
John
Galt Kim?
Sıfıra
tapanlar...
Hayata ulaşmakla ölümden kaçınmak aynı şey değildir.
Neşe, acının - zeka, aptallığın - ışık, karanlığın -
kişilik de kişiliksizliğin
yokluğu değildir. Çünkü: İnşa etmek, yıkımdan uzak durmakla sağlanamaz.
Oniki
yıldır sorup duruyorsunuz:John Galt Kim?
Ben John Galt'ım. Hayatını seven adamım. Diğerlerine olan sevgisini feda etmeyen
adamım. Sizi kurbanlarınızdan mahrum bırakan, böylelikle dünyanızı yıkan adamım.
Eğer bilmekden nefret eden sizler, neden yok olmakda olduğunuzu öğrenmek istiyorsanız,
şimdi onu söyleyecek olan adam da benim.
Bu çağın manevi kriz çağı olduğu söylendi size. Bunu sizde kendinize söylediniz.
Yarı korkuyla, yarı bu sözlerin bir anlam taşımamasını umarak. Dünyayı insanların
günahları mahvediyor, diye haykırdınız, insan yapısını suçladınız, talep ettiğiniz
sevapları insanların uygulamamasına kızdınız. Sizin gözünüzde değer demek, fedakarlık
demek olduğu için, peşpeşe gelen her felakete yeni fedakarlıklar istediniz.
Ahlaka geri dönüş adına, ıstıraplarınızı medeni olan kötülükler diye nitelediğiniz
şeyleri feda ettiniz. Adaleti acımaya feda ettiniz. Bağımsızlığı birliğe feda
ettiniz. Mantığı inanca feda ettiniz. Serveti ihtiyaca feda ettiniz. Özsaygıyı,
kendini inkar etme eğilimlerine feda ettiniz. Mutluluğu da göreve feda ettiniz.
Kötü saydığınız her şeyi feda edip, iyi saydığınız her şeye ulaştınız. O halde
çevrenizdeki dünyaya bakınca neden dehşetle büzülüyorsunuz? Bugünkü dünya sizin
günahlarınızın bir ürünü değil, sevaplarınızın bir ürünü. Sizin manevi idealleriniz
gerçekleştirdi bu dünyayı... hem de en son ve en ideal haliyle. O uğurda mücadele
ettiniz, hep onun rüyasını gördünüz, onu istediniz, ben de ...sizin dileklerinizi
gerçekleştiren kişi oldum.
İdealinizde,
amansız bir düşman vardı, sizin ahlaki düsturunuz onu yok etmek üzere tasarlanmıştı.
Ben o düşmanı ortadan çektim. Onu sizin yolunuzun üzerinden ve ulaşabileceğiniz
yerlerden çektim. Onu sizin yolunuzun üzerinden ve ulaşabileceğiniz yerlerden
çektim. Biree birer feda etmekte olduğunuz tüm o kötülüklerin kaynağını kaldırdım
ortadan. Savaşı sona erdirdim. Motorunuzu durdurdum. Dünyanızı insan aklından
yoksun bıraktım.
İnsanlar
akılla yaşamaz, mı demiştiniz? Akılla yaşayanları çekip aldım. Akıl yetersizdir,
güçzüdür mü demiştiniz? Ben güçsüz olmayan akılların sahiplerini çekip aldım.
Akıldan üstün değerler de var, mı demiştiniz? Ben yok diyenleri çekip aldım.
Siz
adaleti, bağımsızlığı, mantığı, serveti, özsaygıyı temsil eden insanları kurban
sunaklarına sürüklerken, ben sizden hızlı davrandım, onlara sizden önce ulaştım.
Oynamakta olduğunuz oyunu onlara anlattım, hangi manevi kurallara bağlı olduğunu
açıkladım, çünkü onlar masum cömertlikleri nedeniyle bunları kavrayamamışlardı.
Onlara başka manevi kurallarla, benim kurallarıma nasıl yaşanabileceğini gösterdim.
Onlar da benimkini izlemeyi seçtiler.
Bütün
o ortadan yok olan adamları, nefret ettiğiniz, ama kaybetmekten çok korktuğunuz
adamları sizin elinizden ben aldım. Bizi bulmaya çalışmayın. Biz bulunmayı seçmedik.
Size hizmet etmenin görevimiz olduğunu haykırıp durmayın. Böyle bir görevi kabul
etmiyoruz. Bize ihtiyacınız olduğunu da söylemeye kalkmayın. Biz ihtiyacı bir
haklı talep saymıyoruz. Bizim sahibimiz olduğunuzu iddia etmeyin. Sahibimiz
değilsiniz. Geri dönmemiz için yalvarmayın. Biz, aklı olan insanlar, grevdeyiz.
Kendini
yok etme kavramına karşı grevdeyiz. Kazanılmamış ödüllere, ödüllendirilmemiş
görevlere karşı grevdeyiz. Kişinin kendi mutluluğunun peşinde koşmasını kötü
sayan dogmaya karşı grevdeyiz.
