Acil GÜNDEM: Parti içi Demokrasi, Seçim Sistemi ve Hürriyettir.
Parti içi demokrasi sağlanmadan DEMOKRATİKLEŞEMEYİZ!

"AKP HÜKÜMETİ + SÖZDE MUHALEFET KOALİSYONU "

İŞTE BU ACİL GÜNDEMİ ÇARPITIYOR!
Kimbilir KİMİN emri acaba bu?

Çiçek devrimci subaymış!

Ergenekon sanığı Perinçek, komplo belgesini hazırladığı iddia edilen Albay Dursun Çiçek için devrimci (!) demiş..

12 Eylül darbesi yargılansın diyen CHP:
Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasına karşı..!

12 Eylül darbesi ve Askerler sivil mahkemelerde yargılansın diyen:
AKP neden PARTİ İÇİ DEMOKRASİ'yi YASALLAŞTIRMIYOR?

ordunun neyidir?
UZLAŞMANIN   ANATOMİSİ
Farklı temel ilkelere sahip iki insan ya da grup arasında herhangi bir işbirliğinden, kötü ya da irrasyonel olan daha kazançlı çıkar.

TEMEL EKSEN,"Sağ-Sol" arasında değil:
DEVLET ve BİREY arasındadır.


TEMEL EKSEN:" Sağ-Sol" arasında değil:
DEVLET ve BİREY arasındadır.

Çünkü DEVLETÇİ olduktan sonra:
"Sağ da-Sol da":
Aynı kapıya çıkıyor...!
İşte bu nedenle " Sağ veya Sol DEVLETÇİ " ler;
Dünde-bugünde:
AYNI YOBAZ ADRESTE buluşuyorlar..
Kapitalizm ve Devletçilik,asıl bu nedenle:Yani felsefi/ekonomik ve ahlaki açıdan birbirinin zıttıdır.
İşte bu nedenle aynı insan,ülke ve toplumda birlikte bulunamazlar.


Kapitalizm: İnsanların OBJEKTİF ÇIKARLARINI temel alan bir sistemin adıdır.
Çünkü kapitalizm: Kolektifin " kamu/devlet çıkarları "için bireyin kurban edilmesini değil, bireysel hakları temel alan bir sistemdir.
Oysa devletçilik: BİREYİN kendisi için varolmaya hakkı olmadığını,başkalarına hizmetin insanın tek ahlaki gerekçesi olduğunu ve kendini kurban etmesinin en yüksek ahlaki görev,erdem ve değer olduğunu iddia eden bir sistemdir.

Bu nedenle tercihimiz:
" KAPİTALİZM ile DEVLETÇİLİK " arasında olmalıdır

İŞTE OBJEKTİVİZM,İŞTE OBJEKTİVİST POLİTİKA:

* Dünyanın neresinde görülmüş,50 senede 5 defa kalbinden hançerlenen:DEMOKRASİ...?
* Kaç ÜLKE kaldı dünyada, hala CUNTACILARINI YARGILAYAMAYAN..?
* Solcuların kendi,sağcıların kendi DARBELERİNİ savunduğu,bir başka ülke varmı dünyada..?
* Hangi demokratik ve çağdaş ülkede var: Lider sultası..?
* Nerede kaldı: PARTİ içi DEMOKRASİ..?
* DEVLETİN DİN ve EKONOMİ ile OLAN TÜM İLİŞKİLERİ'ni KESMEDEN,kalkınan çağdaş bir ülke nerede..?
* " Milleti Açlığa, Devleti Batağa ve Bireyi Namerde MAHKUM eden: ' STATÜKOCU-TAKİYYECİ DEVLETÇİ ' leri:
TASFİYE ETMEYEN kaç ülke kaldı yeryüzün de..?
* SON 70 YILDA:”Hazine arazilerinin ne kadarı, kimler tarafından ve kimlerin aracılığı ile yağmalandığını?
Devlet bankalarından alınıp da geri dönmemiş kredilerin dökümü NEREDE olduğunu?
Kaç milyar dolarlık silah alınıp ve bunların miladı, ortalama ne kadar zamanda dolduğunu..?
” ARAŞTIRIP, HESAP SORULMADAN nasıl ÇAĞDAŞ olabiliriz...?
* Halen,CUNTA ANAYASASI ile YÖNETİLEN bir başka ülke var mı dünyada..?
* Liderlerin Seçtiği KİŞİLERİN " Millet VEKİLİ " olduğu;
* Yani, BİREYİN: " VEKİLİ " ni seçmekte ÖZGÜR OLAMADIĞI, bir başka ÇAĞDAŞ ülke varmı bu dünyada..?
* Bor ve Diğer Yeraltı Kaynaklarımız NEDEN DEĞERLENDİRİLMİYOR..?
* 250 dolara ihraç ettiğimiz BOR madenimizi 250000 dolardan işlenmiş olarak neden geri alıyoruz...?
* NEDEN BİZİM GİRİŞİMCİLERİMİZ İŞLETEMİYOR..???
* Hangi Laik bir devlette din, hala DEVLET'in tekelinde..?
* Din adamlarının,ı DEVLET MEMURU OLDUĞU , çağdaş bir ülke VARMI..?

*** Türkiye'de 67 bin okula karşın 77 bin cami vardır.

*** Okullarda Eğitim-Sen'e göre 200 bin, hükümete kalırsa 96 bin öğretmen açığı
bulunmaktadır.

*** Türkiye'de 1220 hastane sadece 189 bin hastaya yatak sunarken, 77 bin
camide aynı anda 26 milyon kişi namaz kılabilmektedir.

*** Önümüzdeki iki yıl içinde kurulması planlanan hastane ve sağlık ocağı sayısı
40, inşaatı sürmekte olan camii sayısı 1340'tır.

*** Türkiye'de 87 bin devlet maaşlı din görevlisine karşın 77 bin 344
doktor vardır.

*** Türkiye'de, sadece 13 ilde devlet tiyatrosu vardır. Diyanete bağlı
Kur'an Kursu sayısı ise 82 ilde mevcutlu olup 3 bin 852'dir.

* Genel Kurmay Bşk'nın: M.S. Bakanlığı emrinde olmayan bir çağdaşlık kaldımı..?
* " Hazine arazilerinin ne kadarının, kimler tarafından ve kimlerin aracılığı ile yağmalandığı, Devlet bankalarından alınıp da geri dönmemiş kredilerin dökümünün neden açıklanmadığı, Son 50 Yılda Kaç milyar dolarlık silah alındığı ve bunların miladının, ortalama ne kadar zamanda dolduğu...." nun
AÇIKLANMADIĞI ve HESAP SORULMADIĞI, bir başka ülke kaldı mı..?
* “ ASKER-SİVİL tüm BÜROKRAT ”lara ait: “LOJMAN-VASITA-TATİL-SPOR-EĞLENCE-v.s” leri:
Satıp, dış borçlarının ödenmesin de kullanmayan,bir ülke nasıl ÇAĞDAŞLIK çıtasını ATLAYABİLİR....?
* Almanya ve Japonya’da ortalama 10/12 BİN devlet vasıtası varken:Ülkemiz de, neden 150 BİN devlet vasıtası VAR..???
* Avrupa'da EN ÇOK MEMUR LOJMANINA SAHİP olan ülke neden TÜRKİYE..?
Ve EN ÖNEMLİSİ:Nerede,bunları HAYKIRAN bir MUHALEFET PARTİSİ veya bir SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ...?


