AYN RAND'dan
Siyasi yönetimlerin en sevmediği şeylerin başında bireyin bağımsızlığı ve egonun vizyonu gelir.
Egonuzu ve kimliğinizi siyasi yönetimlere karşı koruyun.
 
Site search     
İnsan önce Tanrı'nın tutsağıydı. Zincirlerini kırdı. Sonra kralların tutsağı oldu. Yine zincirlerini kırdı. Artık hiçkimsenin tutsağı olmamalı.
AYN RAND

 

OBJEKTİF ALTERNATİF: Laissez Faire Kapitalizm
ve
OBJEKTİVİST AHLAK

"Feodalizm veya E.Kant mistizmi - Marx kolektivizmi veya sözde modern liberalist devletçiler - vs" lere dikkat ediniz:
Onlar hala " paranın": tüm kötülüklerin anası olduğunu -tabii: her derdin devası hükümet parası hariç(!)- iddia ediyorlar.
Yani aynen tüm kötülüklerin anasını "şeytan" olarak gören eski mistikler gibi..!

Oysa: İnsanoğlunu en aşağı hale indirmeyi teklif eden bir kişi, kendisini yardımseverliğin harekete geçirdiğini iddia edemez.
İnsanı arzusundan, hırsından veya ümidinden soyutlamak ve onu ömür boyu durağanlığa mahkum etmek isteyen birisi,
kendisini teşvik eden unsurun şevkat olduğunu iddia edemez.
İnsanın, bir kötürümün elde edebileceği ilerlemenin sınırları ötesinde ilerlemesini yasaklamayı teklif eden birisi,
insan sevgisini motivasyonu olarak iddia edemez.
Bir dahiye, bir geri zekalı için bir değeri olmayan başarıyı yasaklamayı teklif eden bir kişi, kıskançlık
ve nefretten başka hiçbir motivasyonunun olduğunu iddia edemez...

Laissez Faire Kapitalizm


İnsanın rasyonel yapısıyla uyumlu tek sistem " Laissez Faire Kapitalizm "dir. Kapitalizm insanların benzersiz üretkenlik yeteneğinin serbestliğidir. Bu anlamda kapitalizm, mucizevi derecede üretken olan tek sistemdir. Kapitalizmin ahlaki haklılığını: insanın "ne kendisini başkalarına ne de başkalarını kendisine feda" etmeden kandisi için varolma hakkını, kendi başına bir amaç olarak tanıması oluşturur. İnsanın: "kendisini başkaları, başkalarını kendisi için fedaya "zorlayan altruist ruh ve beden mistiklerinin tümü kapitalizmle çelişir, uyuşamaz.
Çünkü kapitalizm, başkalarına hizmet ve feragat prensipleriyle çalışmaz, çalışamaz.
İnsanoğlunun gerçekten muhteşem velinimeti kapitalizm, buna rağmen, eskiden ve bugün neden kızgınlık, itham ve nefretten başka birşeyle anılmamaktadır? Kapitalizmin sözde savunucuları neden eskiden ve bugün onun adına özür dilemeyi sürdürmekdedir?
Neden kazanmak, kâr etmek ve yetenek ahlaken ödüllendirilmez?
Çünkü kapitalizm ve altruizm birbiriyle uyuşmamaktadır. Çünkü kapiatalizm ve altruizm aynı kişide ve toplumda birlikde olamaz.
Bu nedenle altruizme sarılmış sözde kapitalizm savunucuları, en büyük kötülüğü kapitalizme yapmakdadır.
Çünkü kapitalizmi savınmak bir ekonomi meselesi değil:bir ahlak meselesidir.
İşte bu anlamda aklın mutlaklığı temelinde AHLAKİ BİR DEVRİM en zor, en çok çaba gerektiren, en radikal isyan şeklidir,
fakat bugün yapılması gereken şeydir.
Bu nedenle, altruist ahlak ile ruh ve beden mistikleri: çağdaşlığın, ilerlemenin, becerinin ve yeteneğin önündeki en aşağılık en iğrenç
ve en tehlikeli engeldir.
Medeniyet yok olmak zorunda değildir. Vahşi ve modern yamyamlar sadece bizim hatalarımızdan dolayı kazanıyorlar.
Onlarla sonuna kadar ve dürüstlükle savaşmak için reddetmemiz gereken şey altruizm ahlakı ve irrasyonalizmdir.
Ahlaki temeli olan altruizmle savaşmadan, kolektivizmle savaşamayız.
Onun epistomolojik temeli olan irrasyonallikle savaşmadan altruizmle savaşamayız.
Kendisi için mücadele edecek bir şeyimiz olmadıkca, bir şeye karşı mücadele edemeyiz.
Bunlar felsefi konulardır, fakat bu uğruna savaşılacak muhteşem bir amaç değilmidir?
Bu anlamda zararı değil: “ kâr etmeyi " felsefik olarak savunmak, her rasyonel insanın ödevidir.!

Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir, sözde kapitalizmdir:
Günümüz de kapitalizm sürecini tamamlayabilen bir tek ülke yoktur.

İşte bu anlamda amacımız:
Laissez Faire Kapitalizmdir

Çünkü kapitalizmin önündeki tek engel:altruist (kendini feda) ahlakıdır.Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri güçlerin) ellerindeki bu altruist bayrak: birgün:Mutlaka birgün, realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini incelemek sanırım yeterlidir.

RADİKAL KAPiTALiZM ve FELSEFE

Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki, bu durumun bas sorumluları:"kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir.
Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından "birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır...
Dünya tarihinde hiç bir ekonomik-politik sistem değerini, kapitalizm gibi apaçık ortaya koymamış,hiç bir ekonomik-politik sistem insanoğluna kapitalizm kadar yarar sağlamamıştır.
Dünyada hiç bir sisteme, kapitalizme olduğu kadar vahşice, haince ve cahilce saldırılmamıştır. Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki,2000 lif yılların gençliği bile kapitalizmin gerçek doğası hakkında yeterince bilgi sahibi olamayacaktır.
Bu durumun bas sorumluları da "kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir - günümüz kapitalistleri yani.
Kapitalizm öncelikle "ahlaki" deformasyona uğramıştır. Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından " birisi "ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır.İnsanin üretim sürecindeki rolüne ve niteliğine önem vermemişler, insani, toprak, orman, yeraltı servetleri gibi üretim araçlarından birisi,'toplum' denilen şeye hizmet veren unsurlardan biri olarak görmüşler, insan hizmetlerini toplum denilen soyutlamaya en yararlı olacak biçimde örgütlemeye çalışmışlardır.

Oysa "Toplum": gerçekliğe uymayan bir soyutlamadır.


Çünkü, 'insanlık' bir varlık, bir organizma, bir mercan kayası değildir. Üretimin ve ticaretin tek bir unsuru vardır: insanin kendisi. Bu bağlamda ekonomi, politika, felsefe, psikoloji, edebiyat gibi "İnsan Bilimlerinin" tümü ise insani araştırarak başlamalıdırlar, toplum denen muğlak bütünü değil.Ayni şekilde,artı-değer diye bir şey yoktur.Tüm servet, birisi tarafından üretilir ve o birisine aittir. Kapitalizmi tüm diğer sistemlerden üstün kılan, bireyin üretim özgürlüğüdür. Üretim özgürlüğü, sömürüye değil, servetin yaratılmasına yol açmıştır.
Ne var ki, Avrupalı düşünürler, 'İnsanin Hakları' seklinde keli melendirilen çağdaş felsefeyi hiç bir zaman tümüyle kavrayamamışlardır. Kapitalizmin özünü teşkil eden bireysel özgürlüğü, insanin kıralların hakim olduğu bir devletin köleliğinden kurtulup, 'millet'in hakim olduğu bir devletin kölesi olmasi seklinde algılamışlar, üretim özgürlüğüne geçit vermemişlerdir.Kaynakların topluma ait olduğu, toplumun ortak çıkarları doğrultusunda kullanılmaları gereği düşüncesi objektif bir veriymiş gibi kabul görmüştür.Oysa, 'ortak çıkar' diye bir şey yoktur. 'Çıkar' elle tutulur bir fayda olarak bireye dönük bir kavramdır.Sözde kapitalizm, bireyin kendisini toplum için feda etmesini öngören diğerkamlık ahlaki, morality of altruism, üzerine kurulmuştur.
Teknolojik devrimlerin nimetlerini tekelinde tutan yamyamlar(askeri-politik-ekonomik güçler), altrüizmin bayrağına sarılmaya devam etmekteler.
Bu yamyamlar, akıbetlerinin altrüizmin atalarından(Hitler-Stalin-v.b) farklı olamayacağından habersizmiş gibi davranmaya devam ediyorlar. Fakat bir gün, mutlaka bir gün, realite o bayrağıca benzerleri gibi alaşağı ederek yerine objektivizmin bayrağını koyacaktır. İşte o bir gün'ün kestirme bir yolu yoktur maalesef;o günü bireylerin bilinci belirleyecektir.Altruism ahlakın bir diğer sonucu ise "devletçilik faciasıdır."