Bizim
grevimizle, yüzyıllardır gördüğünüz grevler arasında bir fark var. Bizim grevimiz
taleplerde bulunmakla değil, talepleri sunmakla ilgili. Sizin ahlaki kurallarınıza
göre biz kötüyüz. Biz de artık size zarar vermeme yolunu seçtik. Sizin ekonominize
göre, biz yararsısız. Artık sizi sömürmemeye karar verdik. Politikanıza göre
biz tehlikeliyiz, zincire vurulmamız gerek. Biz de sizi tehlikeye sokmamaya
karar verdik, artık zincirleri takmayalım dedik. Sizin felsefenize göre biz
yalnızca bir hayaliz. Bundan böyle gözünüzü kamaştırmamaya karar verdik, gerçekleri
görebilmeniz için sizi serbest bıraktık...istediğiniz gerçekleri, şimdi gördüğünüz
dünyayı, aklı olmayan bir dünyayı.
Bizden
talep ettiğiniz her şeyi verdik size. Esasen vericiler her zaman biz olmuştuk,
ama bunu ancak yeni anlayabildik. Size sunacak hiçbir talebimiz yok, pazarlık
edecek koşullarımız yok, varılacak bir uzlaşmamız yok. Bizim size ihtiyacımız
yok.
Şimdi
de, 'Hayır, bizim istediğimiz bu değildi,' diye mi bağıracaksınız? Amacınız
harabelerle dolu koskoca bir dünya değil miydi? Sizi terk etmemizi istemiyor
muydunuz? Siz, maneviyat yamyamlarının aslında ne istediğinizi baştan beri çok
iyi bildiğinizin ben farkındaydım. Ama oyununuz bitti artık, çünkü şimdi ben
de biliyorum.
Yüzyıllar
süren afetler ve felaketler hep sizin manevi stendartlarınızın sonucuydu. Siz
hep, maneviyata ihanet ediliyor, belalar onun cezası olarak geliyor, diye haykırdınız.
İnsan çok zayıf ve çok bencil olduğu için, belayı def etmeye yetecek kadar kan
dökemiyor, dediniz. İnsanı lanetlediniz, ama kendi manevi stantartlarınızı sorgulamaya
hiçbir zaman cesaret temediniz. Kurbanlarınız suçu üstlerine aldılar, sizin
lanetleriniz altınad mücadeleyi sürdürdüler, bu onların ödülü sayıldı. Szi bu
arada, kendi manevi kodunuzun çok soylu olduğunu, ama insanoğlu kötü olduğu
için onu uygulayamadığını haykırdınız. Hiç kimse kalkıp da size, iyiyse hangi
ölçülere göre iyi, diye sormadı.
Siz
hep John Galt'ın kim olduğunu bilmek istediniz. Ben, işte o soruyu sormuş olan
kişiyim.
Evet,
günümüz manevi kriz günü. Evet, sizler kötülüğünüzden ötürü cezalandırılıyorsunuz.
Ama bu sefer yargılanan, insan değil, suçu üstlenecek olan da insan yapısı değil.
Bu sefer sonu gelen, sizin manevi kodunuz. Manevi kodunuz, varabileceği doruğu
aştı, yolu sonundaki karanlık çıkmaza vardı. Eğer yaşamayı sürdürmek istiyorsanız,
ahlaka geri dönmeniz gerek...siz ahlakı hiçbir zaman tanımadınız, ama şimdi
onu keşfetmek zorundasınız.
Siz
ahlak kavramlarını hiç duymadınız, yalnızca mistik ya da sosyal kavramları dinlediniz.
Size ahlakın, keyfi olarak empoze edilen bir davranış kodu olduğu söylendi.
Kendinizi üstün bir gücün ya da toplumun kaprisine adamak, Tanrı'nın amacına
hizmet etmek ya da komşunun refehına katkıda bulunmak, mezarın ötesine ya da
bitişik evde bir otoriteyi memnun etmek...ama ne olusa olsun, kendi hayatınıza
ve kendi zeevkinize hizmet etmemek olduğu söylendi. Size kendi zevkinizin ancak
ahlaksızlıkla bulunabileveği öğretildi. Çıkarlarınıza en iyi hizmet edecek şeyin
ancak kötülük olduğunu, manevi kodların sizin için değil size karşı olması gerektiğini,
sizin hayatınızı iyileştirmek için değil, tükenmek için var olduğunu dinlediniz.
Yüzyıllar
boyunca ahlak savaşı hep, hayatınızın "Tanrı'ya" ait olduğunu söyleyenlerle,
hayatınızın" Komşularınıza" ait olduğunu söyleyenler arasında yer
aldı. Bir kesim size kendinizi cennetteki hayaletler için feda etmenin iyi olduğunu
söylerken, diğer kesim de size, kendinizi dünyadaki beceriksizler için feda
etmenizin iyi olduğunu söyledi:
Hiç kimse size hayatınızın kendinize ait olduğunu,
iyinin de onu yaşamak olduğunu söylemedi.
