5.5 BİRKAÇ ESTETİK TATBİKATI
Bu bölümde ortaya konan estetik prensiplerinin en iyi tatbikatını,
sanatkarın hayat hissini teşkil eden metafizik değer-yargılarından oluşan
soyutlamaların, -lisan yoluyla- sanat eseri halinde somutlaştırılmasına geniş
olanaklar veren edebiyat konusunda yapabiliriz.
Bu tatbikatı, beş konu üzerinde yapacağız: edebiyatta Romantisizm ve
Natüralizm ekollerinin asli özellikleri, edebiyatın asli hususiyetleri, birçok
Romantik eserde ortaya çıkan "İnsana-tapma" kavramı ve mizah.
Bu tatbikatlardan, özellikle Romantisizm ve Natüralizm üzerinde olanı,
bütün veçheleriyle incelendiğinde, rasyonel bir felsenin estetik prensiplerinin
teşhirine çok müsaittir; fakat, burada, konu üzerinde detaylı bir tartışma
yapmak yerine, ana hatlar verilecektir: ne asli yönleriyle doğru bir estetik
anlayışı olan Romantisizm akımında ortaya çıkmış bazı olumsuzluklardan; ne de,
asli yönleriyle yanlış bir estetik anlayışı olan Natüralizm akımında varolmuş
bazı olumluluklardan bahsedilecektir.
Ondokuzuncu yüzyıldan önceki edebiyat; insanı, hayat ve faaliyetleri
kendi kontrolu dışındaki kuvvetlerce belirlenen, çaresiz bir varlık olarak
sundu. Bu kuvvetler, ya Yunan trajedilerindeki gibi kader ve tanrılardı; ya da,
Shakespeare'in oyunlarındaki gibi fıtri bir zayıflık, "trajik bir kusur"du. O
dönemin yazarları, insanı metafiziken iktidarsız kabul etti; temel öncülleri, determinizm idi. Bu öncülü kabul
eden bir yazar, insanın ne olabileceğini ortaya koyamazdı; ancak, insanın başına
ne geldiğini kaydedebilirdi; böylece,
vakayinameler, bu kayıtlar için müsait edebi biçimler olarak varlığını sürdürdü.
İnsanın irade yeteneğine sahip bir varlık olarak edebiyatta tasviri,
ondokuzuncu yüzyılda roman edebi biçimi ile birlikte
ortaya çıktı; ve, sanatta büyük, yeni bir hareket olan Romantisizm doğdu.
Romantisizm, insanı, değerlerini seçebilen, amaçlarını gerçekleştirebilen, kendi
mevcudiyetinin kontroluna sahip bir varlık olarak gördü. Kurgunun, tarihten daha
büyük bir felsefi öneme sahip olduğunu; çünkü, tarihin, şeyleri olduğu gibi
sunduğunu; oysa, kurgunun, şeyleri "olması mümkün ve olması gereken haliyle" sunduğunu
söyleyen Aristo'nun izinde giderek; olmuş olayları kaydetmeyip, olması gereken olayları sundular;
insanların yapmış oldukları seçimleri
kaydetmeyip, yapmaları gereken seçimleri
sundular.
Ondokuzuncu yüzyıl sonlarına doğru, mistisizm ve kollektivizmin yeniden
ortaya çıkışıyla, Romantik roman ve Romantik hareket, kültürel sahneden yavaş
yavaş silindi.
İnsanın sanattaki yeni düşmanı, Natüralizm oldu. Natüralizm, irade
kavramını reddeder ve insanın kendi kontrolu dışındaki kuvvetlerce belirlenen
çaresiz bir yaratık olduğu nosyonuna geri döner; tek farklılık, insanın kaderine
hakim olan yeni yöneticinin, -kader, tanrılar, fıtri bir zayıflık, "trajik bir
kusur" olmak yerine- şimdi toplum olması idi.
Romantisizm ve Natüralizm konusunda kavramsal bir yaklaşıma sahip olmak,
bugünün dünyasındaki estetik boşluktan kurtulmakta hayati bir araca sahip
olmaktır.
5.4.1 Romantisizm
Romantisizm, insanın irade yeteneğine sahip olduğu prensibinin kabulü
üzerinde bina olan bir sanat kategorisidir.
Romantisizm, kavramsal sanat ekolüdür. Günlük
hayatın rasgele teferruatıyla değil; insan mevcudiyetinin, ezeli ve ebedi,
temel, evrensel mesele ve değerleri ile uğraşır. Kaydetmek
veya fotoğraf çekmekle uğraşmaz; yaratır ve tasarlar. Romantisizm, Aristo'nun
sözleriyle, olagelen şeylerle değil, olabilecek şeylerle, olması gereken
şeylerle ilgilidir.
