerin bu
erdemlere sahip olmasını mümkün kılan bir politik alet olan birey haklarının vazgeçilmezliğinin
kabulü demektir. Başka insanların haklarını ihlal eden bir insan, bu hakları kendisi
için talep edemez: bireyci olamaz.
b) Rasyonel bireycilik, sadece insanın kollektif için yaşamasını reddetmekten
ibaret değildir. Rasyonel bir bireyci, kendi hatırı için yaşar; fakat, kendi zihninden
ve çalışmasından kaynaklanan bir hayat sürdürür; kendisini kimseye feda etmediği
gibi, kimseyi kendine feda etmez: insanlarla değer mübadele eder, onları yağmalamaz.
c) Rasyonel bireyci, kendi zihni hükümranlığı ile yaşar ve bağımsız düşünce ile
sübjektif bir duygu arasındaki farkı bilir. Sahte bireyci, "bağımsız düşünce"
ile "bağımsız duygu"yu aynı şey zanneder. "Bağımsız duygu"
diye bir şey yoktur; sadece, bağımsız zihin ve onun ürünü olan bağımsız düşünce
vardır. Duyguları belirleyen, ahlaki değerler, ahlaki değerleri belirleyen bağımsız
zihindir. Arzulanan her şeyi yapmak, bir bireycinin değil, bir irrasyonelin işidir.
d) İsyankarlık ve gayrı-konvansiyonel oluş da, başlı başına, bireyciliğin bir
kanıtı değildir. Bireycilik, sadece konformizme karşı olmaktan ibaret değildir.
Konformist, "bu doğrudur; çünkü, başkaları öyle inanıyor" diyen insandır.
Fakat, bireyci "bu doğrudur; çünkü, ben öyle inanıyorum" diyen insan
da değildir. Bireyci, "buna inanıyorum; çünkü, bunun doğru olmasının sebeplerini
görüyorum" der. Akli gerekçelerini bulduğunda konvansiyonlara karşı çıkmak,
isyan etmek bireyciliktir; fakat, hiçbir gerekçesiz, sırf "Ben istedim oldu!"
yaklaşımıyla eksantriklik yapmak bireycilik değil, sübjektivizmdir. Ne kafiyesi,
ne ölçüsü, ne insicamı, ne de başkasına vereceği bir anlamı olan bir şiir yazmak
bir sübjektivizmdir; ama, bir bireycilik değildir. Ne ritmi, ne de melodisi olan
bir müzik yazmak bir sübjektivizmdir; ama, bir bireycilik değildir. Hiçbir toplumsal
sağlık kuralına, kasden riayet etmemek bir psikopatlıktır; ama, bir bireycilik
değildir.
e) Kabileciliğe karşı oluş, bireyciliğin tabii bir sonucudur. Fakat, kabileciliğe
karşı olan her insan, bir bireyci demek değildir: o insan, bir yalnız kurt da
olabilir. Bu kurtların çoğunluğu, beklediğini bulamamış kabilecilerdir; kabile
(veya etraflarındaki insanlar) tarafından reddedilmişlerdir: bunlar, ya konvansiyonel
kurallara hiç uyamayan insanlardır, ya da manipülatif karakterleri, kabilesel
iktidar için rekabete girişemeyecek kadar aşikar ve kaba olan insanlardır. Kavramsal
bir zihniyete sahip olamayan yalnız kurt, sadece algılarının rehberliğinde davranan
bir tür entellektüel berduştur. Oradan buradan edindiği rasgele düşünce parçacıklarıyla
zihnini dolduran, bu düşünceleri keyfen sürekli değiştiren, seyyar bir fikirler
bit pazarı halinde dolaşan yalnız kurtun davranışlarında bir tek sabit tavır vardır:
bir guruptan bir başka guruba sürüklenmek ve ne cins olurlarsa olsunlar, bir takım
insanlara tutunarak onları manipüle etmek. Bu tür insanları teşhisindeki en açık
semptom, onların bir amoralist oluşlarıdır: kabilesel yalnız kurtlar, kendilerini
ve eylemlerini herhangi bir standartla yargılama yeteneğinden yoksundurlar. Kendini-değerlendirmenin
normal yörüngesi, soyut bir değere referansla yapılır: "Ben iyiyim, çünkü
rasyonelim" veya "Ben iyiyim, çünkü dürüstüm" veya hiç değilse
elden-düşme bir nosyonla, "Ben iyiyim, çünkü insanlar beni sever" gibi.
Amoralistin yörüngesi ise -kendisi nadiren ifade etse bile- "Ben iyiyim,
çünkü ben, benim"dir. Amoralizm, ahlaki sübjektivizmle karıştırılmamalıdır:
sübjektivist, değerlerini teşhis edemese de veya onların objektif geçerliliğini
isbat edemese de, -büyük bir psikolojik güçlükle de olsa- pratikte onlara sadık
kalabilir; amoralist, sübjektif değerlere de sahip değildir; O, herhangi bir değerden
yoksundur.