Ahlakın
sizden öz-çıkarlarınızı ve aklınızı teslim etmeyi beklediği konusunda her iki
kesimde görüş birliği içindeydi. Ahlaki olanla pratik olanın birbirinin tersi
olduğu, ahlakın mantık alanın da olmadığı, inancın ve gücün alanın da olduğu
yolunda da görüş birliği içindeydiler. Rasyonel ahalakın mümkün olmadığını,
mantıkla doğru veya yanlış diye birşey olamayacağını, mantık alanında ahlaki
olmak için bir sebep bulunmadığını her iki tarafta ileri sürüyordu.
Başka
hangi konularla savaşmış olurlarsa olsunlar, tüm ahlakçılarınızn birleştiği
nokda, hep inasn aklına karşı savaşmakdı. Tüm planları ve sistemleri hep insan
aklını saptırmaya ve çökertmeye dönüktü. Şimdi ya yok olmayı seçeceksiniz, ya
da anti-akıl kavramının anti-hayat demek olduğunu öğreneceksiniz.
İnsan
aklı,sağ kalmanın temel aracıdır. İnsana hayat verilmiştir, ama sağ kalma, verilmemiştir.
Vucudu ona verilmiştir, ama dayanıklılığı verilmemiştir. Aklı ona verilmiştir,
ama içeriği verilmemiştir. Hayatta kalmak için o insanın eyleme geçmesi gerekmektedir,
eyleme geçmeden önce de, girişeceği eylemin niteliğini ve amacını bilmek zorundadır.
Yiyeceğini elde edebilmesi, ancak yiyecek kavramını bilmesiyle, onu elde etmenin
yolunu bilmesiyle mümkündür. Bir hendek kazarken de, bir siklotron yaparken
de, bunu kendi amacını bilmeden, nasıl yapılacağını bilmeden başaramaz. Sağ
kalmak için düşünmek zorundadır.
Ama
düşünmek de bir seçimdir. Sizin hiç düşünmeden "insan tabiatı" dediğiniz
şeyin anahtarı, birlikde yaşadığınız ama adını koymadan korktuğunuz o açık sır,
insanın isteğe bağlı bilince sahip olduğu bir varlık olduğudur. Mantık otomatik
olarak çalışmaz. Düşünmek mekanik bir süreç değildir. Mantığın bağlantıları
içgüdlerle kırılamaz. Midenizin, akciğerinizin, kalbinizin işleyişi otomatikdir,
ama aklını öyle değildir. Hayatınızın her saatin de ve her konusunda, düşünmekte
ya da düşünme çabasından kaçınmakta serbestsiniz. Ama kendi tabiatınızdan kaçıp
kurtulmakda serbest değisiniz, mantığın hayatta kalma aracının olduğu gerçeğinden
kaçmanız mümkün değildir...insan olduğunuza göre sizin için, "olmak ya
da olmamak" demek, "düşünmek veya düşünmemek" demekdir.
İsteğe
bağlı bilince sahip bir varlığın, otomatik bir davranış rotası yoktur. Eylemlerine
rehberlik edecek bir değerler koduna ihtiyacı vardır. "Değer", kişinin
kazanmak ve muhafaza etmek içiin uğrunda eyleme geçtiği şeydir, iyi eylem ise,
kişinin onu kazanmak ve muhafaza etmek için uyguladığı adımlardır. "Değer",
bir soruya verilebilecek cevabı var saymak zorundadır: Kimin için değer ve ne
amaçla değer?. Değer ayrıca bir standardı da var sayar. O da bir amaçtır, bir
alternetif karşısında eyleme geçmek değildir. Alternetifin olmadığı yerde, hiçbir
değer söz konusu olamaz.
Evrende
bir tek temel alternetif vardır:Var olmak ya da var olmamak...bu da bir tek
tür kimliği ilgilendirir:Canlı organizmaları. Cansız maddelerin varkığı koşulsuzdur,
hayatın varlığı öyle değildir. Belli bir eylem rotasına bağlıdır. Madde yok
edilemez, biçim değiştirebilir, ama varlığı ortadan kaldırılamaz. Sürekli bir
alternatifle, ölüm kalım alternetifi ile karşı karşıya olan yalnızca canlı organizmalardır.
Hayat kendi varlığını sürdürme yolunda, kendinin başlattığı bir süreçtir. Bir
organizma bu süreçte başarısız olursa, ölür. Kimyasal maddeleri kalır, ama hayatı
yok olur. "Değer" kavramını mümkün kılan yalnızca "hayat"
kavramıdır. Her şey ancak canlı bir varlık için iyi ya da kötü olabilir.
Yaşamak
için bir bitki kendini beslemek zorundadır.
Onun ihtiyaç duyduğu güneş ışığı, su, kimyasallar doğanın onun hizmetine sunduğu
değerlerdir; onun yaşamı onun davranışlarını belirleye değerlerin standardıdır.
Fakat bitkinin davranışını tercih etmesi söz konusu değildir; bitkinin karşılaştığı
şartların alternatifleri vardır, fakat onun fonksiyonunun alternatifi yoktur:Hayatını
devam ettirmek için otomatik olarak davranır, kendini yok edecek tarzda davranamaz.
Bir
hayvan hayatını devam ettirecek şekilde teçhiz edilmiştir.