Romantisizmin sanata getirdiği şey, değerlerin önceliği prensibi oldu.
Romantisizmden önceki edebiyat ekolü olan Klasisizm'de; felsefeden, ancak üçüncü
elden formül kopyalamayla yararlanılmış; ahlak formüllerini bayatlıklar ve
yavanlıklar halinde tekrarlayan Klasisist edebiyat eserlerinin bu elden düşme
felsefi içeriğinde, değerlerin önceliği ögesi yer almamıştı. Değerler (ve
değer-yargıları), duyguların kaynağıdır; Romantisist'lerin eserlerinde ve
izleyicilerinin tepkisinde büyük bir duygusal şiddet ortaya konmuş; aynı
zamanda, büyük bir renklilik, hayalgücü, orijinallik, heyecan, değer-yönelimli
bir hayat hissinin diğer bütün sonuçları sergilenmiştir. Bu duygusal öge,
Romantisizm hareketinin en kolay algılanır karakteristiği olmuş ve bu
karakteristik, daha derin bir araştırmaya girilmeksizin, Romantisizm'in
tanımlayıcı karakteristiği olarak kabul edilmiştir.
İnsan hayatında, değerlerin önceliğinin, indirgenmez bir birincil
olmadığı; değerlerin önceliğinin, insanın irade yeteneğine bağlı olduğu;
dolayısiyle, Romantisist'lerin, felsefi olarak, -değerlerin sonucu olmaktan
ibaret olan- duyguların değil, -değerlerin kökü olan- iradenin şampiyonu
oldukları gibi hususlar; filozofların tanımlamak durumunda olduğu hususlardı;
oysa, filozoflar, ondokuzuncu yüzyılın hayati her konusunda olduğu gibi, estetik
konusunda da ihmalkar olmuşlardı.
Daha da derinde bulunan husus; akıl yeteneğinin, irade yeteneği olduğu
gerçeğinin, o zaman bilinmemesiydi. Varolan çeşitli serbest irade teorileri,
çoğunlukla, anti-akıl bir karakterde olduğundan; bu teoriler, iradenin,
mistisizmle bir arada düşünülmesi anlayışını kuvvetlendirmekten başka bir işe
yaramıyordu.
Son zamanlarda, bazı edebiyat tarihçileri, Romantisizm'in duygu-yönelimli
bir ekol olduğu tanımından sarfı nazar edip; yeni tanımlar yapmaya giriştiler;
fakat, başarı gösteremediler. Romantisizm, -asli ayırt edici karakteristik
kuralına uyularak- irade-yönelimli bir ekol olarak
tanımlanmalı; ve, Romantisist edebiyatın tabiatı ve tarihi, bu terimlerle
incelenmelidir.
Eğer insan iradeye sahipse, hayatının en önemli veçhesi, değerlerinin
seçilmesidir; eğer değerlerini seçerse, bu değerleri kazanmak ve/veya elde
tutmak için davranmalıdır; bunun için, amaçlarını ortaya koyup, onlara erişmek
için, amaçlı faaliyetlere girişmelidir. Bu faaliyetlerin esasını ifade eden
edebi biçim, entrikadır. (Bir entrika, mantıken
bağlantılı olayların, amaçlı bir biçimde gelişerek, bir şahikada
çözümlenmesidir.)
İrade yeteneği, insan hayatının her iki temel veçhesinde üzerinde söz
sahibidir: bilinç ve mevcudiyet; yani, insanın psikolojik eylemi ve fiziki
eylemi; yani, insanın kendi karakterini oluşturması işi ve fiziki dünyada
yapacağı faaliyetler çizgisi. Dolayısiyle, edebi bir eserde, hem karakterler,
hem de olaylar; yazarın, değerlerin insan psikolojisi üzerindeki ve mevcudiyet
üzerindeki rolü hakkında sahip olduğu görüşe göre (ve doğru kabul ettiği
değerler sistemine göre) yaratılır. Karakterleri, somutlukların duplikasyonu
değil, soyut tasarımlardır; gözlemlemiş olduğu özel bireylerin, muhabirce rapor
edilmesiyle ortaya konmuş olmayıp, kavramsal olarak icat edilmişlerdir. Edebi
bir eserdeki özel bireylerın spesifik karakter çizgileri, bu bireylerin eserde
ortaya konan özel değer-seçimlerini neden yaptıklarını gösteren delillerden
ibarettir; bu maksadı karşılamaktan daha büyük bir metafizik öneme sahip
değildir (bu karakterlerin, insan psikolojisinin genel prensiplerinin
incelenmesi için malzeme sağlaması, okuyucunun edinebileceği bir başka
yarardır); bu karakter çizgileri, insanın karektersel potansiyelinin tamamını
ortaya koymaz.