Devletçilik ahlaksızlıktır.


Çünkü devletçilik bireyin üretim özgürlüğünü engeller. Kaldı ki, insani üretim araçlarından birisine indirgeyen görüş, kapitalizmin değil, feodalizmin insan görüsüdür.
Yirminci yüzyılın Avrupa kültürü esasen bir aşiret kültürüdür. "Avrupa düşüncesinde THA Varlık, aşirettir, toplumdur" derler. "İnsan, bu Varlık'ın her an ikame edilebilir hücrelerinden birisi olarak görülür. Varlık'a hizmet, askerlik, öğretmenlik, hakimlik gibi saygın bir uğraş olarak algılanır, egemen sınıfların bu tür uğraşlarından doğan ayrıcalıklarını Varlık'a hizmet edebildikleri sürece kullanabildiklerine inanılır."

Bu bağlamda Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir:
Sözde kapitalizmdir.


Yirminci Yüzyılda bedensel kölelik yoktur ama zihinsel kölelik devam etmiştir. İnsanin özgür ve bağımsız bir birey olduğu düşüncesi, Avrupa kültürüne bütünüyle yabancıdır.
Mesela: "Yirminci Yüzyıl düşüncesini oluşturan en etkin yayınlarından birisi olan Encyclopedia Britannica'ya bakalim: Britannica, 1964 baskısında, kapitalizmi 'feodalizmin yıkılmasından sonra Bati Dünyasına hakim olan ekonomik sistem' olarak takdim ettikten sonra, 'Kapitalist olarak adlandırılan bir sistemin temelini, toprak, madenler, fabrikalar gibi sermaye olarak bilinen ve kişisel olmayan üretim araçlarının sahipleri ile, emeklerini bunlara satan özgür fakat sermayesiz isçilerin arasındaki ilişkiler teşkil eder. Bu ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıkan toplu sözleşme pazarlıklarında toplumsal ürünün isçi sınıfı ile kapitalist girişimciler arasında hangi oranlarda paylaşılacağına karar verilir,' diyebilmiştir! Ansiklopediye göre, kapitalizmin basarisi, böylece ortaya çıkan 'artı değer'i, 'piramitler, katedraller gibi ölü yatırımlara değil, gemiler, antrepolar, ham maddeler, yari mamuller ve mamuller gibi maddesel servet biçimlerine' yatırmış olmasidir! Artı değer, böylece genişletilmiş üretken kapasiteye dönüştürülmüştür!' Oysa bu, tam bir iki yüzlülüktür! 1964 yılı gibi yakın bir tarihten bahsediyoruz! Okuduklarımın üzerinden bir yüzyıl dahi geçmiş değildir! Yirminci Yüzyıl insaninin beynini formatlayan Britannnica'nin iki yüzlülüğü, kapitalizm yolundaki güçlüklerimizin boyutlarını gözler önüne sermektedir! Nedir artı değer? Ansiklopedi, bunun cevabini vermemektedir, veremez! Çünkü artı-değer diye birsek yoktur. Servet, birey tarafından yaratılır. Tanımlama, isimlendirme ve bütünleştirmeden oluşan karmaşık bir süreç olan düşünceyi sadece bireysel beyinlerimiz becerebilir. Kolektif beyin, toplumsal bellek diye bir şey yoktur. İnsanlar birbirlerinden öğrenebilirler. Ancak, öğrenme bireyin kendisine ait bir süreçtir. Bireyler öğrenme sürecinde işbirliği yapabilirler. Bildiklerini birbirlerine ya da gelecek kuşaklara aktarabilirler. Ancak, nakil, bireyin söyleneni alması halinde mümkündür. Pek çok medeniyet, bireyler kendilerine nakledilenleri alamadıkları, almak istemedikleri ya da düşünmeleri yasaklandığı için kaybolmuştur."