Duyuları ona otomatik olarak bir hareket tarzı ve neyin iyi neyin kötü olduğuna
dair otomatik bir bilgi sunar. Bilgisinin yetersiz olduğu durumlarda ölür. Fakat
yaşadığı müddetçe bilgisine dayanarak hareket eder, otomatik güvenlik ile tercih
yeteneği olmayışı ile, kendi çıkarının göz ardı edemez, kötüyü seçecek şekilde
ve kendi kendini yok edici şekilde davranmayı tercih edemez.
İnsan,
hiçbir otomatik hayatta kalma sistemine sahip değildir.
Onun tüm diğer canlı şeylerden farkı, alternatifler karşısında İRADEYE DAYALI
TERCİH yoluyla davranması gerekliliğidir. Onun için neyin iyi neyin kötü olacağı
hakkında, hayatının hangi değerlere bağlı olduğu hakkında, hangi hareket tarzına
ihtiyacı olduğu konusunda otomatik bilgisi yoktur. Bir kendini koruma içgüdüsü
gevezeliği mi yapıyoruz? Bir kendini koruma içgüdüsü kesinlikle insanın sahip
olmadığı bir şeydir. Bir içgüdü kesin ve otomatik bir bilgi şeklidir. Bir arzu
bir içgüdü değildir. Bir yaşama arzusu size yaşam için gerekli olan bilgiyi
vermez. Ve insanın yaşama arzusu bile otomatik değildir:sizin sahip olmadığınız
arzunun bu olması sizin bugünkü gizli şeytanınızdır. Sizin ölüm korkunuz bir
yaşam aşkı değildir ve size onu muhafaza etmek için gereken bilgiyi vermeyecektir.
İnsanlar bilgilerini tabiatın kendilerini mecbur kıldığı düşünme işlemiyle elde
etmeli ve hareketlerini böyle seçmelidir. İnsan kendini yok edecek şekilde davranma
gücüne sahiptir ve bu, tarihin büyük kısmında insanın yaptığı şeydir…
İnsana
rasyonel varlık denmektedir, fakat rasyonellik bir tercih konusudur.
Doğanın insana sunduğu alternatif, akıllı varlık veya intihar hayvanı olmaktır.
İnsan, tercihiyle İNSAN olmak zorundadır; hayatını, tercih ederek bir değer
olarak sürdürmelidir, tercih yoluyla ihtiyaç duyduğu değerleri keşfetmeli ve
kendi erdemlerini uygulamalıdır.Tercih yoluyla kabul edilen bir değerler sistemi
bir ahlak sistemidir.
İçinizde
yozlaşmadan kalan, yaşayan kalıntıya, insan kalıntısına, AKLINIZA, sesleniyorum
ve diyorum ki: Aklın insana has bir ahlakı vardır ve aklın ahlakının değer standardı
İNSANIN HAYATIDIR.
İnsan tabiatının
gerektirdiği hayat, akılsız bir hayvanın hayatı olmadığı gibi, yağmacı bir serserinin,
mırıldanıp duran bir mistiğin hayatda değildir. Düşünen bir varlığın hayatıdır.
Güç kullanmakla ya da sahtekerlıkla yaşanan hayat değil, başarılarla yaşanan
hayattır, ne pahasına olursa olsun hayat değildir, çünkü insanın sağ kalmasının
bedelini ödeyen tek şeyi vardır, o da mantıkdır.
İnsanın hayatı, ahlakın standartlarıdır, ama kendi hayatınız bunun amacıdır.
Eğer hedefiniz dünyada var olmaksa, eylemlerinizi ve değerlerinizi insana uygun
standartlara göre seçmeniz gerekir, hayatınız olan o tek varlığı sürdürme, doyuma
erdirme, zevkini çıkarma değerlerine uygun olarak seçmeniz gerekir.
..................
Siz
sıfıra tapanlar...
Hayata
ulaşmakla ölümden kaçınmanın aynı şey olmadığını,sizler hiçbir zaman keşfedemediniz.
Neşe,acının-zeka,aptallığın-ışık,karanlığın-kişilik de kişiliksizliğin yokluğu
değildir. İnşa etmek,yıkımdan uzak durmakla sağlanamaz. Sizin artık biz üreticilere,"Sizin
üretiminizi yok etmememiz karşılığında, üretin ve bizi besleyin!" diyemezsiniz.
Size tüm kurbanlarınız adına cevap veriyorum: Kendi boşluğunuz içinde yok olup
gidin. Var oluş, negatiflerin inkarı değildir. Yokluk ve inkar, değer değil,
kötülük dür. Kötülük güçsüzdür, bizden zorla sızdırdığınız dışında bir gücü
yokdur. Yok olun, çünkü bizler, sıfırın hayatı ipotek altına alamayacağını artık
öğrendik.
Sizin ahlak düzeniniz, bir"Ölüm Ahlakı" düzenidir.
Değerlerinizin standardı ölümdür,amaç ölümdür. Düzeninizin başlangıç noktası
lanetleme, amacı, yöntemi ve sonucu da yıkım.