Romantisistler, bir kahramanı, istatistiki bir ortalama olarak değil;
insanın en iyi ve en yüksek potansiyelini -kendi bireysel seçimlerine göre
değişen dereceler dahilinde, bütün insanlara uygulanabilecek ve bütün insanlarca
erişilebilecek potansiyelini- temsil eden bir soyutlama olarak sundular.
Felsefi olarak, Romantisizm, insanın mevcudiyetini yüceltmek için
girişilmiş bir seferdir; psikolojik olarak, basit bir arzu olarak, -hayatı
enteresan kılma arzusu olarak- yaşanır.
Romantisizm, kurgunun birincil ögesi olan "hikaye anlatma sanatı"nda
ustalığı gerektirir. Hikaye anlatma sanatı, üç temel nitelik gerektirir:
içtenlik (inandırıcılık), hayalgücü, bir dram duygusu. Bütün bunlar (ve daha
fazlası) temaya ve karakterizasyona bütünleştirilecek orijinal bir entrikanın
kurulmasına katılır. Natüralizm'de, bu ögelerden sarfı nazar edilir;
karakterizasyon, varolan tek belirli ögedir; içerik, verili bir yazarın zevkine
uygun olarak, şekli belirsiz bir anlatımla ve olayların "kurulmamış" (yani,
amaçsız) bir biçimde gelişimi halinde sunulur.
Bir Romantisist'in eserinin değeri, yazarın kendisince yaratılmak
zorundadır; insanlara hiçbir sadakat borcu yoktur; sadece insana, sadece realitenin
metafiziken verili tabiatına, sadece kendi değerlerine sadakati vardır. Bir
Natüralist'in eserinin değeri, duplike ettiği insanların spesifik
karakterlerine, seçimlerine ve faaliyetlerine bağlıdır; ve, Natüralist, onları
duplike edişindeki başarıyla yargılanır.
Bir Romantiğin hikayesindeki değer, ne olabileceğinde yatar; bir
Natüralistin hikayesindeki değer, bir şeyin olmuş olduğu olgusunda yatar.
Bir çocuğa ahlaki değerlerin nelerden ibaret olduğunu teşhir etmek ve
onlara nasıl sahip olunduğunu göstermek için en iyi kaynak, Romantik sanattır
-özellikle, Romantik edebiyattır. Romantik sanat; çocuğa, ahlaki kurallar sunmaz; açık bir didaktik mesaj
sunmaz; ama, ahlaki bir şahıs imajı sunar; yani, ahlaki bir
idealin somutlaştırılmış soyutlamasını
sunar. Bir çocuğun hissettiği,
fakat henüz kavramsallaştıramadığı çok soyut bir soruya, -"Ne tür insan
ahlakidir ve o insan ne tür bir hayat sürdürür?" sorusuna- somut, doğrudan
algılanabilir bir cevap sunar.
Bir çocuk, Romantik sanattan, soyut prensipler öğrenmez; ama, bu
prensipleri ileride anlayabilmesinin önşartı olan, bu prensipleri ileride kabul
etmesi için teşvik veren bir şeyi öğrenir: insanın en yüksek potansiyellerine
hayranlık besleyebilme duygusal deneyini; bir kahramanı, kendisine rol
modeli olarak alma zevkli deneyini; değerlerle motive edilen ve
değerlerin egemen olduğu bir hayat hissini; yani, ahlaki bir hayat hissini; yani,
insanların seçimlerinin pratiğe geçirilebildiği, etkin olduğu, hayati önem
taşıdığı bir hayat fikrini.
Romantik sanat, insan ruhunun (yani bilincinin) hem benzini, hem de
bujisidir; görevi, onu ateşlemek ve hiç durmadan çalışmasını sağlamaktır.
Romantisizmi, "bir kaçış" olarak sınıflamak, ancak Natüralizmin
yüzeyselliği içinde olmakla mümkündür. Evet, Romantisizm, "gerçek-hayat"
problemleri karşısında bir teneffüs olmak üzere, görkemli bir hayat görünümü
sunar; ve, bu görünümün tefekkürü, yüzeysel bir anlamda "bir kaçış" olarak
düşünülebilir. Fakat, daha derin, metafizik-ahlaki-psikolojik bir anlamda,
Natüralizm, gerçek bir kaçışı temsil eder: seçim yapmaktan, değerlerden, ahlaki
sorumluluktan kaçış. Oysa, Romantisizm; insanı, realitede yapmak zorunda
kalacağı mücadeleler için eğitir ve teçhizatlandırır.
