4.1.5 Bilinçlilik Kavramları
Bilinç, haberdarlık yeteneğidir; varolanı algılama yeteneğidir.
Haberdarlık, pasif değil, aktif bir durumdur. Haberdarlığın alt
düzeylerinde, insanın bir duyum yapması ve duyumları algılara bütünleştirmesi
için, karmaşık bir nörolojik süreç gerekir; bu süreç, otomatik ve
gayri-iradidir: insan, bu sürecin ürettiği sonuçlardan haberdardır; fakat,
sürecin kendisinden haberdar değildir. Daha üst düzeyde, yani kavramsal düzeyde;
süreç, psikolojik, bilinçli ve iradidir. Her iki düzeyde de; haberdarlık,
sürekli faaliyet yoluyla elde edilir.
Doğrudan veya dolaylı olsun; her bilinç fenomeni, insanın dış dünya ile
ilgili haberdarlığından türer. Bir nesne, yani bir içerik her haberdarlık durumunda söz
konusudur. Dışabakış, dışarıya (dış dünyadaki bir mevcut-şeyin kavranmasına)
yöneltilmiş bir bilgilenme sürecidir. İçebakış, içe (yine dış dünyadaki bir
mevcut-şey karşısında, düşünme, duygulanma, hatırlama gibi, insanın kendi
psikolojik faaliyetlerinin kavranmasına) yöneltilmiş bir bilgilenme sürecidir.
Bir bilincin faaliyetleri: sadece dış dünyaya ilişkin olarak yapılabilir; sadece
dış dünyaya referansla anlaşılıp tanımlanabilir; ve, sadece dış dünyaya muhabere
edilebilir. Haberdarlık, bir şeyden haberdarlıktır. İçeriksiz bir bilinç hali,
terimlerde çelişkidir.
İnsan bilincinin her durumunda, veçhesinde veya fonksiyonunda, her zaman
iki temel hususiyet vardır: içerik ve faaliyet; yani, haberdarlık halinin ne
hakkında olduğu hususu ve bilincin bu içeriğe ilişkin faaliyetinin ne olduğu
hususu.
Bu iki hususiyet; bilinçle ilgili her kavramın, temel "Kavramsal Asgari
Müştereği"dir.
Bilinçlilik kavramları teşkil edilirken; verili bir bilinç halinin
içeriği, bilincin bu içerik üzerindeki faaliyetinden, soyutlama yoluyla tecrit
edilmelidir. Nasıl ki, dışabakan insan, varlıkların hususiyetini varlıklardan
soyutlayabilirse; benzer şekilde, içebakarken de, bilincinin faaliyetlerini,
bilincinin içeriğinden soyutlayabilir ve bu çeşitli faaliyetler arasındaki farklılıkları gözlemleyebilir.
Mesela (yetişkinlik düzeyinde) bir insan; sokakta yürüyen bir kadın
görürse, bilincinin yaptığı bu faaliyet algılamadır; onun güzel olduğuna
karar verirse, bilincinin bu faaliyeti değerlendirmedir; içinde bir zevk ve
hayranlık durumu doğarsa, bilincinin faaliyeti duygulanmadır; durup kadını seyreder
ve gördüklerine dayanarak karakteri, yaşı, sosyal durumu, vs. hakkında sonuçlara
varmaya çalışırsa, bilincinin faaliyeti düşünmedir; bir kaç gün sonra, bu
olayı kafasında canlandırırsa, bilincinin faaliyeti hatırlamadır; kadının saçları
kestane rengi olacağına sarı ve elbisesi kırmızı olacağına mavi olsaydı görünüşü
daha iyi olurdu diye tasarladığında, bilincinin faaliyeti hayalgücü kullanmadır.
İçebakış alanında bilinçlilik kavramları teşkil edilirken; verili bir
psikolojik sürecin spesifik halleri, somutluklar olarak (birimler halinde) bir kavram altında
bütünleştirilir. Psikolojik bir sürecin ölçülebilir iki hususiyeti vardır: bu
sürecin nesnesi (yani, içeriği) ve bu sürecin şiddeti.