İşte tüm bu gerçekleri haykıran, savunan,somut eleştiri ve çözüm önerileri sunan:
OBJEKTİVİST'lerden;Sitemiz ve Felsefe Forumun dan BAŞKA: Kim / Kimler var..??

Hay başınıza "türban,pkk,laiklik,goministlik" taşı düşsün.
Çözüm önerisi bekleyen ONCA acil sorunlarımıza, yanıt veremeyenler; sahte gündemler uydurmaktadırlar.
İşte ülkemizin acil sorunlarına, somut öneriler.

İŞTE ALTERNATİF MUHALEFET

Acil GÜNDEM: Parti içi Demokrasi Seçim Sistemi ve Hürriyettir.

" Bu temelde bir kanun EN GEÇ: 2005 yılı içinde çıkmaz ise yeniden Eski tas eski hamama MAHKUM olacağız.
Yani bu kapsamda çıkacak bir KANUN 2006` da Geçersiz OLACAKTIR.
Geliniz detaydaki AYKIRI fikirlerimizi muhafaza ederek OBJEKTİF bir PLATFORM OLUŞTURALIM..
"
DEMİŞTİK 1998 YILIN DA ...!

SUBJEKTİF, SAHTE ve YAPAY: GÜNDEMLER
OBJEKTİF, REALİST ve MEVCUT: GÜNDEMİMİZ
milliyetçilik,laiklik,irtica,
türban,pkk,
emperyalizm,şeytan(!),
milli birlik ve bütünlük,
devletin birliği ve beraberliği,
devletin kutsallığı....

milli gelirimiz minumum 20 000 DOLAR,
parti içi demokrasi ve sağlıklı bir seçim sistemi,
başta BOR ve diğer madenlerimiz,
asalak değil,SIRIM gibi bir devletimiz,
asker/sivil devlet memurlarına ait: oto,lojman,tatil köylerimiz,
NASIL OLMALI...?

   AKP Hükümeti, Sözde Muhalafet CHP ve diğerleri;
Kapitalizm ile Devletçilik arasın da bocalıyor:
OYSA "Gelecek Vaadler " UĞRUNA: " Şimdi " yi KURBAN eden felsefelerin TÜMÜ akıldışıdır.
Çünkü: REALİTE = " ŞİMDİ " dir.!

DEVLETÇİLİK AHLAKSIZLIKTIR

Kapitalizmin ekseni " akıl,birey ve serbest piyasa ";
Devletçiliğin ekseni ise " mistizm,altruizm ve kolektivizm " dir.


Bireysel haklar,özgürlük,adalet ve ilerleme:Kapitalizmin felsefi,teorik,pratik ve ahlaki sonuçlarıdır.Bu değerleri yaratan ve sürdüren bir başka sistem olmamıştır.Çünkü kapitalizm,kolektifin " kamu/devlet çıkarları " için bireyin kurban/feda edilmesini değil, bireysel hakları temel alır.Oysa devletçilik/altruizm, insanın kendisi için varolmaya hakkı olmadığını,başkalarına hizmetin insanın tek ahlaki gerekçesi olduğunun ve kendini kurban/feda etmenin en yüksek ahlaki görev,erdem ve değer olduğunu iddia eder.Kapitalizm ve devletçilik,asıl bu nedenle, yani felsefi/ahlaki açıdan birbirinin zıttıdır.Bu nedenle aynı insanda ve toplumda birlikte bulunamazlar.Yıllardır ülkemizin altını oyan da,kapiatalizm ile devletçilik arasındaki bu çatışma değilmi dir? İnsanlık tarihi boyunca da temel çatışma;devlete karşı birey çatışması olmuştur.

Bu anlamda temel tercih:" Kapitalizm mi yoksa Devletçilik mi? " arasındadır.


Kapitalizmin amaçları inkar edilirken,onun avantaj ve etkileri korunamaz.İnsanların beynini devletçilikle yıkarken,kapitalizm savunulamaz.Tam tersi,yani kapitalizmin amaçlarını savunur görünürken, özgürlükleri sınırlayan/kısıtlayan bir politika eninde/sonundan geri teper.Yani, "altruist , devletçi veya karma ekonomiden " yana taraf olunursa:" muhafazakar,liberal veya sosyal demokrat olmak" aynı kapıya çıkar.Çünkü, insan kendi hayatı üzerindeki hakkından soyutlanamaz ve gericilik bizzatihi devletçiliktir. Çünkü insan: Ne kendini ve ne de başkalarını kendisine kurban/feda etmeden, kendisi için varolma hakkına sahip olmalıdır. Çünkü insan basitçe " toprak/orman veya maden gibi, bir ulusal kaynak/üretim faktörü " değildir/olamaz. Kapitalizmin ahlaki haklılığı, onun insanın rasyonel doğasına uygun tek sistem olduğu, insanın kendi çıkarının peşinde koşma hakkını sağladığı, insanın insan olarak hayatta kalmasını koruduğu ve yönetim prensibinin ahlaki olduğu gerçeğinde yatmaktadır. Bu nedenle, devletçi ve altruistlerin: " Kapitalizm düşmanlığın da " buluşmaları, tesadüfi değildir. Bunlar sadece entelektüel standartları yok etmeye, düşünceyi mahvetmeye, kapitalizmin itibarını zedelemeye ve dünyayı çaresizliklere ve diktatörlüğe doğru bir çöküşe doğru sürükleme peşindedirler. Oysa kaçamak yollar ve boş slogonlarla medeniyet kurtulamaz. Ölümcül bir hastalığın iyileştirilmesi, hastalığın sebeplerinin göz ardı edilmesi ile olamaz. Yani asıl yok edilmesi gereken bu ölümcül hastalığın, bu kanserin adı: "devletçilik ve altruizm" ahlakıdır.İnsanın, başkalarıyla karşılıklı fayda için gönüllü tercihle yapılan alış-verişciler olarak birlikte yaşaması temel prensip olmalıdır.Bu anlam da reddedilmesi gereken: " altruist,devletçi ve kolektivist " amaçlardır. Bunlar kapitalizmin savunulması gereken ahlaki prensipleridir.Aksi,yani "kendini kurban/feda etme" devletçi/altruist ahlaka dayanan ve onunla uyuşan sosyal sistemlerin her versiyonu ile (faşizm,nazizm,komünizm ve sair)sosyalizm dir.Bunların hepsi insanı, grubun/kabilenin/toplumun/devletin v.s çıkarı için boğazlanacak kurbanlık bir hayvan ve onun servetini anonim olarak görürler.Örneğin Kuzey Kore, devletçi/altruist ahlakın en güncel uygulamasıdır. Kötülük,hatalardan dolayı kazanır:Gıda ile zehir arasındaki bir uzlaşmada,kazanabilen sadece ölümdür. İyi ve kötü arasındaki herhangi bir uzlaşmada, fayda elde edebilen daima kötüdür.Çünkü, kötünün özellikleri, iyinin erdemlerini zayıflatır,engeller,yenilgiye uğratır ve nihayet onu yok eder.Bir sanaayicin hırsıza ihtiyacı yoktur;ama bir hırsız sanaayicisiz var olamaz.Kapitalizm " devletçi,mistik,altruist, ruh-beden ayrımının ve kabile fikrinin egemen olduğu " bir kültürde yaşayamaz. Hiçbir sosyal sistem ahlaki bir dayanağı olmadan ayakta duramaz. Kapitalizmin mahvolmasının sebebi, onu " altruizm ve devletçilikle " birarada olabileceğini sanan: " sözde kapitalizm savunucuları ile sözde kapitalistlerdir. " Fakat kapitalizm geçmişin değil, geleceğin sistemidir. Bu anlamda " kapitalizm ile devletçilik " arasındaki bir uzlaşmada da kazanan taraf, daima devletçiler olmuştur ve olacaktır.

