5.4.3 Zihne Karşı "Modern Sanat" Saldırısı
Herhangi bir çetenin mensupları, -sloganları, motifleri veya amaçları ne
olursa olsun- sokaklarda gezinip, insanların gözlerini oyacak olsalar; insanlar,
isyan ederler; haklı protestolarını dile getirecek kelimeler bulurlardı. Fakat,
böyle bir çetenin mensupları, kültür içinde gezinip, insanların zihinlerini yok
etmeğe giriştiğinde, insanlar sessiz kalmaktadır. İhtiyaç duydukları kelimeleri,
ancak felsefe onlara sağlayabilirdi; fakat, modern felsefe, o çetenin hamisi ve
yaratıcısıdır.
İnsan zihni, en iyi bilgisayardan daha komplekstir; ve, dış etkilerin
olumsuz etkilerine karşı, ondan daha hassastır. İnsan zihninin en hassas olduğu
yer, onun en önemli fonksiyonu olan bütünleştirme yeteneğidir; "modern sanat,"
bu yeteneğe karşı yöneltilmiştir.
Dağılma (dekompozisyon), insan bedeninin ölümüne yazılmış bir sonsözdür;
parçalanma, insan zihninin ölümüne yazılmış önsözdür. Parçalama -insanın
kavramsal yeteneğinin parçalanması ve bir yetişkinin zihninin, bir bebeğin zihni
durumuna ricat ettirilmesi,- "modern sanat"ın teması ve amacıdır.
Lisanın homurtulara, edebiyatın "mood"lara, resmin lekelere, heykelin
yontma-taş-devri türü bloklara, müziğin gürültüye indirgenmesinin arkasında
gizli olan niyet; insan bilincinin, -bütünleştirici bir kapasiteden yoksun
olarak- duyumlar düzeyine indirgenmesidir.
Fakat, "modern sanat" denen sefaletin manzarasında, felsefi ve
psikopatolojik açıdan öğretici bir öge vardır. Bu manzara, -yokluktan doğan bir
negatif vasıtasıyla- sanat ile felsefe arasındaki ilişkiyi, akıl ile insanın
varkalması arasındaki ilişkiyi, akıldan nefret ile mevcudiyetten nefret
arasındaki ilişkiyi teşhir eder. İrrasyonel filozoflar, akla karşı
yüzyıllardır sürdürdükleri savaşın
sonunda, -viviseksiyon, yani canlı hayvan
üzerinde bilimsel amaçla cerrahi kesişler yapma yöntemiyle- rasyonel
yeteneklerinden mahrum kılınmış bir insanın nasıl olacağının örneklerini
yaratmayı başardılar; bu örnekler de, şimdi bize, boş bir kafatasını taşıyan bir
insan açısından mevcudiyetin nasıl göründüğünün imajlarını vermektedirler.
Bir yandan, aklın sözde savunucuları, "sistem-kurma" yaklaşımına karşı
çıkıp, somutla sınırlı kelimeler veya mistikçe uçuşan soyutlamalar üzerinde
tartışmalara, pazarlıklara dalarken; öyle anlaşılıyor ki; aklın düşmanları, bütünleştirmenin akli süreçlere
giden psiko-epistemolojik anahtar olduğunu; sanatın insanın psiko-epistemolojik
şartlayıcısı olduğunu; eğer aklın tahribi isteniyorsa, aklın bütünleştirme
kapasitesinin tahribinin şart olduğunu bilmektedirler.
"Modern sanat"ın tatbikatçılarının ve hayranlarının, onun felsefi
anlamını anlayacak entellektüel kapasiteye sahip olduğu hayli şüphelidir;
yapmaları gereken tek şey, kendilerini, sahip oldukları bilinçaltı öncüllerin en
kötülerine teslim etmeleridir. Fakat, liderleri konuyu bilinçli olarak
anlamaktadır: "modern sanat"ın babası, İmmanuel Kant'tır (tabiattaki güzellik ve
"amaç" meselesine tahsis ettiği Critique of Judgement adlı eserine
bakın.)