Psikolojik bir süreçteki içerik, dış dünyanın bir veçhesidir (veya, dış
dünyanın bir veçhesinden türetilmiştir) ve dış dünyaya tatbik edilebilen çeşitli
ölçüm yöntemleriyle ölçülür. Bir psikolojik sürecin şiddeti, bir çok faktörün
(sürecin kapsamı, sarahati, bilgisel ve motivasyonel içeriği, gerekli zihni
enerji veya gayret miktarı, vs.) otomatikman hulasa edilmiş sonucudur.
Her psikolojik sürecin şiddetini ölçecek tam bir yöntem yoktur; fakat,
renk kavramlarının, dalga-boyu keşfedilmeden önce teşkil edilmiş olduğu
gerçeğinin gösterdiği gibi, kavramlaştırma, tam bir ölçüm bilgisi gerektirmez.
Psikolojik süreçlerdeki şiddet dereceleri, mukayeseye dayanan bir ölçek
üzerinde, yaklaşık olarak ölçülebilir ve ölçülmektedir. Mesela, belirli olgulara
tepkime olarak ortaya çıkan zevk duygusunun şiddeti; bu olguların, bir insanın
değerler hiyerarşisindeki yerine göre
değişir; mesela, yeni bir elbise alma, terfi etme, sevilen insanla evlenme gibi
durumlar -bu durumlara verilen değer oranında- farklı şiddette zevkler verir.
Bir düşünme sürecinin ve gerekli entellektüel gayretin şiddeti, içeriğin kapsamına göre değişir; bu şiddet,
"masa" kavramını anladığında başkadır, "adalet" kavramını anladığında başka; 2 +
2 = 4 eşitliğini anladığında başkadır, e = mc2 eşitliğini anladığında
başka.
Hem içebakış, hem de dışabakış kavramlarının teşkili, aynı prensip
üzerinde yapılır: verili bir psikolojik süreç, bir içeriğe ve bir şiddete sahip olmalıdır, fakat
herhangi bir içeriğe ve herhangi bir şiddete sahip olabilir.
Mesela, "düşünce" kavramı teşkil edilirken; sözkonusu psikolojik
faaliyetin ayırt edici karakteristiği (amaçlı olarak yöneltilmiş bir bilgilenme
süreci) alınır ve özel içerik ile entellektüel gayretin şiddeti dışarıda
bırakılır. "Duygu" kavramı teşkil edilirken, sözkonusu psikolojik faaliyetin
ayırt edici karakteristiği (bir mevcut-şeyin değerlendirilmesinden doğan
otomatik tepkime) alınır ve özel içerik (mevcut-şeyler) ile duygusal şiddetin
derecesi dışarıda bırakılır.
Psikolojik sürecin şiddeti ile ilgili olarak, kapsam ve hiyerarşi terimlerinden
bahsedilmişti. Bunlar, ölçümler kategorisine ait terimlerdir; ve, bu terimler,
psikolojik fenomenlerin ölçümünde daha kesin yöntemlere işaret eder.
Bilgilenmeyle ilgili kavramlar ("düşünme," "gözlemleme," "akıl yürütme,"
"öğrenme," vs.) açısından; içeriğin kapsamı, bir ölçüm yöntemi sağlar. Kapsam,
iki ilişkin veçheyle belirlenir: belirli bir bilgilenme sürecindeki olgusal
malzemenin kapsamı ve bu malzemeyle uğraşmak için gereken kavramsal zincirin uzunluğu.
Kavramlar, hiyerarşik bir yapıya sahip olduğundan; yani, daha yüksek ve daha
karmaşık olan kavramlar, (algısal olarak verili somutluklardan başlayarak) daha
basit ve daha temel kavramlardan türetilmiş olduğundan; bir bilgilenme sürecinde
kullanılan bir kavramın, algısal düzeydeki kavramlara olan mesafesi, sürecin
kapsamını gösterir. (Bir insanın uğraşabildiği soyutlamaların düzeyi
(derinliği); o insanın, o düzeye erişmek için ne kadar şey bilmek zorunda
kaldığını gösterir. Tabii burada söz konusu olan insan; boşlukta dolaşan bazı
soyutlamaları sadece ezberleyerek onlarla cümle kurmayı beceren insan değil; bu
soyutlamaları doğuran her aşamayı gerçekten kavramış olan insandır.)
