"Doğaya
karşı insanın tek bir üstün makinası vardır: bilinci.Ancak bu bilincin
de ateşleme bujisi eksiktir. Buji görevini görecek tek şey, insanın kendi
iradesidir. Yani insan bu makinanın hem ateşleyicisi, hem sürücüsüdür.
Onu çalıştırmayı keşfetmeli ve çalışır vaziyette tutmayı nasıl becerebileceğini
öğrenmelidir. "
BSY
geçen hafta belirttiği gibi Ayn Rand'ın Objektivizm felsefesi ile ilgili
Türkçe çeviriler bulamadığı için bazı kavramların karşılıklarını bulmakta
veya bu kavramları Türkçe söylemekte zorlanıyor. Bu sebeple Türkçe kavram
karşılıklarında bir yanlışlığa yol açmamak için İngilizce kökenleri ile
birlikte kullanıyor. (Örneğin "reason" yerine akıl, "mind"
yerine zeka kelimesini kullanıyor, "morality" ve "ethics"
kavramları arasındaki farkı nasıl gösterebileceğini sezemiyor. Ancak sizlerden
gelecek düzeltme ve doğru çeviriler konusunda yardımlarınızı da kabul
edeceğini belirtmek istiyor.)
Çevirisinin serbestliği konusunda ise yıllar önce duyduğu bir özlü söze
sığınıyor "çeviri kadın gibidir, güzeli sadık olmaz, sadığı ise güzel
olmaz" ve hemen güzel ve sadık bayan okuyucularından özür diliyor.
BSY'nin arkadaşlarından birinin "madem, kendi kendine, bu konuyu
Türk düşünce hayatında tartışmaya açma gibi misyon edindin, o zaman bunun
karşısındaki görüşleri de inceleme ve onlara da yer verme görevini yerine
getirmen gerekir" dediğinde verdiği yanıt şu: "O kadar vaktim
yok."
Bu karar, o görüşlerin yanlışlığı ve onları incelemenin gereksizliği konusunda
oluşturduğu bir önyargının sonucu değil. Daha doğru olarak gördüğü bu
felsefi akımın bütün yönlerine hak ettiği zamanı ayıramadığına dair bir
vicdan azabı varken, hayatın diğer alanlarından çaldığı vakti, karşı görüşlere
ayırma konusunda biraz (değil epeyce) cimri davranmasından kaynaklanıyor.
Ama bunun yanında BSY, okuyuculardan gelecek karşı görüşleri de bu sütunda
paylaşmaya hazır olduğunu belirtmek istiyor.
EKONOMİYLE
NE İLGİSİ VAR?
"Bütün bu yazılanların ekonomi ile ne ilgisi var?" diye soranlara
da BSY'nin cevabı "gündelik veya yüzyıllık ekonomik dertleri ve çözüm
yollarını diğer arkadaşlar nasıl olsa irdeliyor ve nasıl oluyorsa hepsi
ile hemfikirim, izin verirseniz ben de başka alanlarda yazı yazayım"
şeklinde…Ama nihai tahlilde bütün bu yazıların da ekonomiye bağlanacağı
kesin, çünkü ekonomi yaşamımızı etkiliyor, ve yaşam ancak doğru tahlil
edildiğinde bir anlam kazanıyor.
Şimdi buyrun Objektivizm'de birinci ders olarak verilen (Objectivism 101)
Objektivist Ahlak konusuna:
AHLAK
BİLİMİ
Ahlak bilimi veya ahlak sistemi nedir? İnsanın hayatının amacı ve yönünü
belirleyen seçim ve eylemlerine kılavuzluk eden değerlerin bütünüdür.
Ahlak, bir bilim olarak bu değerler bütünün bulunması ve tanımlanması
ile uğraşır.
Bu ahlak sisteminin tanımladığı, yargıladığı ve kabul veya reddettiği
bir girişimi yanıtlayabilmek için sorulması gereken ilk soru şudur: Neden
insanın böyle bir değerler bütününe gereksinimi var? (Yani sorulması gereken
ilk soru "İnsan hangi değerler bütününü kabul etmeli?" değil.İnsanın
bu değerlere gereksinimi var mı - ve niye?)
"Değer", "iyi ve kötü" kavramları insan tarafından
uydurulmuş, gereksiz ve gerçek olaylar tarafından yaratılmamış ve desteklenmeyen
kavramlar mı yoksa metafizik bir gerçek üzerine, insan varlığının değiştirilemez
durumu üzerine mi kurulmuştur?
