HABER BÜLTENLERİMİZ:
Türkiye Objektivist Hareketi
12.Basın Bülteni
"BBDK yayımladığı bildiriyle bankaların 2008'deki kar paylarını dağıtmamasını istedi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bu kararı ile geçen sene 15 Milyar YTL olarak açıklanan bu sene de aynı seviyelerde olması beklenen paranın bankaların öz kaynaklarında kalmasını hedefliyor." (Basın)
Global mali krizin gerekçeleri :
i- serbest piyasa olanaklarının tam olarak sağlanamaması
ii - serbest rekabetin tam olarak önünün açılmaması,
iii - serbest piyasaya yapılan devlet müdahaleleri
değilmiş gibi gene bir devlet kurumu, özel bankaların kendi kazandıkları para ile ne yapması gerektiğine karar veriyor. (Bu karara rağmen kar payı dağıtmakta ısrar eden bankalar önce BDDK'dan özel izin alacaklarmış)
İnsan düşünmeden edemiyor: Bu BDDK yetkilileri, bankacılığı bu kadar iyi biliyorsa niye bankacılık sektöründe iş aramak yerine devlet memurluğunda kalıyorlar?
Türkiye Objektivist Hareketi, serbest piyasa olanaklarının önündeki bütün engellerin kaldırılması, tam serbest rekabetin gerçekleşmesinin sağlanmasını destekliyor, bunu engelleyici her türlü devlet müdahalesinin ortadan kalkmasını istiyor.
Devlet, iç güvenlik, dış güvenlik ve adalet olan asli görevine çekilmeli, ekonomi ve piyasalar serbest rekabetçi ortamın düzenlemesine terkedilmelidir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur
Objektivist Hareket
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 11 -
68’LİLER
Çocukların özel bir dünyası vardır. Kendilerini bazen dünyanın merkezi zannederler. Mesela; annesi karşısında dururken, çocuk gözünü yumar ve annesini göremez olur. Sonra, gözlerini açar, annesi yine karşısındadır. Bunu tekrar tekrar yapar. Sebebi de şudur. Her gözünü yumuşta annesini yok ettiğini, sonra da gözlerini açarak onu yine karşısına getirdiğini zanneder. Annesini kendi arzusuna göre bir yok edip bir var ederek, kendisinde müthiş bir güç olduğu zevkini yaşar.
Daha ileri yaşlarda artık dünyanın merkezinde olmadığını anlar, ama hala çocuktur tabii. Mesela; babasının parasızlıktan yakındığını duyunca, ona “parayı kimin bastığını” sorar. Babası, “devlet” cevabını verince bu sefer yine sorar: “Peki, baba, parayı devlet basıyorsa, kâğıt ve mürekkep de çok pahalı olmadığına göre; niye devlet bol bol para basıp hepimize vermiyor, böylece hepimiz zengin olmuyoruz?” diye sorar.
Çocuk bazen bu tür saflıklarla, tehlikeli de olabilir. Mesela, kibrit veya başka ateşlerle oynayan bir çocuk, yanlışlıkla bütün evini ateşe verebilir.
Çocukların, bu genellikle çok masum yanılgılarının ardında yatan gerçek, malumunuzdur. Özetle; çocuğun, dünyayla ilgili bilgileri kısıtlıdır; dolayısıyla, dünyadaki çeşitli karmaşaları anlamaları ve onlarla başa çıkmaları mümkün değildir.
Her insan, cehaletini azalttıkça, olgunlaştıkça, çocukluğun bu handikabından sıyrılır ve dünyada var kalma işini, hiç değilse çocukluğundaki hataları yapmadan, becermeye başlar.