Ahlakı,doğayı,adaleti ve mantığı bir tek kavramla yıkmak, eşi zor bulunabilecek
bir kötülüktür. Oysa sizin düzeninizin temelinde yatan budur. İnsanın kendi
seçeneğine açık olmayan bir şeyi günah saymak, ahlak kavramıyla alay etmektir.
Onu doğmadan önceki bir günahtan ötürü cezalandırmak, adaletle alay etmektir.
Masumiyetin var olmadığı bir konuda onu suçlamak, mantıkla alay etmektir.
"Mistiklerin insan aklının yetersizliği konusundaki gevelemelerini dinleyip
de, onun bilincinden kuşkulanacağınız yerde kendi bilincinizden kuşku duymaya
başladığınızda , yarı-rasyonel durumunuzun her söze göre tehlikeli şekilde sarsılmasına
izin vermiş olursunuz,sonunda onun üstün gözüken güvenine ve bilgisine teslim
olmaya karar verebilirsiniz. Buradaki komik durum hem size,hem ona gülmeyi gerektirir.O
mistiğin güveni yalnızca sizin onu onaylamanızdan gelecektir. O mistiğin korktuğu
doğaüstü güç, taptığı o bilinmez ruh, çok güçlü saydığı o bilinç,hep sizinkilerdir.
"Mistik dediğiniz, başkalarının aklıyla ilk karşılaştığında kendi aklını
teslim etmiş olan adamdır. Çocukluğunun derinliklerinde bir yerde , kendisinin
gerçeklik anlayışı başkalarının iddialarıyla çatıştığında, karşıdakilerin keyfi
emirleri ve çelişkili talepleri karşısında bu kişi bağımsız rasyonel yeteneğini
hemen teslim etmiştir.' Biliyorum ki sözüyle 'diyorlar ki ' sözü arasında kalan
kavşakta, bu kişi başkalarının otoritesini seçmiş , anlamak yerine itaat etmeyi
, düşünmek yerine inanmayı kabullenmiştir. Doğaüstü korkusu,başkalarının üstünlüğüne
inanmakla başlar.
Bu kişinin teslim oluşu , anlamayışını saklama yoluna yönelmiştir. Başka herkesin
bildiği esrarengiz bir bilgiyi yalnız kendisi bilmiyormuş gibi hissetmektedir.Gerçeklik
artık başkalarının istediğidir ve bu güç kendisi için ebediyen kapanmıştır.
"O andan başlayarak , düşünmekten korkan bu kişi artık belirsiz duyguların
insafına kalmış durumdadır.Tek rehberi duygularıdır,o duygular onun son kalan
kişisel kimliğidir,onlara müthiş bir sahiplik duygusuyla sarılır...ve elinden
hangi düzeyde düşünmek geliyorsa onunda duygularının aslında korku olduğunu
kendinden saklamaya yöneltir.
"Bir mistik size, mantıktan daha güçlü bir şeyin varlığını hissediyorum
dediği zaman , bir şey hissettiği doğrudur,ama o hissettiği şey evrenin her
şeye kadir süper-ruhu değildir,karşısına çıkan herhangi birinin bilincidir,
çünkü kendisi kendi bilincini çoktan teslim etmiştir.Mistik, başkalarının o
her gücü içeren bilincini etkilemeye, hile yapmaya,iltifat etmeye ,kandırmaya
ve zorlamaya yönelmiştir.Onun gözünde gerçeğin tek anahtarı, 'onlar' dır.Onların
esrarengiz gücünü koşumlayıp kullanamazsa, onların onayını alamazsa, var olamayacağını
hissetmektedir.Onlar onun tek algılama yoludur, körü yönlendiren köpek gibidir,
yaşaya bilmek için onlara tasma takmak zorunda oluğunu hissetmektedir. Başkalarının
bilincini kontrol etmek onun tek ihtirası haline gelmiştir: güç hırsı, terk
edilmiş zihinlerin boş alanlarında yetişen bir yaban otudur.
"Her diktatör bir mistiktir, her mistik de potansiyel bir diktatördür.
Mistik, insanlarla anlaşmaya varmayı değil, onların kendisine itaat etmesini
ister. Onlardan bilinçlerini kendi emirlerine, isteklerine, kaprislerine teslim
etmelerini ister, kendisi de kendi bilincini onlara teslim eder. İnsanlarla
ilişkilerinde inancı ve gücü kullanır, İnsanların onayını... eğer gerçeklere
ve mantığa dayanarak kazanmak zorundaysa... istemez. Mantık onun en korktuğu
düşmanıdır, aynı zamanda da onun tehlikeli saymaktadır. Onun gözünde mantık,
kandırmanın bir yoludur... insanlarda mantıktan daha güçlü bir kuvvetin var
olduğunu hissetmektedir. Güven duygusu ancak kendi sebepsiz inançlarından ya
da uyguladığı zorlamalı boyunduruktan elde edebilir, ancak o zaman sahip olmadığı
mistik güç üzerinde bir kontrol elde ettiğini hisseder. Arzusu emretmektir,
ikna etmek değil. İkna etmek bir bağımsızlık eylemi gerektirir ve objektif gerçeklerin
absolü niteliğine dayanır.
