4.2 BİR EPİSTEMOLOJİ TATBİKATI: ANALİTİK-SENTETİK
SAHTE-ZITLIĞI
Rasyonel bir epistemolojiden yoksunluk, bugünün bazı felsefi/bilimsel
görünümlü tartışmalarında 4.2 BİR EPİSTEMOLOJİ TATBİKATI: ANALİTİK-SENTETİK
SAHTE-ZITLIĞI boy gösteren, "a priori karşısında a posteriori"
önermeler sahte-zıtlığına, "Mantıken doğru ama, olgusal olarak yanlış" veya
"Teoride doğru ama, pratikte yanlış" gibi cümlelere yol açmaktadır. Bu
yanlışların ardında, modern felsefedeki kanserlerden birini teşkil eden
"analitik ve sentetik önermeler" sahte-zıtlığı yatmaktadır. Bu sahte-zıtlık,
pragmatist olsun, mantık pozitivisti olsun, linguistik analist olsun,
egzistansiyalist (varoluşcu) olsun, hemen her etkin çağdaş filozof tarafından
kabullenmiş ve dünya kültürünün her tarafına sirayet etmiştir.
4.2.1 Analitik-Sentetik Meselesi: Sunuş
Analitik-Sentetik sahte-zıtlığı, Eski Yunan'da -özellikle Pisagor ve
Plato'nun görüşleriyle- zımnen boy göstermeğe başlamıştı; fakat, halen süregelen
etkisini, Hobbes, Leibniz, Hume ve Kant gibi modern filozoflara borçludur.
(Teoriye bugünkü ismini veren Kant'tır.) En yaygınlaşmış çağdaş anlamında bu
teori şunu öne sürer: insan bilgisinde, temel bir bölünmüşlük vardır; bu
bölünmüşlük, önermeleri veya hakikatleri iki tipe böler; bu iki tipten başkası
yoktur; ve, bir önerme veya hakikat, bu tiplerden hem birine hem de ötekine
dahil olamaz. İddialarına göre, bu tipler; kökenleri, işaret ettiği şeyler,
bilgilenmedeki statüleri ve geçerli kılınma vasıtaları açısından ayrılırlar. Bu
iki tipi ayırt etmek için, dört merkezi noktadaki farklarına bakmak gerektiğini
söylerler:
a) Aşağıdaki doğru önerme çiftlerini nazar-ı dikkate alalım:
i.
Bir insan rasyonel bir hayvandır.
ii. Bir insan sadece iki göze sahiptir.
i.
Buz bir katıdır.
ii. Buz suda yüzer.
İddiaya göre, bu çiftlerden birincilerin doğruluğu, sırf
bu önermeleri oluşturan kavramların anlamlarının bir analiziyle
gösterilebilir. Bu suretle, bunlara "analitik" hakikatler ismi verilir.
Bu önermelerdeki kavramların tanımlarının yapılması ve mantık kanunlarının
tatbik edilmesi halinde bu önermelerin doğruluğu otomatikman ortaya çıkar;
bunların doğruluğunu inkar etmek, bir mantık çelişkisi doğurur. Bu yüzden,
bunlara "mantıki hakikatler" de denir; yani, sırf mantık kanunlarının doğru
uygulanmasıyla doğrulukları tahkik edilebilir.
Yani, "bir insan, bir rasyonel hayvan değildir" demek veya "buz bir katı
değildir" demek, "Bir rasyonel
hayvan, bir rasyonel hayvan değildir" veya "Katı su, bir katı
değildir" demek anlamına gelir ki, her ikisi de kendi içinde çelişiktir.
Analitik hakikatler, Kimlik Kanunu'nun somut halleridir; bu anlamda,
onlara "totolojiler" de denir. ("Totoloji"nin etimolojik anlamı: "aynı şey"i
tekrar eden önermedir.) Mantık ve matematiğin bütün önermeleri, bu şekilde
nitelenebileceğinden; bu her iki konu, tamamen insan bilgisinin "analitik" veya
"totolojik" yarısına aittir.
Sentetik önermeler -ki yukarıdaki
çiftlerden ikinciler tarafından temsil
edilirler; ve, günlük hayatın ve bilimlerin çoğu cümlesi bu kategoriye girer-
ise; yukarıdaki açılardan, "analitik" önermelerden tamamen farklı görülür.