Bu kavramlar sadece geleneklerden oluşan ve insan eylemine rehberlik eden
bir ilkeler bütünü mü yoksa bunu şart koşan bir gerçeklik var mı?
Ahlak, arzu, kapris, kişisel duygu, sosyal bildiri ve mistik ilhamların
sığınacağı bir alan mı yoksa objektif bir zorunluluk mu?
Hiçbir filozof insanın neden bir değerler bütününe gereksinim duyduğuna
dair akla yatkın, nesnel olarak kanıtlanması olanaklı, bilimsel bir yanıt
verememiştir.Bu soru cevaplanmadğı sürece de akla uygun, bilimsel ve nesnel
bir ahlak sistemi bulunamaz ve tanımlanamaz. Aristo, ahlakı tam bir bilim
olarak saymamış, ahlak sistemini kendi zamanındaki asil ve bilgili insanların
yaptıkları seçimler konusundaki gözlemleri üzerine kurmuştur. Bu insanların
bu seçimleri niye yaptıklarını ve bu insanları neye göre asil ve bilgili
insan olarak seçtiği sorularını ise yanıtsız bırakmıştır.
Çoğu filozof ahlak sisteminin varlığını sorgulamadan, olduğu gibi, tarihi
bir gerçek olarak kabul etmiş ve bunun metafizik nedeni veya nesnel geçerliliği
ile ilgilenmemiştir. Birçoğu, ahlak sistemindeki geleneksel mistik tekeli
kırmaya çalışarak sözde akla uygun, bilimsel ve din dışı bir tanım yapmaya
çalışmışlardır. Ancak bu girişimleri, sistemi, toplumsal temellere indirmekten
ibaret kalmış ve bütün yapılan Tanrı'nın yerine toplumu geçirmek olmuştur.
AHLAKIN
KAYNAĞI
Mistik'ler, iyinin tanımı ve ahlak sistemlerinin geçerliliği için keyfî
ve anlaşılmaz "Tanrı'nın isteği"kavramını kullanırken, yeni
mistik'ler "toplumun iyiliği" lafını kullanarak tanımı "iyinin
standardı, toplum için iyi olandır" olarak değiştirmişlerdir. Bu
da, toplumun, her türlü ahlak prensibinin üzerinde olması anlamına gelir.
Ahlakın kaynağı, standardı ve ölçütü toplum olduğu için "iyi"
toplumun istediği, onun yararı ve zevkine uygun olan herşeydir. Bu durumda
"toplum" istediği herşeyi yapabilir, çünkü onun yaptığı herşey
iyidir, çünkü yapılmasını o istemiştir. Ve "toplum" diye bir
varlık olmadığı, bir grup insanın bir araya gelmesinden oluştuğu için
bu "toplum" aslında "bir grup insan" (çoğunluk veya
kendilerine sözcü adını veren bir grup) anlamına gelmektedir.
Bu "bir grup insan" ahlaki olarak kendi arzuları peşinde koşarken,
"diğer" insanlar, ahlaki olarak bütün hayatlarını bu grubun
arzularını yerine getirmek üzere harcamakla yükümlüdürler.
REHBER
NE OLACAK?
Bu hiç de akla uygun (rasyonel) olmadığı için felsefecilerin bir çoğu,
ahlakın akıl gücünün dışında olduğunu, ahlakın rasyonel bir tanımının
yapılamayacağını, ve ahlak sisteminde insanın kendi değerleri, eylemleri,
uğraşıları ve yaşam amacında insanın, akıl dışında bir rehbere gereksinim
duyduğunu belirtmektedirler. Ama bu rehber ne olacaktır? İnanç-içgüdü-sezgi-ilham-vahiy-duygu-tad-dürtü-istek-arzu?
Bugün, geçmişte olduğu gibi, felsefeciler ahlakın nihai standardının arzu
olduğu konusunda birleşiyorlar ve savaş bu arzunun kimin arzusu olduğu
konusunda veriliyor. Kişinin kendisinin mi, diktatörün mü, Tanrı'nın mı?
Başka hangi alanlarda görüş ayrılığına varırlarsa varsınlar günümüz ahlakçıları,
ahlakın öznel bir kavram olduğu ve 3 şeyin bu alanın dışında tutulduğu
konusunda hemfikirler: Akıl-zeka ve gerçeklik.