Her çocuğun hayatında gözlediğimiz bu süreç, esasen, bütün insan neslinin gelişmesinde de gözlenir. İlkel toplumlardaki, genç yaşlı, bütün insanların zihinleri, çocuklar gibi işler. Mesela; ilkel kabilelerde yetişkin insanlar, düşmanlarının adını anmak istemezlermiş; çünkü onların adının zikr edilmesiyle, düşmanın karşılarına çıkageleceğinden korkarlarmış. Yine ilkel toplumlarda, büyücülüğün önemini biliyorsunuz. Büyülerle, hastalıklar iyileşir; büyülerle tabiat kanunlarına meydan okunur sanırlarmış. Veya simyacıları hatırlayınız, habire toprağı veya adi metalleri, altına veya gümüşe çevirecek bir “sihir” arayıp durmuşlar. Ama insan nesli artık öğrenmiştir ki; hastalıklar büyüyle değil tıp bilimiyle iyileşir; metaller, fizik ve kimya biliminin kanunlarına göre davranır, duaların gücüne göre değil.
İnsanın, yüz binlerce yıllık tarihinde, çocuğun zihni gelişmesinde herhangi bir değişiklik olduğuna dair bir delil yok. Yani; bugün en kültürlü bir anne babanın çocuğu da, en ilkel kabiledeki çocuğa benzer bir zihni gelişme gösterir. Benzer şekilde de; her ne kadar insanlık, artık bilim denen bir gerçeğe sahipse de, bugün bir takım insanlar, hastalıkların iyileşmesinde veya olayların seyrinde, hala, büyünün bir gücü olabileceğine inanır.
Hulasa; bugünkü dünyada, insan mevcudiyetinin iki enteresan fenomeni karşısında yaşarız. Bir taraftan, her çocuk, binlerce yıldır var olan bir gelişme sürecinden geçerek büyür. Öte yandan; insan neslinin biriktirdiği bütün akli, bilimsel kazanımlara rağmen; bir takım insanlar, hala bu kazanımlardan habersiz olarak veya onları inkâr ederek yaşarlar.
Şu sıralar Türkiye entelektüel gündeminde, özellikle solun gündemde, bir 68’liler tartışması sürmektedir. İşte; 68’liler diye adlandırılan neslin hikâyesi, yukarıda bahsettiğim bu iki insani fenomenin sentezidir. 40 yıl öncesinin gençlik olaylarına katılanlar, hem kendi tabii büyüme süreçlerinin tam ortasında, kendilerini olayların içinde bulmuş çocuklardı. Hem de; bu çocuklar, insan neslinin siyasal bilimsel kazanımlarının, bir kısmı hiç farkında değildi, bir kısmı da bu kazanımları inkâr ediyordu.
Mesela; “sosyalizm” kavramının yeni bir toplum düzenini ifade ettiğini zannediyorlardı. Oysa sosyalizmin de içinde olduğu bir toplumsal yaşam felsefesi olan kolektivizm, tarihin en eski toplum biçimiydi. Kolektivizm ve onun bir alt kategorisi olan sosyalizm, bireyi yok sayan bir toplum düzenidir.
Bazıları; kolektivizm kavramının, insanlar arasında gönüllü bir işbirliği anlamına geldiğini zanneder. Oysa kolektivizm, birey haklarını yok sayan, bireyin hayatını ve emeğinin sonuçlarını mistik bir varlığa, yani kolektife ait sayan, gurubun bireyi her an feda edebileceğini kabul eden bir doktrindir.
"Kolektif" soyutlamasına çeşitli isimler verilmiştir: ümmet, devlet, millet, sınıf, toplum, parti, kamu, halk vs. Fakat kolektivizmde, kolektif bütünlüğe verilen ad ne olursa olsun, daima o kolektif adına iş gördüğünü iddia eden bir gurup azınlık, çoğunluk üzerinde tahakküm kurmuştur. Böyle bir doktrinin hayata geçirilebilmesinin tek yolu kaba kuvvettir ve bu doktrinin politik uygulaması daima Devletçilik yoluyla olmuştur, yani, birey hakları ihlalinin kurumlaştırılarak legalize edilmesi yoluyla olmuştur.
Oysa birey olarak insanı yok sayan bir anlayış olan kolektivizm yerine, birey özgürlüğünü, uygar bir toplumun temel şartı olarak gören ve tatbik edildiği her yere özgürlük ve refah getiren yeni bir siyaset anlayışı, yani özgürlükçü demokrat anlayış, çoktan keşfedilmişti. Yani; 1968’de, gençler, daha güzel bir Türkiye kurma idealine araç olarak büyüyü veya simyayı seçmişlerdi, oysa bilim çoktan keşfedilmişti.