Tanımlarına göre: Sentetik bir önerme, doğruluğunun gösterilmesi için, kendisini
oluşturan kavramların anlam veya tanımlarının analizinin yeterli olmadığı bir
önermedir. Mesela, sırf kavramsal veya tanımsal bir analiz, buzun suda
yüzeceğini söyleyemez.
Analitik-Sentetik sahte-zıtlığını savunanlara göre:
Bu durumda; önermenin yüklemi ("suda yüzer"), özne ("buz") hakkında,
özne-kavramın anlamında bulunmakta olmayan bir şey söyler. (Bu önerme;
öznenin, yeni bir yüklemle sentezinden oluşur; "sentetik" ismi
buradan gelir.) "Sentetik" hakikatlerin doğruluğu, sırf mantık kanunlarının
doğru tatbiki ile tahkik edilemez; bunlar, Kimlik Kanunu'nun somut hallerini
temsil etmez. Bunların doğruluğunu inkar etmek, yanlışa düşmektir, ama kendi içinde çelişik değildir. Yani,
"Bir insan üç göze sahiptir" veya "Buz suda batar" demek yanlıştır; ama, kendi
içinde çelişik değildir. Bu cümleleri mahkum eden şey, mantık kanunları değil,
hadisedeki olgulardır. Bu anlamda; sentetik
hakikatlerin, "mantıki" veya "totolojik" olmak yerine "olgusal" olduğunu
söylenir.
b) Analitik hakikatlerin doğruluğu, her zaman ve mekanda zorunludur. Analitik önermeler,
Leibniz'in ünlü ibaresiyle "mümkün dünyaların hepsi"nde doğru olmak zorundadır. Oysa, iddiaya göre,
sentetik hakikatler zorunlu değil "bağlı" hakikatlerdir. Yani:
gerçekten de fiili dünyada insanlar bu önermelerin hasbel kader doğru olduğunu
gözlemlerler; ama, bunlar doğru olmak zorunda değildir. Sentetik
önermeler, "mümkün dünyaların hepsi"nde doğru değildir. İnkarı, kendi içinde
çelişik olmadığından; sentetik bir hakikatin zıddı, hiç değilse hayal edilebilir
veya düşünülebilir. İnsanın üç göze sahip olabileceği, buzun suda taş gibi
batabileceği hayal edilebilir veya düşünülebilir. Bunlar realitede olmaz; ama,
olmamaları için hiç bir mantıki zorunluluk yoktur. Sentetik hakikatlerle ifade
edilen olgular, ne kadar çok mantık kullanılırsa kullanılsın, tamamen anlaşılır
kılınamayacak, "kaba" olgulardır.
Sentetik bir önermenin doğruluğu isbat edilebilir mi? Sentetik bir
önermenin doğruluğundan mantıken emin olunabilir mi? Verdikleri
cevap: "Hayır. Bir mantık meselesi olarak hiçbir sentetik önerme doğru 'olmak
zorunda' değildir; her birinin tersi düşünülebilir." (Analitik-sentetik
sahte-zıtlığının en fanatik savunucuları, şöyle devam eder: "Duyumlarının
sağladığı doğrudan delilden bile, -mesela, şu anda karşındaki kırmızı bir kumaş
gördüğünden bile- emin olamazsın. Gördüğüne 'kırmızı' demek için, onun geçmiş
deneylerinden bazılarına benzediğini zımnen söylüyorsun; ama, bu hatırayı doğru
hatırladığını nereden biliyorsun? İnsan hafızasının güvenilir olduğunu
söylüyorsun; ama, bu bir totoloji değil ki; tersi de doğru olabilir.") Yani,
sentetik veya bağlı hakikatler, aşağı-yukarı-mümkün hipotezlerdir; haklarında
söylenebilecek en kuvvetli şey, onların bir ihtimal dahilinde doğru
olabilecekleridir.
c) İddialarına göre: Analitik önermeler, "mantıken" doğru olduğundan, deneyden bağımsız olarak tahkik
edilebilir; bunlar, "gayri-ampirik"tir veya "a priori"dir (bugün bu terimler,
"deneyden bağımsız" anlamına gelmektedir). Modern filozoflar; bir insanın,
kavramlar teşkil etmek için deneye ihtiyacı olduğunu kabul ederler; ama, bir
kere gerekli kavramlar teşkil edildikten sonra (mesela, "buz," "katı," "su,"
vs.); bu kavramların analitik olarak doğru bir önermedeki kombinasyonlarının
(Mesela, "Buz katı sudur") doğruluğunun tahkiki hiçbir ilave deney gerektirmez. Önermenin
doğruluğu, tanımların basit bir analizinden çıkar.
