![]() |
İnsan, rasyonel (akli) bir varlıktır.
O
halde, bu sayfanın başlığındaki " Rasyonel İnsan " ibaresi bir fazlalık
içermiyor mu? Evet. Fakat, günümüzde insanla ilgili çoğu fikir, insan toplulukları
için öne sürülen çoğu sistem, insanın bu temel niteliğini öylesine ihmal ediyor
ki; bu fazlalık, sitemizde bulacağınız felsefenin, yalnızca aklı temel aldığını vurgulamak için, kasten
konmuştur.
Sitemiz
de," akıl " ve " aklilik " ( " rasyonellik ") kavramlarına sıkça raslanılması
olgusundan kaynaklanabilecek bir yanılgıyı önlemekte yarar var:Bu felsefe ile
Akılcı (Rasyonelist) diye adlandırılan
felsefe ekolü arasında hiçbir asli ortaklık yoktur.
Felsefeleri,
çeşitli filozofların isimleriyle birleştirerek sınıflayanlar vardır: Plato Felsefesi,
Aristo Felsefesi, Kant Felsefesi gibi. Bu anlamda bu felsefe, benim felsefemdir; ama, sayın rasyonel
okuyucu, bu felsefe aynı zamanda senin felsefendir.
Söylediğim
şeyi açmadan önce bazı olguları hatırlayalım... Realitedeki -mevcudiyetteki, evrendeki-
herşey gibi, insan da, insan bilinci de, belirli bir kimliğe sahiptir: belirli
bir tabiatı, belirli ihtiyaçları vardır. Bu olgu yüzünden; insan bilincini bütünleştirecek
olan felsefe, aslen iki türlü olabilir: a) Realitenin ve insan bilincinin tabiatını
doğru teşhis ettiğinden, "doğru bir felsefe"dir; b) Realitenin ve insan bilincinin,
ya belirli bir tabiata sahip olmadığını zannettiğinden, ya da bu tabiatı yanlış
teşhis ettiğinden, "yanlış bir felsefe"dir. Bir de, çeşitli konularda bu iki asli
uç arasında gidip gelen felsefelerden bahsedilebilir. Bütün önemli felsefeler;
asli argümanlarını, genel olarak bu iki uçtan sadece birisinde odaklaştırır.
1.
Her rasyonel insan gibi ben aşağıdaki şu dört ilişkili gerçeği biliyorum:
a)
Rasyonelliğik (aklilik), realitenin olgularını oldukları gibi kavrayıp, bu kavrayışa
uygun davranmaktır.
b)
Akıl, insanın hayatta var kalması için temel araçtır.
c)
Realitedeki herşeyi anlayabilmek için; fiziki duyumlar, fiziki algılar ve bunlar
üzerine bina edilmiş kavramlardan başka -yani, akıl kullanmaktan başka- hiçbir
araç yoktur.
d)
Akıl, otomatik bir şekilde değil, bireysel gayret ve bilgiyle çalışır ve bütün
insan bilgisinin kökünde felsefe vardır.
2.
Ve şunu ilan ediyorum: bu felsefe, realitenin ve insan bilincinin tabiatınca dikte
edilmiş şartları doğru olarak tesbit etmiş, objektif, doğru bir felsefedir; rasyonel
bir insanın sahip olması gereken felsefe bu
dur; bu felsefe, binlerce sene önce yaşamış insanlar için doğruydu; bugün
de hala doğrudur; gelecekte de doğru kalacaktır; çünkü, "insan" denen realite
olgusu, binlerce sene geçmiş de olsa, aslen değişmemiştir; "insan" kaldığı sürece
değişmeyecektir de. Sağduyusal bir ihtiyaçla rasyonelliği aramakta olan bir insana
yabancı gelecek hiçbir şey, bu felsefede bulunmayacaktır; bu felsefeyi kavradığında,
"Benim felsefem, dün bu olmalıydı; bugün budur; yarın bu olacaktır!" diyecektir.
