4.1.4 Soyutlamalardan Yapılan Soyutlamalar
İnsan bilincinin kavramsal gelişimi, algısal somutlukları kimliklendiren
kavramlardan başlayan bir temelden hareketle, iki istikamette ilerler.
Birbiriyle her zaman etkileşimde olan bu istikametlerden biri, daha geniş
bilgiye giderken, diğeri, daha derin bilgiye gider; biri, daha geniş
bütünleştirmeler yaparken, diğeri daha kesin ayrımlar yapar. Bu süreç içinde,
daha önce teşkil edilmiş kavramlar, bilgisel delillere uygun olarak daha
geniş kavramlara bütünleştirilir veya daha dar kavramlara bölünür.
Lisanın rolü, bu noktada tekrar hatırlanmalıdır. Kavram-teşkili süreci,
ayırt etme aşamasını takip eden bütünleştirme aşamasıyla tamamlanır ve kavram
altındaki birimleri temsil etmek üzere, zihni bir birim teşkil edilir ve bu
birim, bir kelime ile algısal bir somutluğa kavuşturulur, kimliklendirilir. Bu
anlamda, lisanın fonksiyonu, kelimeler yoluyla kavramları sembolize etmektir.
Bir çocuk, karşısındaki realitenin her yönünü gözlemleyerek her kavramı
kendi oluşturmak zorunda değildir: bazı kavramlar, kendisine o kavramı temsil
eden kelime yoluyla öğretilebilir; fakat, yine de, bu kelimenin anlamını
kavramak için, bu kelimenin temsil ettiği kavramın altındaki algısal
somutlukları ayırt etme ve (kendisine verilen kelime içinde) bütünleştirme
işlemini yapmak zorundadır.
Konuşmayı öğrenmek sesleri ezberlemekten ibaret değildir; bu,
papağanların "konuşma"yı öğrenme tarzıdır. Öğrenmek, anlamları kavramak
(kelimelerle kastedileni, yani kelimenin realitede neye işaret ettiğini
kavramak) demektir. Bu anlamda, kelimeleri öğrenmek, çocuğun zihni gelişmesinde
paha biçilmez bir hızlandırıcıdır; fakat, kelime öğrenmek, kavram-teşkili işlemi
yerine bir ikame değildir; kavram-teşkiline ikame olabilecek hiçbir şey yoktur.
Çocuğun tek tek kelimeler öğrendiği aşamada, yeni kelimeleri hangi
sırayla öğrendiği önemli değildir; yeter ki, anlamlarını bilsin. Çocuğun, tam ve
bağımsız kavramsal gelişmesi, cümle kurabilmeye (düşünebilmeye) yeterli olacak
bir sözlük elde edince, ancak başlar; ve, çocuk, bu aşamada o ana kadar rasgele
olan kavramsal teçhizatına yavaş yavaş düzen getirmeye başlar. Bu aşamaya
kadarki dönemde, kavramlarının işaret ettiği şeyleri; algısal, çoğunlukla görsel
bir tarzda zihninde muhafaza etmiştir. Çocuğun kavramsal zinciri, algısal
somutluklardan gittikçe uzaklaştıkça, sözlü tanımlar hayati bir mesele halinde
ortaya çıkar. İşte bu noktada kıyamet kopar.
Çocuğun büyüklerinden çoğunun eğitim yöntemlerinin, çocuğun kavramsal
gelişmesini engeller nitelikte olduğu olgusu bir yana; çocuğun kendi seçeneği ve
motivasyonu da bu noktada hayatidir. Kavramsal aşamaya gelmiş bir çocuğun, yeni
kelimeler öğrenmesinde birçok değişik yol vardır. Bir kısmı (çok küçük bir
azınlık) aynı yöntemle ilerlemeye devam eder: kelimelere, kavram muamelesi
yapar; öğrendiği her kelimenin -kendi bilgisinin bağlamı dahilinde-
tam anlamını, sarih bir şekilde, birinci-elden bir kavrayışla anlamaya çalışır;
kavramlarını, realitenin olgularına bağlantılayan zincirde en ufak bir kopmaya
izin vermez. İkinci bir kısmı, yaklaşıklıklar yoluyla ilerler; bu yolun her
aşamasında sis derinleşir, "Ne demek istediğimi biliyor gibiyim galiba" duygusu
kelimelerin kullanımındaki rehber olur. Üçüncü bir kısmı, öğrenmeyi bırakıp
taklide başlar; anlamak yerine ezberler; bir papağanın psiko-epistemolojisine
sahipmişcesine, kavramları veya kelimeleri öğrenmek yerine, ses dizilerini
öğrenir ki, bu ses dizileri, realitedeki olgulara değil, büyüklerin yüz
ifadelerine veya duygusal yalpalanmalarına tekabül eder. Dördüncü bir kısmı (ve
kahir çoğunluğu) diğer üç yöntemin rasgele bir karışımını benimser.
