![]() ![]() |
||||||||||||||||||||
NATHANIEL BRANDEN
|
Çoğu insan yabancılaşma üzerine yazanların tanımladığı sancılı duygusal durumu bilir. Bir kişisel kimlik hissinden yoksun, kendisini yabancı hisseden ve kendilerinin asla etkileyemediği bir dünyadan korkan çok insan vardır. Fakat niçin? Nedir yabancılaşma problemi? Nedir kişisel kimlik?Niçin bu kadar fazla sayıda insan bunu başarma işini, korkulan bir görev olarak görür?Ve konuyla ilgili olarak: Neden kapitalizme saldırılmaktadır? |
Yabancılaşma ve kişisel kimlik
problemi birbirinden ayrılamaz.Sağlam bir kişisel kimlik hissinden yoksun
olan insanlar yabancılaşmış hissederler. Sancı bir organizmanın alarm
sinyalidir, tehlike işaretidir; özel olarak yabancılaşma sancısı, bir
insana kendisi için uygun olmayan bir psikolojik durum içinde bulunduğunu;
realite ile olan ilişkisinin yanlış olduğunu bildirmektedir.
|
Şu
gibi sorularla hiçbir hayvan karşılaşmaz: Kendimle ne yapmalıyım? Ne
tip bir yaşam tabiatıma uygundur? Bu sorular ancak akıllı bir varlık
için söz konusudur.Ego/Ben bir insanın içindeki kendi ve onun bilme
melekesidir, yani düşünme yeteneğidir. |
Yaşayan bir varlık olarak insan,
özel ihtiyaçlarla ve yeteneklerle doğar; bunlar tabiri caizse onun türünün kimliğini oluşturur, yani bunlar onun insan tabiatını oluştururlar.
İnsanın ihtiyaçlarını karşılamak için yeteneklerini nasıl kullandığı;
yani realitenin gerçekleriyle nasıl uğraştığı, düşünce ve davranış bakımından
nasıl bir fonksiyon göstermeyi seçtiği; onun - ki ' isel veya bireysel
kimliğini ' -oluşturur. Onun kendi algılaması, onun ne tip insan
olduğu hakkındaki içinde taşıdığı düşünce veya imajı (onun kendine saygısı
olup olmadığı dahil) onun yaptığı tercihlerin kümü latif ürünüdür. Bu,
Ayn Rand'ın " İnsan kendi kendini oluşturan bir ruhun, oluşturduğu
bir varlıktır" ifadesinin anlamıdır. |
Bir insanın ‘ BENİ/EGOSU ' onun
bilme melekesi ve düşünme yeteneğidir. |
Düşünmeyi tercih etme, realitenin
gerçeklerini tanımlama, neyin doğru veya yanlış; neyin haklı veya haksız
olduğu konusunda hüküm verme sorumluluğunu üslenme insanın kendini
ortaya koyma şeklidir. Bu, insanın bir rasyonel varlık olarak kendi
tabiatını kabul etmesidir, entelektüel bağımsızlığının sorumluluğunu
kabul etmesidir. Ve bu kendi aklının başarısına bağlılığıdır. Bencil olmamanın özünde kişinin bilincini devreden çıkarması vardır. Bir insan
düşünme, bilgiyi arama, hüküm verme işi ve sorumluluğundan kaçtığında
ve kaçtığı müddetçe davranışı bir " feragat " davranışıdır.
Düşünmeyi terk etmek: Kişinin egosunu terk etmesidir ve kişinin kendisinin
varoluş için uygun olmadığını, realitenin gerçekleri ile başa çıkmada
yetersiz olduğunu ifade etmesidir. Çünkü bir insan düşündüğü ölçüde,
fikirlerini ve değerlerini birinci elden kazanır ve bunlar onun için
bir gizem değildir; kendisi karakterinin, davranışının ve amaçlanma aktift nedenidir. İnsan düşünmeden yaşamaya çalıştığı müddetçe
kendini pasif konuma koyar, kişiliği ve davranışları anlamadığı
güçlerin, onun anlık hislerinin ve rastgele çevresel etkilerin kazara
sonucu olur. Bir insan düşünce sorumluluğunu yerine getirmede hata yaparsa,
istemsiz, bilinçsiz tepkilerin insafında kalır; ve bu tepkiler
de kişinin üzerinde etkili olan dış güçlerin, onun etrafında olan kişilerin
ve şeylerin insafında kalacaktır. Böyle bir kişi kendini, kendi hatasının
bir sonucu olarak, sosyal deterministlerin insan görüşüne; yani doldurulmayı
bekleyen boş bir kalıba, herhangi bir çevre ve şartlandıncı tarafından
ele geçirilmeyi bekleyen iradesiz bir robota çevirir. |
Güçlü bir kişisel kimlik hissi
iki şeyin sonucudur: bağımsız bir düşünme politikası ve bunun bir sonucu
olarak entegre bir değerler takımı. Bir insanın duygularını ve amaçlarını
belirleyen ve insanın yaşamına yön ve anlam veren şey: İnsanın
kendi değerleri olduğu sürece, bu değerlerini kendisinin bir uzantısı
olarak, kimliğinin gerekli bir parçası olarak, onu kendisi yapan her
ne ise onun için elzem bir şey olarak görür.
|
Örneğin, akılcılığı soyut değeri
olarak alan bir kişi, bu değeri temsil eden bir arkadaş seçebilir; eğer
daha sonra hükmünde yanlış olduğuna, arkadaşının akılcı olmadığına ve
ilişkilerinin sona ermesi gerektiğine karar verirse, bu onun kişisel
kimliğini değiştirmez; fakat, bunun yerine artık akılcılığa değer vermemeye
karar verirse kişisel kimliği değişmiş olur.