Oysa, iddialarına göre, sentetik hakikatlerin doğruluğunun tahkikinin, deneye bağlı olduğu söylenmelidir;
sentetik hakikatler, "ampirik" veya "a posteriori"dir. "Olgusal" olduklarından;
bunların doğruluğunun keşfi, başlangıçta sedece uygun olguların doğrudan veya
dolaylı olarak gözlemlenmesiyle yapılabilir; ama, "bağlı" olduklarından, dünün
sentetik doğrusunun bugün hala doğru olup olmadığı, ancak en son ampirik
verilerin gözden geçirilmesiyle bulunabilir.
d) Burada, analitik-sentetik tartışmasında vardıkları zirveye; yukarıdaki
"farklar"a, yirminci yüzyıl modern filozoflarının getirdiği "açıklamaya"
geliyoruz.
Şunu iddia ederler:
Analitik önermeler, realite hakkında hiçbir
haber vermezler; olguları tasvir etmezler; "gayri-ontolojik"tirler
(realiteyle ilgili değildirler). Analitik hakikatler, insanların kelimeleri
(veya kavramları) belirli bir tarzda kullanmak doğrultusundaki keyfi
kararlarınca yaratılıp sürdürülmektedir; analitik hakikatler, linguistik (veya
kavramsal) konvansiyonların tatbikatının bir
kaydından ibarettir. Bunlar, gayri-ampiriktir; çünkü, deney dünyası hakkında
hiçbir şey söylemezler. Hiçbir olgu, onların doğruluğuna şüphe düşüremez;
gelecekteki düzeltmelerden muaftırlar; çünkü realiteden muaftırlar. Analitik
hakikatler zorunludur; çünkü, onları insanlar zorunlu kılar.
Wittgenstein, Tractatus'unda, şöyle der: "Mantık
önermelerinin hepsi aynı şeyi söyler: söyledikleri bir hiçtir." A.J.Ayer, Language, Truth and Logic'inde şöyle
der: "Mantığın ve matematiğin prensipleri, evrensel olarak doğrudur; şu basit
sebepten: başka türlü olmalarına asla izin vermeyiz."
Sentetik önermeler ise, olgusal dır; ve, insanlar bunun için bir
fiyat öder. Fiyat: onların bağlı olması, belirsiz olması ve isbatlanamaz
olmasıdır.
Analitik-sentetik teorisi, insanlara şu seçenekleri verir: Eğer,
cümlenizin (önermenizin) doğruluğu isbat edilebiliyorsa; o cümle, mevcudiyet
hakkında hiçbir şey söylemiyordur; eğer, cümleniz mevcudiyet hakkında ise; o
cümlenin doğruluğu, isbat edilemez. Eğer, cümlenizin doğruluğu, mantık
argümanlarıyla isbat edilebiliyorsa; o cümle, bir olguyu ifade etmiyordur,
sübjektif bir konvansiyondur; eğer, cümleniz, bir olguyu ifade ediyorsa; o
cümlenin doğruluğu, mantık yoluyla isbat edilemez. Eğer, cümlenizin doğruluğu,
kavramlarınızın anlamı yoluyla isbat
edilebiliyorsa; o cümle, realiteden kopuktur; eğer, cümleniz, algılarınız yoluyla isbat
edilebiliyorsa; o cümlenin doğruluğundan emin olamazsınız.
Bütün bu saçmalıkların, felsefe adına ortaya atılabilmesinin sebebi;
kavramlar konusunda, rasyonel bir anlayıştan uzak olunmamasıdır. Kavramların
objektif karakteri üzerinde doğru bir anlayış, "analitik-sentetik"
sahte-zıtlığının her türünü reddetmek için gerekli aletleri sağlamıştır.
"Analitik-sentetik" meselesini işleyen filozoflar; bu meseleyi, binlerce
sayfanın gerisinde, gayrı-asli hususlardan ibaret büyük bir laf kalabalığı
arasında sunmuşlardır. Bu meselenin yukarıdaki biçimde sunuluşu, onun asli terimlerle ifadesidir; ve,
meselenin doğru bir epistemoloji açısından tamamen çürütülmesi, bu sunuşun
yörüngesi içinde kolaylaşmaktadır.
Fakat, burada, etraflı bir argümantasyona girişmek yerine; meseledeki temel
yanılgılara işaret etmekle yetinilecektir.