"Modern sanat"ı büyük bir sahtekarlık olarak yapmak veya içtenlikle
yapmak şıklarından hangisinin daha kötü olduğunu kestirmek zor.
Bu tür sahtekarlıkların pasif ve sessiz kurbanları olmak istemeyenler,
felsefenin pratik önemi ve felsefesizliğin
sonuçları hakkında, "modern sanat" hastalığının incelenmesinden çok şey
öğrenebilir. Spesifik olarak mantığın tahribi ve daha spesifik olarak tanımların
tahribi, kurbanları silahsız bırakmıştır. Tanımlar, rasyonelliğin
muhafızlarıdır; zihni parçalanmaya karşı yapılacak savunmanın, ileri
karakollarıdır.
Sanat eserleri -evrendeki başka herşey gibi- spesifik bir tabiata sahip
varlıklardır; bu varlıklar, onları evrende mevcut diğer varlıklardan ayırt eden
asli karakteristikler vasıtasıyla tanımlanmalıdır. Sanat eserlerinin cinsi: realitenin, sanatkarın
metafizik değer-yargılarına göre seçici bir biçimde yeniden-yaratılmasını temsil
etmek üzere ortaya konmuş insan-yapısı nesnelerdir; türü, sanatın çeşitli dallarında
üretilmiş eserlerdir; sanat dallarının asli
ayırt edici (tanımlayıcı) karakteristikleri, kullandıkları özel ortamla
belirlenir; sanat dallarının özel ortamları, o sanat dalının insanın bilgilenme
yeteneğinin çeşitli ögeleriyle olan ilişkisine işaret eder.
İnsanın kesin tanımlara olan ihtiyacı, Kimlik Kanunu'ndan kaynaklanır: A,
A'dır; bir şey, kendisinin aynısıdır. Bir sanat eseri, spesifik bir tabiata
sahip, spesifik bir varlıktır. Böyle değilse, bir sanat eseri değildir. Eğer,
bir şey, sadece maddi bir nesne olmaktan ibaret ise, maddi şeyleri içine alan
herhangi bir kategoriye aittir; eğer hiçbir özel kategoriye ait değilse, böyle
bir fenomen için ayrılmış bir kategoriye aittir: hurda.
"Bir sanatkar tarafından yapılmış bir şey" sanatın bir tanımı değildir. Sakal, pipo ve boş
bakışlar, bir sanatkarın tanımlayıcı karakteristikleri değildir.
"Duvarda asılı çerçevelenmiş bir şey" resmin bir tanımı değildir.
"Ciltlenerek bir araya konmuş yazılı kağıt sayfalarından oluşan bir şey"
edebiyatın bir tanımı değildir.
"Bir şeyin ürettiği seslerle oluşturulmuş bir şey" müziğin bir tanımı değildir.
"Düz bir yüzeye zamklanmış bir şey" hiçbir sanatın bir tanımı değildir. Zamkı, bir ortam olarak
kullanan hiçbir sanat yoktur. Çimeni temsil etmek üzere, bir kağıt sayfası
üzerine ot yapraklarını zamklamak,
-belki- geri zekalı çocuklar için uygulanabilecek
iyi bir uğraşsal tedavi olabilir; ama, bu, sanat değildir.
"Çünkü ben böyle hissediyorum" hiçbir şeyin tanımı veya geçerli kılınması
değildir.
Hiçbir insani faaliyette -eğer insani olarak nitelenecekse- kaprise yer yoktur. Hiçbir insani
üründe, bilinmeze, anlaşılmaza, tanımlanmaza, gayri-objektife yer yoktur. Akıl
hastahanelerinin dışında olanlar açısından; bir insanın faaliyetleri, bilinçli
bir amaç tarafından yönlendirilmelidir; böyle yönlendirilmeyen insanların
faaliyetleri, psikiyatristlerden başka kimseyi ilgilendirmemelidir. "Modern
sanat"ın uygulayıcıları, ne yaptıklarını veya neyin onlara bunları yaptırdığını
bilmediklerini söylediklerinde; kendilerine inanılmalı ve onlar ve ürünleri
hakkında daha fazla düşünülmemelidir.