Bu
felsefenin kökeni hakkındaki bu genel tesbitten sonra; özel kaynaklarını irdeleyebiliriz.
Yukarıda belirttiğim gibi; bir felsefe -asli hatlarıyla- ya doğrudur (rasyoneldir),
ya yanlış (irrasyonel). Felsefe tarihi bu iki uçta yeralmış filozofların tartışmalarından
ibarettir. Bu uçlarda yer almış filozofları birer mihver olarak düşünürsek; rasyonel
mihverin -yirminci yüzyıl öncesine kadarki- en önemli iki filozofu, Aristo (M.Ö.
384-322) ve St.Thomas Aquinas'tır (1225-1274); irrasyonel mihverin en önemli bazı
filozofları ise, Plato (M.Ö. 428-348), Saint Augustine (354-430), Immanuel Kant'tır
(1724-1804). Plato ve öğrencisi Aristo'nun felsefeleri arasındaki savaş, mistisizmle
akıl arasındaki savaş olarak kabul edilir. Fakat; irrasyonelliğin, kötülük olduğu
ölçüde, en irrasyonel filozof -genellikle önerildiği gibi- Plato değil, Kant'tır.
Plato, hiç değilse, "iyi bir hayat"ın nasıl olacağı üzerinde kafa yormuş, felsefenin
çoğu temel meselesini -bu arada bazı yanlışları da- formüle etmiştir. Kant ise
bütün ömrünü, insanın akla olan güvenini yıkmayı amaç edinmiş bir felsefenin inşaına
hasretmiştir. Bu kitapta sıkça geçen "Modern Felsefe"nin kurucu atası, Kant'tır.
Bugünün felsefesine egemen olan eğilimlerin hemen hepsi -başta Hegel'cilik, Marx'cılı,
Nietzche'cilik, Egzistansiyelizm (Varoluşculuk), Mantık Pozitivizmi, Pragmatizm-
doğrudan veya dolaylı olarak Kant'tan kaynaklanmıştır ve "Modern Felsefe" olarak
anılacaktır.
Bu
SİTEDE bulacağınız felsefe, yukarıdaki anlamda elbette rasyonel kampa dahildir.
Aristo
felsefesini çok iyi bilen bir okuyucu, bu felsefenin bütününü Aristo'cu olarak
niteleyecektir ki; tamamen olmasa da, haklıdır. Fakat, farkedecektir ki; Aristo'daki
bazı eksiklikler tamamlanmakta, O'nda bazı düzeltmeler yapılmaktadır.
Bu
felsefenin başka felsefelerle akrabalık izleri taşıdığı da söylenebilir. Mesela;
felsefe tarihini çok iyi bilen bir okuyucu; bu felsefenin ahlakının, bir yandan
Ortadoğu dinlerine benzer hükümler içerirken, öte yandan başta Max Stirner (1806-1856)
olmak üzere bazı liberal-anarşist filozoflardan esinler bulundurduğunu; epistemolojisinde
(bilgi teorisinde), genel olarak Aristo'cu olmakla birlikte, İslam ve Katolik
felsefelerinin parlak dönemlerindekine benzediğini; politikasında, başta John
Locke (1632-1704) olmak üzere bir çok liberal filozoftan fikirler bulundurduğunu,
yer yer anarşist felsefeyi çağrıştırdığını; estetiğinde, başta Friedrich Schiller
(1759-1805) olmak üzere bir çok romantik yazar ve filozoftan izler taşıdığını
görecektir.