Bu sancılı zedelenmiş kimlik acı verici deneyiminden kaçınmak için, değerleri çelişkili olan bir |
Realiteden
uzaklaşmak kendinden uzaklaşmaktır. |
Sonuçlardan biri diğer insanlardan
yabancılaşma hissidir; kişinin insan ırkının bir parçası değil, aslında
bir ucube olduğu hissidir. Kişi bir insan statüsüne ihanet ederken,
kendini bir metafizik serseri haline getirir. Diğer pek çok insanın
da aynı ihaneti işlediğini bilmek bunu değiştirmez. Kişi yalnız ve kopuk
hisseder; kendi varlığının gerçek olmayışı ile perişan bir deruni ve
manevi sefilleşme hissi ile koparılmış hisseder.
|
Doğru
nedir? Diğerlerinin doğru dediği şey. Haklı olan nedir? Diğerlerinin
haklı olduğuna inandığı şey. |
Kişi
nasıl yaşamalıdır? Diğerlerinin yaşadığı gibi... [Bu] kişinin kimlik
ve kişisel değer algılaması açıkça, onun (her şeyi bilen ve her şeye
gücü yeten) "diğer insanların" değerlerini, şartlarını ve
beklentilerini tatmin etmesinin bir fonksiyonudur... Şu anki gibi değerleri
çürümekte olan, entelektüel kaos ve ahlak iflası içindeki (aşina olduğumuz
yol işaretlerinin ve kurallann yok olduğu, "realiteyi" yansıtan
güvenilir aynaların binlerce anlaşılmaz alt mezhebe ayrıldığı, "kendini
ayarlamanın" gittikçe zorlaştığı) bir kültürde, kimliğini kaybettiğini
hıçkırarak bir psikiyatra koşacak ilk kişi Geleneksel sosyal metafizikçidir,
çünkü artık ne yapacağını ve ne olacağını net bir şekilde bilmemektedir.
|
Bunlar artık hangi otoriteye
itaat edeceğini bilmeyen ve kendilerini bir kendi hissine doğru sürmenin birisinin görevi olduğunu, "Sistemin" onlara kendine
saygı hissi vermesi gerektiğini zırvalayan sosyal metafizikçilerin sızlanmalardır. |
Modern entelektüellerin Ortaçağı
beğenmesinin, bu tarz yaşam için olan şaşkın özleminin ve bu dönemde
var olan gerçek şartlan yoğun olarak göz ardı etmesinin psikolojik kökü
|
İnsan,
realiteye doğrudan bakamayarak, başkalarının muhakemelerini kendisininkinin
yerine koyduğu ölçüde,aklı fonksiyonu realiteye yabancılaşır. |
İnsan
kavramlar yoluyla değil, ezberlenmiş üstü kapalı kelimelerle, yani,bazı
durumlarla ilgili olan, fakat kullanıcısının içeriğini doğru şekilde
anlamadığı, öğrenilmiş seslerle fonksiyon gösterir. Bu, bugünün
düşünmeyen insanlarını, şu suçlamayı haklı görmeye teşvik eden,
tanımlanmamış, bilinmeyen fenomendir: bugün modern insanın "fazla
soyut," "fazla entelektüel" bir şekilde yaşamaktadır
ve insanın "doğaya geri dönmeye" ihtiyacı vardır. İnsanlar
zayıf bir şekilde realiteden kopuk olduklarını, etraflarındaki dünyayı
anlamaları konusunda bir şeylerin yanlış olduğunu algılarlar. Fakat
onlar problemlerini, tamamen yanlış bir temelde yorumlarlar. Gerçek,
onların "soyutluklar" arasında kayboldukları değildir, fakat
soyutlukla
|
İnsanların, yabancılaşmalarının
sebebinin kapitalizm olduğuna karar vermeleri de bundan çok farklı değildir.
|
Yabancılaşmış insan iradi (Yani
kendince yönlendirilen) bir bilinç sorumluluğundan kaçmaktadır: düşünme
veya düşünmeme özgürlüğü, bir akıl süreci başlatmak veya göz ardı etmek,
onun kaçmaya çalıştığı bir yüktür. Fakat bu özgürlük onun insan olma
tabiatı ile ilgili olduğundan, bundan kaçmak söz konusu değildir; bu
yüzden insan, aklı terk ettiğinde ve duygular ve körlük yönüne meylettiğinde
suçluluk ve endişe duyar. Fakat insanın özgürlük konusu ile karşı karşıya
gelmesinin başka bir seviyesi daha vardır: bu varoluşsal veya sosyal
seviyedir ve burada kaçış mümkündür. Politik özgürlük bir metafiziksel
mutlak değildir: kazanılmak zorundadır ve bu nedenle reddedilebilirdir.