NEDEN
GEREKSİNİM DUYARIZ?
Herhangi bir öğretinin temel önermelerine karşı çıkmanın birincil yolu
başından başlamaktır. Ahlak sisteminde sorulması gereken birinci soru
şudur: Değer nedir ve insanlar niye buna gereksinim duyar?
Değer, insanın kazanmak veya elinde tutmak için uğraş verdiği şeydir.
Ancak esas olan "değer" kavramının kendisi değil, kim için ve
ne için değerli olduğudur. Bu değerin elde edilmesinden önce farzedilmesi
gereken şey, bu değere ulaşmaya yetkin bir varlık ve bu değerin bir başka
alternatife tercih edilmiş olması gerekliliğidir. Bir alternatif yoksa,
bir hedef veya değerin varlğı olanaklı değildir.
Evrende sadece bir temel alternatif vardır-varlık ve yokluk (varoluş ve
varolmayış) ve bu sadece bir sınıf varlığa özgüdür.Cansız bir maddenin
varolması herhangi bir şart gerektirmez ancak yaşamın varoluşunun belli
şartları vardır. Madde yok edilemez, formunu değiştirebilir ancak varolmaktan
vazgeçemez. Sadece canlı organizmalar sürekli bir alternatifle karşı karşıyadır:
yaşam ve ölüm. Hayat, kendi kendini geçindiren ve kendi kendini doğuran
bir eylemler sürecidir. Ve bu eylemi sürdüremeyen organizma ölür; kimyasal
unsurları kalır ancak hayatı sona erer. Değer kavramını olanaklı kılan
tek kavram yaşamdır.
Sadece canlı varlıkların hedef ve amaçları olabilir. Fiziksel anlamda,
en basit formdan en karmaşığına kadar (tek hücreli bir terliksi hayvanın
beslenme fonksiyonundan, insan vücudundaki kan dolaşımına kadar), bütün
yaşam formlarının eylemlerinin tek bir amacı vardır: Organizmanın yaşamının
sürekliliğinin sağlanması.
Bir organizmanın yaşamı iki etmene bağlıdır: Dış dünyadan karşılayacağı
gereksinim duyduğu madde veya yakıt ve bu yakıtı doğru olarak kullanabilecek
vücut mekanizması. Bu bağlamda doğruyu belirleyen standart nedir? Bu standart
organizmanın yaşamıdır veya organizmanın yaşamını devam ettirmesini sağlayacak
gereksinim ne ise o.
Bu konuda organizmaya herhangi bir seçenek bırakılmamaktadır: Terliksi
hayvanın protoplazması dış ortamdan yiyecek emmeyi bırakırsa veya insan
kalbi kan pompalamayı bırakırsa, organizma ölür. Bu eylemlerin hedefi,
her an bu nihai (en yüksek) değerin elde edilmesi, yani organizmanın yaşamaya
devam etmesi, hayatta kalmasıdır.
NİHAİ
HEDEF VE AMAÇ
Nihai değer, işte bu nihai hedef veya amaçtır. Ve bütün diğer hedef ve
amaçların değerlendirilebilmesi için bir standart oluşturur.Organizmanın
yaşamı, değerin standardını oluşturur, ve yaşamını sürdürmesine yarayan
şey iyi, yaşamını tehdit eden şey kötüdür.
Nihai bir hedef veya amaç olmadan, başka hedef veya amaçlar olamaz.Sadece
nihai bir hedef ve amacın kendisi değerlerin varlığını mümkün kılar. Metafizik
açıdan yaşam aynı zamanda kendisi bir amaç olan tek fenomendir. "Yaşam"dan
ayrı bir "değer"den bahsetmek kavramların tezatlığından daha
kötü bir şeydir. Çünkü yaşam olmadan değer olmaz ve değer kavramını mümkün
kılan tek şey yaşam kavramıdır.
İnsan değer kavramını nasıl keşfeder? İyi veya kötü kavramının en basit
şekli ile ne zaman karşılaşır? Fiziksel zevk ve acı hislerinin yardımı
ile... Hisler, insan bilincinin idrâkinin gelişimdeki ilk adımlar olması
sebebi ile "değerlendirme"nin ilk adımlarını oluşturur.
Zevk/acı hislerini algılayabilme kapasitesi insan vücudunda doğuştan olduğu
için, doğasının bir parçasıdır. Bu konuda seçme hakkı yoktur. Fiziksel
anlamda zevk/acıyı hissedeceği standardı belirleyen şey konusunda bir
seçme hakkı yoktur. Bu standart ise yaşamının kendisidir.