Mistik nasıl maddenin asalağıysa, nasıl başkalarının yarattığı servete el koyarak
yaşarsa..nasıl ruhun da asalağıysa, başkalarının yarattığı fikirleri yağmalarsa...aynı
şekilde, kendi çarpık gerçeğini yaratan delinin bile düzeyinde değildir, orada
da deliliğin asalağıdır!.Çünkü başkalarının yarattığı çarpıklıkları kullanmaktadır.
Mistik sonsuzluğa, sebepsizliğe, kimliksizliğe duyduğu özlemin ancak bir sebebi
vardır:ölüm. İfadelendirilemeyen hislerinin sebeplerini hangi tür anlaşılmaz
gerekçelere atfederse etsin, gerçeği inkar eden, varoluşu da inkar etmiş demektir.
Acı çekmeyi seyretmek mest eder onu. Yoksulluğu, boyun eğmeyi, korkuyu seyretmek
de öyle. Bunlar ona bir zafer duygusu verir, bunları, rasyonel gerçeği alt etmiş
oluşunun kanıtları sayar. Ama bir başka gerçek de zaten yoktur.
Mistik, "kimin refahına hizmet ettiğini iddia ederse etsin, "tanrı-halk-ırk-emek-v.s"
dediği o bedeni ruhundan koparılmış kavrama hizmet ettiğini söylesin, doğaüstü
boyutta hangi ideali ileri sürerse sürsün...aslında, gerçekte, dünyada onun
ideali ölümdür, arzusu öldürmektir, tek tatmin yolu işkence etmektir. İstediği
rüşvet sizin hayatınızdır. Onların ki akla karşı bir komplo...kısaca, hayata
ve insana karşı bir komplo. Sıfırı bir değer olarak kovalayanları birbirine
bağlayan ve birleştiren halkaların komplosu.
Mistiklerin
inancının tek başarabildiği sonuç yıkımdır.
Hala
gururundan geriye bir şeyler kalmış olanlara,hayatı sevenlere sesleniyorum:Hiçbir
zaman inanmadığınız ve uygulamadığınız bir ahlak düzeni uğruna yok olmayı isteyip
istemediğinize karar verin.Kendinize karşı dürüst olduğunuz anlarda,kendinizi
enayi yerine konmuş gibi hissediyor,bir güceniklik duyuyorsunuz.Mutlu olduğunuz
zamanlarda neşenizi bozan bir suçluluk duygusu var...Hayranlık duyduğunuz adamlara
acıyor,onların başarısızlığa mahkum olduğuna inanıyorsunuz.Nefret ettiğiniz
adamlara imreniyor,onları varoluşun ustaları olarak görüyorsunuz,çünkü ahlak
nasılsa güçsüz,nasılsa pratik değil.
"Neden gurursuz yaşadığınızı, ateşsiz sevdiğinizi, direnmeden öldüğünüzü
merak mı ediyorsunuz? Neden her baktığınız yerde cevapsız kalmaya mahkum sorularla
karşılaştığınızı, hayatınızın neden imkansız çelişkilerle dolduğunu, neden 'ya
beden ya ruh' gibi, 'ya kar ya kamu yararı' gibi, 'ya akıl ya kalp' gibi yapay
seçimlerden kaçınmak için tüm ömrünüzü mantıksız kararsızlıklarla geçirdiğinizi
bilmek mi istiyorsunuz?
Cevap yok diye çığlıklar mı atıyorsunuz? Algılama aletinizi, aklınızı reddetmişsiniz,
ondan sonra da evrenin bir esrarengizlik yumağı olduğundan yakınıyorsunuz. Elinizdeki
anahtarı fırlatıp atıyor, sonra tüm kapılar yüzüme kilitlendi diye ağlıyorsunuz.
Mantıksızı izleyerek yola koyuluyor, sonra varoluş anlamlı değil diyorsunuz.
Aklınızı takip etmedikçe hayatınızı bu sorulardan kaçarak geçirmeye mahkumsunuz.
Tercih yapmaktan kaçındıkça başkalarının tercih ettiği bir hayata mahkum olacaksınız.
Bu yüzden felsefe bir ihtiyaçtır. Felsefe; hayatı analiz etme, aklı ve mantığı
kendi mutluluğunuz için kullanma aracıdır. Entellerin kafanızı karıştırmak için
bir araya geldiklerinde yaptığı laf kalabalığı değildir."
"Kim
olursanız olun...şu anda benim sözlerimle baş başa olan,o sözleri anlamak için
kendi dürüstlüğünüzden başka bir yardımcıya sahip olmayan siz...insan olma seçeneği
hala açık bekliyor,ama bedeli sıfırdan başlamak,gerçeğin karşısında çıplak durmak
ve çok pahalıya patlamış bir tarihsel hatadan geri dönerek,"varım, o halde
düşüneceğim," demektir."
