AYN RAND'dan
Siyasi yönetimlerin en sevmediği şeylerin başında bireyin bağımsızlığı ve egonun vizyonu gelir. Egonuzu ve kimliğinizi siyasi yönetimlere karşı koruyun.
Kolektif beyin diye bir şey yoktur.Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka
birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri
bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler.
Amacım:;insanlara veya en azından düşünme zahmetine katlananlara kendi içinde tutarlı, dürüst ve rasyonel bir yaşam tarzı sunmaktır.
AYN RAND
Gördüğü halde KÖR veya İşittiği halde SAĞIR olduğunu iddia
edenler:
BENSİZ ve BEN ‘Seni
seviyorum’ diyebilmek için ilk önce ‘ben’ demeyi bilmek gerekir
BEN
BEN:
Kendi ayakları üstünde duran, iradesiyle edindiği ve realiteye uygun doğru bir
felsefe ile entegre ettiği bilincini,
başkaları ile paylaşabilen insandır.BEN tabiatı tek başına karşılar, gayesi tabiatı feth etmektir,yalnız ve yalnız işi
için yaşar. BEN benliğini kendi değerinden düşük şeyler için feda etmez, kurban
olmaz.
BEN, KENDİSİNİ BAŞKALARI, BAŞKALARINI DA KENDİSİ İÇİN FEDA ETMEZ.
Çünkü O, başkaları için yaşamaz ve başkalarının da kendisi için yaşamasını istemez.
Bireyler arasındaki kardeşlik duyguları ve anlayışın, ancak bu temele dayanarak
var olabileceğini bilir.
BEN için en büyük meziyet:YARATMAKTIR, vermek değil!
O "başkalarının acı çekmesini" meziyetlerini gösterecek bir fırsat
olarak kullanmaz.
BEN: "İnsanlık aşkına (!) " kendini gönüllü olarak köleleştirmiş bir
insanın, BAŞKALARI için yaşayan bir köle olduğunun bilincindedir.
BEN'in EN TEMEL İHTİYACI:AKIL ve ÖZGÜRLÜKTÜR
Çünkü O : başkalarının ciğeri ile hava alamayacağını, midesi ile hazmedemeyeceğini,
aklı ile düşünemeyeceğini, insanın
bu faaliyetlerinin paylaşılamaz ve ödünç verilemez olduğunun bilincindedir.
BEN, yalnız başına düşünür, çalışır ve başkalarından çalmak veya başkalarına
hükmetmek peşinde koşmaz.
BEN'i var eden fikridir-felsefesidir-, başkaları değil.
Çünkü O, " VAR OLMAK " için başka insanlara ihtiyaç duymaz; ASALAK
bir parazit olmak aklından bile geçmez.
BEN, GÜN BE GÜN özeleştirisini yaparak, AYNADA yalnız ve yalnızca " KENDİSİNİ
" görmek isteyen İNSANDIR.
O, kıstası realite olan ve bedeni ile ruhu (bilinci) bütün olan bir İNSAN' dır.
BEN, hak
etmediği: " maddi-manevi
" her şeyi elinin tersiyle iter, reddeder.
BEN
OLMADAN BİZ OLAMAYIZ
Gerçek
iletişim ve dostluk, ancak kendi zihninin hükümdarlığında yaşayan BEN'ler arasında
kurulabilir. Ancak onlar sonsuz menzilli zihinleriyle BİZ olabilmeyi başarabilirler.
Zihinlerinde fikir değil " hazır reçete ve insanları " temel alan
BENSİZLER arasında böylesi bir iletişimin kurulması olanaksızdır. Bunların birlikteliğinin
SÜRÜ'den farkı olamaz. Sansürlü ve menzili sınırlı zihinleri ile " futbol-sex-askerlik
anıları-toplu ayinler, protestolar-v.b. " dışında bir paylaşım yapamazlar.
Bu nedenle de sürekli bir " sıkıntı-yalnızlık-stres " şikayeti ve
düşman ilan ettikleri " öteki -yabancı- " ile didişme içinde geçer
ömürleri. Kalabalıklar içinde birbirlerine sürtünerek ve böbürlenerek süren
amaçsız yaşamları bir psikoloğun kapısını çalmaya mahkumdur çoğu kez. Çünkü
kendi tabiatlarını inkar ettiklerinin farkında değillerdir.
BENSİZ
BENSİZ:
Sürekli " başkalarını " suçlayarak, aynada kendini, yalnızca kendini
" HAKLI " görmek ister, yani aynada görmek istediği kendisi değildir.