BİLİNÇ YAŞAMI SÜRDÜRMENİN TEMEL ARACI
Kendisinde bilinç yeteneğinde sahip bütün canlı organizmaların ve bu arada
tabii ki insanın da, sahip olduğu zevk/acı mekanizması, organizmanın yaşamında
kendiliğinden bir koruyucu rol üstlenir.
Fiziksel zevk hissi organizmanın doğru eylemde olduğuna dair bir sinyal,
fiziksel acı ise bir tehlike uyarısı yani organizmanın yanlış bir eylem
peşinde olduğunu ve bunu düzeltmek için önlemler alınması gerektiğini
göstermektedir. Bu konuda verilebilecek en iyi örnek fiziksel acı hissini
yaşama kapasitesine sahip olmadan doğan bebekler gösterilebilir (Tıp biliminde
muhakkak bunların bir adı vardır ama BSY bu tanımı bilmediği için okuyucularından
özür diliyor). Bu tip çocuklar çok uzun süre yaşayamazlar, kendi canlarının
yandığını gösterecek araçlardan yoksun oldukları, herhangi bir uyarı sinyali
olmadığı için ufak bir kesik ölümcül enfeksiyona dönüşebilir ve çok ölümcül
bir hastalık, tedavi için çok geç kalınmış aşamaya gelinene kadar farkedilemez.
Bilinç-buna sahip organizmalar için- yaşamı sürdürmenin temel aracıdır.
BİTKİLER
HAYATTA KALABİLİR
Bitkiler gibi daha basit organizmalar, otomatik fiziksel fonksiyonları
aracılığı ile hayatta kalabilirler. Daha üst düzeydeki organizmalar ise,
hayvan ve insan gibi, bunu başaramaz çünkü istekleri daha karmaşık ve
eylem alanlarının kapsamı daha geniştir. Vücutlarındaki otomatik fonksiyonlar
dışarıdan gelen yakıtın doğru kullanılması konusunda yardımcı olabilir
ama o yakıtı organizmanın kendisi arayıp bulmak zorundadır.
Bu yakıtı bulabilmek için daha üst düzeydeki organizmaların bilinç yetisine
ihtiyacı vardır. Bitki ihticaı olan besini büyüdüğü topraktan alabilir.Hayvan
bu besin için avlanmalı. İnsan ise bu besini üretmelidir.
Üst düzey organizmaların hayatta kalabilmek için ihtiyaç duyduğu ve yapması
gereken eylemlerin çeşitliliği, bilincinin yüksekliği ile doğru orantılıdır.Düşük
bilinçli organizmalar hisleri ile eylemlerini yönlendirebilir ve ihtiyaçlarını
karşılayabilir.
HAYVANLARIN
SEÇİM ŞANSI YOK
Hayvanların eylemlerini yönlendirmek için değer standardı için bir seçim
şansı yoktur, otomatik değerler bütününü hayvanın hisleri sağlar, kendisi
için neyin iyi veya kötü olduğunu ve yaşamını neyin tehdit edip etmediğini
kendiliğinden hisseder. Ancak bu otomatik bilgiyi genişletme, artırma
olanağı yoktur. Bu bilgisinin yeterli olmadığı durumlarda ne yapacağına
karar veremez- üzerine gelen tren karşısında ne yapacağını bilemeyip sabit
duran tren yolundaki hayvanın durumu buna iyi bir örnektir.
Ama yaşadığı müddetçe, sahip olduğu bilgi ile hareket eder, seçim şansı
yoktur. Bilincini askıya alamaz, farkına varmamazlık yapamaz, algıladığı
şeyleri görmezden gelemez, kendi iyiliğine aykırı hareket edemez, kötüyü
seçme konusunda karar veremez ve kendi kendini tahrip edemez. (Yunuslar,
insan bilincine en yakın hayvan cinsi olarak intiharları ile bu gruptan
biraz ayrılıyor ancak tanım hayvanlar aleminin bütünü için yine de geçerli.)
İNSANIN
OTOMATİK KURALLARI YOK
İnsanın ise yaşamını sürdürebilmesi için otomatik kuralları yok. Otomatik
eylemleri, otomatik değerler bütünü yok. Hisleri ona neyin iyi neyin kötü
olduğunu, nelerin hayatını tehlikeye soktuğunu veya kolaylaştırdığını
söyleyemez. Bu sorulara cevap vermesi gereken kendi bilincidir, ancak
bilinci de otomatik olarak çalışmaz.