Hâlbuki büyücülüğün sonuçları yanı başımızda duruyordu. Doktor yerine çıkıkçıya giden bir hasta, ebediyen sakat kalma riskine girer. 68’lilerin yapmak istediğini 17’liler, Sovyetler Birliğinde yapmışlardı. Becerdikleri işin sonuçları yanı başımızda sakat bir düzen halinde duruyordu. Ama 68’liler, gerek gençliklerinin verdiği bilgisizlikle, gerekse kendilerine utanmadan “aydın” diyen bir takım yaşlı kabile büyücülerinin veya dünyevi din papazlarının yarattığı sis perdesi yüzünden, oradaki çirkinliklerden haberdar olamadılar.
Olan oldu. 68’liler, güzel idealizmlerini heba etmişlerdi; Sovyetler Birliğine giderek orada yaşamış olan ünlü bir Türk komünistinin deyimiyle, “bütün bir ömrü, bir vehme feda etmiş” lerdi. Bu arada; bir çocuğun, ateşle oynarken evi tutuşturması gibi; 68’lilerin teröre bulaşanları da, hem kendilerini yakmışlardı, hem de başta uğruna savaştıklarını söyledikleri işçi sınıfının kazanılmış hakları olmak üzere, bütün halkın demokratik kazanımlarının geri gitmesine sebep olmuşlardı.
68’liler, melek miydi, şeytan mı? Çocukça merakını tatmin etmek için, masumane bir zevkle kibritle oynayan bir çocuk, ne kadar melekse o kadar melektiler. Bu arada kazara kardeşini tutuşturup öldüren çocuk, ne kadar şeytansa o kadar şeytandılar.
68’lilerin hemen hepsi büyüdü. Bir kısmı, o hiç büyümek istemeyen masal kahramanı Peter Pan olmağa karar verdiler…
Bazılarına göre; 68’liler, şu anda Türkiye’deki büyük basını yönetiyorlar. Bence yanılıyorlar. Basında sadece iki adet 68’li var. Bir tanesi eski ve ünlü televizyoncu Ali Kırca, bir tanesi de yeni ve tanınmamış bendeniz.
Sadece biz varız, 68’li diyorum; çünkü Ali Kırca, Deniz Harb Okulundan, ben de Kara Harb Okulundan 68 yılında mezun olmuştuk.
Sabahattin Sakman
Türkiye Objektivist Hareketi Başkanı
objektivist@ttmail.com
www.bencil.org
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 10 -
Bill Gates'in "Yaratıcı Kapitalizm" tanımı aynı iki kelimenin gereksiz yere tekrarlanmasından başka birşey değildir.
29 Ocak 2008
Geçen hafta dünya ekonomileri çalkalanırken, Microsoft'un Başkanı Bill Gates her yıl Dünya Ekonomik Forumu'na ev sahipliği yapan Davos'ta, hayli ilginç bir konuşma yaptı.
Gates'in 'yaratıcı kapitalizm' tanımı özetle şöyle:
'Hem kar yaratacak hem de dünyadaki eşitsizliklere çözüm olacak bir sistem."
Kapitalizm, gerçek anlamında işlemesine izin verildiği zaman zaten yaratıcı olmak zorunda.
Gerçek kapitalizmde, yani tam serbest rekabet ortamında, piyasada kalmak isteyen üretici her an ve her aşamada rakiplerinden daha ucuz, daha kaliteli üretim için yaratıcılığını ortaya koymak zorunda..
Buna karşılık tekeller ne fiyat düşürme ne de kalite konusunda bir kaygı duymaz.
Serbest rekabet ortamındaki kapitalist, piyasaya her an yeni bir rakibin çıkabileceği endişesi/motivasyonu ile iş süreçlerini, toplam kalite olgularını, doğru fiyatlandırma politikalarını tekrar tekrar gözden geçirmek ve yenilikleri vakit geçirmeden üretim sürecine ve fiyatlarına yansıtmak zorunda.
