SEÇME
MAKALELER |
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

ESKİ
KUZEY DENİZ SAHA KOMUTANI, EMEKLİ KORAMİRAL ATİLLA KIYAT:
Türk Silahlı Kuvvetleri her zaman bir tür kapalı
kutudur toplum için. Eskiden tek sesli kapalı kutuyken
şimdi çoksesli bir kapalı kutuya döndü TSK. Toplumun
en önemli kurumlarından birinden, birbirinden çok farklı
sesler ve mesajlar yayılıyor. Üstelik bunların bir kısmı
gerçekten ürkütücü anlamlar taşıyor içinde. Birinci
Ordu Komutanı, görevini bırakırken 'nefret dolu bir
ordu'dan söz etti. Ordu ve nefret kelimeleri yan yana
gelince rahatsız edici bir anlam oluşturuyor doğrusu.
Geçen yıl emekli olan Kara Kuvvetleri Komutanı ise Öcalan'ın
yakalanmasını, 'Sevr'i hortlatmayı' dayatan sürecin
parçası olarak niteledi. Bu arada TSK'nın 'Kürt sorunu'
sözcüğüne karşı olduğu iddiaları da gazetelerde yer
aldı. Biz de, 'Kürt sorununun adı nedir? Ordu bu sorunun
adının ne olmasını istiyor? Türkiye sorunlarından korkuyor
mu? Generallerimiz ne söylemek istiyor? Niye bu toplumda
hep çözülemeyen sorunlar yaşanıyor? PKK terör örgütünün
lideri Öcalan'ın yakalanması Türkiye'nin aleyhine mi
oldu?' sorularını bir askere sorduk. Eski Birinci Ordu
Komutanı'nın ayırdığı 'asker ve aydını', kendi kimliğinde
aydın bir asker olarak bütünleştirmiş olan eski Kuzey
Deniz Saha Komutanı emekli koramiral Atilla Kıyat'la
konuştuk bütün bu konuları.
|
|
|
|
|
Modernleşme ve Modernlik
|
| Modernleşme
ile ilgili yapılan yorumlarda değerlendirmeler, duygusal olarak yapılmamalıdır;
ki bu durum rasyonel değerlendirmeleri yabancılaştırır. Günümüzde modernleşme,
özellikle küreselleşme ile ilgili yapılan yorumların, çoğunun duygusal yorumlar
olduğunu görüyoruz. Söylemek istediğim şu ki, modernleşmeyle birlikte yeni bir
-küresel-evrimsel sürece girilmiştir. Bu evrimsel süreç, ‘‘canlının doğaya uyum
sağlaması için, ona karşı uygun adaptasyonu geliştirmesi gerekir’’ ile aynı mantığı
taşır. İnsanın doğada, hayatta kalabilmesi için iki zorunlu koşul vardır: Birincisi,
aklını kullanma zorunluluğu. İkincisi, totaliter bir topluluğun içinde aklını
kullanmadan yaşayabilme imkanı.:
Ufuk ANDIÇ | | Devamı
var... |
|
Yazarımız: S.SAKMAN' dan seçme makaleler
|
Türkiye’de
ceryan eden ahlaksızlıklardan yakınan ve içinde bulunduğumuz düzeni kapitalizm
zannedenler; bu talihsizliğin sorumlusu olarak kapitalizmi görebilirler. Ama,
onlara düzenimizin karma ekonomi olduğu ve karma ekonominin kapitalizmle, yani
özgür piyasa ile, devletçiliğin, yani özgürlüğe müdahalenin karışımı olduğu hatırlanabilir.
Zaten, Türkiye’nin henüz sosyalist ülkeler kadar sefil hale gelmeyişinin sebebi
de budur. Ahlaki davranmak zorunda olan insanların himmeti, ahlaksız olmalarının
cezasını görmeyen insanların zararını telafi etmektedir. |
| Devamı
var... |
|
İnsan;
" Ne Alim-i Mutlak, ne de yanılmaz " olabilir.
|
OBJEKTİF
bir tanım, geçerlilik veya hakikat: ancak realitede
ki olguların, tanınması veya realitenin olgularına referansla belirlenebilir
bir ürün-olgu- olabilir. Yani, kavramlar:OBJEKTİF' liğin temelidir. Bilgilenme
sisteminin ihtiyaçlarının kavramlaştırabilmesi: "vahy" veya icat edilemez.