Dünya ve Türkiye tarihi, bunun somut kanıtları ile doludur.

HEMEN YARIN YAPMAMIZ GEREKEN SOMUT ÖNERİLER...
* DEVLETİN DİN ve EKONOMİ ile OLAN TÜM İLİŞKİLERİ ACİLEN KESİLMELİDİR
*  " Milleti Açlığa, Devleti Batağa ve Bireyi Namerde MAHKUM eden: ' STATÜKOCU-TAKİYYECİ DEVLETÇİ ' ler:TASFİYE EDİLMELİDİR.
DEVLETÇİLİK AHLAKSIZLIKTIR
*  SON 70 YILDA:”Hazine arazilerinin ne kadarı, kimler tarafından ve kimlerin aracılığı ile yağmalandığını? Devlet bankalarından alınıp da geri dönmemiş kredilerin dökümü NEREDE olduğunu? Kaç milyar dolarlık silah alınıp ve bunların miladı, ortalama ne kadar zamanda dolduğunu..?” ARAŞTIRIP, HESAP SORULMALIDIR....!
* 1980 CUNTA ANAYASASI TÜMDEN DERHAL DEĞİŞMELİ
( Anayasayı değiştirecek oya sahip hükümet ve benzer görüşte olduğunu açıklayan muhalefet: birtakım BAHANELER uydurmasın)
* PARTİLER KANUNU ve SEÇİM SİSTEMİ ACİLEN DEĞİŞMELİ ( Lider SULTASINA son verilmeli..)
* DAR BÖLGE - ÇİFT TURLU SEÇİM SİSTEMİ UYGULANMALI Birey : " VEKİLİNİ " kendisi seçebilmeli.
Liderin değil, Bireyin Seçtiği KİŞİ " Millet VEKİLİ " olmalı. BİREY: " LİDERVEKİLİ " ni değil; " MİLLETVEKİLİ " ni seçmekte ÖZGÜR olmalı.

* Bor ve Diğer Yeraltı Kaynaklarımız Acilen Değerlendirilmeli.. ( 250 dolara ihraç ettiğimiz BOR madenimizi 250000 dolardan işlenmiş olarak neden geri alalım? NEDEN BİZ İŞLETMEYELİM...? NEDEN BİZ İŞLETMİYORUZ....!!??)
*Diyanet İşleri Başkanlığı derhal lav'edilmelidir.

Laik bir devlette din DEVLET tekelinde olamaz..

DEVLETÇİLİK AHLAKSIZLIKTIR
* Askeri harcamalar kısıtlanmalı, genel kurmay bşk'nı: M.S. Bakanlığı emrinde olmalı.. Askeri ve Sivil Tüm İhaleler Saydamlaştırılmalı..
* Yabancı Sermayenin Giriş İzni Tek İmzada Bitmeli... İhracata En az: 5 Yıl Vergi Muafiyeti Sağlanmalı..
* HÜRRİYET: Önce HÜRRİYET Gerçekleşmeli.. ( En önce: Partiler içi demokrasi olmalı..) TSK’ni bir darbeye, üstelik de "genç subaylar" sıfatını kullanarak fütursuzca kışkırtan KİŞİLER acilen BULUNUP - YARGILANMALI..
* Devlet Milletin HİZMETKARI olmalıdır. ( Devlet’ te amaç “ SİYASİ KADROLAŞMA ” değil: KÜÇÜLME olmalı...)
* KAMUSAL ALAN MİLLETİN OLMALI.. (Türban veya Mini takmak-giymek ve de İÇKİ içmek bireyin tercihine bırakılmalı...!)ALTI TRİLYONLUK ARSAYI, İKİ TRİLYONA SATANLAR ile ÜÇYÜZMİLYON $' lık Helikopteri; YEDİYÜZMİLYON $'a ALANLAR ACİLEN YAKALANIP YARGILANMALI.... " Hazine arazilerinin ne kadarının, kimler tarafından ve kimlerin aracılığı ile yağmalandığı, Devlet bankalarından alınıp da geri dönmemiş kredilerin dökümünün neden açıklanmadığı, Son 50 Yılda Kaç milyar dolarlık silah alındığı ve bunların miladının, ortalama ne kadar zamanda dolduğu...." ACİLEN AÇIKLANMALI ve HESAP SORULMALI...
DEVLETÇİLİK AHLAKSIZLIKTIR
* SANAAYİMİZ ÖNÜNDEKİ TÜM ENGELLER KALDIRILMALI..
* ADEMİ MERKEZİYETÇİLİK DERHAL SAĞLANMALI..
*Öncelikle İHRACAAT'cılarımıza: MİNUMUM 5 YIL VERGİ muafiyeti sağlanmalı..
*Ardından GİRİŞİMCİLERİN VERGİ YÜKÜ ACİLEN AZALTILMALI...
*Bu bağlam da ağırlık:KAYIT DIŞI EKONOMİ'nin DENETLENMESİNE verilmelidir.
* “ ASKER-SİVİL ve BÜROKRAT ”a ait tüm: “LOJMAN-VASITA-TATİL-SPOR-EĞLENCE-v.s” ler:
ACİLEN satılıp, dış borçların ödenmesin de kullanılmalıdır.
(Almanya ve Japonya’da ortalama 10/12 BİN devlet vasıtası varken:Ülkemiz de, neden 120 BİN vasıta VAR? )

DEVLETÇİLİK AHLAKSIZLIKTIR
* TBMM'nin YOLSUZLUK ve İNSAN HAKLARI ÇALIŞMALARI TRT'de CANLI OLARAK YAYIMLANMALIDIR...
* ZORUNLU ASKERLİK yerine GÖNÜLLÜ ASKERLİK sistemine geçilmelidir..


AHLAKSIZLIK,SÖMÜRÜ,GERİCİLİK,SAVAŞ ve FIRSAT EŞİTSİZLİĞİNİN TEMEL NEDENİ:
" sağcı-solcu-dinci-sözde liberal " DEVLETÇİ SİSTEMLERDİR...!

DEVAMI İÇİN TIKLA:  Çünkü ahlaksız olan: Devletçiliktir..!




 " Hayırseverlik ve Kendini Feda " SAFSATALARI :
 BİREY'in sorunlarına Bİ - ÇARE felsefelerin: ÇOK ACI BİR İTİRAFIDIR..!


Dünyanın tüm Yaratıcı, yetenekli ve üretken insanları birleşelim..!
Asalakları silkip atalım sırtımızdan..!

İki tip insan vardır:Yaratıcı ve Asalak

Yaratıcı,yetenekli ve üretici bir insan, dünyanın her yerinde, ekmeğini taşdan çıkarır. Bir marangoz, bir doktor veya herhangi meslek sahibi bir insan, dünyanın her yerinde üretebilir çünkü..Onların yaratıcı ve üretici eylemleri için silaha,savaşa değil, karanfile ve barışa iktiyaçları vardır..

