Galt'ın
bu sözü objektivist etiğin dramatize edilmiş bir özetidir. Herhangi
bir etik sistem, temellerini zimnen veya açıkça metafiziğe dayandırır
veya metafizikten alır. Objektivizmin metafizikten aldığı etik temellerine
göre mantık insanin hayatta kalmak için en temel aracı ise, rasyonalite
de en yüksek erdemidir. Aklını kullanmak, gerçekliği algılamak ve
ona göre eylemde bulunmak insanin ahlaki zorunluluğudur. Objektivist
etiğin değer standardı, insanin insanca vasıflarını muhafaza ederek
yasaması, yani insan hayati için, ya da diğer bir deyişle rasyonel
bir varlığın kendine yakışır şekilde hayatta kalması için gerekli
olan neyse odur. Objektivist etik özünde insanin kendi iyiliği için
yasadığını, kişisel mutluluğunun en yüksek ahlaki amacı olduğunu ve
ne kendini başkaları için ne de başkalarını kendisi için feda etmemesi
gerektiğini savunur.
Atlas
Shrugged'ın kadın kahramanı :"temel bir suçluluk duygusu yasamaya
muktedir değildi" der. Herhangi bir ahlaki sistem suçluluk duygusu
olmadan varolabilir mi? Bu cümledeki anahtar kelime "temel"dir.
Temel bir suçluluk duygusu burada kişinin kendi davranışlarını değerlendirme
ve yanlışlarından pişman olma anlamında kullanılmıyor. Temel suçluluk
duygusu insanin yaradılış itibarıyla kötü ve suçlu olduğu anlamına
geliyor.
Ebedi günah gibi..
Ebedi günah olgusu romandaki kadın kahramanın, benim veya herhangi
bir objektivistin kabul edemeyeceği veya duygusal olarak yasayamayacağı
bir histir. Ebedi günah kavramı ahlaki dışlayan bir kavramdır. Eğer
insan yaradılış itibarıyla suçlu ise bu konuda tercih hakki yok demektir.
Tercih hakki yok ise konu ahlakin alanına dahil değildir. Ahlak sadece
insanin hür iradesinin hakim olduğu alanda yani onun tercihine açık
konularda söz konusu olabilir. İnsanoğlunu yaradılış itibarıyla suçlu
kabul etmek kavramsal bir çelişkidir. Kahramanım belirli bir eylemi
hakkında suçluluk duyabilir. Ancak kendine saygısı olan yüksek ahlaki
değerlere sahip birisi olarak eylemleriyle suçlu olmayı hak etmedigini
görmektedir. Tamamıyla ahlaka uygun hareket edecek ve bundan dolayı
hak etmedigi bir suçluluk duygusunu kabul etmeyecektir.
Atlas
Shrugged'da ana karakterlerden birine "En sefil insan tipi nedir?"
diye soruluyor. Cevap ta: "Bir sadist, katil, seks manyağı veya
diktatör demiyor. "Amaçsız biri" diyor.
Hayatlarını açıkça tanımladıkları bir amaçları olmadan devam ettiren
çoğu insan sefil bir yaşam sürmekte…
Çünkü tüm kötülüklerin kökeninde bu yatıyor. Sadizim, diktatörlük
ve herhangi bir kötülük insanin gerçeklikten kaçmak istemesi sonucudur.
Düşünememesinin sonucu… Amaçsız bir adam gelir geçer duyguların ve
tanımlayamadığı dürtülerin etkisiyle oradan oraya savrulan ve kendi
hayatinin kontrolünü tamamen kaybettiği için her türlü kötülüğü yapmaya
muktedir biridir. Hayatinizi kontrol etmeniz için bir amacınız olması
gerekir. Üretken bir amaç…
"Hitler
ve Stalin kendi hayatlarını kontrol edemiyorlar miydi.Açık bir amaçları
yok muydu?" diye sorabilirsiniz:
Tabii
ki hayır. Hayatlarının gerçek anlamda birer manyak olarak sona erdiğine
dikkatinizi çekerim. Kendilerine saygıları olmadığı için tüm varoluştan
nefret etmişlerdir. Bu gibilerin psikolojisi Atlas Shrugged'taki James
Taggart karakteriyle özetlenebilir. Amacı olmayan fakat bir şeyler
yapmak durumunda olan birisi diğerlerine zarar vermek için hareket
eder. Bu üretken veya yaratıcı bir amaçla ayni şey değildir.