Değerlendirme ile ilgili kavramlarda ("değer," "duygu," "heyecan,"
"arzu," vs.) sözkonusu hiyerarşi, farklıdır ve tamamen farklı bir ölçüm çeşidi
gerektirir. "Teleolojik ölçüm" olarak
nitelenebilecek bu ölçüm tipi, sadece değerlendirme denen psikolojik sürece
tatbik edilebilir (Yunanca "telos" = "amaç").
Ölçüm, bir birim olarak hizmet gören bir standart vasıtasıyla, niceliksel
bir ilişkiyi tanıma işlemidir. Teleolojik ölçüm, kardinal sayılarla değil, ordinal sayılarla iş görür.
Teleolojik ölçümdeki standart; bir amaca erişmek için kullanılan aracın, o
amaçla olan ilişkisini mertebelendirir. (Kardinal sayı, (1,2,3, vs. gibi) miktar
belirten sayılardan biridir. Ordinal sayı, (birinci, ikinci, üçüncü, vs. gibi)
bir serideki derece veya nitelik veya pozisyonları ifade eden bir sayıdır.)
Mesela; bir ahlak sistemi, insana açık olan seçenek ve faaliyetleri, o
ahlak sisteminin değer standardına varma veya ondan uzaklaşma derecesi açısından
mertebelendiren bir teleolojik ölçüm sistemidir. Ahlak sistemindeki standart,
insan faaliyetlerinin uğrunda yapıldığı -araç olduğu- amaçtır.
Bir ahlak sistemi, bir dizi soyut prensiptir; bu ahlak sistemine uygun
davranmak isteyen bir birey, bu soyut prensipleri, uygun somutluklara tercüme
etmelidir: somut olarak uğrunda davranacağı özel amaçları ve değerleri
seçmelidir. Bunu yapmak için; özel değerlerini, önem sırasına göre, bir
hiyerarşi içine sokmalı ve bu hiyerarşiye göre davranmalıdır. Yani, bir
teleolojik ölçüm süreci, bütün faaliyetlerine rehberlik etmelidir. (Bir insanın
değerler hiyerarşisindeki belirsizliğin ve çelişkilerin derecesi; o insanın
teleolojik ölçümler yapmada karşılaşacağı başarısızlıkların, dolayısiyle değer
hesaplama ve amaçlı faaliyet gerçekleştirme çabalarında karşılaşacağı
başarısızlıkların derecesini belirler.)
Teleolojik ölçümler, muazzam bir bağlamın içinde, muazzam bir bağlam
karşısında yapılmak durumundadır: verili bir seçenek karşısındaki bir insan, bu
seçeneğin, diğer bütün seçenekler ile ve kendi değerler hiyerarşisi ile
ilişkisini tesis etmek durumundadır.
Bu sürecin en basit bir örneğini, maddi değerler alanında, insanın para
harcamasını yöneten (zımni) prensipte görebiliriz. Hangi gelir seviyesinde
olunursa olunsun, insanın parası sınırlı bir niceliktir; bu parayı harcarken,
satın alacağı şeyin değerini, aynı miktar parayla yapabileceği başka her
harcamanın elde edeceği değere karşı, diğer amaçlarına, arzularına ve
ihtiyaçlarına karşı tartar ve buna göre, o malı satın alır veya almaz.
Bu tür ölçüm, sadece maddi değerler alanına değil, ahlaki veya manevi
değerlerin daha geniş olan alanına da rehberlik eder. ("Manevi" ile, "bilinçle
ilgili" olan kast edilmiştir. Manevi değerler alanında bağlam daha geniştir;
çünkü, insanın bu alandaki değerlerin hiyerarşisi, onun maddi veya ekonomik
alandaki değerlerinin hiyerarşisini belirler.) Fakat, manevi alanda, nakit veya
mübadele aracı değişiktir. Manevi alanda, -sınırlı miktarda olan ve herhangi bir
değer peşindeyken teleolojik olarak ölçülmesi gereken- nakit, zamandır, yani insanın kendi hayatıdır.
Değer, elde etmek ve/veya muhafaza etmek için uğrunda davranılan şeydir;
mümkün davranışın miktarı, insan hayatının süresince sınırlanmıştır;
dolayısiyle, değer verilen her şey, insan hayatının bir kısmının yatırımını
gerektirir. Bir değere vakfedilecek olan yıllar, aylar, günler, saatler, o
değerden elde edilecek zevke karşılık olarak ödenecek olan nakittir.