Dünya yüzeyindeki en yüksek yaşam türü olan insan, bilgi elde etmek için
sınırsız bir bilinç kapasitesine sahip olmakla birlikte, bilinçli kalma,
bilincini devam ettirme konusunda hiç bir garantiye sahip olmadan doğan
tek canlı türüdür. İnsanı diğer canlı türlerinden ayıran en önemli özellik
ise bu bilincininin iradi, isteğe bağlı olduğu gerçeğidir.
Bu
demek değildir ki insanlar bir araya gelemez, birlikte çalışamaz veya
Ayn Rand felsefesini kabul edenler birarada çalışmak istemez. Bunun anlamı,
objektivist, insanlardan birşey istemez ve diğerleri de ondan birşey istemez.
Yaygın olan yanlış anlamanın tersine bu durumun pratik hayatta uygulanması,
kendi isteği ile tecrit/inziva değil, daha üretken ve iradeye bağlı, isteyerek
işbirliğine giren bir dünya demektir… İnsanların anlamakta zorlandığı
ve Rand'ın karşı çıktığı bu "zorlama"ya alternatif, inziva değildir…
İSTEĞE
BAĞLI İŞBİRLİĞİ
Bu daha çok "isteğe bağlı" işbirliğidir. Bu anlamda kapitalizm
gerçekten de bilinmeyen, tam olarak kavranmamış bir idealdir (Ayn Rand'ın
tam da bu isimde bir kitabı var. Capitalism: The Unknown Ideal). Çünkü
kapitalizm, nihai özgürlük ve serbestliği sağlar. En temel anlamda söylenen
şudur: kişi, istediği/kendi seçtiği bir işbirliği ve ilişkiye girmekte
serbesttir ve seçmediği/istemediği bir işbirliğine ise zorlanmayacaktır.
İşte bu aşamada bir diğer yaygın "yanlış anlama" ortaya çıkıyor:
Zorunlu destek sistemlerini (hayır kuruluşları, herkese açık eğitim, kalkındırma
programları, gelir dağılımının yeniden düzenlenmesi programları vb.) ortadan
kaldırmak, engelli, kusurlu, eksik, kısacası dezavantaja sahip insanların
kendi başlarının çaresine bakmalarına sebep olmak değildir. Her bireyin
bu tip amaçlara hizmet eden örgütler kurma hakları vardır. Ancak bu tip
isteğe bağlı destek örgütleri olduğu zaman, BSY'yi de gönüllüler arasında
sayabilirsiniz.
TEGV
VE DARÜŞŞAFAKA ÖRNEĞİ
Çok canlı ve güncel bir örnek: Kim İbrahim Betil'i çok başarılı olduğu
profesyonel yaşantısını bırakarak böyle bir vakıf yönetmeye zorladı veya
Sayın Betil kimi vakfına yardımda bulunmaya zorluyor? Adı üstünde Türkiye
Eğitim Gönüllüleri Vakfı ve şimdiye kadar başkaları tarafından kurulmuş
çoğu zorlama örgütten daha fazla ses getiriyor, yardım sağlıyor…
Veya BSY'nin mezunu olmaktan büyük bir onur ve gurur duyduğu Darüşşafaka
Lisesi; 1873 yılından beri toplumdan en ufak bir zorla bağış istemeden,
tamamen isteğe bağlı bir bağış sistemi ile binlerce kişiyi okutmuş ve
okutmakta.
Sonuç olarak Ayn Rand'ın felsefesi olumsuz değil olumlu ögeler içermektedir.
Eğer bu olumlu bakış açısını ıskalarsanız, çok şeyi ıskalamış olursunuz.
Şimdi BSY objektvisit ahlakın aslında insan doğasında olduğunu ve bencil
olmamanın doğaya aykırı olduğuna dair Ayn Rand felsefesine devam ediyor.
Fonksiyonlarını yönlendiren otomatik değerlerinin bir bitkinin yaşamasına
yetmesine rağmen bir hayvanınkine yetmemesi gibi, insanın hayatta kalması
için de hayvan bilincindeki duyumsal idrakin (sensory-perceptual) otomatik
değerleri yeterli değildir.