Fakat; bazı insanların kavramları nasıl öğrendiği sorusu ile
kavramların ne olduğu sorusu, iki farklı
meseledir. Kavramların tabiatını ve soyutlamalardan yapılan soyutlamaları
mülahaza altına alırken, kavram-teşkili sürecini ifa etmeğe muktedir bir zihin
varsaymak gerekir. Aynı zamanda; bir kavramı, anlamsız bir ses olarak ağzından
çıkaran ne kadar çok sayıda insan olursa olsun, belirli bir insanın, belirli bir
zamanda bu kavramı teşkil etmiş olduğu hatırlanmalıdır.
Kavramların daha geniş kavramlara bütünleştirilmesinin ilk aşamaları,
oldukça basittir; çünkü, bunlar hala algısal somutluklara işaret eder. Mesela,
"masa," "sandalye" gibi kavramlarla işaret edilen bazı nesnelerin belirli
benzerliklere sahip olduğu, fakat bu şeylerin "kapı," "pencere" gibi kavramlarla
işaret edilen nesnelerden farklı olduğu gözlemlenir ve birinciler "mobilya"
denen daha geniş bir kavram altında bütünleştirilir. Bu süreçte, kavramlar
("masa" ve "sandalye") birimler olarak hizmet görür ve epistemolojik olarak herbiri tek bir
(zihni) somutlukmuş gibi ele alınır; fakat, metafizik olarak (realitede) her
birimin, sınırsız sayıda o tür somut şeyi temsil ettiği daima hatırlanır.
Bu birimlerin ayırt edici karakteristikleri, şekille ilgili ölçümleridir
(mesela, masa ile ilgili olarak, "düz, ufki bir yüzey ve ayak(lar)"). Yeni
kavramın altındaki kavramların ayırt edici karakteristiklerinin, yeni kavramla
olan ilişkisi; "masa" kavramı teşkil edilirken bireysel masa-şekli ölçümlerinin,
"masa" kavramına ilişkisi gibidir: nasıl ki, "masa" kavramı teşkil edilirken,
bireysel masa şekilleri dışarıda bırakılmış, fakat onların herhangi bir şekle sahip olmak
zorunda olduğu kabul edilmişse; aynı şekilde, bir parça mobilyanın da bir
şekle sahip olmak zorunda olduğu, fakat "mobilya" denen yeni kavram
altındaki değişik birimlerden herhangi birini karakterize eden herhangi bir şekle sahip olabileceği
kabul edilir.
Yeni kavramın ayırt edici karakteristiği, bu
kavram altındaki birimlerin de içinde bulunduğu daha büyük gurup nesnelerin
tabiatı tarafından (yani, onların "Kavramsal Asgari Müştereği" tarafından)
belirlenir; ki, "mobilya" kavramında, bu gurup: bir insan barınağı içindeki
büyük nesnelerdir. Yetişkin bir insanın "mobilya" tanımı şöyle olurdu: "İnsan
gövdesinin ağırlığını taşıyabilen veya başka daha küçük nesneleri taşıyabilen
ve/veya saklayabilen, bir insan barınağında kullanılmak üzere yapılmış,
taşınabilir, insan-yapısı nesnelerdir." Bu tanım; mobilyayı, kapı veya pencere
gibi mimari kısımlardan; duvar resmi, perde gibi süs eşyalarından; kül tablası,
tabak-çanak gibi daha birçok küçük eşyadan ayırır.
"Mobilya"nın ayırt edici karakteristikleri: belirli bir dizi
fonksiyonları, belirli bir yerde görüyor olmasıdır; ki, her iki karakteristik de
ölçülebilir: "mobilya" bir insan barınağına konamayacak kadar büyük olamaz,
belirlenmiş fonksiyonları yapamayacak kadar küçük olamaz, vs.