Ekonomi bilimi ve radikal kapitalizm:

Bireyi inceleyerek toplum hakkında birşeyler öğrenmek mümkündür, ancak tersini yapamazsınız. "Toplumu oluşturan varlıkların kendilerini incelemeden, ilişkilerini incelemek, bize birsek kazandırmayacaktır. Böyle bir durum, gökyüzünü araştırırken gezegenleri, uyduları ya da yıldızları incelemeyi reddeden astronomun haline benzer! Ya da tıpta, sağlıklı olmanın kıstaslarını tanımlamadan, hastalığı çözmeye çalışan hekimin haline! Hastaları bırakıp hasta ilişkileriyle uğrasan bir başhekim düşünebiliyor musunuz?! Modernist ekonomi-politikçiler asırlarca bunu yaptılar! Kullandıkları yöntem, 'İnsan ekonomik denkleme uyduğu kadarıyla insandır' yöntemiydi. Böylesi soyutlamalar, gerçeği yansıtmadıkları gibi garip bir çifte standart da oluşturdu. Örneğin, bir ayakkabı tamircisine rastladıklarında adamın hayatini kazanmak için ayakkabı tamir ettiği sonucuna varmakla beraber, ekonomi-politik gözlüklerini taktıklarında adamın amacının, hatta görevinin topluma ayakkabı sağlamak olduğuna karar verdiler! Bir yandan üretim araçlarının devletin kontrolünde olmasi gerektiğini söyleyen komünizme var güçleriyle karsı çıkarken, diğer yandan gelir dağılımını iyileştirme amacıyla işadamlarını vergi sağılacak inek yerine koymaktan çekinmediler! "

OBJEKTİVİST AHLAK

Bu sorunun cevabi, insanı tanımlamaktan geçer. Objektivizme göre insanin tanımlayıcı özelliği akılcılığıdır. Akıl, insanın varkalmasının ve öğrenmesinin başlıca aracıdır. İnsan, en basit ihtiyaçlarını bile düşünerek giderir. Yiyecek yetiştirmeyi, avlanmak için silah geliştirmeyi düşünerek bulur. Hayvanlar gibi sadece içgüdüsüyle varaklamaz. İçgüdülerimiz bizi yağmur yağarken bir mağaraya saklanmaya yönlendirebilirler ama en basit bir barınak yapmak için düşünmek zorundayız. İçgüdü, bize ateş yakmayı, yün eğirmeyi, tekerlek yontmayı, apandisit ameliyatı yapmayı, keman çalmayı öğretmez. Aklını kullanmak veya kullanmamak kişiye kalmıştır. Düşünmeyi reddeden bireyler, ya başka bireylerin keşfettikleri ürünleri taklide ve tekrar ederek, ya da, bunları talan ederek varkalırlar. Tercihleri hangi yönde belirirse belirsin, insanin yegane var kalmak aracı akıldır ve aklını kullanmayanın aklını kullanana müdahalesi kabul edilemez. İnsan aklının temel gereksinimi özgürlüktür. Üretim, insan aklinin var kalmak sorunsalına uygulanmasıdır. İnsan, akılcılığı ölçüsünde kazanır veya kaybeder. Varkalır veya yeryüzünden silinir.

"Sağcı-solcu-dinci-liberal" kolektivist sistemlerin temelinde altruist,yani birey düşmanı "kendini feda" ahlak anlayışı vardır. Bunlara göre bireyin kendi yararı için yaptığı herşey "yanlış ve kötü"; başkaları ve başka şeyler yararına yaptığı herşey "doğru ve iyi" dir. Yani bunlar için: bireyin "Ülkenin 50 yıl sonraki petrol yada benzer çıkarları için" - " toplum,devlet,Tanrı,millet,v.b çıkarları için" KENDİNİ FEDA ETMESİ: iyi ve doğrunun tek standartıdır.

Oysa kapitalist ahlakın tek standartı:bireyin "ne kendisini nede başkasını feda etmemesi" dir. Yani bireyin hayatı ve mutluluğu yararına olan "doğru ve iyi", yararına olmayan herşey "yanlış ve kötü" dür.

Bu anlamda kapitalizmin önündeki tek engel:altruist ahlak anlayışlarıdır.Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri güçlerin) ellerindeki bu altruist (birey düşmanı) bayrak: birgün, mutlaka birgün, realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini incelemek sanırım yeterlidir.