Bu
benzerlikler nereden kaynaklanmaktadır? Bu olgu, buradaki felsefenin "eklektik"
özelliğinden mi -yani, her sistemin "en iyi özelliklerinin" alınarak oluşturulmuş
olmasından mı- kaynaklanmaktadır? Hayır, böyle bir tavır; bu felsefenin öğretilerine
zıt davranmak demektir. Bu felsefe ile yukarıda sayılan felsefeler arasındaki
benzerlikler; realitenin tek olması, insan bilincinin tek bir tabiatı olması olgusundan kaynaklanmaktadır:
zaman zaman, çeşitli felsefeler, insan mevcudiyetinin belirli bir veçhesini doğru
teşhis edebilmişler (kimlikleyebilmişler), dolayısiyle bu teşhise uygun olarak
doğru teoriler ortaya koymuşlardır. Çeşitli felsefeler arasında, fikri bir alışveriş
olmasa dahi ortaya çıkabilen bu ortaklıklar; herhangi bir "tabiat-üstü" sebepten
kaynaklanmaz; bunların, aynı realite olgusuna, aynı doğru teşhisi koyabilmiş olmaları
olgusundan kaynaklanır.
Fakat,
yukarıdaki felsefelerle olan bütün benzerliklerine rağmen; bu felsefe, başka bir
çok asli noktada, o felsefelerden ayrılmaktadır. Hatta; bu felsefenin Aristo'cu
olarak nitelenebilmesindeki haklılığı kabul etmeme rağmen; Aristo felsefesiyle
ayrıldığı noktalar olduğunu belirtmiştim. Bu felsefe ile Aristo felsefesi arasındaki
farklılıkları yaratan kimdir? Aristo gibi dev bir filozofun felsefesini düzeltip,
tamamlayabilmek; ancak başka bir dev filozofa vergidir. Bu
filozof, Amerikalı (Bayan) Ayn Rand'dır (1905-1982).
Ayn Rand; felsefesine, insanın
objektif realitesinden kaynaklandığı anlamda
"Objektivizm" adını vermişti. Ayn
Rand, felsefesininin çeşitli unsurlarını sistematik olarak biraraya
toplayan, felsefe olarak felsefe halinde bir kitap yazmadı. Ama; felsefesini,
romanlardan, gazete makalelerine, spesifik konulardaki felsefi risalelere, televizyon
programlarına, düzenli radyo sohbetlerine, yayınladığı dergilere, konferanslara,
broşürlere, okuyucularına yazdığı ücretli düzenli mektuplara kadar akla gelebilecek
her ortamda anlattı. "Objektivizm" 1960'larda önemli bir entellektüel
hareket haline geldi. Ayn Rand, gerçekten orijinal ve devrimci her yeni fikir
insanı gibi, Amerika'nın "sağ" ve "sol" entellektüel "müesses nizamı"nca aforoz
edildi; iki taraftan da şiddetli eleştiriler aldı; çünkü, ne "sağ"a yaranabilmişti
(mistisizme karşı aklı savunuyordu), ne de "sol"a (her türlü devlet despotizmine
karşı, birey haklarını savunuyordu). Ama, "öğrenilmiş
cehalet"le malul olmayan sağduyulu insanlar; O'nun romanlarını, yıllarca "best-seller"
sıralarından indirmediler. Fikirleriyle milyonları etkilemişti; ama, entellektüellerce
yok sayılıyordu; ancak 1980'lerden sonra, bir kaç üniversite kürsüsünde, ciddi
bir filozof olarak incelenmeğe başlandı.
Bu
sitenin oluşturulmasına; Ayn Rand'ın fikirlerini
stimüle etmiş olan şartlar ve meseleler etrafında, benim de kişisel tecrübe geçirmiş
olmam ve O'na kaynaklık etmiş felsefelerde, benim de -O'nun yetkinliğinde ve kapsamında
olmasa da- daha önce araştırmış olmam, mutlaka katkı yaptı; ama, bu kitabın esasını,
Ayn Rand'ın yazdığı veya söylediği yayınlanmış
her şeyi -"Playboy" mülakatından, konferans video teybine kadar- inceleyerek,
seçerek ve asli gördüğüm yazılarını kendi yorumumla aynen aktararak bütünleştirmek
ve bazı ilaveler yapmak suretiyle oluşturdum. Değindiği konuları, O'ndan daha
büyük bir felsefi kuvvetle açıklamak benim için imkansızdı.