"Mobilya" kavramının, bu kavram altındaki birimlere nazaran, algısal
realiteden bir adım daha uzaklaştığını müşahade ediniz. "Masa" bir soyutlamadır;
çünkü, bu kavram, sadece belirli bir masaya değil, herhangi bir masaya işaret eder;
fakat, bu kavramın anlamı, bir-iki maddi masa (algısal nesne) göstermek
suretiyle kolayca nakledilebilir. Fakat, "mobilya" diye algısal bir nesne
yoktur; sadece, masalar, sandalyeler, vs. vardır. "Mobilya"nın anlamı, önce bu
kavram altındaki kavramların anlamı bilinmeksizin kavranamaz; "masa," "sandalye"
gibi bu kavramlar, "mobilya" kavramının realiteyle bağlantısıdır. (Bu,
kavramların hiyerarşik bir yapıya sahip olduğunu -sınırsız bir kavramlar
zincirinin alt seviyelerinde- gösteren bir örnektir.)
Aynı zamanda, "mobilya" kavramının başka bir kavramla olan ilişkisini
müşahade ediniz: "barınak" kavramı; ki, bu kavram, "mobilya" kavramı altında
olan bir birim değildir; ama, "mobilya"nın anlamını kavramak için önce bu kavram
anlaşılmalıdır. Kavramlar arasındaki bu tür ilişkileşim; kavram-teşkili düzeyi,
algısal somutluklardan uzaklaştıkça, giderek daha karmaşıklaşır.
Şimdi, "masa" kavramını bölme işlemini inceleyelim. İnsan; çeşitli
masaların büyüklük ve fonksiyonlarını gözlemleyerek; "masa" kavramını, "yemek
masası," "mutfak masası," "kahve masası (sehpa)," "sıra," vs. gibi yeni
kavramlara böler. İlk üç durumda, masanın ayırt edici karakteristiği olan şekil,
alınır ve ayırt etme işi tamamen bir ölçüm meselesi haline gelir: kullanım
alanının -"masa" kavramına nazaran- daraltılmış olmasıyla uygunluk halinde,
şekille ilgili ölçümlerin kapsamı da daraltılmıştır. (Kahve masaları, yemek
masalarından daha alçak ve daha küçüktür; mutfak masaları, kahve masalarından
daha büyüktür, fakat yemek masalarından daha küçüktür; vs.) "Sıra" durumunda
ise; "masa"nın ayırt edici karakteristiği alınmış, fakat yeni bir unsurla
birleştirilmiştir: bir "sıra," kırtasiye malzemelerini koyacak gözleri
(çekmeceleri, kapak-altı, vs.) olan bir masadır. İlk üç durumda, gerçekten yeni
kavramlar yoktur; yapılan şey, "masa" kavramının nitelenmesidir. "Sıra" ise,
ayırt edici karakteristiğinde önemli bir farklılık arz eder; ilave bir ölçümler
kategorisi gerektirir ve yeni bir lisan sembolü ("sıra") türettirir. ("Sıra"
yerine, "dershane masası" veya "çalışma masası" denmiş olsaydı veya "masa"nın
diğer alt-kategorilerinin her biri için yeni kelimeler darp edilmiş olsaydı
dahi, kavram-teşkili süreci açısından bir fark olmazdı. Fakat, örneğimizdeki
gibi olmalarında, -daha sonra "Kavramların Bilgilenmedeki Rolü" bahsinde
tartışacağımız- epistemolojik bir sebep vardır.)
Kavramlar, daha geniş bir kavram altında bütünleştirildiklerinde; yeni
kavram, altındaki birimlerin bütün karakteristiklerini ihtiva
eder; fakat, bu birimlerin ayırt edici karakteristikleri, yeni kavramın teşkili
esnasında, dışarıda bırakılan ölçümler olarak işlem görür; ve, yeni kavram
altındaki birimlerin ortak karakteristiklerinden bir tanesi, -bu birimleri,
diğer mevcut-şeylerden ayırt eden "Kavramsal Asgari Müşterek"- yeni kavramın
ayırt edici karakteristiğini belirler.
Bir kavram, daha dar kavramlara bölündüğünde, bölünen kavramın ayırt
edici karakteristiği, yeni kavramların "Kavramsal Asgari Müştereği" olur; ve,
yeni kavramlardan her birinin ayırt edici karakteristiği; ya geniş kavram içinde
belirlenmiş ölçümler yelpazesinde daha dar bir alana sahip olmakla veya ilave
bir karakteristik(ler)le birleştirilmiş olmakla belirlenir.
Bu iki prensibi, başka bir örnekte devreye sokalım: "insan" kavramının,
dallandırılması.