Entellektüel bir güç ve ahlaki bir ideal olarak kollektivizm bugün ölüdür. Fakat özgürlük ve bireycilik, ve onların siyasi ifadesi olan kapitalizm henüz keşfedilmedi. İnsanoğlunun bu değerleri keşfetmeye zamanı olacağını düşünüyorum. Ölmekte olan günümüz kollektivist felsefesinin bir sefalet, imkansızlıklar ve umutsuzluk kültüründen başka birşey yaratmamış olması dikkate değerdir. Zamanımızın, insanı başarısızlık, tükenmişlik ve yıkımla lanetlenmiş yardıma muhtaç, çaresiz ve akılsız bir varlık olarak yansıtan sanat ve edebiyat dünyasına bir bakın. Bu sunum bir kollektivistin kendi psikolojisinin itirafı olabilir fakat genel bir insan tasviri kesinlikle değildir. Eğer çizilen bu tablo gerçeğe uygun olsaydı mağaralarımızdan asla çıkamazdık. Fakat bugünlere gelmeyi başardık. Etrafınızı ve tarihi gözlemleyin. İnsanoğlunun başarılarını göreceksiniz. İnsanlığın gelişmek için sınırsız bir kabiliyete sahip olduğunu ve bu kabiliyeti mümkün kılan işlevi farkedeceksiniz. O zaman insanın yaradılış itibariyle çaresiz bir mahlukat olmadığını, ancak aklını, o yüce işlevi kullanmayı ihmal ettiğinde o hale düştüğünü anlayacaksınız.
Mantık. Amaç. Kendine Saygı.

Aklın insana has bir ahlakı vardır ve aklın ahlakının değer standardı İNSANIN HAYATIDIR.
Kendine İlgi Duymanın Rasyonel Felsefesi: OBJEKTİVİZM

Objektivizm, felsefi bir akımdır. Politika, felsefenin bir dalı olduğuna göre, objektivizm de belirli politik ilkeleri savunur.
Özellikle " Laissez-Faire kapitalizm ", objektivizmin temel felsefi ilkesidir.
Objektivistler, " muhafazakar " değil, kapitalizmin radikal savunucularıdır ve asıl amaçları politika veya ekonomi değil,
insanın doğasını ve varlık nedenini incelemektir

İnsan zekası, onun asıl hayatta kalma aracıdır. Hayat ona bahşedilmiştir, fakat hayatta kalma verilmemiştir. Ona bedeni verilmiştir, fakat bedeninin beslenmesini devam ettirme verilmemiştir. Ona aklı verilmiştir, fakat aklının içeriği verilmemiştir. Canlı kalmak için insan davranış da bulunmalıdır ve davranış da bulunmadan önce hareketinin özelliğini ve amacını bilmek zorundadır. İnsan yiyeceği hakkında ve onu nasıl elde edeceği hakkında bilgi sahibi olmadan yiyeceğini elde edemez. Amacı hakkında ve bu amacı nasıl başaracağı konusunda bilgi sahibi olmadan bir çukur kazamaz. Hayatta kalmak için düşünmek zorundadır.

Fakat DÜŞÜNMEK tercihe açık bir eylemdir.
Umursamaksızın 'insan tabiatı' olarak adlandırdığımız şeyin anahtarı, birlikte yaşadığımız ancak adını açıklamaktan dehşete düştüğünüz açık sır, İNSANIN İRADEYE DAYALI BİLİNÇLİ BİR VARLIK OLDUĞU GERÇEĞİDİR. Akıl otomatik olarak çalışmaz; düşünmek mekanik bir işlem değildir, mantık bağlantıları içgüdüyle yapılmaz. Midenizin, akciğerlerinizin veya kalbinizin fonksiyonu otomatiktir; fakat aklınızın fonksiyonu otomatik değildir. Hayatınızın herhangi bir anında veya sorununda düşünmeye veya bu iş den kaçınmaya özgürsünüz.
Fakat tabiatınızdan, sizin hayatta kalma aracınızın AKIL olduğu gerçeğinden: Bu nedenle bir insan olan kendiniz için 'olmak ya da olmamak' sorusunun 'düşünmek ya da düşünmemek' olduğu gerçeğinden kaçmakta özgür değilsiniz ve özgür olamazsınız.
İradi bilince sahip bir canlı otomatik bir davranış şekline sahip değildir. İnsan, hareketlerine yol göstermesi için bir değerler sistemine ihtiyaç duyar. 'Değer' kişinin kazanmak ve korumak istediği şey, 'erdem' ise kişinin onu kazanma ve muhafaza etme eylemidir. Değerden, kim için ve ne için değer? Sorusuna bir cevap vermesi beklenir. 'Değer', bir alternatif karşısında bir standardı, bir amacı ve davranışın gerekliliğini var sayar.