Kişinin varoluşundaki özgürlüğe karşı olan isyanın psikolojik kökü,
kişinin bilincindeki özgürlüğe karşı olan isyandır. Davranışları
için kendinden sorumlu olmaya karşı isyanın kökü, düşüncede kendi bildiği yöne gitmeye karşı olan isyandır. Düşünmek
istemeyen kişi ne davranışlarının sonuçlarının ve ne de yaşamının sorumluluğunu
taşımak ister. |
Bu bağlamda,'Ayn Rand Kimdir?
'den, 19. yüzyıl ortaçağcılarının ve sosyalistlerinin kapitalizme
karşı saldırılarının benzerliklerini incelediğim bir pasajı alıntılamak
uygun olacaktır: |
Hem ortaçağcılar
ve hem de sosyalistlerin yazılarında, insanın varoluşunun kendisine
otomatik olarak garanti edileceği, yani insanın kendi bekasının sorumluluğunu
taşımak zorunda kalmayacağı bir toplum için açık bir özlem gözlenmektedir.
Her iki kamp da kendi ideal toplumlarını, "ahenk" olarak adlandırdıkları
şeyle, hızlı değişim veya meydan okuma veya bir rekabetin yorucu şartlarının
bulunmaması ile karakterize edilen bir toplum olarak gösterirler; bütünün
refahı için belirlenen katkı paylarını herkesin vermesi gereken, fakat
hiçbir kimsenin kendi hayatını veya geleceğini kritik şekilde etkileyecek
olan tercihler yapması ve kararlar alması gereği ile yüz yüze kalmayacağı,
kişinin ne kazandığı veya kazanmadığı veya neyi hak edip neyi etmediği
sorusunun gündeme gelmeyeceği, ödüllerin başarıya bağlanmadığı ve kişinin
yardımseverliğinin onun hatalarının sonuçlanna asla katlanmayacağının
garanti ettiği bir toplum. Kapitalizmin, pastasal varoluş olarak
adlandınlabilecek olan bu görüşe uyamaması, ortaçağcıların ve sosyalistlerin
özgür bir toplumu suçlamasındaki temeldir. Kapitalizm insana bir Cennet
Bahçesi vaat etmemektedir.Tabi ki bugün kapitalizm büyük ölçüde terk edilerek yerine
karma ekonomi, yani gittikçe devletçiliğe doğru kararlı bir şekilde
ilerleyen bir özgürlük ve devletçilik karışımı getirilmiştir. Bugün
bizler, sosyalistlerin "ideal toplumuna," Marx'ın işçilerin
"yabancılaşması" üzerine ilk yazdığı zamandakinden çok daha
yakınız. Ancak, kolektivizmin her ilerlemesinde insanın yabancılaşması
konusundaki çığlıklar daha da sesli hale gelmektedir. Bize problemin
gittikçe kötüleştiği söyleniyor. Komünist ülkelerde bu gibi eleştirilerin
dile getirilmesine müsaade edildiğinde, bazı yorumcular işçilerin yabancılaşması
konusundaki Marksist çözümün başarısızlığından, komünizmin şartlandırdığı
insanın daha da yabancılaşmasından, insanın doğa ile diğer insanlarla
olan "yeni ahenginin" gerçekleşmemesinden şikayetçi oluyorlar.
|
İnsan tabiatından kaçamaz ve
eğer insan kendi tabiatının gereksinimlerine aykırı bir sosyal sistem
(kendisinin rasyonel, bağımsız bir varlık olarak yaşamasın engelleyen
bir sistem) kurarsa, sonuç psikolojik ve fiziksel felakettir. |
Özgür bir toplum tabi ki tüm bireylerinin
akıl sağlığını garanti edemez. Özgürlük insanın gerçek tatminini
sağlamaya yeterli bir durum değildir, fakat gerekli bir durumdur. Ve kapitalizm (laissez-faire kapitalizmi) bu durumu
sağlayan tek sistemdir.
|
Eğer bir insan bilgiyi arama,
değerler seçme ve amaçlar ortaya koyma sorumluluğunda başarısız olursa;
eğer kişi bu alanı başkalarının otoritesine teslim ederse; evrenin
kendisine kapalı olduğu duygusundan nasıl kaçar? |
Gerçekten de evren kendisine
kapalıdır. Ancak kendi tercihinden dolayı..! |
Nasıl
cebelleşeceğim, Tanrı'nın ve insanın, Çileden çıkartan acayiplikeri ile? Ben, bir yabancı ve bir korkak yaratmadığım bir dünyada? |
Sorusu
için en uygun cevap şudur:
|
N E D E
N S E N Y
A R A T M A D I N ..?
|