"Peki, eşitsizliklere çözüm olması var mıdır?" sorusunun ise yanıtı şudur:
Kapitalizm, insan beyni ve emeğine en adil fiyatı vermek durumunda olması sebebi ile eşitlikçi olmak zorundadır...Kölelik zamanı, feodal dönemlerdeki "kulluk", "ömür boyu boğaz tokluğuna çalışma zorunluluğu", kapitalizm ile birlikte "emeğe karşılık ücret" kavramı ile tanışmıştır.
Serbest rekabetçi ortam ne kadar gelişmiş olursa insanın beyin ve kol gücü o kadar adil fiyata ulaşacaktır.
Ancak "beyin ve kol gücünü kullanmayanlar da eşit ücret ve hizmet alsın" isteği, emeğini kullananın aleyhine bir eşitsizlik yaratır ki, kapitalizm buna izin vermez. Adalet duygusu, "emeğini kullanan da kullanmayan da aynı refaha ulaşsın" talebinin karşısında olmalıdır.
Bugün, ABD dahil, hiç bir ülkede gerçek kapitalizm yoktur. Gördüğümüz "özünde feodal olan, sözde kapitalizmdir"
Devletin,
- sınır güvenliği için ordu,
- iç güvenlik için polis,
- adil yargılama için mahkemeler
dışında hiç bir alanda olmadığı,serbest rekabetin tamamı ile yaşandığı bir örnek olmadan, yaşananların "kapitalizmin suçu" olarak adlandırılması yanlıştır.
Dikkat edilirse, kapitalist denilen ülkelerde çıkan sorunların temelinde, devletin müdahalesi vardır. Devlet ne kadar müdahale ederse piyasalarda o kadar sorun yaşanır, piyasa ne kadar serbest bırakılırsa o kadar gelişme olur.
Türkiye Objektivist Hareketi olarak, insan onuruna en uygun, beyin ve kol gücüne en adil ücretlendirmenin ancak gerçek kapitalist ortamda yaşanabileceğini beyan ederiz.
Bunun dışındaki her türlü "eşitlikliği sağlamaya çalışan" müdahaleler aslında onurlu beyin ve kol gücünün aleyhine eşitsizlikler yaratmaktadır ve yaratmaya devam edecektir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Türkiye Objektivist Hareket Sekreteri:
M. Faruk KURTULUŞ
Yük. Müh. Mimar
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 9 -
RTÜK YASASI ve AHLAK
12 OCAK 2008
Gazetelerden bir haber:
RTÜK Yasası'nda yapılması öngörülen yeni düzenlemeyle "Yayınlar, edebe aykırı olamaz" ifadesi yasada yerini alacak.
Edebe uygunluğu RTÜK belirleyecek.
Devletin birincil görevinin "milyonlara hizmet veren bir şirket" olduğu gerçeğini unutturmaya çalışarak "sizin iyiliğiniz için biz düşünürüz", "Neyi seyredip neyi seyretmeyeceğinize biz karar veririz.", "Hangi haktan ne zaman ve kadar yararlanacağına biz karar veririz." ve "Neyin ahlaklı neyin ahlaksız olduğunu biz belirleyeceğiz." deniyor. Bu yaklaşımın kabul edilmesi bütün hakların ortadan kaldırılmasına giden yolun başlangıcıdır.
Bireyin tek ve gerçek hakkı, mutlu bir yaşamı arama ve sağlama hakkıdır. Bazı insanların bu hakkı gözardı ederek "ahlak savunuculuğu"na kalkışması kabul edilemez.
"Edebe aykırılık" neye göre, kime göre, hangi zamana göredir? "Edeb/Ahlak'ın objektif bir ölçütü var mıdır?" sorularına yanıt vermeden kişiden kişiye değişen ölçütler, hem yayıncılığın önünde bir engel hem de yayın yapıldıktan sonra RTÜK yetkilisinin keyfine göre kullanabileceği bir silah haline gelecektir.