"Hayatınızın
aklınıza bağımlı olduğu gerçeğini kabullenin.Tüm mücadelenizin,kuşkularını
zın sahteliklerinizin kaçınmalarınızın, iradeli bilincin sorumluluğundan kurtulmak
için gösterilmiş çaresiz çabalar olduğunu itiraf edin...Otomatik bilme,içgüdüsel
eylem,sezgisel emin olma çabaları...siz buna meleklerin yaşamına özlem demiş
olabiliriz,ama aslında aradığınız şey hayvanların hayatı olmuştur.Ahlaki idealiniz
olarak insan emeğini kabullenin."
"Çok
az şey biliyorum o yüzdende aklıma güvenmeye korkuyorum" demeyin.Mistiklere
teslim olup azıcık bildiğinizden de vazgeçmek daha mı güvenli?kendi bildiğinizin
sınırları içinde yaşayın ve o sınırları hayatınızın sınırlarına kadar genişletmeye
çalışın.aklınızı otoritenin etkilerinden temizleyin.her şeyi bilir durumda olmadığınızı
kabullenin ama zombi roline sıvanmanın size her şeyi getirmeyeceğini görün.Evet,aklınız
hata yapabilir ama akılsız kalmak sizi hatasız yapmaz.kendi kendinize yapacağınız
bir yanlış,inanç nedeniyle kabul etmiş olduğunuz on doğrudan daha güvenilir,çünkü
kendi yanlışınızı düzeltme gücünüz vardır,oysa inançla kabul edilen bir şey,sizin
doğruyu yanlıştan ayırma kapasitenizi öldürmüş olur.Her şeyi bilen bir otomaton
olma rüyanızdan vazgeçip,insanın her bilgiyi kendi iradesi ve çabasıyla edindiği
gerçeğini kabul edin,insanın bu evrendeki farklı yanının bu olduğunu,doğasının,ahlakının,onurunun
bu olduğunu anlayın."
"İnsanın
kusurlu olduğunu iddia edip kötülüğe sınırsız lisans çıkaran o vaazı reddedin.
Böyle bir iddiada bulunduğunuzda,insana hangi standarda dayanarak lanetliyorsunuz?Ahlak
alanında,mükemmellikten,azının asla yeterli olmayacağını kabul edin.Ama mükemmellik,
İmkansızı yapma yolundaki mistik emirlere göre ölçülemez,sizin ahlaki durumunuz
da sizin seçiminize açık olmayan kıstaslara değerlendirilemez.İnsanın bir tek
temel seçimi vardır:
Düşünmek ya da sizin seçiminize düşünmemek...işte iyiliğinin,değerinin ölçüsü
de budur.
Ahlaki mükemmellik,ihlal edilmemiş rasyonelliktir...Zekanızın düzeyi değildir,aklınızın
tamamını sonuna kadar kullanmaktır.Bilginizin çokluğu değildir,mantığı bir absolü
olarak kabul etmektir."
"Bilgiyi
yanlışlarıyla ahlak ihlalleri arasındaki farkları ayırt etmeyi öğrenin.
Bilgi yanlışı,ahlaki bir kusur değildir,yeter ki onu düzelmeye istekli olun.İnsanları
imkansızın standardına göre,otomatik olarak her şeyi bilme kıstasına göre ölçmeye
kalkan,ancak bir mistik olabilir.Ama ahlakın ihlali,bilinçli bir seçimdir,bunu
kendiniz,kötü olduğunu bilerek seçmişsinizdir,bilgiden isteyerek kaçınmışsınız,görüşünüzü
ve düşüncenizi bilerek askıya almışsınızdır.Bilmediğiniz şey,size karşı ahlaki
suçlama değildir.Ama bilmeyi reddettiğiniz şey, ruhunuzda büyümeye başlayan
bir ayıptır. Bilgi yanlışları konusunda her ödünü verin,ama hiçbir ahlak ihlalini
bağışlamayın,asla kabullenmeyin.Bilmek isteyenlerin iyi niyetli olabileceğini
hiç unutmayın,ama sizden taleplerde bulunan,sebep aramak zorunda olmadıklarını
iddia eden,"içlerine doğduğunu"ileri süren küstahları,inkar edilmez
bir iddia karşısında,"o yalnızca mantık"diyenleri,bununla,"o
yalnızca gerçek"demek isteyenleri,birer potansiyel katil olarak görün.Gerçeklik
alanının karşısında bir tek alan vardır,o da ölümün alanıdır."
"Mutluluğa ulaşmanın,hayatınızın tek ahlaki amacı olduğunu gerçeğini kabul
edin.Ahlaki dürüstlüğünüzün kanıtının mutluluk olduğunu,acı ya da akılsız şımarmalar
olmadığını kabullenin,çünkü bu sizin, değerlerinize ulaşma yolundaki sadakatinizin
kanıtıdır. Mutluluk sizin çok korktuğunuz bir sorumluluk olmuştur, çünkü benimseyebilecek
kadar değerli olmadığınızı sandığınız türden rasyonel disiplin gerektirmektedir.Günlerinizin
o kaygılı bayatlığı, mutluluğun yerine kullanılabilecek bir başka ahlaki ikame
bulunamayacağını bilmekten kaçınmanızın anıtıdır.Bir insanın kendi sevincine,
neşesine ulaşma savaşından vazgeçmesi kadar iğrenç,korkak bir eylem olamaz ...
kendi varoluş hakkını kullanmaktan korkması,bir kuşun,güneşe uzanmaya çalışan
bir çiçeğin kendi hayatını gösterdiği sadakatin gerektirdiği cesarete bile sahip
olmadığının işaretidir.sizin sevap saydığınız adına tevazu dediğiniz o günahın
koruyucu paçavralarını üzerinden atın.Kendinize değer vermeyi öğrenin.Bunun
anlamı kendi mutluluğunuz için mücadele etmektir...Gurur denilen şeyin tüm iyilik
ve sevapların toplamı olduğunu öğrendiğiniz zaman,insan gibi yaşamayı öğrenmişsiniz
demektir.