Alternatifler olmadığı durumda hiçbir değer söz konusu olamaz.

Evrende sadece bir temel alternatif vardır: Varolma ya da varolmama. Ve bu sadece canlı organizmalara hastır. Cansız maddenin varlığı şartlara bağlı değildir, yaşamın varlığı ise bağlıdır. Madde yok edilemez niteliktedir, şeklini değiştirir fakat varolmaktan vazgeçemez. Sabit bir alternatifle, yani yaşam veya ölümle yüz yüze olan sadece canlı bir organizmadır. Yaşam bir kendini devam ettirme işlemidir ve kendinden kaynaklanan bir hareket işlemidir. Eğer bir organizma bunu yapamıyorsa, ölür; kimyasal elementleri kalır, fakat yaşamı varolmaktan çıkar. 'Değer' kavramını olası yapan sadece 'Yaşam' kavramıdır. İyilik ve kötülük sadece canlı bir varlık içindir.

Yaşamak için bir bitki kendini beslemek zorundadır.
Onun ihtiyaç duyduğu güneş ışığı, su, kimyasallar doğanın onun hizmetine sunduğu değerlerdir; onun yaşamı onun davranışlarını belirleye değerlerin standardıdır. Fakat bitkinin davranışını tercih etmesi söz konusu değildir; bitkinin karşılaştığı şartların alternatifleri vardır, fakat onun fonksiyonunun alternatifi yoktur:Hayatını devam ettirmek için otomatik olarak davranır, kendini yok edecek tarzda davranamaz.

Bir hayvan hayatını devam ettirecek şekilde teçhiz edilmiştir.
Duyuları ona otomatik olarak bir hareket tarzı ve neyin iyi neyin kötü olduğuna dair otomatik bir bilgi sunar. Bilgisinin yetersiz olduğu durumlarda ölür. Fakat yaşadığı müddetçe bilgisine dayanarak hareket eder, otomatik güvenlik ile tercih yeteneği olmayışı ile, kendi çıkarının göz ardı edemez, kötüyü seçecek şekilde ve kendi kendini yok edici şekilde davranmayı tercih edemez.

İnsan, hiçbir otomatik hayatta kalma sistemine sahip değildir.
Onun tüm diğer canlı şeylerden farkı, alternatifler karşısında İRADEYE DAYALI TERCİH yoluyla davranması gerekliliğidir. Onun için neyin iyi neyin kötü olacağı hakkında, hayatının hangi değerlere bağlı olduğu hakkında, hangi hareket tarzına ihtiyacı olduğu konusunda otomatik bilgisi yoktur. Bir kendini koruma içgüdüsü gevezeliği mi yapıyoruz? Bir kendini koruma içgüdüsü kesinlikle insanın sahip olmadığı bir şeydir. Bir içgüdü kesin ve otomatik bir bilgi şeklidir. Bir arzu bir içgüdü değildir. Bir yaşama arzusu size yaşam için gerekli olan bilgiyi vermez. Ve insanın yaşama arzusu bile otomatik değildir:sizin sahip olmadığınız arzunun bu olması sizin bugünkü gizli şeytanınızdır. Sizin ölüm korkunuz bir yaşam aşkı değildir ve size onu muhafaza etmek için gereken bilgiyi vermeyecektir. İnsanlar bilgilerini tabiatın kendilerini mecbur kıldığı düşünme işlemiyle elde etmeli ve hareketlerini böyle seçmelidir. İnsan kendini yok edecek şekilde davranma gücüne sahiptir ve bu, tarihin büyük kısmında insanın yaptığı şeydir…

İnsana rasyonel varlık denmektedir, fakat rasyonellik bir tercih konusudur.
Doğanın insana sunduğu alternatif, akıllı varlık veya intihar hayvanı olmaktır. İnsan, tercihiyle İNSAN olmak zorundadır; hayatını, tercih ederek bir değer olarak sürdürmelidir, tercih yoluyla ihtiyaç duyduğu değerleri keşfetmeli ve kendi erdemlerini uygulamalıdır.
Tercih yoluyla kabul edilen bir değerler sistemi bir ahlak sistemidir:İçinizde yozlaşmadan kalan, yaşayan kalıntıya, insan kalıntısına, AKLINIZA, sesleniyorum ve diyorum ki: Aklın insana has bir ahlakı vardır ve aklın ahlakının değer standardı İNSANIN HAYATIDIR.