Oysa asalaklar, yani haydut/bürokrat/hükümet yetkilisi/dolandırıcı ve hırsızlar; silahsız,kaba güçsüz ve savaşsız , hiçbirşey üretemezler..Bu yamyamlar, yaratıcıların ürettiği zenginlikleri/ürünleri, ancak silah güçleri ile gasp edebilirler çünkü...
Siz hiç, kabilesi dışın da, dünyanın her yerinde " borusunu öttürebilen! " bir haydut ya da bürokrat gördünüz mü..?
Kabile reisi/Mafya patronu/Devlet Yetkilileri; silahlı güçleri sayesinde, hakimiyetlerini sürdürebilirler ancak.

Bu asalak vampirlerin, yaşamlarını sürdürebilmeleri için "Şehit Kanlarına" ihtiyaçları vardır çünkü!


İşte bu nedenle bireyi kendini fedaya zorlarlar.
İşte bu nedenle bencilliği kötüleyip, bireyi " Toplum/devlet/din/ideoloji..v.s.." için fedekarlık yapmassa " Tu kaka..!" ilan ederler.

Yaşayan bireyi değil de , şehit olarak öleni yüceltmelerinin tek nedeni de budur.


Çünkü bunlar, yaşam düşmanı dinazorlardır..

Dünyanın " böl/yönet" temelinde 40 parçaya - 40 millete - 40 ideolojiye, ayrılması:
İşte bu kabile reisi,bürokrat,hırsız,dolandırıcı ve haydut ASALAKLARIN işine gelmektedir.

Barış, huzur ve zenginlik dolu bir dünya için,

Sınırsız, ordusuz, silah tekelleri ve bürokrasi oligarşisinin olmadığı bir dünya için,

Emniyet kuvvetlerinin yalnızca ASALAKLARI "Haydut-kapkaçcı-terörist-hırsız-dolandırıcı-rüşvetci ve ırza tecavüz ve tacizcileri" HEDEF alacağı bir DÜNYA devleti için,

DÜNYA OBJEKTİF DEVLETİ,
DÜNYA BAYRAĞI ve DÜNYA VATANDAŞLIĞI İÇİN İLERİ..!

BENCİL-TOPLUMCU NEDİR, NE DEĞİLDİR..?

 "...OBJEKTİF ve SUBJEKTİF BENCİLLİK/BEN'ciler ve BİZ'CİLER/BENSİZ ve BENCİL/  TOPLUMCULUK ve BENCİLLİK..." NEDİR, NE DEĞİLDİR..?

Bütün hedonist veya altrüist doktrinler, bir ahlaki yamyamlık üzerine kurulmuştur.
Çünkü bunlar: "Mutlu olmak için, başka insanlara zarar vermek şarttır"sanırlar!
Bugün bir çok insan, bu prensibe sorgulanmaz bir gerçek olarak inanır. Böyle olunca, "insanın kendi hatırı için, kendi rasyonel şahsi çıkarı için varolma hakkı" diye bir hakdan bahsedildiğini duyan çoğu insan; otomatikman, bu hakkın, başkalarını kendi çıkarı için feda etmek anlamına geleceğini varsayar. Bu varsayım, müthiş bir yanılgının ifadesidir; zannetmektedirler ki, başkasına zarar vermek, onu köleleştirmek, soymak, katletmek bir insanın çıkarınadır. Oysa " başkalarını tahrip etmek " bir insanın "ego"suna zararlı bir şeydir. İnsanın başkalarıyla etkileşiminde, kendi çıkarına olan tek ilişki türünün, kimsenin kimseyi feda etmediği bir ilişkiden başkası olamayacağı fikri, insanlığın kardeşliği için çalıştıklarını söyleyen bu sözde-hümanistlerin aklına hiç AMA gelmez...! Esasen, "değerler," "arzular," "şahsi-çıkar" ve ahlak bağlamı, her zaman "rasyonel" kavramı ile birlikte düşünülmezse, ne onların ne de başkalarının aklına böyle bir fikir gelecektir...

Manevi alanda, yani insan bilincini ilgilendiren konularda, mübadele aracı farklıdır, ama prensip aynıdır.


Çünkü " Aşk, dostluk, saygı, hayranlık...": Bir insanın başka bir insanın erdemlerine olan duygusal mukabelesidir.Bir insanın başka bir insanın karakterindeki erdemlerden aldığı kişisel, egoistçe zevke karşılık yapılan manevi ödemedir.Ancak bir zorba veya bir altrüist, bir başka insanın erdemlerini takdir etme eylemindeki derin egoizmi inkar edebilir; ancak o, bir dahi veya bir budala karşısında olmak, bir kahramana veya bir hayduta raslamak, bir ideal kadınla veya bir şırfıntıyla evlenmek arasında, - bir insanın egoistçe çıkarı ve aldığı zevkin miktarı açısından - fark olmadığını iddia edebilir. Çünkü manevi alanda; BEN, sahip olduğu zayıflık ve kusurları yüzünden değil, sadece erdemleri yüzünden sevilmek ister;sevgisini, başkalarının zayıflık ve kusurlarına değil, sadece erdemlerine yöneltir.Sevmek, değerlendirmektir. Sadece bir rasyonel-egoist, kendine saygı ve güven duyan bir insan, sevmeğe muktedirdir;çünkü, sadece o, değerlerine ve değerlendirme işine; sağlam, tutarlı, tavizsiz bir sadakatle sahip çıkar.
ÇÜNKÜ Ego'suna kayıtsız kalan/kendine değer vermeyen bir insan: Hiçbir şeye, hiçbir kimseye değer veremez; hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi sevemez.

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

 

Sıfıra tapan ruh ve beden mistikler ile hippi, uyuşturucu bağımlısı, kabileci çeteler ve kendisini hayvanların aşağısında,algıdan yoksun,
farkındalığın duyumsal seviyelerine indirmiş bensizlerle dolu bir sürü içinde; yaşamak zor gerçekten. Hem de nasıl!


Felsefeyi akılla karşı karşıya getiren, felsefeyi akıl dışı batıl inançların özür dileyicisi ve koruyucusu haline getiren çağdaş zulme direnerek, insan olmayı tercih etmek kolay değil. Bu ilkel ve vahşi zinciri büyük bedeller ödeyerek kırmayı başaran dahileri, yetenekli ve kahraman insanları takdir boynumuzun borcudur. Onlar, Aklın Mutlaklığı savaşımında ışığımız olmaya devam ediyorlar, edecekler. Dünya: İnsan karşıtı, akıl karşıtı ve hayat karşıtı olan eski-yeni mistizm ve altruizm tarafından yok edilmektedir. Bu nedenle aklın mutlaklığı temelinde AHLAKİ BİR DEVRİM en zor, en çok çaba gerektiren, en radikal isyan şeklidir.. Fakat bugün yapılması gereken şeydir. Medeniyet yok olmak zorunda değildir. Vahşiler sadece bizim hatamızdan dolayı kazanıyorlar. Bu nedenle reddetmemiz gereken tek şey böylesi akıldışı felsefeler ve ahlak anlayışlarıdır. Eğer insanlar kendi mahvoluşlarının kaynağını anlarlarsa, eğer insanlar kendilerini mücadelelerinden en büyüğüne, AKLIN MUTLAKLIĞI mücadelesine adarlarsa ve eğer insanlar " insan aklı üzerine olan her türlü zalimliğin ilelebet düşmanı " olmaya karar verirlerse:21.yüzyıl bir kez daha bir şansa sahip olacaktır. Eğer akılcı insanlar isyan etmezse, eski-yeni mistikler kazanacakdır. Sabır ve cesaret gerektiren bu entellektüel seyahatin vardıracağı " Vaadedilmiş Ülke " yeryüzündedir. O, herkesin sadece kendi zihninden kaynaklanacak ve sadece kendi gayretiyle sürdürülecek, rasyonel, üretken, kendine-saygı-ve-güvenli bir hayattır; insana özgü, mutlu bir hayattır.