Bu prensipler açısından, "sevmek" dahi ölçülebilir. "Sevmek" kavramı, söz
konusu psikolojik sürecin iki veya daha çok tezahürünü tecrit etmek ve bu
sürecin ayırt edici karakteristiğini (bir mevcut-şeyi, pozitif bir değer ve bir
zevk kaynağı olarak değerlendirmekten doğan bir heyecan) tutup, sürecin
nesnesini ve sürecin şiddetiyle ilgili ölçümleri dışarıda bırakmak suretiyle
teşkil edilir.
Sevmenin nesnesi, bir şey veya bir olay veya bir faaliyet veya bir durum
veya bir kişi olabilir. Sevmenin şiddeti; kişinin, o nesneyi (dondurma, eğlence,
okuma, özgürlük, sevgili, vs.) ne ölçüde değerlendirdiğine bağlı olarak değişir.
"Sevmek" kavramı, geniş bir değerler yelpazesini kapsadığından, çok farklı
şiddetlerde ortaya çıkar: alt düzeylerden ("hoşlanma" alt-kategorisi) üst
düzeylere ("sadece kişilerle ilgili kullanılabilecek "muhabbet" veya "şefkat"
alt-kategorileri) ve en üst düzeyde romantik aşka kadar uzanır.
Belirli bir sevme halinin şiddeti ölçülmek istenirse; bu iş, sevgiyi
duyan insanın değerler hiyerarşisine referansla yapılır. Bir adam, bir kadını
sevebilir; mamafih, başka kadınlarla yaptığı uçkuru bozukluğun verdiği nörotik
tatmini, o kadının kendisine ifade ettiği değerden daha yüksek
derecelendirebilir. Başka bir adam, bir kadını sevebilir; mamafih, başkalarının
(ailesinin veya arkadaşlarının veya herhangi bir yabancının) bu seçimi
onaylamayacağı korkusuyla, o kadını terk edebilir. Yine başka bir adam, sevdiği
kadını kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye atabilir; çünkü, o kadın
olmaksızın diğer bütün değerleri anlamını kaybedecektir.
Bilinçlilik kavramlarının belirli kategorileri, özel dikkat gerektirir.
Bunlar, psikolojik süreçlerin ürünleri ile ilgili ("bilgi,"
"bilim," "fikir," vs. gibi) kavramlardır.
Bu tür kavramlar teşkil edilirken, söz konusu psikolojik sürecin ayırt
edici karakteristiği tutulur ve içerik dışarıda bırakılır. Mesela, "bilgi"
kavramı teşkil edilirken; sürecin ayırt edici karakteristiği (bir realite
olgusunun -ya doğrudan algısal gözlemlemeyle, ya da algısal gözlemleme üzerinde
temellenmiş bir akıl yürütme süreciyle- zihnen kavranması) tutulur ve özel
olgunun ne olduğu hususu dışarıda bırakılır.
Burada, bir noktanın hatırlanması önemlidir: bu tür bilinçlilik
kavramları, bu kavramların mevcudiyetsel içeriğinin eşdeğeri değildir;
epistemolojik kavramlar kategorisine dahil olan bu kavramların metafizik
bileşenleri (realitede tekabül ettiği şeyler), bu kavramların içeriğini teşkil
eder. Mesela, "fizik bilimi," bu bilimin içeriği olan fiziki fenomenlerle aynı
şey değildir. Fenomenler, insan bilgisinden bağımsız olarak mevcuttur; bilim, bu
fenomenler hakkında, insan bilincince elde edilmiş ve başka insan bilincine
muhabere edilebilecek örgütlü bir bilgi topluluğudur. İnsan bilinci, evrendeki
mevcudiyetine başlamadan önce de fenomenler mevcuttu, ama bilim mevcut değildi;
insan bilinci, bir gün mevcudiyetten tamamen yok olsa dahi, fenomenler mevcut
olmaya devam edecektir, ama bilim yok olacaktır.
Bilincin ürünleriyle ilgili özel bir kavramlar alt-kategorisi, yöntem kavramlarına ayrılmıştır.