Çünkü O, asalak ve taklitçidir,sinik, korkak ve tarafsızdır. O'nun var kalma
aracı FİKİRLERİ değil İNSANLAR'dır.
Bu nedenle BENSİZ: Yaşamak için - aynen bir hırsız gibi - başkalarına muhtaçtır.
O, yargılanmaktan, yargılanmadan ve bir fikrini direkt KAST ederek ifade etmekten
kaçar, kaçınır veya kendisini KAÇMAK ZORUNDA hisseder.
BENSİZ, kendisini: sürekli " sıkıntılı -şikayetçi , mutsuz ve huzursuz
" bir hayata mahkum ettiğinin farkında bile değildir. Çünkü;- rehberi aklı
değil: " insanlar ", kıstasları realiteye uygun doğru bir felsefe
değil: " kişisel kapris ve duyguları ", amacı yaratmak değil: "
kendisini emniyette hissedebileceği bir " grup-kabile veya bir çete "
dir.
BENSİZ, hazır reçete ve kuralları rehber alıp, rasgele düşünen, dürüstlüğü "
enayilik " olarak gören, amaçsız, hak etmediği şeyler peşinde koşan, KARARSIZ
ve idare-i maslahatçı bir insandır.
O, kast ederek değil " muğlak " konuşur, sürekli " kurban "
rolünü oynar ve " başkalarını kendine fedaya " zorlarken; kendisini
" başkaları için feda " edecek şeyler peşinde koşar.
Çünkü BENSİZ, kendisine değer vermez, kendisini sevmez, kendisiyle barışık olamaz,
gurur duyamaz ve kendisini ifade edemez.
Gördüğü halde KÖR veya İşittiği halde SAĞIR olduğunu iddia
eden bir İNSAN'a rasladınız mı?
BENSİZ:İnsan davranışlarının doğuştan verilmiş bir tür metafizik görevler olduğunu
sorgulamadan kabul ederken, insanın kesinliği elde edemeyeceğini ve realitenin
asla kavranamayacağını öne sürer. Yani DÜŞÜNMEK yerine: "
gördüğü halde KÖR, işittiği halde SAĞIR " MIŞ gibi davranmayı,tercih
eder.
Bu nedenle kimisi, " Geçmişin sözde bilgeliğinde huzur arayarak bilinmeyen
geleceğin dehşetinden" kaçar, kimisi de " Anlaşılır olmayan geçmişin
dehşetinden çığlık atarak bilinmeyen bir geleceğe" kaçar.Çünkü O, "
Eleştirilmeksizin kesin olarak kabullenilen ezberlenmiş davranış kurallarıı
" aklın ve prensiplerin yerine koyma kolaycılığın tercih etmiştir.Bunlarla başa çıkmak, onun kendi-kabilesel, tarikat-partisel-v.b- " kurallarının " üstüne çıkmasını, soyut prensipler seviyesine
çıkmasını gerektirir. O ise, buna kalkışmaktansa ölmeyi tercih
eder.Bu kurallar kim tarafından konmuştur? Teoride, gelenekler tarafından. Aslında,
hasbelkader o grubun liderleri olmuş kişiler tarafından; o kişinin zihninde
ise bu kurallar onun bilmek zorunda olmadığı sırları bilenler
tarafından konulmuştur.
BENSİZİN varlığını sürdürmesi: Fikirlerin yerine "
insanlar ile grup kurallarının " konmasına
ve" insan yapımı olanın, metafiziksel olanın " üstünde tutulmasına
bağlıdır.
Metafiziksel konular onun kavramasının ötesindedir, fakat insan yapımı şeyler ve kurallar onu psikolojik ve varoluşsal olarak
bilinmeyenlerden koruyan mutlaklardır. Eğer başı derde girerse, grup onu kurtarmaya
gelir; kişi grubun yardımını kazanmak zorunda değildir, bu yardım ona otomatikman
verilir. Bu onun kendi faziletlerinin, kusurlarının veya hatalarının güvenilmez
lütfunun değil, onun gruba ait olması gerçeğinin sonucudur.
Bu anlamda BENSİZ, besleneceği canlı olmadan yaşaması mümkün olmayan, asalak
bir hayvandır.
BENSİZ: çoğu şeyi indirgenemez gerçekler olarak alır ve onları " geçerliliği kendinden
gerçekler " olarak kabul eder.