Dünyayı harekete geçiren motor nedir? Dünyayı kimler sırtında taşıyor?

Dünyayı sırtında taşıyanlar bir gün greve gitmeye karar verirlerse, dünya neye benzer? Böylesi bir grev de: Dünya üzerindeki tüm yağmacı, çapulcu, avantacı, otlakçı, parazit ve anaforcular ne yaparlar? Akıl ve her meslekte üretici zekaya sahip insanların, işi bırakarak ortadan kaybolması ile dünya neye benzer? İnsanlık tarihinde greve gitmeyen tek bir insan türü vardır; Yaratıcı ve Üretici: BEN...! Diğer tür ve sınıftaki insanlar canı istediği zaman çalışmayı bırakmış, isteklerini haykırmış ve kendilerinin insanlık için vazgeçilmez olduklarını belirtmiştir. Dünyayı gerçekten sırtında taşıyan ' BEN ' ler hariç.!
Promete ateşi hediye ettiği insanlar tarafından yakıldı.

Edison ampülü bulurken, karısı tarafından toplum ve ailesi ile ilgilenmeyen bir anti-sosyal olarak suçlandı.

Galileo dünya yuvarlaktır dediği için bizciler tarafından işkencelere uğradı.


Bireysel akıl, kalabalıkların onaylamadığı bir büyük güç her çağda saldırıya uğradı.

Kalabalıklar, yaratıcı bireye saldırırken ellerindeki silahı hep iyilik, fedakarlık, hayırseverlik kurşunlarıyla doldurdular.


Ve hep yaratılan değerleri üleşmek, bölüşmek, paylaşmak istediler.

Mesela televizyonu seyrettiler fakat televizyonu bulan adamın adını hiç ama hiç öğrenmediler.
Otomobile bindiler ama Ford'un servetinden şikayet ettiler.

İnterneti kullandılar ama Bill Gates'i çok para kazanmakla suçladılar.

Tüm bunlara rağmen: " Yaratıcı ve Üretici: BEN' ler ":
Dünyayı ayakta tutmuş ve yaşanılır hale getirmişlerdir.
Bunun bedeli olarak Onlar,Aforoz edilmiş, işkence görmüş:
Ama hiçbir zaman insanlığı yalnız bırakmamışlardır.

Tercihimiz " Bağımsızlıkla- Bağımlılık" arasındadır.


" İyilik ve kötülük kutupları açısından, iki kavram sunulmuştur: Biri bencillik, öbürü de hayırseverliktir. Bencilliğin anlamı başkalarını kendisi için feda etmek olarak tarif edilmiştir. Hayırseverlik ise kendini başkaları için feda etmektir denmiştir. Bu durumda insan her iki halde de diğer insanlara bağlanmış, kendisine iki acıdan birini çekmesi söylenmiştir. Ya başkalarının uğruna kendisi acı çekecektir, ya da kendisi uğruna başkalarına acı çektirecektir. Sonunda insanoğlunun kendi acılarından zevk alması gerektiği de söylenince, tuzak iyice kapatılmıştır. İnsan artık mazoşizmi kendi ideali olarak kabul etmek zorunda kalmıştır, çünkü bunun karşısına ancak sadizm vardır. İnsanoğluna oynanan en küstahça oyun bu olmuştur. Bağımlılık ve acı çekme bu yolla hayatın temelleri haline getirilmiştir. Seçenekler "kendini feda etmekle- tahakküm etme" arasında değildir. Seçenekler "bağımsızlıkla- bağımlılık" arasındadır. Yaratıcının kuralı ya da elden düşmecinin kuralıdır. Bu temel bir sorundur. Bir ölüm kalım sorunudur. Yaratıcının kuralı, insanlığın var olmasını sağlayan mantıklı zihnin ihtiyaçları üzerine kurulmuştur. Elden düşmecinin kuralı ise sağ kalmayı beceremeyecek insanların ihtiyaçlarına dayalıdır. İnsanın bağımsız egosundan doğan her şey iyidir. İnsanın insana bağımlılığından doğan her şey kötüdür. Bencil kişi salt anlamda bakıldığında başkalarını feda eden kişi değildir. Başkalarını herhangi bir şekilde kullanma ihtiyacının üstüne çıkmış kişidir. Onun işlerliği, diğer insanların kanalıyla değildir. Birincil anlamda onlarla ilgilenmemektedir. Amacı da düşüncesi de arzuları da enerjisinin kaynağı da hep onların dışındadır. Bir başka kişi için var olmakta değildir. Kimseden de kendisi için var olmasını istememektedir. İnsanlar arasında oluşabilecek tek kardeşlik, tek karşılıklı saygı bu yolla olabilir. "

YAŞAMA HAKKIM ve MUTLULUĞUM : EN YÜKSEK AHLAKİ AMACIMDIR.
( Kendimi başkaları; başkalarını da kendim için KURBAN etmek değil...! )

Düşünme zahmetine katlanıp-üreterek; kendi içimde tutarlı, dürüst ve rasyonel bir yaşam tarzı arıyor ve kendi iyiliğim için yaşamak istiyorum. Çünkü: Mevcudiyet ve Objektif gerçeklik: Duygu, his, dilek, umut, rüya, hayal ve korkularımızdan bağımsız olarak vardır.Bu nedenle:Gerçeği algılamak ve eylemlerime yol göstermek için tek aracım mantığımdır.Mantığım: hayatta kalmak için en temel aracım : duyumlarımla elde ettiğim bilgilerimi tanımlayan ve düzene sokan tek işlem ise;rasyonalite de en yüksek erdemimdir. Aklımı kullanmak, gerçekliği algılamak ve ona göre eylemde bulunmak: Benim ahlaki zorunluluğumdur.İnsanca vasıflarımı muhafaza ederek yaşamam:Yani insan hayatı için, ya da diğer bir deyişle rasyonel bir varlığın kendine yakışır şekilde hayatta kalması için gerekli olan neyse odur. BEN: kendi iyiliğim için yaşadığımı,kişisel mutluluğumun en yüksek ahlaki amacım olduğunu ve ne kendimi başkaları için ne de başkalarını kendim için feda etmemem gerektiğini savunuyorum.

***

Ebedi günah kavramı ahlakı dışlayan bir kavramdır.

Eğer insan yaradılış itibarıyla suçlu ise bu konuda tercih hakkı yok demektir.Tercih hakkı yok ise konu ahlakın alanına dahil değildir ve de olamaz.Çünkü ahlak sadece insanın hür iradesinin hakim olduğu alanda yani onun tercihine açık konularda söz konusu olabilir.İnsanoğlunu yaradılış itibarıyla suçlu kabul etmek kavramsal bir çelişkidir. İnsan belirli bir eylemi hakkında suçluluk duyabilir.Ancak kendine saygısı olan, yüksek ahlaki değerlere sahip birisi eylemleriyle suçlu olmayı hakketmediğinin bilincindedir.