Ayrıca,
Ayn Rand felsefesinin takipçisi olmuş bazı
filozoflardan da yararlandım: Leonard Peikoff ("Analitik-Sentetik Sahte-zıtlığı"
konusunda); Nathaniel Branden ("Ahlak" bölümündeki bazı tatbikatlarda); George
H. Smith ("İlk Sebep Argümanları" konusunda); ve David Kelley ("Epistemoloji"
bölümünde). Ayn Rand üzerinde eleştirel incelemeler
yapmış filozoflardan da yararlandım: Douglas J. Den Uyl, Douglas B. Rasmussen,
Tibor R. Machan ve William F. O'Neill gibi. Barbara Branden ve Mimi Gladstein'in,
Ayn Rand üzerine biyografik çalışmaları da yararlı oldu.
Kişisel
Bir Not
Her
ne kadar; bu kitap, yukarıda verdiğim sebeplerden ötürü, felsefe tarihinde, benden
kaynaklanan herhangi bir orijinallik iddiasında bulunmuyorsa da; her üç-beş senede
bir, yeni bir irrasyonel düşünürün şaşaayla sunulduğu Türk Kültürü'ne orijinal
bir katkıdır: önümüzdeki yüzyıllarda, "yirminci yüzyıla kadarki dönemde
Aristo'dan sonra gelmiş en büyük " rasyonel filozof " olarak
adlandırılacağından şüphem olmayan bir filozofun felsefesini, kendi ülkesinde
bile hala "suskunluk komplosu"na uğratılmakta olan bir filozofu, Türkçe okuruna
tanıtıp yorumlamaktan gurur duyuyorum. Bu felsefe, Felsefe'nin
state-of-the-art'ıdır (bugünkü
en yüksek düzeyidir); yani, felsefe içinde bugüne kadar formüle edilmiş bütün
meseleler, burada çözülmüştür.
Fakat;
okuyucunun, kullandığım militan dilden de çıkarsayabileceği gibi; bu kitap, benim
için böyle bir kültürel hizmet yapmaktan daha derin bir kişisel öneme sahiptir:
bütün gençliğim, doğru bir felsefenin arayışı içinde, hatalarla dolu geçti; önümde
bulduğum felsefeler, hep irrasyonel (yanlış, kötü) olanlar idi; bu arayış sürecinde,
hem maddi varlığım (fiziki bedenim), hem de manevi varlığım (bilincim) ıstıraplara
garkoldu, yok olmanın eşiklerine yaklaştı; son dört-beş yıl öncesine kadar genellikle
mutsuz hissettim; ama, yılmadım; saplantılara takılıp kalmadan, üşenmeden aradım;
ve sonunda buldum, mutluyum: bu anlamda, bu kitap, benim Kişisel Manifestom'dur.
Bu anlamda; bu kitap, özellikle gençler için yazılmıştır; ama, düşünme alışkanlığı
terketmemiş olan her yaştan insan; eğer, bu felsefeyi benimsemelerinin ve hayata
geçirmelerinin gerektirdiği cesaret ve sabıra sahip olabilirlerse; gerçekten insana-özgü
bir hayatın ne olduğunun sırlarını keşfedeceklerdir. Bu felsefeyi anlayıp hayata
geçirecek olan insanların, benim hatalarımı yapmasına ve hayatı bir mutsuzluk
olarak yaşamasına imkan yoktur; bu anlamda, bu kitap, bireysel irrasyonelliklerini
rasyonelize ederek kurdukları felsefelerle, insan bilincini felceden, insanı mutsuzluğa
ve tahribe sevk eden filozoflardan, onların acentalığını yapan çeşitli unsurlardan
aldığım kişisel intikamdır: bu felsefe, onların kurbanlarından bazılarını ellerinden
kurtaracak, müstakbel kurbanlarını da azaltacaktır.