Kavramları (ezberlenmiş) algılamalarmış gibi ve soyutlukları algılanan somut
şeyler olarak görür.
BENSİZ için her şey verilidir:
Zamanın akışı, dört mevsim, evlilik kurumu, hava çocukların meydana gelmesi,
bir sel taşkını, bir yangın, bir deprem, bir devrim ve bir kitap, bunlar aynı
düzeydeki olaylardır.
BENSİZ: " Metafizik Olgularla-İnsan yapımı olan şeyler " arasındaki
farkı kavramaktan YOKSUNDUR.
Çünkü,
insan aklını harekete geçiren iki temel soru " Niçin ve Ne için? ",
BENSİZE yabancı olan şeylerdir.
BENSİZ bu sorulara:" Hayat böyledir " veya " Öyle kabul edilir
" gibi, klasik cevaplardan öte bir cevap veremez.
" Kimin hayatı? " veya " Kimin tarafından yapılması gerekir?
" sorularınıza bir cevap yoktur.
" Neden? "e olan ilginin eksikliği nedensellik kavramını ortadan kaldırır
ve geçmişi silip atar.
" Ne için? " e olan ilginin olmayışı uzun vadeli amacı ortadan kaldırır
ve geleceği kesip atar.
Bu nedenle, BENSİZLERİN kimisi:" Geçmişin sözde bilgeliğinde huzur arayarak
bilinmeyen geleceğin dehşetinden" kaçar;
kimisi de " Anlaşılır olmayan geçmişin dehşetinden çığlık atarak bilinmeyen
bir geleceğe" kaçar.
Çünkü
BENSİZ'in aklında: Bütünleştirme sürecinin yerini, bir araya getirme süreci
ve fikirlerin yerini BAŞKALARI almıştır.
Bu nedenle O, kendisi için değil başkaları için yaşamaya mahkum olur. Yaşamını
sorgulayıp dönüp baktığında " herşey bomboş-yalan dünya-yapayalnızım-v.b
" diye sızlanması hep bundandır." Eylemlerine yön verecek, tercihlerinde
özgür olacak bir iradeye sahip olup olamayacağı "
konusun da, düşünme zahmetine bile katlanamaz çünkü.
BENSİZ, nereden ve nasıl aldığını hatırlamaksızın, bazı soyut fikirleri benimseyebilir
veya bazı entelektüel inanışlara sahip olduğunu ifade edebilir.
Fakat, birisi ona inandığı şeylerin sebeplerini sorarsa, inandığı şeylerin rüzgarla
savrulan kırılgan bir yaprak olduğunu anlayacak ve sormayı aklına asla getirmediği
soruların ne kadar fazla olduğu gerçeğiyle sarsılacaktır.
Somut
şeylere bağlı olan BENSİZ: sadece aynı tip " sınırlı " dünya tarafından
somut şeylere bağlı insanlarla uğraşabilir.
Çünkü ancak orada, eleştirilmeksizin kesin olarak kabullenilen ezberlenmiş davranış
kuralları, prensiplerin yerine konmuştur.
BENSİZLER,
kendi kurallarının sınırları içinde faaliyet göstermekte ve kendilerini emniyette
hissetmekte özgürdürler.
Neye karşı emniyette?
Bilinçli olarak cevap verirler: "Yabancılara karşı." Aslında cevap
şudur:
Temel ilkelerle uğraşma gereksinimine karşı emniyette...
BENSİZ'
in: Her şeyden daha fazla korktuğu şey felsefenin esaslarıdır (özellikle de etiğin
esasları).
Realiteyi anlamak ve uygulamak uzun bir kavramsal zincir gerektirir.
Fakat BENSİZ:Kendi beynini bu zincirin ilk halkalarından sonraki halkalara ulaşabilme
yeteneğinden mahrum bırakmıştır.
Eğer onun sahip olduğunu söylediği inançlara karşı çıkılırsa, bilincinin bir
sis içinde kaybolduğunu hisseder.
Bu yüzden yabancılardan korkar.
" Yabancılar " kelimesi ona köyünün, kasabasının veya çetesinin sınırları
ötesindeki, onun " kurallarıyla " yaşamayan tüm insanların dünyası
anlamına gelir. Yabancıların kendisi için neden ölümcül bir tehdit olduğunu
ve neden içini çaresiz dehşet duygularıyla doldurduklarını bilmez, bilemez...