Türkiye Objektivist Hareketi olarak bireyin istediği programı seçme ve izleme hakkı da dahil bütün haklarının tümden veya kısmen engellenmesi, yasaklanması veya cezalandırılmasının karşısında olduğumuzu bildiririz.
Serbest piyasa düzeninde bireylerin çoğunluğunun, kendi ölçülerine göre "ahlaksız"; "gereksiz"; "kötü"; "seyredilmese daha iyi olur" gördüğü programlar ve yayıncıları zaten piyasadan çekilecektir.
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 8 -
21 Ekim Referandumunun engellenilmesi
çalışmaları boşa çıkartılmalıdır.
16 Ekim 2007
YSK Başkanı Muammer Aydın, oylamaya 5 gün kala, referandumu
erteleyebileceklerini açıkladı. Milliyet'e göre YSK toplantı yapıp, erteleme ihtimalini değerlendirecek.
Tamamen bir inatlaşma uğruna gidilen referandumun son anda "derin devlet"in devreye girmesi ile ertelenme hatta tamamen vazgeçilme olasılığı üzerinde uğraşılıyor.
Türkiye Objektivist Hareketi,
2. basın bülteninde, 21 Ekim 2007 referandumunun gereksizliğini ve yapılacaksa da oluşacak masrafın inatlaşmayı başlatan eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in emekli maaşından karşılanması gerektiğini bildirmişti.
Ancak devletçi muhalefet artık sadece bu referandumu değil, referandum kültürünün yerleşmesi çalışmalarını da boğmaya çalışıyor.
AKP, CHP geleneğinden gelen askeri, bürokratik, yargıdan oluşan devlet mekanizmasının karşısına "halk desteği"ni arkasına alarak çıkmanın savaşını veriyor.
İlk referandumda da "Hayır" demenin birey özgürlük ve aklına hakaret sayılacağı bir soruda ("Cumhurbaşkanını siz mi seçmek istersiniz?") yanıtın "Evet" çıkmasının AKP'nin bir başarısı olarak sayılacak olması söz konusu mekanizmanın tüylerini ürpertiyor.
Hele R.T. Erdoğan'ın "daha sırada başka sorularla başka referandumlar da var. Buna hazırlıklı olun" demesi uykularını kaçırıyor bu çevrelerin.
Referandum soru metninde yapılan değişikliğin sadece detay bir teknik düzeltme olduğu, şimdiye kadar oy kullananlar arasında "ben bu değiştirilmiş metni önceden bilseydim oyum öyle olmazdı" diyecek olmasının akla ve maddenin tabiatına aykırı olduğu bu kadar açıkken, bu girişim ancak referandum kültürünü yerleştirme çabalarını engellemenin son çırpınışları olarak isimlendirilebilir.
Türkiye Objektivist Hareketi olarak "doğrudan yönetim ve söz hakkının kullanılması" kapsamında referandumların sürmesinin ve özellikle birinci adım olarak 21 Ekim Referandumunun ertelenme veya iptal yolundaki bütün çalışmaların boşa çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur
Türkiye Objektivist Hareket Sekreteri:
M. Faruk KURTULUŞ
Yük. Müh. Mimar
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 7 -
Yaratılış Teorisi Eğitim Müfredatından Çıkartılmalıdır
10 Ekim 2007
Avrupa Konseyi, okullarda yaratılışçılık teorisinin okutulmasına 'insan haklarına karşı tehdit oluşturabileceği' gerekçesiyle karşı çıktı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin (AKPM) 4 Kasım tarihli oturumunda 'Eğitimde Yaratılışcılığın tehlikeleri' başlıklı rapor ve ona bağlı karar tasarısı ele alındı.
Oturumdaki oylamada,
'yaratılış teorisinin okullarda bilimsel bir disiplin olarak
öğretilmesine' karşı çıkan karar, 25 aleyhte ve üç çekimser oya karşın
48 lehte oyla kabul edildi.