Kullandığım
dil hakkında bazı açıklamalarda bulunmam gerekecek... Cumhuriyetle birlikte dilimizde
yapılan "özleştirme" ameliyesinin; "Türkik" dillerin en yüksek hali olan Osmanlıcayı
tahrip ettiğine, genellikle "özleştirme" akımına inananların yönlendirdiği Türk
Kültürü'ne kavramsallık-öncesi dillere benzeyen, somutla-sınırlı yeni bir ilkel
dilin egemen olduğuna kaniyim. (Bu konuyu, "Yeni Gündem" dergisinin, onbeş günlük
fikir dergisi halinin 1985 yılı, 28, 29 ve 30. sayılarında tefrika edilmiş olan
"Öztürkçecilik Açmazı ve Dil Üzerine Bir Trialog" başlıklı makalemde incelemiştim.)
Ben de, genellikle bu yeni dilde kültürlendim. Bir dilsel sıkıntı içinde olduğumu
farkediyordum; ama, bir yabancı dil öğrenene kadar, sıkıntımın sebebini kimlikleyememiştim.
Ben de dahil, Türk okuyucusunun çoğu, halen dünya tarihinde eşi bulunmaz bir garabetin
içinde yaşar: anavatanında doğup büyüdüğü halde, o vatanın resmi dili olduğu iddia
edilen bir dilde eğitilip kültürlendiği halde, felsefe gibi en soyut konuların
tartışmasını; iyi bildiği yabancı dilde, kendi anadilinden -ki anadili, aynı zamanda
onun kültür dilidir- daha iyi yapabilir. Ben de, bu hastalıkla malulüm: dilim,
zaman zaman rahatsız edici ölçüde hantal gelirse; okuyucudan özür dilerim. Öztürkçecilik
tahribatının kelimesel sonuçlarını aşabilmek için Osmanlıca kelimeler kullandım;
ama, Osmanlıcayı bir sistem olarak -maalesef- bilmiyorum; bu yüzden, Öztürkçecilik
tahribatının yapısal sonuçlarını aşacak fazla bir şey yapamadım. Bazı dilsel denemelerde
bulundum; fakat, okuyucu tarafından barizce yanlış bulunan hususlarda; kendimin
otorite olarak kabul edilmesinden ziyade, rasyonelce yazılmış bir gramere başvurulmasını
tavsiye ederim.
Bu
kitabı okuma tarzı üzerinde bir tavsiye yararlı olabilir... Kitaptaki bölümlerde,
bir sonraki bölümde de kullanılabilecek kavramlar tanımlanmaktadır; bu yüzden,
bölümler sırayla okunmalıdır. Fakat, bir bölüm, bir önceki bölümde tanımlanan
ve kullanılan bir kavramı geliştirebilecektir; hem bu yüzden, hem de bu felsefenin
bütünleştirilmiş bir felsefe olmasından azami yarar sağlamak açısından, sık sık
geri dönüşler yapılması ve bütün kitabın en az iki kere okunması, oldukça yararlı
olacaktır.
"Felsefe"
Kavramı Hakkında:
"Felsefe"
kelimesi; Eski Yunanca "filos" (bir şeye karşı duyulan sevgi, aşk) ile "sofia"
(akıl, ilim, bilgelik, hikmet) anlamına gelen kelimelerden türetilmiştir. Bu eserde
kullanılan anlamda felsefe: evrenin, insanın ve insanın evrenle ilişkisinin asli tabiatını araştıran düşünce sistemidir.
Evren,
varolan şeylerin tümüdür. Evrenin bir parçası olmasına rağmen; felsefenin, "insan"ı
ayrıca konu edinmesi; insanın, evrenin tek akli varlığı olması olgusundan kaynaklanır.
"Asli tabiat"la kast edilen şudur: felsefe, özel bilimlerden farklı olarak mevcudiyetin
özel bir veçhesini değil; bütününü araştırır, insanın bu mevcudiyet içindeki yerini
tesbit eder.