Merkezi
bir amaç insan hayatındaki bütün diğer ilgileri düzene sokar; değerlerinin
hiyerarşi ve görece önemlerini saptar, anlamsız iç çelişkilerden uzak
tutar, hayattan daha geniş ölçekte keyif almasını ve bu keyfi aklinin
hakimiyetine açık olan her alana taşımasını sağlar. Amaçsız birisi
ise kaos içinde kaybolur gider. Değerlerinin ne olduğundan habersizdir.
Nasıl karar vereceğini bilemez. Kendisi için neyin önemli neyin önemsiz
olduğunu saptayamadığı için rasgele etkilerin ve anlık kaprislerin
insafına bırakır kendini. Hiçbir şeyden zevk alamaz.
Hiçbir zaman bulamayacağı bir değeri ararken hayatını harcar.
Mantık
insan bilgisinin aracıdır. Gerçekliği algılamamızı sağlayan işlevdir.
Rasyonel davranmak demek gerçeğe uygun davranmak demektir. Duygular
ise algılamanın aracı değildirler. Ne hissettiğiniz size gerçekler
hakkında hiç bir şey anlatmaz; sadece gerçekler hakkındaki tahminlerinize
dair bir izlenimdir. Duygular değer yargılarınızın sonucudurlar. Bilinçli
veya bilinçsiz olarak kazandığınız, doğru olabileceği kadar yanlış
da olabilecek temel önkabullerinizin sonucudurlar. Kapris ise sebebini
bilmediğiniz ve öğrenmeye de zahmet etmediginiz bir duygudur. Peki
"kaprislerle hareket etmek" ne demek oluyor? Bu, insanin
bir zombi gibi neyle uğraştığını, ne başarmak istediğini veya onu
neyin motive ettiğini bilmeden yasamasıdır. Bu insanin geçici bir
delilik hali içinde yasaması demektir. Renkli veya keyifli dediğiniz
bu mu? Bu durumdan alınabilecek yegane keyfin, canilerin kan dökerken
aldığı keyfe benzeyeceğini düşünüyorum. Gerçeği reddederek eylemlerde
bulunmak sadece yıkım getirebilir.
Duygularımızın
olması gerektiği yerde durmalarına dikkat etmeliyiz. Duygular insanin
değerlerle ilgili ön-kabullerinin otomatik birer tepkisidirler. Sebep
değil sonuçturlar.
İnsan eğer mantığı ve duyguları arasındaki ilişkiyi doğru kurabiliyorsa
bu ikisi arasında mutlaka bir çatışma, ya birini ya öbürünü seçmek
zorunda kalacağımız raddede bir çelişki olmak zorunda değildir.
Rasyonel insan, duygularının kaynağını, sahip olduğu hangi önkabullerden
kaynaklandıklarını bilir veya keşfetmek için çaba harcar. Eğer önkabulleri
yanlış ise düzeltir. Asla güvenemeyeceği ve anlamlarını tam kavrayamadığı
duyguların esiri olarak hareket etmez. Bir olayı değerlendirirken
tepkilerinin nedenini ve hakli olup olmadığını bilir. İç çelişkilere
sahip değildir; aklı ve duyguları yekparedir; bilinci mükemmel bir
uyum içindedir. Duyguları düşmanı değil hayattan keyif almasını sağlayan
araçlardır. Fakat duyguları rehberi değildir; rehber aklıdır. Ne var
ki bu ilişki tersine çevrilemez. Eğer kişi duygularını sebep aklini
ise duygularının edilgen bir sonucu olarak tasavvur ederse; yani eğer
duyguları tarafından kontrol edilir ve aklini duygularını rasyonalizm
etmek veya meşrulaştırmak için kullanırsa o zaman gayri ahlaki hareket
ediyor demektir.
Böylelikle kendini zulmüme, başarısızlığa, yenilgiye mahkum etmiş
olur. Kendinin ve başkalarının mahvolmasından başka hiç bir şey başaramaz.