"Yaratılışçı Teori", eğitimin bir parçası olarak "nereden geldik?", "yaşamın anlamı ne", "varoluşumuzun amacı ne?" gibi sorulara bir
"Yaradan'ın varlığı" ve "O'na olan görev ve sorumluluklarımız" konuları ile ilk bakışta, dünyayı daha anlamlı ve insan ilişkilerini
daha kabul edilebilir ve yaşamı daha "insancıl" hale getirdiği düşünülebilir.
Ancak "Yaratılışçı Teori" ile birlikte sunulan paketin içindeki "bazı insanların bazı insanlara doğuştan ve doğal üstünlüğü" giderek "belli
inançlı gruplarının diğer inançlı ve/veya inançsız gruplar karşısındaki üstünlüğü" ve sonuçta "belli ırkların belli ırkların üstünlüğü" iddiasına kadar gidecek bir yolu oluşturmaktadır.
Türkiye Objektivist Hareketi olarak kaynağını ve gücünü akıl, mantık ve bilimsel doğrulamadan almayan her türlü inanç temelli öğretimin tüm eğitim kurumlarından çıkartılması gerektiğini düşünüyoruz.
Yaşamın amaç ve anlamını "öteki dünyaya hazırlık" olarak gören ve insanları inancına göre ayrıma tabi tutan Yaratılışçı Teorinin eğitim ortamında işi olamaz.
Türkiye Objektivisit Hareketi, Yaratılışçı Teori yerine birey hakları ve insan eşitliğini temel alan, kendisinin yanlış olma olasılığını içerecek şekilde her türlü bilimsel araştırma ve geliştirmenin önünü açan Teoriler öğretilmelsini savunmaktadır.
Yaratılışçı Teori ile ilgilenmek isteyenler cami, kilise, sinagog gibi, tam da bu işler için ayrılmış yerlerde bu isteklerini yerine getirebilirler.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Türkiye Objektivist Hareket Sekreteri:
M. Faruk KURTULUŞ
Yük. Müh. Mimar
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 6 -
Söz konusu vatansa gerisi teferruat değildir.
02 Ekim 2007
Son yıllarda yükselen milliyetçiliğin ve vatanseverlik maskesi altında
pazarlanan ırkçılığın bir sloganı "Ya Sev, Ya Terket"se bir diğeri de
"Söz konusu vatansa gerisi teferruat"tır oldu.
Eğer bu "teferruat"ın içine bireyin yaşama ve mutluluğunu arama,
adalet, dürüstlük, eşitlik, demokrasi, fiziksel güç kullanımına karşı
koyma gibi kavramlar giriyor ise, bu "teferruat" hiç bir
"tanımlanamayan", "başı sonu belirsiz", "objektif ölçüleri ol(a)mayan"
veya "kişiden kişiye değişebilen kavramlar" gerekçe gösterilerek
engellenemez.
Türkiye Objektivist Hareketi olarak bireyin yaşama, mülkiyet edinme ve
kendi mutluluğunu arama hakkının tek ve esas hak olduğunu geri kalan
bütün hakların bu temel üzerinde şekilleneceği, hiçbir
kişi/kurum/statü veya gerekçenin bu hakların geçici veya kalıcı olarak
önüne geçmemesi gerektiğini belirtmek isteriz.
Gerekçe ne olursa olsun, kim tarafından söylenirse söylensin veya kim
tarafından sahip çıkılırsa çıkılsın, bireyin yaşam ve mutluluk hakkını
"teferruat" olarak gören her düşünce, sonu çok tehlikeli bir yolun
açılmasına yardımcı oluyor demektir.
Birey hakkı herkes için gereklidir ve "vatan sevgisi", "kamu yararı",
"toplum çıkarı" gibi tarifsiz tanımlara feda edilemez.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 5 -
NASIL BİR ANAYASA?
23 Eylül 2007
Anayasa tartışmaları, tüm taraflarca, bilinçli/bilinçsiz arapsaçına
dönüştürülerek; Türkiye, yine cami ile kışla arasına sıkıştırılmak
istenmektedir. Böylesi bir ortamda Türkiye Objektivist Hareketi anayasa konusundaki temel taleplerini, kamuoyu ile paylaşmayı bir görev kabul etmektedir:
1- Anayasa objektif olmalıdır. İdeolojik veya dini, hiçbir etiket
taşımamalıdır.