Bir
benzetmeyle, özel bilimler ağaçlarsa, felsefe ormanı mümkün kılan topraktır. Mesela;
felsefe, şu anda Türkiye'de mi yoksa Uganda'da mı bulunduğumuz sorusuna cevap
vermez; ama, bunu öğrenmenin yollarını gösterir. Felsefe, eğildiği konulardan
doğan beş dalıyla bu işlevi yerine getirir: metafizik, epistemoloji, ahlak, politika ve estetik. Kitaptaki her bölüm, bu dallardan
birine tahsis edilmiştir.
Felsefenin
esas dalı olan metafizik: mevcudiyeti (realiteyi) en
temel hususiyetleri açısından araştıran felsefe dalıdır. Başka bir deyişle metafizik,
-canlı veya cansız, insan veya gayriinsan- evrende varolabilen herşeyle ilgili
asgari müşterekleri konu edinir. Metafizik, felsefenin temelidir. Bütün felsefe
sistemleri metafizik içinde sorulmuş sorulara verilmiş cevaplar etrafında inşa
edilir. Mesela: Evren belirli tabiat kanunlarıyla yöneltilen, dolayısiyle anlaşılıp
kontrol altına alınması mümkün bir yer midir, yoksa anlaşılmaz bir kaos, izah
edilemez bir mucizeler alanı, teslim olunacak bir tehdit midir? Etrafımızdaki
şeyler, bilincimizden bağımsız olarak mevcut mudur, yoksa kafamızda yarattığımız
birer illüzyon mudur? İnsan, serbest iradeye sahip, kendini üretebilen ve idare
edebilen bir kahraman mıdır, yoksa "ilahi tecelli" veya "üretici güçler" gibi
kendi dışındaki kuvvetlerin programladığı, cevhersiz, çaresiz bir otomaton mudur?
Bu gibi sorulara verilecek cevaplar sonucu ortaya çıkan soyutlamalar (prensipler,
aksiyomlar, kavramlar vs.) o felsefenin metafiziğini teşkil eder.
Felsefenin
ikinci dalı epistemoloji, insanın mevcudiyet içinde
davranabilmesi için gereken bilgileri elde etmenin ve bu bilgilerin doğruluğunu
tahkik etmenin yöntemlerini araştırır.
Metafizik
ve epistemoloji, felsefenin teorik temelini teşkil eder.
Üçüncü
dal ahlak ise felsefenin teknolojisi olarak
düşünülebilir: ahlak, felsefenin insan hayatının bütünleştiricisi haline gelmesinin
yollarını gösterir, bireyi inşa eder. Ahlak, var olan her şeyle değil, sadece
birey olarak insanla ilgilidir: karakteri, faaliyetleri, değerleri, mevcudiyetle
olan ilişkileri. Yani; ahlak, bireyin hayatının gayesinin ne olması gerektiğini
tayin eden, bu gayeye erişmek için nasıl bir seyir tutturması gerektiğini gösteren,
faaliyetleri sırasında yapmak zorunda kalacağı tercihlerde kendisine rehberlik
edecek değerler hiyerarşisini ve prensipleri nasıl elde edeceğini gösteren bir
sistemdir. Ahlak, bir yandan insanın kendi karakterinin ne olması gerektiğini
belirlerken, diğer yandan onun başka insanlara nasıl davranacağının kurallarını
ortaya koyar ve politika isimli felsefe disiplinine yol
verir.
Felsefenin
dördüncü dalı politika (siyaset felsefesi), bu anlamda
ahlakın türevidir. Politika, insana-özgü bir toplumsal sistemin temel prensiplerini
belirleyen felsefe dalıdır.
Felsefenin
beşinci dalı estetik; metafizik, epistemoloji ve ahlak
üzerine bina olur ve sanatın ne olması gerektiğini araştırır. Sanat, onu yaratan
ve izleyenlerin felsefesinde soyut olarak mevcut kavramları, değerleri, prensipleri
somut bir ürüne dönüştürür; o felsefenin değerlendirilmesini mümkün kılar; insan
bilincinin eleştirmenliği görevini yapar.
Felsefenin
Önemine Dair
Görüldüğü
gibi doğru bir felsefeye sahip olmak, insana-özgü bir hayat sürdürmenin önşartıdır.