İnsanın eylemleri ve hayatta kalması için kavrayış bilgisinden doğan kavrayış
değerlerine gereksinimi vardır. Soyutlama ve kavram oluşturma süreci otomatik
değildir.
Kavram oluşturma süreci basit birkaç soyut kavramın idrakinden çok daha
fazlasını gerektirir. Rastgele izlenimlerin kaydedildiği edilgen bir durum
değil, izlenimlerini kavram terimleri ile tanımlama, olay ve gözlemleri
kavramsal çerçevede bütünleştirme, ilişki, benzerlik ve farklılıkları
kavrama, sonuçlara ulaşma, yeni sorular sorup yeni cevaplar bulma ve bilgiyi
çoğaltmayı içeren etkin bir süreçtir.Bu süreci yönlendiren, ve kavramlar
yolu ile çalışan bu yetenek akıldır. Bu sürece de düşünme adı
verilir.
FARKINDA
OLMA HALİ
İnsanın
hislerinin sağladığı malzemeleri tanımlayan ve bir bütün haline getiren
yeteneğin adı akıl. İnsan bu yeteneği yaptığı seçimle kullanır. Düşünme
otomatik bir fonksiyon değildir. Hayatının her anında insan düşünme veya
bu eylemden uzak kalma olanakları arasında seçim yapmakta serbesttir.
Düşünme tam ve odaklanmış bir "farkında olma" hali gerektirir.
İnsanın bilincinin odaklanması kendi isteğine bağlıdır. Kişi isterse zihnini
etkin ve gerçeğin farkındalığına yönelmiş olarak odaklayabilir. Veya bunu
yapmayarak, kendini, yarı bilinçli ve anlık tepkilerle, yönlendirilmemiş
duyumsal idrakin rastgele yarattığı olayların insafına bırakabilir. Bu
durumda insan "insan aşamasına ulaşamamış (subhuman)" bir bilince
sahip olarak adlandırabilir.Psikolojik açıdan "düşünmek veya düşünmemek",
"odaklanmak veya odaklanmamak" arasında yapılan bir seçimdir.
Varoluş açısından "odaklanmak veya odaklanmamak" arasında yapılan
seçim, "bilinçli olmak ile bilinçli olmamak" arasında yapılan
bir seçimdir. Metafizik açıdan ise, "bilinçli olmak ile bilinçli
olmamak" arasında yapılan seçim de yaşam ve ölüm arasında yapılan
bir seçimdir.
Bilinç-belli bir bilince sahip canlı organizmalar için- hayatta kalmanın
temel aracıdır. İnsan için, hayatta kalmanın temel aracı akıldır. İnsan,
hayvanlar gibi sadece algılamalarının rehberliğinde yaşayamaz. Açlık duygusu
ona yiyeceğe ihtiyacı olduğunu belirtir (eğer "açlığın" ne olduğunu
tanımlayabilmişse) ancak yiyeceği nereden bulacağını veya hangi yiyeceğin
lezzetli hangisinin zehirli olduğunu söylemeyecektir. Nasıl bitki yetiştirebileceğini
veya avlanma için silah yapmasını keşfedecek bir düşünme sürecine ihtiyacı
olacaktır. Algıları onu, eğer etrafta varsa, bir mağaraya götürebilir
ancak en basit bir barınak inşa edebilmek için, düşünme sürecine ihtiyacı
vardır.
Hayatı bu tip bilgilere bağlı olmasına rağmen bilincinin iradi/isteğe
bağlı eylemi yani düşünme süreci bunu sağlayabilir. Bununla da kalmayıp
doğru ve yanlış eylemin ne olduğunu, hatalarını nasıl düzeltebileceğini,
mantık kurallarını da keşfetmek zorundadır. Doğa, zihin çabalarının yararlılığı
konusunda bir garanti vermez.
DOĞAYA
KARŞI BİLİNÇ
Doğaya karşı insanın tek bir üstün makinası vardır: bilinci. Ancak bu
bilincin de ateşleme bujisi eksiktir. Buji görevini görecek tek şey, insanın
kendi iradesidir. Yani insan bu makinanın hem ateşleyicisi, hem sürücüsüdür.
Onu çalıştırmayı keşfetmeli ve çalışır vaziyette tutmayı nasıl becerebileceğini
öğrenmelidir.