***
Sadizm, mazoizm, diktatörlük veya herhangi bir kötülük insanın gerçeklikten kaçmak istemesinin sonucudur. Düşünememesinin sonucu…Amaçsız bir insan: Gelir geçer duyguların ve tanımlayamadığı dürtülerin etkisiyle oradan oraya savrulan ve kendi hayatının kontrolünü tamamen kaybettiği için her türlü kötülüğü yapmaya muktedir birisidir. Hayatımızı kontrol etmemiz için bir amacımız olması gerekir: Üretken bir amaç…

***

"Hitler, Stalin, Bush, Saddam ve benzeri bensizlerin" :

Hayatlarının gerçek anlamda birer manyak olarak sona erdiğine veya ereceğine dikkat ediniz.Bunlar, kendilerine saygı ve sevgisi olmadığı için tüm varoluştan nefret etmişlerdir.
Amacı olmayan fakat bir şeyler yapmak durumunda olan birisi diğerlerine zarar vermek için hareket eder.Bu üretken veya yaratıcı bir amaçla aynı şey değildir...!
Bu anlamda merkezi bir amaç:İnsan hayatındaki bütün diğer ilgileri düzene sokar; değerlerinin hiyerarşi ve görece önemlerini saptar, anlamsız iç çelişkilerden uzak tutar, hayattan daha geniş ölçekte keyif almasını ve bu keyfi aklının hakimiyetine açık olan her alana taşımasını sağlar.Amaçsız birisi ise kaos içinde kaybolur gider. Değerlerinin ne olduğundan habersizdir. Nasıl karar vereceğini bilemez.Kendisi için neyin önemli neyin önemsiz olduğunu saptayamadığı için;rast gele etkilerin ve anlık kaprislerin insafına bırakır kendini. Hiçbir şeyden zevk alamaz. Hiçbir zaman bulamayacağı bir değeri ararken hayatını harcar. Çünkü en başta; neyi değiştirip neyi değiştiremeyeceğini bilemez.

***
Rasyonel davranmak demek: Gerçeğe uygun davranmak demektir.

Duygularımız algılarımızın aracı olamaz. Ne hissettiğimiz bize gerçekler hakkında hiç bir şey anlatamaz;onlar, sadece gerçekler hakkındaki tahminlerimize dair bir izlenimdir.Çünkü duygular, değer yargılarımızın sonucudurlar. Bilinçli veya bilinçsiz olarak kazandığımız, doğru olabileceği kadar yanlış da olabilecek temel ön kabullerimizin sonucudurlar. Kapris ise sebebini bilmediğimiz ve öğrenmeye de zahmet etmediğimiz bir duygudur. Peki "kaprislerle hareket etmek" ne demek oluyor? Bu, insanın bir zombi gibi neyle uğraştığını, ne başarmak istediğini veya onu neyin motive ettiğini bilmeden yaşamasıdır. Bu insanın geçici bir delilik hali içinde yaşaması demektir. Böylesi bir yaşamda, hayattan renkli ve keyifli bir tat alınabilir mi ?Bu durumdan alınabilecek yegane keyfin canilerin kan dökerken aldığı keyfe benzeyeceğini düşünüyorum. Gerçeği reddederek eylemlerde bulunmak sadece yıkım getirmez mi?

***
Duygularımız değerlerlerimizle ilgili ön kabullerimizin otomatik birer tepkisidirler. Sebep değil sonuçturlar.

İnsan eğer mantığı ve duyguları arasındaki ilişkiyi doğru kurabiliyorsa bu ikisi arasında mutlaka bir çatışma, ya birini ya öbürünü seçmek zorunda kalacağımız raddede bir çelişki olmak zorunda değildir. Rasyonel insan, duygularının kaynağını, sahip olduğu hangi ön kabullerden kaynaklandıklarını bilir veya keşfetmek için çaba harcar. Eğer ön kabulleri yanlış ise düzeltir. Asla güvenemeyeceği ve anlamlarını tam kavrayamadığı duyguların esiri olarak hareket etmez, edemez. Bir olayı değerlendirirken tepkilerinin nedenini ve haklı olup olmadığını bilir. İç çelişkilere sahip değildir; aklı ve duyguları yekparedir; bilinci mükemmel bir uyum içindedir. Duyguları düşmanı değil hayattan keyif almasını sağlayan araçlardır. Fakat duyguları rehberi değildir; rehber aklıdır. Ne var ki bu ilişki tersine çevrilemez. Eğer kişi duygularını sebep;aklını ise duygularının edilgen bir sonucu olarak tasavvur ederse; yani eğer duyguları tarafından kontrol edilir ve aklını duygularını rasyonalize etmek veya meşrulaştırmak için kullanırsa o zaman gayri ahlaki hareket ediyor demektir. Böylelikle kendini zulme, başarısızlığa, yenilgiye mahkum etmiş olur. Kendinin ve başkalarının mahvolmasından başka hiç bir şey başaramaz.Yani,düşünme eylemi insanın ana tercihidir. Rasyonel insan hiç bir zaman arzuların veya kaprislerin esiri olmaz, rasyonel yargısının doğruluğunu teyit ettiği değerleri ona yol gösterir. Tanıyabileceği tek otorite budur. Bu anarşi değildir. Çünkü insan özgür ve uygar bir toplumda yaşamak isterse mantık icabı o toplumun objektif, rasyonel ve geçerli kanunlarına uymayı tercih edecektir.

***

Sonuç: Entellektüel bir güç ve ahlaki bir ideal olarak kollektivizm bugün ölüdür.

Fakat özgürlük ve bireycilik henüz keşfedilmedi. Ölmekte olan günümüz kollektivist felsefesinin bir sefalet, imkansızlıklar ve umutsuzluk kültüründen başka bir şey yaratmamış olması dikkate değerdir. Zamanımızın, insanı başarısızlık, tükenmişlik ve yıkımla lanetlenmiş yardıma muhtaç, çaresiz ve akılsız bir varlık olarak yansıtan sanat ve edebiyat dünyasına bir bakın. Bu sunum bir kollektivistin kendi psikolojisinin itirafı olabilir fakat genel bir insan tasviri kesinlikle olamaz. Eğer çizilen bu tablo gerçeğe uygun olsaydı mağaralarımızdan asla çıkamazdık. Fakat bugünlere gelmeyi başardık. Etrafınızı ve tarihi gözlemleyin. İnsanoğlunun başarılarını göreceksiniz. İnsanlığın gelişmek için sınırsız bir kabiliyete sahip olduğunu ve bu kabiliyeti mümkün kılan işlevi fark edeceksiniz. O zaman insanın yaradılış itibariyle çaresiz bir mahlukat olmadığını, ancak aklını, o yüce işlevi kullanmayı ihmal ettiğinde o hale düştüğünü anlayacaksınız.
Mantık. Amaç. Kendine Saygı.


22 TEMMUZ'da:
LiderVekillerine
OY YOK..!

Doğru tercih:YANLIŞLARI seçmemektir.

Memleket güzel lakin siyaset ve bürokrasi rezalet!
Çünkü potansiyel tehlike:Adi bir mafya çetesi değil,Devletçi zihniyetlerdir.