Ama, bugün, bir çok insan; felsefeyi, bazı eksantrik insanların bir hobisi olarak
görür. Bunun en önemli sebebi, felsefe adı altında ortada gezen çoğu fikriyatın
irrasyonel olması olgusudur.
İrrasyonel
filozoflar, felsefeyi öylesine anlamsız bir hale sokmuşlar; ve çeşitli irrasyonel
ekollerden ibaret olan modern felsefe, rasyonel felsefe önünde öylesine kalın
bir sis perdesi yaratmıştır ki; rasyonel olma çabasında olup da, felsefeyle tanışmak
isteyen çoğu insan, büyük bir ihtimalle, modern felsefenin ürünlerinden biriyle
karşılaşır; ve bu ürünü anlamaya çabalarken hissettiği tatsız duyguyu kimliklendirebilmesini
sağlayacak ve öyle hissetmekte haklı olduğunu kanıtlayacak felsefi anahtarlara
da sahip olmadığından; şuna benzer bir duyguyla, felsefeden tamamen uzaklaşır:
"Öff; ben böyle soyut terimlerle düşünmem hiç. Ben, gerçek-hayatla ilgili, somut,
spesifik problemlerle uğraşmak istiyorum. Felsefeye, niye ihtiyacım olacakmış
ki?" Cevap şudur: Felsefe, tam onun için, yani gerçek-hayatla ilgili, somut, spesifik
problemlerle uğraşabilmek için gereklidir.
Bazı
insanlar, felsefeden hiç etkilenmemiş olduklarını zannederler ki; kendilerine
yanıldıklarını söylemek gerekecek. Gerçek odur ki: günlük hayatlarına rehberlik
eden ve üzerinde hiç düşünmeden kullandıkları çoğu prensip, değer, düstur, vecize,
atasözü, klişe, slogan, tekerleme, vs.; belirli felsefelerin ürünüdür.
Bazı
filozofların anlaşılmaz teorilerini okurken, sıkıntıdan başka bir şey hissetmiyorsanız;
tamamen haklısınız. Fakat; bunları, "Saçma olduğunu bildiğim halde; neden bu teoriyi incelemem
gereksin ki!" diye bir kenara atarsanız; yanılırsınız. Evet, saçmadırlar; fakat, bir yandan bu teorileri
saçma ilan ederken; öte yandan, bu teorileri üreten filozofların vardıkları sonuçların
hepsini, ürettikleri klişelerin hepsini kabul etmişseniz; onları çürütmeğe muktedir değilseniz; saçma olduğunu
bilmiyorsunuz demektir.O saçmalık, insan mevcudiyetinin en hayati konularıyla,
ölüm-kalım meseleleriyle uğraşmaktadır. Yanlış da olsa; hiçbir önemli felsefi
teori, boş yere ortaya atılmaz; hepsinin gerisinde, meşru bir mesele vardır; insan
bilincinin gerçek bir ihtiyacı söz konusudur. Fakat; bazı felsefeler, bu meseleyi
çözmeye çalışırken; bazıları ise, muğlaklaştırmaya, yozlaştırmaya, çözümün keşfini
engellemeye uğraşır. Felsefi teorileri anlamazsanız, onlardan en kötülerine maruz
kalırsınız. Kötü felsefe, insanı tahrip eden felsefe demektir. Bu anlamda doğru
bir felsefeye sahip olmak sizin "meşru müdafaa"nız için gereklidir.
Bu
arada; böyle bir felsefeyle ilk defa tanışmak üzere olanlara gıpta ettiğimi belirtmek
isterim; çünkü, çıkmaya hazırlandıkları bu entellektüel seyahat boyunca, bugüne
kadar onları düşündürmüş olan ve hiç bir felsefede cevabını bulamadıkları bir
çok sorunun cevaplandırıldığını veya üzerinde hiç düşünmedikleri bir çok yeni
felsefe ufku açıldığını göreceklerdir.