Belirli bir gelişme düzeyine erişmiş bir çocuğun; insanı, diğer
varlıklardan ayırt etmekte kullandığı, ayırt edici karakteristik: insanın özel
tip bilincidir. "Kedi," "Köpek," "At," "Kuş" arasındaki benzerlikleri
gözlemleyerek, onları diğer varlıklardan ayırt eden çocuk; bu kavramları, daha
geniş bir kavram olan "hayvan"a bütünleştirir ve daha sonra, "insan"ı da bu
geniş kavram içine alır. "Hayvan"ın tanımı (genel terimlerle) şöyle olacaktır:
"Bilinç ve yer değiştirebilme yeteneklerine sahip, canlı bir varlık."
İnsanın ayırt edici karakteristiği, yani onun rasyonellik yeteneği,
"hayvan" tanımının dışında bırakılmıştır; çünkü, prensibe göre: bir hayvan bir tür bilince sahip olmalıdır,
fakat yeni kavram ("hayvan") altındaki çeşitli birimleri karakterize eden bilinçlerden
herhangi bir türüne sahip olabilir.
(Bir bilinci, diğerinden ayırt eden ölçü standardı, bu bilincin menzilidir.)
Yeni kavramın ayırt edici karakteristikleri, bu kavram altındaki bütün
birimlerin sahip olduğu karakteristiklerdir (bu birimlerin "Kavramsal Asgari
Müştereği"dir): "yaşıyor olma" hususiyeti ve "bilinç ve yer değiştirebilme"
yetenekleri.
Daha ileri bilgiyle, hayvanlar, bitkiler ve bazı mikroskobik varlıklar
arasındaki benzerlikleri (ve onların cansız nesnelerden farklılığını)
gözlemleyen insan; bunları, "organizma" kavramına bütünleştirir. "Organizma"nın
tanımı (genel terimlerle) şöyle olacaktır: "İçsel olarak faaliyet üretme,
metabolizma yoluyla büyüme ve üreyerek çoğalma kapasitesilerine sahip bir
varlık."
Yeni kavramın ayırt edici karakteristiklerine, altındaki birimlerin hepsi
sahiptir. "Hayvan"ın ayırt edici karakteristikleri, tanımın dışında tutulmuştur;
çünkü, prensibe göre: "içsel olarak faaliyet üretme" yeteneği, bir şekilde mevcut olmalıdır, fakat
yeni kavram altındaki birimleri
karakterize eden herhangi bir şekilde mevcut
olabilir.
Bilgi daha geliştikçe, "hayvan" gibi çok geniş bir kavram, "memeliler,"
"kurbağalar," "balıklar," "kuşlar," vs. gibi yeni kavramlara bölünür. Bunların
her biri, daha dar kategorilere bölünür ilah. Kavram-teşkili prensibi aynı
kalır: "hayvan" kavramının ayırt edici karakteristikleri ("bilinçlilik ve yer
değiştirebilme" yetenekleri) bu alt-bölümlerin "Kavramsal Asgari Müştereği"dir;
yeni kavramların her biri, bu müştereğe sahip olurken, başka (anatomik ve
fizyolojik) karakteristiklerin ilavesiyle özel kimliklerine sahip olurlar.
(Bu kavramların teşkilindeki kronolojik sıra değişebilir. Mesela, bir
çocuk, önce uygun somutlukları, "hayvan," "kuş," "balık" kavramları altında
bütünleştirebilir ve daha sonra "hayvan"la ilgili bilgisini geliştirerek onları
daha geniş bir kavrama bütünleştirebilir. Fakat, kullanılan prensipler ve
karakteristikleri ayırt ederken yapılan seçimler, -aynı bilgilere sahip olunduğu
sürece- aynıdır.)
"İnsan" kavramıyla ilgili dallandırmalarda da bu prensiplerin tatbikatını
kolayca görmek mümkündür. Zaman ölçümüne (yaşanmış olan yıllara) göre ("çocuk,"
"genç," "orta-yaşlı," "ihtiyar," vs.); veya, anatomik farklılıklara göre
("siyah," "beyaz," vs.); veya, milliyete (siyasi-coğrafi ayrıma) göre
("İngiliz," "Fransız," vs.); veya, mesleklere göre ("doktor," "mühendis," vs);
veya, özel ilişkiye göre ("ana," "çocuk," "baba," vs.) yapılmış bütün
bölümlerde, "insan"ın ayırt edici karakteristiği olan "rasyonel hayvan"lık
alınır; fakat, her yeni dar kavram teşkil edilirken "insan" kavramı içinde söz
konusu olan ölçüm kategorilerinden belirli bir daraltılmış alan seçilir.