Çünkü," Düşünceyi duygudan, bilgilenmeyi değerlendirmeden" ayırt edemeyenler:
Gözlemi hayalden ayırt edemezler; mevcudiyetle bilinç, nesneyle özne arasındaki
ayrımın farkına varamazlar; hiçbir içsel durumlarının anlamını kimliklendiremezler;
bütün hayatlarını, kendi kafatasların dan başka bir yer olmayan bir hapishane
içinde, bir hafif-suç mahpusunun ürkeklik duygusu içinde geçirdiklerin den, başlarını
kaldırıp realiteye bakmaktan korkarlar, kendi bilinçlerinin esrarıyla felç
olurlar. Çünkü onların, fikirler yerine koydukları: "insanlar ve hazır
kurallardır. İşte bu neden le," tek ayağı üzerinde dikilip göbek dansı yapan
bir sirk fili gibi: " Başkalarına göre" yaşamaya mahkum olurlar. |
| Devamı
var... |
|
Tektanrıcılık
ve Kişilik Bölünmesi:Ufuk Andıç
| |
Tektanrıcılık, insanlık tarihi boyunca
çift kişilikli Dr. Jekyll’lar yaratarak, insanları acı çeken nevrotik bireyler
haline getirerek, insanlığı, mistisizme, altruizme ve kolektivizme karşı korunmasız
bırakmıştır. Bilim ne kadar gelişmiş olursa olsun, ekonomi ne kadar özgür olursa
olsun, tektanrıcı bir birey, objektif bir felsefeye sahip olmadıkça, çift kişiliğinden
kurtulamayacaktır. Toplumsal normlar ve ahlak kuralları, bireyin öz-çıkarına hizmet
etmediği sürece hapishaneler boşalmayacaktır. |
| Devamı
var... |
| İnsan:
Gördüğü halde KÖR veya İşittiği halde
SAĞIR olduğunu iddia edebilir
mi? | |
|
| Devamı
var... |
| Kavramsallaşma
karşıtı zihniyet |
| |
| Devamı
var... |
| Totalitarizmin
Özü | |
Makalem:bireyin,
kitle içerisinde kendisine yabancılaşarak kitlenin bilinçdışının (kitle nevrozu)
totalitarizmi oluşturduğunu, totalitarizmin işlevini, totalitarizmden çıkışın
nasıl olacağını ifade eden çalışmamın ilk bölümü...Aslında felsefeden çok sosyoloji
ve tarihe yer vermemin nedeni, felsefede söylenecek sözün yeterince kalmaması.
Yani, Rand söylenecek her şeyi söylemiş gibi bir düşüncem var. Ben sadece, objektivizmi
ve işlevselciliği diğer alanlarla da (sosyoloji, tarih, psikoloji, antropoloji
vb.)daha da zenginleştirmek istiyorum ve birlikte çalışmamızın faydalı olacağını
düşünüyorum.: Ufuk Andıç | | Devamı
var... |
| Benin
Oluşumu | |
Bu makalemde: Bir toplumda objektif bir bilimin ve felsefenin, özgür bir ekonominin
ve kültürel zenginliğin, o toplumdaki bireylerde bir ‘‘ben bilinci’’ oluşturduğunu,
ben bilincinin ise kültürle bütünleşip geliştirerek yapısal farklılaşmayı ve toplumsal
evrimi meydana getirdiğini ele aldım...: Ufuk Andıç |
| Devamı
var... |
| BİR
FELSEFE YA DOĞRUDUR YA DA YANLIŞ |
| |
| Devamı
var... |
| "PARA"nın:
Tüm kötülüklerin temeli olduğunu mu düşünüyorsunuz? |
| | | Devamı
var... |
| SATRANÇ
ve FELSEFE: Boris Spassky'ye Açık Mektup - AYN RAND - 1974 |
| |
| Devamı
var... |
| Kötülüklerin
temeli 'PARA' mıdır? | |
|
| Devamı
var... |
| RASYONEL
BİREYCİLİK | |
|
| Devamı
var... |
| SİZ,
SIFIRA TAPANLAR... | | | | Devamı
var... |
| TERÖRİZM
NEDİR? | |
|
| Devamı
var... |
| AŞK
BENCİLDİR | |
|
| Devamı
var... |
| İNANÇ
ve KUVVET:Modern Dünyanın Düşmanları | |
|
| Devamı
var... |
| Objektif
Kuralları Olan, İnsana özgü bir yaşamda: Hiçbir çıkar çatışması olamaz. |
| | |
Devamı
var... |
| OBJEKTİVİZM
NEDİR? | |
| |
Devamı
var... |
| İNANCIN
GÖLGESİMİ AKLIN IŞIĞI MI?: FETULLAHİZM |
| |
|
Devamı
var... | "
DOĞRU FELSEFE NEDİR.? "
HAKKINDA: İLGİNÇ ve GERÇEK İKİ OLAY ve BAZI SORULAR
I.OLAY
Martin
Heidegger (1884-1976), varoluşçu felsefenin en ünlü filozoflarındandır. Bazılarınca,
yirminci yüzyılın en üretken ve Avrupa düşüncesini en çok etkilemiş filozofu olarak
görülür. Jean-Paul Sartre, Michel Foucault ve Jacques Derrida gibi düşünürlerin
görüşlerinin kökünü, Heidegger'in insan tabiatı ve dil üzerindeki fikirleri oluşturur.