Elindeki malzeme bütün evren, sahip olacağı bilginin ve yaşam keyfinin
bir sınırı yok. Ancak gereksindiği, istediği bütün şeyleri öğrenmeli,
keşfetmeli ve kendisi üretmelidir. Bu süreç de kendi isteği, kendi çabası
ve kendi zekası ile olacaktır.
Yanlış ve doğrunun ne olduğunu otomatik olarak bilemeyen bir kişi, otomatik
olarak neyin gerçek neyin sahte olduğunu da bilemez, neyin iyi neyin kötü
olduğunu da... Ancak yaşamak için bu bilgilere ihtiyacı vardır. Gerçeğin
yasalarından muaf olmaması sebebiyle hayatını devam ettirmesini sağlayacak
kendi özel doğasına uygun eylemlerde bulunması gerekir. Yaşamını keyfî,
rastgele eylemler, körlemesine dürtüler, şans veya arzularla devam ettiremez.
Yaşamı, doğa tarafından kurulmuş ve kendi seçimine bırakılmayan bir grup
gerekli koşuldan oluşur.Onun seçimine bırakılan şey, bunu keşfedip keşfetmeyeceğidir,
yani doğru hedef ve değerleri seçip seçmemekte serbesttir.Yanlış seçim
yapma hakkı vardır ancak bu yanlış seçimle başarılı olma hakkı yoktur.Gerçeği
görmezden gelebilir, zihnini odaklamayarak, kendi seçtiği yolda tökezleyerek
yürüyebilir ancak görmeyi reddettiği bir uçurumdan düşmeme hakkı yoktur.Bilgi,
herhangi bir bilinçli organizma için yaşamın aracıdır…
İnsan bilinçli olmamayı seçme konusunda serbesttir, ancak bilinçsizliğin
cezasından kaçma konusunda serbest değildir.İnsan kendini mahvetme gücüne
sahip tek canlı türüdür.
O zaman insanın araması, peşine düşmesi gereken hedefler nelerdir?Yaşamı
sürdürme eyleminin gerektirdiği değerler nelerdir?İşte ahlak biliminin
yanıtlayacağı soru budur ve bu soru insanın ahlak kurallarına neden ihtiyaç
duyduğudur.
AHLAK BİR LÜKS DEĞİLDİR
Ahlak mistik bir fantezi, sosyal bir gelenek, bir tehlik durumunda degistirilebilecek
veya vazgeçilebilecek öznel bir lüks degildir.
Ahlak, nesnel, insan yasaminin devami için metafizik açidan gerekli bir
kavramdir. Bu gereklilik ne doga üstü bir güç, ne komsunuz ne de sizin
arzulariniz merhameti için degildir. Bu, gerçegin ve yasamin dogasinin
bir gerekliligidir.
Insan rasyonel bir varlik olarak adlandirilir ancak rasyonellik bir seçim
sonucu olusur. Doga bu konuda insana iki seçenek sunuyor: Rasyonel bir
varlik olma veya kendi kendini imha eden bir hayvana dönüsme.
Objektivist ahlakin standart degeri, insanin neyin iyi neyin kötü oldugunun
standarti insanin hayatidir veya bir baska deyisle insanin insan sifatiyla
yasamini sürdürmesi için ne gerekiyorsa odur.
RASYONEL
DÜŞÜNCE
Insan yasaminin temel araci akil oldugu için rasyonel varlik olarak hayatini
sürdürmeye uygun hersey iyi, buna karsi çikan veya engelleyen hersey kötüdür.
Isine yarayacak ihtiyaçlari kendi zekasi ile kesfetmek ve kendi çabasi
ile bunlari karsilamak zorunda oldugu için, rasyonel bir varlik olarak
hayatini sürdürmek konusunda iki temel yöntemi bulunmaktadir: düsünme
ve verimli çalisma.
Düsünmeden, terbiye edilmis hayvanlar gibi taklit veya tekrarla hayatta
kalmaya çalisanlar için dahi bu geçerlidir, çünkü bu tip "zeka parazitleri"
de düsünme ve kesfetmeyi seçen insanlarin bulduklarini taklit ederek veya
sömürerek hayatta kalabilirler.
Kimi taklit edecekleri, kimin pesinden gidecekleri de körlemesine bir
sansa baglidir kendilerini "düsünme zahmetinden kurtaracak"
her eylemin ve kisinin pesinden giderek uçuruma dogru uygun adim yürüyen
insanlarin durumuna benzerler.