Romantisizmin (zımni) standartları o kadar talepkardır ki; Romantisizmin
egemen olduğu dönemlerde varolan Romantisist yazar bolluğuna rağmen; bu ekol,
yüksek düzeyli olan sadece bir kaç pür, tutarlı Romantisist çıkarabilmiştir:
romancılar arasında en büyükleri, Victor Hugo ve Dostoevsky; oyun yazarları
arasında en büyükleri, Friedrich Schiller ve Edmond Rostand.
Yüksek mertebedeki bu yazarların -pür edebi dehaları dışındaki- ayırt
edici karakteristiği, irade öncülüne tam adanmışlıklarıdır; bu adanmışlık,
iradenin nüfuzuna giren her iki temel alanda da söz
konusudur: bilinç ve mevcudiyet; insan karakteri ve fiziki dünyadaki insan
faaliyetleri. Bu iki veçheyi mükemmelen bütünleştirebilmelerinden; kurdukları
entrika yapılarındaki parlak içtenlik ve orijinallikden anlaşılmaktadır ki; bu
yazarlar, insan ruhuyla (yani bilinciyle) derinden ilgilidirler. Bunlar,
kelimenin en derin anlamında ahlakçıdırlar; genel bir anlamda
değerlerle ilgilenmek yerine; özel olarak ahlaki değerlerle ve ahlaki
değerlerin insan karakterini biçimlendirmede sahip olduğu kudretle ilgilenirler.
Yarattıkları karakterler, "hayattan daha büyük"tür; yani, asli terimlerle
yapılmış soyut tasarımlardır. Hikayelerinde, ahlaki değerlerle bağlantısız
olarak, faaliyet olsun diye yapılmış hiçbir faaliyete yer verilmemiştir.
Entrikalarındaki olayları şekillendiren, belirleyen ve motive eden şeyler:
karakterlerin sahip olduğu değerler (veya bu değerlere ihanet), spiritüel
amaçlar peşinde yaptıkları mücadeleler ve derin değer-çatışmalarıdır. Temaları,
insan mevcudiyetinin temel, evrensel, ezeli ve ebedi konularıdır. Romantik
yazarlar, edebiyatın en nadir hususiyetinin -tema ve entrikanın mükemmel
bütünlüğünün- tek tutarlı yaratıcıları olmuşlardır.
Eğer, felsefi anlamlılık, önemlilik, ciddiye alınmanın kriteri ise;
Romantik yazarlar, dünya edebiyatının en ciddi yazarlarıdır.
"Romantisizm" terimi etrafındaki kargaşaya, filozofların yaptığı bir
katkıdan bahsetmek yerinde olacak. Bazı filozoflar, belirli filozoflara
"Romantik" ismini takmıştır. Oysa, Romantik olarak nitelenen -Schelling ve
Schopenhauer gibi- bu filozoflar; duyguların, içgüdülerin, iradenin akla olan üstünlüğünü
savunan aleni mistiklerdir. Felsefedeki bu hareket ile estetikteki Romantisizm
arasında, hiçbir önemli ilişki yoktur; bu iki hareket karıştırılmamalıdır.
Romantisizmin baş düşmanı ve tahripçisi, altrüist ahlak olmuştur.
Romantisizmin asli karakteristiği; değerlerin, özel olarak ahlaki değerlerin projekte edilmesi
olduğundan; altrüizm, daha başlangıçta, Romantik edebiyata çözümsüz bir ihtilaf
soktu. Altrüist ahlak (kendini-tahrip hali dışında) hayata geçirilemez; bu
yüzden, altrüist ahlak anlayışına sahip kahramanlar, insanın yeryüzünde
yaşayacağı hayatın terimlerinde (özellikle, psikolojik motivasyonlar alanında)
inandırıcı bir hikaye içinde projekte veya dramatize edilemez. Değer ve erdem
kriteri olarak altrüizm alındığında, insanın en iyi halini -"olabileceği ve
olması gerektiği gibi olan halini"- veren bir imajın yaratılması imkansızdır.
Romantik edebiyatın tarihi boyunca varolan kusur; inandırıcı bir
kahraman
-inandırıcı bir erdemli insan imajı- sunmaktaki
başarısızlıktır.
Romantisizme mükemmel bir alt-yapı olacak olan rasyonel-egoist ahlak,
filozof Ayn Rand'la tam tanımına kavuşmuş; Romantisizm, romancı Ayn Rand'ın
Romantik-Realizmiyle, yeniden canlanmıştır.