Özsaygıya doğru temel adım olarak,sizden yardım talep eden insanı bir yamyam
gibi görmeyi öğrenin. Bu talep, onun hayatınızın onun malı olduğunu iddia etmesidir.
Böyle bir iddia çok iğrenç olsa da, daha iğrenci vardır, o da sizin buna razı
olmanızdır. Ama eğer siz yardım etmeyi, onun kişiliği ve mücadelesi nedeniyle,
kendi bencil zevkinize dayalı bir arzu olarak hissediyorsanız, o zaman vardır.
Acı çekmek bir değer değildir. "
" İnsan haklarının kaynağı ne ilahi bir yasadır, ne de meclisten çıkma
bir yasadır. O kaklar kimliğin yasasıdır. A=A' dır, insan da insandır.
Biz, akıldan yana olan insanlar,biz, alışverişçiler, böyle şeyleri kimseye vermeyiz.
Biz objektif olmayan hiçbir şeyle iş görmeyiz.Vahşilik çağında insanların objektif
gerçek diye bir kavramdan hiç haberi yoktu. Fiziksel doğayı bilinmez şeytanların
yönettiğine inanırlardı. Öyle bir dönemde, ne düşünce,ne bilim, ne de üretim
mümkündü."
"Ben
yaşamak isteyenlere, ruhlarının onurunu geri kazanmak isteyenlere sesleniyorum.
Şimdi dünyanız hakkındaki gerçekleri öğrendiğinize göre, sizi mahvedenleri desteklemekten
vazgeçin. Dünyanın kötülüğünü mümkün kılan yalnızca sizin onlara verdiğiniz
onay olmuştur. O desteği çekin. Düşmanlarınızın koşullarına göre yaşamaya, kuralları
onların koyduğu bir oyunu oynamaya razı olmayın. Sizi köleleştiren iyilik dilemeyin,
sizi soyanlardan sadaka istemeyin...ne sübvansiyon, ne kredi, ne iş, ne de çetelerine
katılıp komşuları soyarak kaybettiğinizi geri almak isteyin. İnsan rüşvet alarak
ve kendi mahvına oy vererek hayatını sürdürmeyi umamaz. Kar, başarı ya da güven
kazanmak için varoluşunuza haciz koydurmayın. Böyle bir haciz'in bedeli asla
ödenemez. Ne kadar ödeseniz fazlasını isteyeceklerdir. Aradığınız ya da ulaştığınız
değerler ne kadar büyükse, o kadar daha tehlikede sayılırsınız. Onlarınki sizi
kanata kanata öldürecek bir beyaz santaj sistemidir. Günahlarınıza karşılık
değil, varoluş sevginize karşılık cezalandırmaktadırlar sizi."
"Yağmacıların
şartlarıyla yükselmeye çalışmayın,iplerini onların tuttuğu bir merdivene asla
tırmanmayın. Ellerinin onları iktidarda tutan tek kaynağa, sizin yaşama ihtirasınıza
değmesine izin vermeyin....Aklınızı ve becerilerinizi kendi kendinize kullanın,
bilginizi genişletin, yeteneklerinizi geliştirin, ama başarılarınızı başkalarıyla
paylaşmayın. Sırtınıza bir yağmacı binmişken servet yapmaya kalkmayın. Onların
merdiveninin en alt basamağında kalın, ancak karnınızı doyurmaya yetecek kadar
para kazanın, yağmacılar devletini destekleyecek bir kuruş fazla kazanmayın.
Madem tutsaksınız, tutsak gibi davranın, özgürmüşsünüz gibi numara yapmalarına
izin vermeyin. Onların çok korktuğu o sessiz, yıkılmaz düşman olun."
"Her
insani değer bir mücadeleyi gerektirir. Hayatın tümü amaçlı bir mücadeledir,
sizin tek seçiminiz de amacınızdır. Şimdiki savaşınızı sürdürmek mi istiyorsunuz,
yoksa benim dünyam için mücadele etmek mi?...Önünüzdeki seçim budur. Buna aklınız
ve varoluş aşkınız karar versin."
"Hayatım
ve hayatıma olan sevgim adına yemin ederim ki, hiçbir zaman bir başka insan
için yaşamayacağım
ve hiç kimseden benim için yaşamasını istemeyeceğim."
Kaynak: ATLAS SİLKİNDİ - AYN RAND
www.objektivist.net |