Eserlerinde insan "varoluşunu" sorguladığını; özgürlüğü ve insan yetkinliğini
savunduğunu belirtmişti.
1934'de çekilmiş bir resim, onu Nazi işaretiyle süslü
bir üniforma içinde gösterir.
Hitler'in yükselişi sırasında, Freiburg Üniversitesinin
rektörlüğünü üstlenmiştir; devir-teslim töreninde, Hitler'i öven bir konuşma yapar.1933'de
şöyle yazmıştır:
"Hayatlarınızı, teoremler ve fikirler yönetmemelidir.
Führer'in kendisi ve sadece O, şimdiki ve gelecek Alman realitesinin,kanununun
ta kendisidir."
Eski öğrencilerinden biri tarafından yeni yazılan bir
kitap, O'nun Hitler'in fikirleriyle yaptığı flörtün, onu temize çıkarmak isteyenlerce
öne sürüldüğü gibi,
sadece 1930'larda değil, 1945'de Üçüncü Reich'ın çöküşüne
kadar sürdüğünü ileri sürer.
Nazi Partisini zaman zaman eleştirmiş olmasına
rağmen, Heidegger zımni bir anti-semitti ve ölümüne kadar görüşlerinden pişmanlık
duymamıştı.
Nazi olmasının ve öyle kalmasının sebebi, Almanların seçilmiş ve
üstün bir halk olduğu inancından kaynaklanıyordu.
I.Olay
Hakkında Bazı Sorular
İnsan
tabiatı üzerinde bu kadar düşünen bir filozof, nasıl olup da Nazizm gibi insan
tabiatına bu kadar aykırı bir harekete katılabilmişti? "İnsan özgürlüğü"
gibi bir kavram üzerinde bu kadar çok felsefe yapan birisi , nasıl olur da insan
özgürlüğünü hayasızca yok eden bir harekete katılabilmişti?
Felsefeyle bu kadar
derinden bir ilgi, Nazizm gibi bir kötülüğün tabiatını teşhiste, nasıl olup da
hiçbir yardımda bulunamamıştı?
Heidegger'in politik eylemiyle, felsefesi arasında
hiç bağ olmaması mümkün müdür?
Mümkün değilse, yani Heidegger'in felsefesindeki
öncülerden, onun bir gün Nazizm'i savunacağı belli olabilirdiyse; bu öncüller
nasıl teşhis edilebilirdi?
Sartre gibi bir düşünür, bir yandan Heidegger'den
bu kadar etkilenmişken öte yandan nasıl özgürlük savaşçısı görünebilmişti?
Yoksa
O da kullandığı terimler ne olursa olsun; Heidegger'den pek farklı bi filozof
değil midir; yani benzer şartlarda olsa benzer türde mi davranırdı?
Bir insanın
fikirleri ile eylemleri arasında bir tutarlılık olması gerekmez mi?
Heidegger
gibi filozofların felsefeleri insana nasıl bir zarar verir? Bu felsefeler nasıl
teşhis edilir; onlardan nasıl kurtulunur?