İyi, bir canlı varlığın hayatı için uygun olan her şeydir, kötü hayatı yok eden her şeydir.
Kendi hayatı, bir insanın nihai değeridir. Başlı-başına bir amaç olan bu değerin elde edilmesi ve/veya muhafaza edilmesi sürecini -zevkli bir yaşam sürdürmek için gerekli olan faaliyetlerin, değerlerin, amaçların seçilmesi sürecini- yöneten tek standart, insana-özgü-hayat'tır. Değer, elde etmek ve/veya muhafaza etmek için uğrunda davranılan şeydir; erdem, bir değeri elde etmekte kullanılan eylemdir. Her bir insanın kendi nihai değerini (kendi hayatını) elde etmesinin, gerçekleştirmesinin aracı olan üç temel değer: Akıl, Amaç ve Gurur-duyulacak-bir-kişilik'tir; bunlara tekabül eden üç erdem ise: Rasyonellik, Üretkenlik ve Kendine-saygı-ve-güven'dir. Bu değerler, tek başına elde edilemez, birbirleriyle bağlantılıdır: İnsan hayatının merkezi amacı, bütün değerler hiyerarşisini belirleyen merkezi değer, üretken faaliyettir. Akıl, insani üretkenliğin ön şartıdır, onun kaynağıdır; insan, hem maddi ihtiyaçlarını gidermek, hem de gurur-duyulacak-bir-kişilik'e sahip olmak için üretir; üreterek amacını gerçekleştirdikçe, aklına olan güveni artar, kişiliğinden gurur duyar.

Kendine-saygı-ve-güven erdemi, "ahlaki hırslılık" olarak da isimlendirilebilir.
Ahlaki hırslılık; bir insanın ahlaki mükemmelliğe erişerek, kendisini, kendi nezdindeki en büyük değer haline getirmeyi hedef edinmesi demektir. Ancak gediksiz bir rasyonelliğe sahip olmakla elde edilebilecek olan ahlaki mükemmellik:
a) İcrası imkansız, irrasyonel bir erdemler sistemini asla kabul etmemek; rasyonel olduğunu bildiği erdemleri icra etmeği ise, hiçbir zaman ihmal etmemektir.
b) Hak etmediği bir suçluluk duygusunu asla kabul etmemek; suçluluk duygusunu hak edecek bir işi asla yapmamak; suçluluk duygusunu hak edecek bir iş yapmışsa, düzeltmek için elinden gelen herşeyi hemen yapmayı asla ihmal etmemektir.
c) Karakterindeki herhangi bir kusura karşı asla pasif kalmayıp, onu hemen düzeltmeğe girişmektir.
d) Hiçbir mülahazayı, arzuyu, korkuyu, ruh halini, kendine-saygı-ve-güven ihtiyacının üstüne bir an için dahi koymamaktır.
e) Her ne sebep için olursa olsun, kurbanlık hayvan rolünü reddetmek; münzeviliği, kendini horlamayı, kendini aşağılamayı, kendini küçültmeyi, kendini feda etmeyi, bir erdem veya görev olarak vazeden her doktrini reddetmek demektir.

Tabiatın gerektirdiği gibi, insanın hayatı akılsız bir hayvanın, yağmacı bir haydudun veya aylak bir mistiğin hayatı değil, canlı bir varlığın yaşamıdır-bu zorbalık ve dolandırıcılık yoluyla değil, başarma yoluyla bir yaşamdır- çünkü insanın hayatta kalması tek bir şeyin, yani aklın sayesindedir.

İnsanın hayatı ahlak standardıdır, fakat sizin kendi yaşamanız onun amacıdır.
Eğer dünyada varolmak sizin amacınız ise, hareketlerinizi ve değerlerinizi insana has olan bu standarda göre, yani yerine yenisi konamayan değeri-yani hayatınızı- muhafaza etmek, onun içini doldurmak ve tadını çıkarmak için seçmelisiniz.

Aklınız ve varolma aşkınız buna karar versin.

 

AYN RAND'ın MAKALELERİ:


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Objektivist Hareket © 1998 | Terms Of Us