2- Demokrasimizi hançerleyen, cuntacılar, derhal ve
kayıtsız şartsız yargılanmalıdır.
3- Diğer kişi/kurumlara fiziksel saldırıyı başlatma içermeyen her
türden fikre, özgürlük tanımalıdır.
4- Lider sultasına son veren ve parti içi demokrasiyi tesis edebilen,
bir yasa çıkarılmalıdır.
5- Seçim sistemi, parti listelerine değil, milletvekili adaylarına, oy
verilecek şekilde değiştirilmeli ve dar bölgeli, çift turlu olmalıdır.
6- Başta eğitim olmak üzere, devletin elinde olan tüm ekonomik
işletmeler, serbest piyasa koşullarına devredilmelidir.
7- Bireyin en başta yaşama ve mutluluğunu arama hakkı, devletçe
garanti altına alınmalıdır.
8- Devlet, asli görevleri olan "iç güvenlik", "dış güvenlik" ve
"adalet" dışında hiç bir kurum veya alanda olmamalıdır.
9- Genelkurmay başkanlığı, milli savunma bakanlığına bağlanmalıdır.
10- Devlet din işlerinden arındırılmalı, Diyanet İşleri Başkanlığı
lağvedilerek, bütçesi Milli Eğitim Bakanlığına devredilmelidir.
11- "ASKER-SİVİL tüm BÜROKRAT "lara ait:"LOJMAN-VASITA-TATİL-SPOR-EĞLENCE" yerleri, derhal özelleştirilmelidir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 4
Türban Meselesi, üniversite sahiplerinin isteğine bırakılırsa çözülür
20 Eylül 2007
Yıllardır süregelen ve iki tarafın da haklı/haksız endişe ve/veya hak
arama gayretleri ile arapsaçına dönen "Türbanla eğitim mümkün mü?"
sorununun tek bir çözümü vardır:
Sorunun çözümünü serbest piyasa kurallarına bırakmak.
Üniversite sahipleri, üniversitelerine isterse sırf türbanlı, isterse
sırf başı açık isterse de karma öğrenci alacağını önceden ilan eder.
Böylece isteyen istediği üniversitede istediği kıyafetle okur.
Serbest piyasa kuralları (eğitimin kalitesi, oradan mezun olanların iş
bulma olanakları vb. kriterler) ile hangi üniversitenin para
kazanabileceği hangilerinin ise zarar etmek yolu ile piyasadan
çekileceği tayin edicisi olur.
Türkiye Objektivist Hareketi için "Peki devlet üniversitelerinde durum
ne olacak?" şeklinde bir soru anlamsızdır.
Türkiye Objektivist Hareketi, devletin eğitimin tamamından çıkması
gerektiğini daha önceki basın bültenlerinde duyurmuştur.
Devlet, asli görevleri olan "iç güvenlik", "dış güvenlik" ve "adalet"
dışında hiç bir kurum veya alanda olmamalıdır.
Şu anda "devlet üniversitesi" olarak adlandırılan üniversitelerde
hızla ve tamamen özelleştirilmeli, eğitim/öğretim ve bilim devlet emri
ile değil piyasa kuralları tarafından geçerli sahalarda
yürütülmelidir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 3 -
Devlet eğitimin her alanından çekilmeli ve Serbest Pazar kurallarına geçilmelidir
15 Eylül 2007
k.
Bir şirket düşünün ki 80 yıldır ne hizmet alan ne de hizmeti veren ortaya çıkan üründen memnun olsun. Bu şirketin ayakta kalması olası mıdır?
Devletin 80 yıllık eğitim-öğretim düzenleyiciliğinden bugün ne öğretmen, ne öğrenci ne veli ne de hükümetin kendisi memnundur. Bunun birincil sebebi de toplum adına karar verdiğini söyleyen insanların bu işin yönetimini, bu hizmetten yararlanacak olanlara vermemekte olan ısrarıdır.