Hangi mafya çetesi doları 5 liradan 15 liraya çıkarıp 10 lira zarara sokabilir milleti?
Hangi hırsız,yeşil alanları keyfince imar alanlarına çeviriverebilir?
Hangi haydut,çete üyelerini milletvekili olarak seçtirebilir?
Lider sultalarının seçtikleri robotlara oy vermek midir demokrasi?
İlkesiz ittifakları kabullenmekmidir seçim?

İşte yine,yeni bir seçim arifesinde bizden YANLIŞLAR arasında bir tercih yapmamız isteniyor.
Üstelik bunu da vatandaşlık görevi olarak ilan ederek!
Yanlışlardan birisi ni seçmekmidir görevimiz?
Aksine yanlışlara HAYIR demekdir,bizce VATANDAŞLIK GÖREVİMİZ.

OBJEKTİVİST HAREKET

20 NİSAN GKB BİLDİRİSİ

" MUHALEFETİN SÖZ HAKKI UĞRUNA İDAMAI GÖZE ALIRIM "
Thomas Jefferson’

BU MUDUR ÇAĞDAŞLIK? BU MUDUR DEMOKRASİ?

OBJEKTİVİST HAREKET HÜKÜMETİN MUHALİFİDİR.
ANCAK DEMOKRATTIR,DEMOKRASİDEN YANADIR.
50 YILDA 5 ASKERİ MÜDAHALE YAPMAK MIDIR ÇAĞDAŞLIK?

İNSAN ONURUNA KARŞI YAPILAN BU ANTİDEMOKRATİK
ve ÇAĞDIŞI BİLDİRİYİ
NEFRETLE KINADIĞIMIZI KAMU OYUNA İLAN EDERİZ!

OBJEKTİVİST HAREKET

TERÖR,"Akıldışılığın ve Kendini Feda Ahlakının":
EN İLKEL, EN AŞAĞILIK ve EN İĞRENÇ SONUCUDUR..!

Birey ve Devlet Terörüne HAYIR!


" Akıl, Mantık ve Bilim" dışı her " İNANÇ ",Eninde Sonunda:
Silaha Sarılmak Zorunda Kalmaya Mahkum,Bir Baş Belasıdır.


Bir teori, amaç edindi
ğini iddia ettiği şeylerin tam tersinden başka hiçbir şey gerçekleştiremiyor, ama savunucuları hala ona bağlı kalabiliyorsa;
emin olabilirsiniz ki; kar
şınızdaki şey, bir kanaat veya bir "ideal" değil, bir
AKILDI
ŞILIKDIR..!

İnanç ile Akıl " arasındaki her tercih:

Ölüm veya Ya
şam- Özgürlük veya Kölelik- İlerleme veya Durağan ilkellik arasındaki tercihdir.

Bu anlam da ak
ıldışılığın devam etmesi, fiziki sebeplerden değil, psikolojik sebeplerdendir.

Çünkü, hiçbir " Benlik duygusu ve Ki
şilik değeri " geliştiremeyenlere:
" Kendini feda" küçültücü gelmez.


Neyi " Feda Etmeleri " gerekti
ğini bilemeyenler:
Entellektüel bütünlük, Gerçek sevgisi, Ki
şisel olarak seçilmis değerler
ve Rasyonel fikirler gibi
şeylerden bile haberdar olamayanlardır.!

Bu yüzden" Rasyonel-Egoizm" diye bir
şey duyduklarında:

Ak
ıllarına ilk gelen imaj, acıktıklarında kendi " kabiledaşını" yiyen bir yamyam olacaktır.
Bu nedenle ak
ıldışı ahlak: İnsana,akla; yeryüzünde elde edilebilecek insani mutluluk
ve ba
şarıların her şekline ve hayata karşı, derin bir nefretin ifadesidir...

" Ya Kendini-Ya da Başkasını Feda " yı Seçenler: Akıldışı Psikopatlardır.

"Hem kendini, Hem de Başkasını Feda" yi seçen teröristler ise:

Akıldışılığın en ilkel, en aşağilık, en tehlikeli ve en iğrenç sonucudurlar.
Dünyamızı yıkan tüm felaketler: "A=A'dır" gerçeğinden kaçınmamızın sonucudur. İçimizde var olan ve yüzleşmekden korktuğumuz bütün gizli kötülük de: "A=A'dır" kavramından kaçınmaya çalışmamızın sonucudur. Bize ondan kaçınmayı öğretenlerin amacı:
İnsan'ın İNSAN olduğunu bize unutturmaktır.
Oysa her an ve her konu da temel ahlaki seçimimiz şu olmalıdır:

"A" mı, yoksa "A" değil mi;YANİ: Kimlik mi, yoksa SIFIR'mı?

Çünkü mantık dışını kendi standart değerimiz; imkansız olanı kendi " iyi eylem " kavramımız haline getirirsek:
Hak etmediğimiz " ödüllerin- servetlerin- sevgilerin " peşine düşer, sebep-sonuç ilişkisin de bir gedik arar, kendi kaprisimize göre A olmakdan çıkacak bir " A " ararız....

Var olmanın karşıtını tercih:
Hayatın bir çaresizlik olduğunu,mutluluğun insan için mümkün olmadığını haykırarak AĞLAMAKTIR.!

Çünkü, A'nın yine de A olarak kalacağı gerçeğinden kimse kurtulamaz.

İnsan aklını, bebek aklı düzeyinde durduran, " A" nın A olduğu ", gerçekliğinin GERÇEK olduğunu kavramamış olan birisi:VAHŞI'dir.." insan-altı " bir mahluktur...!

Yüzyıllar boyunca ahlak savaşı hep,hayatımızın:
" Tanrı'ya " ya da " Komşularımıza " ait olduğunu söyleyenler arasında yer aldı.!

Oysa, kendimizi: " Ne cennetteki hayaletler, ne de, dünyadaki beceriksizler " için feda etmek zorunda değiliz..!

Çünkü bu hayat BİZİM ve de En iyisi onu YAŞAMAK..