Akil yerine kaba güçle hayatta kalmaya çalisan insanlar hayvanlarin hayatta
kalma yöntemini kullanan insanlardir. Ancak nasil hayvanlar bitkilerin
hayatta kalma yöntemini kullanarak basarili olamiyorlarsa bu insanlar
da hayvanlarin yöntemini kullanarak çok uzun müddetçe hayatta kalamazlar.
Örnek olarak suçlular ve diktatörler gösterilebilir. Belli bir süre için
yikici eylemlerinin bedelini ödeyerek (kurbanlarinin veya kendilerinin
yikimi) basarili olsalar da…
BİREYİN
AHLAKİ AMACI KENDİ YAŞAMI
Insanin insan sifati ile yasamini sürdürmesinin anlami anlik veya geçici
veya sadece fiziksel degildir. Bütün yasami boyunca seçimi kendisine birakilmis
varliginin devaminda tanim, yöntem sart ve hedefler anlamina gelir.
Insan, insandan baska bir sey olarak yasamini sürdüremez. Yasamina, zekasina
son verme hakki vardir.Kendisini insanin asagisinda bir varliga dönüstürebilir
ve bütün hayatini çekilmesi gereken bir izdirap haline getirebilir ancak
bu seçimle basarili olma yetenegi yoktur. Insan ancak kendi istegi ile
insan olabilir ve nasil insan gibi yasayacagi ahlak biliminin görevidir.
Iste bu anlamda objektivist ahlak insan yasamini standart deger olarak
görür - her bireyin ahlaki amaci kendi yasamidir.
VERİMLİLİK
VE GURUR
Objektivist ahlakin en temel 3 degeri akil, amaç ve öz-saygidir. Bu üç
deger, hepsi bir arada kisinin nihai degeri olan kisinin kendi yasaminin
gerçeklesmesinin araçlaridir ve 3 erdemle uyumlu hale gelirler: Rasyonalite,
verimlilik ve gurur.
Verimli çalisma, rasyonel insan hayatinin temel amaci ve degeridir. Bu
amaç ve deger bütün diger degerlerini tamamlar ve hiyerarsik bir düzene
sokar..verimli üretimin kaynagi ve ön sarti akil, sonucu ise gururdur.
Rasyonellik erdemi, bilginin kaynagi, deger yargilari ve kisinin eyleme
geçmesindeki tek rehber olarak sadece akli görmek ve kabul etmektir. Mistisizmin
her hangi bir seklini yani hissedilemeyen, rasyonel olmayan, tanimlanamayan,
doga üstü bir bilgi kaynagini reddedilmesidir.
Verimlilik erdemi yasami insanin kendi zekasi ile sürdürme sürecinde verimli
çalisma gerçeginin taninmasidir. Bu süreç kisinin, hem kendisini içinde
bulundugu ortama uydurma (hayvanlarin yaptigi gibi) ihtiyacindan kurtulmasini
saglar hem de içinde bulundugu ortami kendisine uydurmasi için güç verir.
Gurur erdemi, "hayatini devam ettirmek için üretmesi gereken fiziksel
degerleri üretirken, yasamini buna deger hale getirecek karakter degerlerine
sahip olmasi, kendi servetini kendisinin yaratmasi gibi kendi ruhunu da
kendisinin yarattigi" gerçeginin taninmasidir. Bu erdem "ahlaki
hirs" olarak da adlandirilabilir. Kurbanlik koyun olma rolünü reddetme,
kisinin kendisini bir erdem veya görev adina heba etmesini ögütleyen her
türlü doktrine karsi çikmaktir.
KİŞİ
KENDİ HATIRI İÇİN YAŞAMALI
Objektivist ahlakin sosyal prensibi yasamin kendisinin bir sonuç olmasi
gerektigidir. Her canli varligin amaci kendisidir, ne kendi ne de baskalarinin
amaci için bir araç. Bu yüzden kisi sadece kendi hatiri için yasamalidir,
ne kendisini baskalari için kurban etmeli ne de baskalarinin kendisi için
heba olmasini istemelidir.
Psikolojik açidan insanin yasamini sürdürmesi sorununda bilinci "ölüm/yasam"
sorunu olarak degil "mutluluk/mutluluk" sorunu olarak ele alir.
Mutluluk yasamin basarili bir durumu, mutsuzluk ise basarisizligin uyarici
sinyalidir.
Sevgi, saygi, çubuk krakerin ne kadar ölümcül bir silah oldugunun bilincinde
bir Türkiye.