Çünkü tehdit, varlıklarla ilgili değildir, psiko-epistemolojiktir: Bunlarla
başa çıkmak, onun kendi " kurallarının " üstüne çıkmasını, soyut prensipler
seviyesine çıkmasını gerektirir. O ise, buna kalkışmaktansa ölmeyi tercih eder.
Çünkü,"
Yabancılara karşı korunma ": onun ait olduğu gruba bağlanmaktan -aynen
bir sürü hayvanı gibi- beklediği faydadır.
Karşılığında, grubunun ondan istediği TEK şey, grubun kurallarına itaattir.
Ve O bunlara uymaya dünden razıdır:
Çünkü bu kurallar onu soyut düşüncenin dehşetinden " koruyan şeydir."
Bu kurallar kim tarafından konmuştur?
Teoride, gelenekler tarafından. Aslında, hasbelkader o grubun liderleri olmuş
kişiler tarafından; o kişinin zihninde ise bu kurallar onun bilmek zorunda olmadığı
sırları bilenler tarafından konulmuştur.
Yani, BENSİZİN varlığını sürdürmesi: Fikirlerin yerine
" insanların " konmasına bağlıdır.
Çünkü " Metafiziksel Konular ", onun kavramasının ötesindedir, fakat
insan yapımı kurallar onu psikolojik ve varoluşsal olarak bilinmeyenlerden koruyan
mutlaklardır.
Eğer başı derde girerse, grup onu kurtarmaya gelir; kişi grubun yardımını kazanmak
zorunda değildir, bu yardım ona otomatikman verilir.
Bu onun kendi faziletlerinin, kusurlarının veya hatalarının güvenilmez lütfunun
değil, onun gruba ait olması gerçeğinin sonucudur.
Tüm
bu grup, kabile ve çetelerin ortak paydası: Aksiyona değil gösteriye, tartışmaya
değil bağırmaya-başarmaya değil istemeye-düşünmeye değil hissetmeye-değerler
peşinde koşmaya değil , yabancıları " lanetlemeye " - doğaya, toprağa,
çamura, fiziksel işgücüne dönme peşinde olmaya, yani algısal bir beynin uğraşabileceği
şeylere olan inançlarıdır.
Siz, herhangi bir problemi çözeceği inancıyla vücutlarıyla trafiği durdurarak
caddeleri tıkayan akıl ve bilim savunucuları gördünüzmü?
Siz, hiç terörizme bulaşmış bir: " akıl ve bilim
savunucusu " gördünüzmü?
İnsan
ve hayvan arasındaki fark insanın bilinci, yani onun ayırt edici özelliği olan
kavrama melekesi konusudur.
İnsan bilincinin gelişmesi kendi zeka derecesi ne olursa olsun iradidir.
Onu kendisi geliştirmek, nasıl kullanılacağını kendisi öğrenmek zorundadır ve
kendisinin tercih etmesiyle bir insan olması gerekmektedir.
Bunu tercih etmezse ne olur?
Bu durumda kendine has bir ara form, yani kendi tabiatına karşı çılgınca mücadele
veren, bir hayvan bilincine ait olan
ve elde edemeyeceği çabasız bir " emniyeti " isteyen ve başarmaktan
korktuğu insan bilincine isyan eden çaresiz bir yaratık olur.
BEN
olmadan BİZ olamayız
Objektivistler, " muhafazakar " değil, kapitalizmin radikal savunucularıdır ve asıl amaçları politika veya ekonomi değil, insanın doğasını ve varlık nedenini incelemektir
Bireysel haklar, toplumu ahlak kurallarına boyun eğdirme yoludur.
Politika ile yalnız bir sebepten ilgilendim; politikayla ilgilenme ihtiyacı duymayacağım günlere ulaşmak için.
Kendi ilgi ve amaçlarım için yaşamakta özgür bırakılabileceğim; devletin onları bozmak için müdahale etmeyeceği; hayatımın, emeğimin, geleceğimin devletin veya bir diktatörün kaprislerinin insafına bırakılmayacağından emin olacağım bir toplum yapısını sağlamlaştırmak istiyorum. Tavrım bugünde aynıdır. Sadece günümüzde bunların henüz erişilmemiş birer ideal olduğunu, başkalarının benim amaçlarım için mücadele etmesini bekleyemeyeceğimi ve her sorumlu vatandaş gibi amaçlarım uğruna elimden geleni yapmam gerektiğini biliyorum. Diğer bir deyişle, politikayla özgürlükleri pekiştirmek ve korumak için ilgileniyorum: .