Eğitim-öğretim kurumlarında devletin tekelinin kalktığı ve serbest piyasa kurallarına izin verildiği zaman, kötü hizmet veren okullar iflas ederek sistemden çekilecek, yetersiz öğretmenler işten çıkartılacak, gereksiz bilgilerle dolu müfredat çöpe atılacaktır.
Eğitim şirketleri, hükümet yetkililerine değil de anne-babalara hesap vermek zorunda kaldıkları zaman öğrencilerimiz varolan yetersiz ve herkesin şikayet ettiği bir sistemde gereksiz bilgilerle değil piyasa şartlarının gerektirdiği ve gerçek hayatta geçerliliği olan bilgilerle donatılarak mezun olacaklardır.
İyi bir eğitim alacak maddi durumu olmayan akıllı/çalışkan çocuklara da piyasa, kullanacağı iş gücüne yatırım amacı ile ya meslek okulları ve yüksek okulları açacak ya da eğitim bursları vererek yardımcı olacaktır.
Türkiye Objektivist Hareketi olarak devletin, asli görevleri olan iç güvenlik, dış güvenlik ve adalet dışında, her sektörden çekilmesini, serbest piyasa kurallarının işlemesine izin vermesi gerektiğine inanıyoruz.
Eğitim alanını da özel sektör ve piyasa koşullarına bıraktığında en doğru planlama ve kaynak aktarımı ile verimlilik ve kalite sağlanacaktır.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur
Türkiye Objektivist Hareketi Basın Bülteni - 2 -
Gereksiz Yere Düzenlenen Referandumun Masrafını Kim Karşılayacak?
11 Eylül 2007
Daha basit bir anlatımla "Bundan sonraki Cumhurbaşkanı halk oyu ile mi seçilsin, yoksa şimdiye kadar olduğu gibi TBMM üyeleri tarafından mı seçilsin?" diye halka sorulacak.
Siyasi Parti veya Sivil Toplum Kuruluşları arasında "Hayır Halk Seçmesin" diye propaganda yapacak var mı? İçlerinden öyle isteyen bazı parti veya kuruluşlar açık açık bunu dillendirecek mi?
Gerekçelerini "Halka bırakırsak işimize gelmeyen isimler seçilir, bu sebeple eski gibi devam etsin" söylemine mi dayandıracaklar?
Halkın içinden "ben seçmesini bilmem, beni böyle şeylerle uğraştırmayın. Ben bir kere oy vereyim sonra söz hakkım olmasın" diyen bireyler çıkacak mı?
Eğer bunlar olmayacaksa, "Hayır" cevabı ayıp, "Evet" cevabı doğal olan, böyle bir referanduma gitmenin gerekçesi eski Cumhurbaşkanı Sn. Ahmet Necdet Sezer'in, gereksiz olarak, olayı referanduma taşımasından başka nedir?
Bu referandumun maliyetini 103 Milyon YTL olacağı hesaplanmış.
Devletin ayrı bir cüzdanı yoktur ve yaptığı bütün harcamalar vergi mükelleflerinden toplanılan paradan karşılanmaktadır.
Türkiye Objektivist Hareketi olarak, bu masrafın, konuya dahil olmayan vergi mükellefleri yerine, Sn. Ahmet Necdet Sezer'in emekli maaşından kesilmesinin en adil yöntem olacağını düşündüğümüzü belirtmek isteriz.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur
Barış, huzur ve zenginlik dolu bir dünya için,
Sınırsız, ordusuz, silah tekelleri ve bürokrasi oligarşisinin olmadığı bir dünya için,
Emniyet kuvvetlerinin yalnızca ASALAKLARI "Haydut-kapkaçcı-terörist-hırsız-dolandırıcı-rüşvetci ve ırza tecavüz
ve tacizcileri" HEDEF alacağı bir DÜNYA devleti için,
DÜNYA OBJEKTİF DEVLETİ,
DÜNYA BAYRAĞI,
DÜNYA VATANDAŞLIĞI İÇİN İLERİ!
Dünyanın tüm Yaratıcı, yetenekli ve üretken insanları birleşiniz..!
Asalakları silkip atın sırtınızdan..! |