YAŞA ve YAŞAT!
Objektivist Hareket


Rasyonel Bireycilik ve Sahteleri


Bireycilik, hem ahlaki-politik, hem de ahlaki-psikolojik bir kavramdır. Ahlaki-politik bir kavram olarak bireycilik, birey haklarının üstünlüğü prensibinin kabulü demektir: insan, başlı başına bir amaçtır, başkalarının amaçlarının bir aracı olamaz. Ahlaki-psikolojik bir kavram olarak bireycilik, bireyin zihni bağımsızlık prensibinin kabulü demektir: insan, bağımsız olarak düşünmeli, yargılamalı ve hiçbir şeye kendi aklının hükümranlığından daha üstün bir yer vermemelidir.
İnsan hayatını değer standartı olarak kabul eden rasyonel AHLAK BİLİMİ isbatlamıştır ki: insanın, insan olarak, rasyonel bir varlık olarak hayatta var kalabilmesi için, -psikolojik ve politik anlamda- bireycilik, objektif bir ihtiyaçtır.
Rasyonel anlamındaki bu gerçek bireycilik yerine, sık sık, "başkalarının haklarına riayet etmemek; arzulanan herşeyi yapmak" anlamı atfedilen bir sahte bireycilik anlayışı ortaya atılır. Bu anlayışın ifadesi olarak, genellikle Nietzche ve Max Stirner'den alıntılar yapılır. Bireyciliğin bu sahte türünün, bireycilik olduğu; kendini başkalarına feda etmeyi reddeden bir insanın, hemen başkalarını kendine feda etmeye niyetleneceği inancı, altrüistlerin, rasyonel bir bireyciliği karalamak için kullandığı bir silahtır.Kavramsal bir zihniyete sahip olamayan yalnız kurt, sadece algılarının rehberliğinde davranan bir tür entellektüel berduştur. Oradan buradan edindiği rasgele düşünce parçacıklarıyla zihnini dolduran, bu düşünceleri keyfen sürekli değiştiren, seyyar bir fikirler bit pazarı halinde dolaşan yalnız kurtun davranışlarında bir tek sabit tavır vardır: bir guruptan bir başka guruba sürüklenmek ve ne cins olurlarsa olsunlar, bir takım insanlara tutunarak onları manipüle etmek. Bu tür insanları teşhisindeki en açık semptom, onların bir amoralist oluşlarıdır: kabilesel yalnız kurtlar, kendilerini ve eylemlerini herhangi bir standartla yargılama yeteneğinden yoksundurlar. Kendini-değerlendirmenin normal yörüngesi, soyut bir değere referansla yapılır: "Ben iyiyim, çünkü rasyonelim" veya "Ben iyiyim, çünkü dürüstüm" veya hiç değilse elden-düşme bir nosyonla, "Ben iyiyim, çünkü insanlar beni sever" gibi. Amoralistin yörüngesi ise -kendisi nadiren ifade etse bile- "Ben iyiyim, çünkü ben, benim"dir. Amoralizm, ahlaki sübjektivizmle karıştırılmamalıdır: sübjektivist, değerlerini teşhis edemese de veya onların objektif geçerliliğini isbat edemese de, -büyük bir psikolojik güçlükle de olsa- pratikte onlara sadık kalabilir.
Oysa bir amoralist, sübjektif değerlere de sahip değildir:O, herhangi bir değerden yoksundur." DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


 


DAVET


D
örtnala gelip uzak Asya'dan,
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan,
Bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak,
Ve ipek bir halıya benziyen toprak,
Bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu,
Bu davet bizim.
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
Bu hasret bizim.


NAZIM HİKMET RAN


 
YABANCILAŞMA


  Nedir yabancılaşma problemi? Nedir kişisel   kimlik?   Niçin bu kadar fazla sayıda insan
  bunu başarma işini, korkulan bir görev
  olarak görür?

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM...!


Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?


Mehmet Akif Ersoy


Devrimcilik kimsenin
tekelinde değildir..!

DEVRİM NEDİR, DEVRİMCİ KİMDİR...?

Kendilerinden başka herkesi sadece maddi çıkarın motive ettiğini zanneden bazı kollektivistler;yaratılan,keşfedilen her ürünü "sadece çıkarlarını korumak isteyen burjuvaların eseri" sanırlar...
Ferdin bu gerçeğini dikkate almayan, onu eriten kollektivist bir politik sistem, birey önündeki bu iradi faaliyet imkanını da ortadan kaldırdığından, gericidir; ancak mutsuzlar ve uyuşuklar toplumu yaratabilir.
"Devrim" kavramını, felaket anlamında değil de radikal ve olumlu bir değişiklik anlamında kullanıyorsak, bu marksist 'Devrim'ler sonucu ortaya çıkan yapıları hangi ayık insan beğenebilir?
Devrimi, anlık bir mucize gibi gören (iktidardan başka bir şey düşünmeyen) Mesih'ci hareketler, devrimci değildir.


DEVAMI İÇİN:TIKLAYINIZ

DEVRİM NEDİR? & DEVRİMCİ KİMDİR?


Devrim" kavramını, felaket anlamında değil de radikal ve olumlu bir değişiklik anlamında kullanıyorsak, marksist
'Devrim'ler sonucu ortaya çıkan
yapıları hangi ayık insan beğenebilir?


HERKES BENCİL DEĞİL Mİ..?


  Bencillik amaç olarak insanın  kendisini ortaya koyarken, altruizm  bu amacın   başkalarının arzu ve  istekleri olması gerektiğini söyler


 
AKIL, MANTIK ve KENDİNE SAYGI..!

  Gördüğü halde KÖR ; İşittiği halde
SAĞIR
 olduğunu iddia edenler!

  Kavramsallaşma karşıtı zihniyet.
  Tüm kötülüklerin temelinin"PARA"
olduğunu mu düşünüyorsunuz?

  Felsefe ve Satranç.
 Modern Dünyanın Düşmanları:
İNANÇ ve KUVVET.
  İnsan; " Ne Alim-i Mutlak,
ne de yanılmaz " olabilir.



 
REALİST  ROMANTİZM

Romantisizme mükemmel bir alt- yapı  olacak  olan
rasyonel- egoist ahlak,filozof Ayn Rand'la tam tanımına kavuşmuş;Romantisizm, romancı Ayn Rand'ın Romantik  - Realizmiyle,yeniden canlanmıştır.



ALTRUİZM


Altruist ahlakın temeli; "BEN'i kötülük standartı, BEN dışındakileri ise iyilik standartı" dır.İnsan niçin kurbanlık bir hayvan olsun?  


FELSEFE & EKONOMİ


Toplumculuk adına kapitalizme karşı çıkanlar:
Birey adına devletçiliği savunuyorlar.
Yani, sebeplerin değil,sonuçların peşinden koşuyorlar.
.!
OYSA: Çağımıza  damgasını   vuran mevcut sistem
KAPİTALİZM değil; DEVLETÇİ- Karma Ekonomidir.


AMAÇ ve  FELSEFE

 Amaçsız birisi  kaos içinde kaybolur  gider.Değerlerinin ne
 olduğundan  habersizdir.

FELSEFESİZLİK EN SAKAT FELSEFEDİR

RASYONEL & İRRASYONEL AMAÇ

İNSAN NEDİR?

 
   Doğru ve Yanlış Felsefeler.

   Amacımız, rasyonel bir yaşam    tarzıdır.
   Rasyonel & İrrasyonel Bireycilik.
   Siz Sıfıra tapanlar!
   Uzlaşmanın Anatomisi.

   SAVAŞ Adına Kapitalizme Karşı    Çıkanlar:BARIŞ  Adına Devletçiliği    Savunuyorlar


İnsan tabiatından kaçamaz ve eğer insan kendi tabiatının gereksinimlerine
aykırı bir sosyal sistem (kendisinin rasyonel,
bağımsız bir varlık olarak yaşamasın engelleyen bir sistem)
kurarsa, sonuç psikolojik ve fiziksel felakettir.

Yaratıcı amaçtan yoksun insan.

 Rasyonel & İrrasyonel Bireycilik.
 Siz Sıfıra tapanlar!

 Doğru ve Yanlış Felsefeler.
 Uzlaşmanın Anatomisi.
 Estetik.


Realite tekdir, insan bilincinin de tek bir tabiatı vardır. İnsan, özgür iradeye sahip, kendini üretebilen ve idare edebilen bir kahramandır.
İnsan,"ilahi tecelli" veya "üretici güçler" gibi kendi dışındaki kuvvetlerin programladığı,cevhersiz,çaresiz bir robot değildir.

 

  Objektivist Hareket- © Copyright 1998