2.OLAY
Amerikalı
William James Sidis 3 yaşında Latince öğrenmişti. 6 yaşına varmadan anatomi üzerine
geniş bir inceleme yazmış ve 7 dil konuşur olmuştu.
1909'da 11 yaşında Harvard'a
kaydolduktan bir yıl sonra; okulun matematik öğreten kıdemli profesörlerine dört
boyutlu cisimler üzerine konferans veriyordu.
Kısacası, "Billy" Sidis
parlak bir gelecek vaad ediyordu.Fakat okul sonrasında Sidis , haftada 20 Dolar
getiren bir işte katip olarak hayatını kazanan, dedektif romanları okumaktan
ve
Amerikan yerlilerinin ritüellerine merak sarmaktan başka pek birşeyle ilgilenmeyen
bir insan oldu; şizofrenik olduğuna ilişkin de hiçbir kanıt yoktu.
2.Olay
Hakkında Bazı Sorular
Büyük
bir entelektüel kapasiteye sahip olduğu anlaşılan bu insan, neden bu kapasitesini
kullanmadan yaşayıp öldü? Sidis'in biyografyacasına göre onun hayattaki bu başarısızlığı;
Sidis'in anne babasının bozulan evliliklerinin doğurduğu ortama, annesinin mütehakkim
bir karakter olmasına, anne babasının Sidis'i medyanın bunaltıcı ilgisinden ve
halkın acımasız kıskançlığından koruyamamış olmasına at fedilebilirdi. [Amy Wallace,
"The Prodigy:A Biography of William James Sidis , America's Greatest Child
Prodigy"] Bunlar herhalde sonuca katkıda bulunmuştur;fakat, bu ölçekteki
bir kapasitenin bu kadar başarısız kalmasının asıl sebebi başka bir yerde olmalıdır.Yoksa
Sidis'in ergenlik çağına kadar olan büyük başarılarına herhalde katkıda bulunmuş
olan aile içi ve okul eğitiminde, bir eksiklik mi vardı? Varsa bu eksiklik nedir?
Sitemizin
konularından alınabilecek bir ilhamla, bazı izleyenler bu eksikliğin "Felsefesizlik"
olduğu cevabını verebilirler.
Fakat şunları da bilselerdi aynı cevabı verebilirler
miydi?
Sidis'in anne ve babası Rusya'dan Amerika'ya göç etmiş parlak entellektüellerdi.
Hiçbir
fedakarlıktan kaçınmayarak, çocuklarını çok erken yaşlardan itibaren felsefe ,
edebiyat, matematik ve sanatla tanıştırmışlardı.
Buna rağmen Felsefesizlik
cevabı, bir anlamda doğrudur: Ancak Sidis'e verilen felsefe irrasyonel bir felsefeydi:
reailitenin olgularıyla uyum halinde olan bir tesbite dayanmıyordu.
Doğuştan
büyük bir zihni kapasiteyle doğmak, insana neden bu kapasiteyi tam kullanabilmek
garantisini vermez?
Yoksa insan bilinci muazzam bir bilgisayar gibi, programcısı
olmadan bir işe yaramayan bir mekanizma mıdır?
Öyleyse bu programcı kim olacaktır?
Yoksa bu programcı felsefe denen şey midir?
Ama bazı felsefeler, insan zihnini
değil programlamak, altüst eden, tahrip eden bir etkiye sahip görünüyor.
Yoksa,iyi
ve kötü programcılar olması gibi; iyiliğin ve kötülüğün felsefeleri de mi vardır?
Ama
felsefe "akıl,bilgelik sevgisi" anlamına geliyorsa; nasıl olur da, kötülüğün
felsefesi olabilir?
Sevgi duymak, iyilik için başlı başına yeterli bir şey
değil midir?
Basit bir kriminalin kötülük yapabilmesi anlaşılabilir; ama ,
bir filozof yanlış şeyler düşünmüş olsa bile nasıl olur da kötülük yapabilir?
İyilik-kötülük
nedir?
Yoksa; insan için, iyilik, tam anlamında rasyonel olmaktan , kötülük
ise rasyonellikten uzaklaşmaktan mı ibarettir?
Rasyonel olmak öz anlamında,
"realitedeki olgularla uyum halinde olmak" şeklinde tanımlanabilir mi?
Doğru
felsefe nedir?
|