Yöntem kavramları, belirli amaçlara erişmek için insanlarca tasarlanan
sistematik faaliyet çizgilerini belirtir. Faaliyet çizgisi, amacın ne olduğuna
bağlı olarak, tamamen psikolojik olabilir (insan bilincinin belirli bir
faaliyeti gibi) veya psikolojik ve fiziki faaliyetlerin bir karışımı olabilir
(bir petrol arama faaliyeti gibi).
Yöntem kavramları teşkil edilirken, ayırt edici karakteristik olarak amaç
ve bu amaca götüren faaliyet çizgisi tutulur ve her ikisinin özel ölçümleri
dışarıda bırakılır.
Mesela, temel yöntem kavramı (yani, diğer
bütün yöntem kavramlarının dayandığı kavram) mantıktır. "Mantık" kavramının
teşkilinde; doğru bir teşhis (kimlikleme) yapabilmek için gerekli bilinç
faaliyetlerinin tabiatı ve bu faaliyetlerin amacı (bilgi), ayırt edici
karakteristiği belirler: mantık, çelişkisiz teşhis (kimlikleme) yeteneğidir.
"Mantık" kavramının ve diğer bütün yöntem kavramlarının teşkilinde, mantıki
çıkarsama sürecinin uzunluğu veya karmaşıklığı veya spesifik basamakları ile
herhangi bir mantık kullanma durumundaki özel bilgilenme probleminin tabiatı,
dışarıda bırakılır.
Yöntem kavramları, insanın kavramsal teçhizatının büyük bir kısmını
temsil eder. Epistemoloji, bilgi elde etme ve doğruluğunu tahkik etme
yöntemlerinin keşfine tahsis edilmiş bir bilimdir. Ahlak, bir insanın hayatını
yaşaması için gerekli yöntemlerin keşfine tahsis edilmiş bir bilimdir. Tıp,
hastalık önlemeye ve tedaviye yarayan yöntemlerin keşfine tahsis edilmiş bir
bilimdir. Bütün uygulamalı bilimler (teknoloji), yöntemlerin keşfine tahsis
edilmiş bilimlerdir.
Yöntem kavramları, mevcudiyetsel kavramlar ile bilinçlilik kavramlarının
bütünleştirilmesinden oluşan muazzam ve karmaşık kavramlar kategorisine -ki bu
kategori, insan faaliyetlerinin çoğunu kapsar- kurulan bir köprüdür. Bu
kategorideki kavramlar, (algısal bileşenlere sahip olmakla birlikte)
haberdarlığın algısal düzeyindeki hiçbir nesneye doğrudan işaret etmezler; ve,
bu kavramlar, uzun bir ön kavramlar zincirine sahip olmaksızın ne teşkil
edilebilirler, ne de anlaşılabilirler.
Mesela, "evlilik" kavramı, bir erkek ve bir kadın arasındaki belirli bir
ahlaki-kanuni ilişkiye işaret eder ve karşılıklı anlaşmaya ve kanuni müeyyideye
dayanan belirli bir davranış kalıbını söz konusu eder. "Evlilik" kavramı, sırf
bir çiftin davranışları gözlemlenerek teşkil edilemez veya anlaşılamaz;
"evlilik" kavramının teşkili için, çiftin fiziki faaliyetleri ile "mukaveleli
anlaşma," "ahlak," "kanun" gibi
belirli bilinçlilik kavramlarının bütünleştirilmesi gerekir.
"Mülkiyet" kavramı, bir insan ile bir nesne (veya mülkiyete konu olabilen
bir fikir) arasındaki ilişkiye işaret eder; o insanın, o şeyi kullanma ve
tasarruf etme hakkına işaret eder; ve, o nesnenin elde edildiği usul de dahil
olmak üzere, çok uzun bir ahlaki-kanuni kavramlar zincirinin anlaşılmasını
gerektirir. Bir insanın bir şeyi sürekli kullanıyor olmasının, onu
alıyor-satıyor olmasının gözlemlenmesi, "mülkiyet" kavramının anlamını kavramaya
yetmeyecektir.
Bu tür bileşik kavramlar teşkil edilirken: söz konusu mevcut-şeyler,
ilişkiler ve faaliyetler tecrit edilir; onların ayırt edici karakteristikleri
tutulur; sürece konu olan çeşitli kavram kategorilerine ait ölçüm tipleri
dışarıda bırakılır.