Soyutlamaların bilgisel içeriği ile ilgili iki hususa burada dikkat etmek
gerekir:
1. Daha geniş kavramların teşkili (veya öğrenilmesi) geniş kavram
altındaki kavramların herhangi birinin
gerektirdiğinden daha geniş bilgi (yani, daha geniş bir kavramsal deliller
manzumesi) gerektirir. Mesela, "hayvan" kavramı, "insan" kavramından daha geniş
bilgi gerektirir; çünkü, "hayvan" kavramı, insanla ilgili bilgiye ilaveten diğer
türlerden bazılarına ait bilgiler de gerektirir. Hem insanların, hem de
hayvanların karakteristikleri hakkında yeterli bilgiye sahip olunmalıdır ki:
insan ve diğer hayvanlar arasında ayrım yapılabilsin; hayvanlarla, bitkiler veya
cansız nesneler arasında ayrım yapılabilsin.
Kavram genişledikçe, -geniş kavramın ayırt edici karakteristiği,
altındaki kavramların ayırt edici karakteristiklerinden daha genel oluşu
yüzünden- geniş kavramın bilgisel içeriğinin azaldığının zannedilmesi, bu
bağlamda düşülen genel bir yanılgıdır. Yanılgının sebebi; bir kavramın, o
kavramın ayırt edici karakteristiği ile özdeş görülmesidir. Fakat, doğrusu şudur
ki: soyutlamalardan soyutlamalar yapan bir insan, söz konusu birimlerin diğer
karakteristiklerini ve bu birimlerin, içlerinden ayırt edildikleri diğer
mevcut-şeylerin karakteristiklerini bilmeksizin, hangi karakteristiğin ayırt edici
olduğunu bilemez.
"İnsan" kavramı, sadece "rasyonel yetenek"ten ibaret değildir; öyle
olsaydı, "insan" ve "rasyonel yetenek" eşdeğer olurdu ve birbiri yerine
kullanılabilirdi. "İnsan" kavramı, insanın bütün karakteristiklerini kapsar;
"rasyonel yetenek," "insan" kavramının ayırt edici karakteristiğidir.
Yukarıdaki yanılgıya düşmek; insanın, kavramları, onların tanımlarını
ezberleyerek öğrendiği (bir papağanın epistemolojisine sahip olduğu) varsayımını
taşımakla mümkündür. Bir kavramı anlamak, bu kavramın teşkil edildiği süreci
anlamak demektir. Bu süreci anlamak ise, geniş kavram altındaki birimlerden hiç
değilse bazılarını anlamak (dolayısiyle, bu
kavramla ilgili anlayışımızı, realitedeki olgulara bağlantılandırabilmek)
demektir.
Nasıl ki, kavramların geniş kavramlara bütünleştirilmesi, daha geniş bir bilgi gerektiriyorsa;
onların, daha dar kavramlara bölünmesi de, daha derin bir bilgi gerektirir. Mesela,
"baba" kavramı, "insan" kavramından daha derin bilgi gerektirir; çünkü, "baba"
kavramını anlamak için: insanla ilgili, üreme fonksiyonuyla ilgili ve bu
konudaki sosyal bağlantılarla ilgili bilgiye sahip olmak gerekir.
2. Bir kavramın teşkili; insana, sadece müşahade ettiği somutlukları
tanımasını değil, o çeşitten olan ve gelecekte
karşılaşabileceği somutlukların hepsini tanımasını sağlar. Böylece, "insan"
kavramını teşkil ettiğinde veya bunu kavradığında; rasladığı her kişiyi,
sıfırdan başlayarak inceleyeceği yeni bir fenomen olarak ele almak zorunda
kalmaz: onu, "insan" olarak tanır ve insan hakkında sahip olduğu bilgiyi o
kişiye tatbik ederek, onun hakkında muazzam bir bilgiyi, tekrar gayret
göstermeksizin bilincinin menziline getirerek enerji tasarruf ederek, o insanın
özel karakterini tanıma işinde yoğunlaşabilir; yani, o bireyin
karakteristiklerini -yani, "insan" kavramınca tesis edilen ölçümler kategorisi
dahilindeki, o insana özgü bireysel ölçümleri- inceleme işini en az gayretle
gerçekleştirir.
Görülüyor ki, kavramların teşkili ve aşağı veya yukarı dallandırılması
işlemi, iki asli bilgilenme yöntemini içermektedir: tümevarım ve tümdengelim. Realitedeki olguların
gözlemlenmesi ve onların kavramlara bütünleştirilmesi işi, esasta bir tümevarım
işlemidir. Yeni durumları, bir kavram altına sokma işi, esasta bir tümdengelim
işlemidir.