4.1.3 Kavram-Teşkili
Bir kavram, spesifik bir(kaç)
karakteristiğe göre tecrit edilmiş ve belirli bir tanım altında birleştirilmiş
iki veya daha çok birimi temsil eden bir zihni bütünlüktür.
Tanımda söz konusu olan birimler, realitenin herhangi bir veçhesi
olabilir: varlıklar, hususiyetler, faaliyetler, nitelikler, ilişkiler vs.; bu
birimler, ya algısal somutlukluklar, ya da daha önceden teşkil edilmiş kavramlar
olabilir. Tecrit işlemi, bir soyutlama işlemidir:
zihnin,
-realitenin belirli bir veçhesini, diğer bütün
veçhelerinin dışına çıkararak veya onlardan ayırarak- seçici bir şekilde
kendisini odaklamasıdır (mesela, belirli bir hususiyetin, bu hususiyete sahip
olan varlıklardan veya belirli bir faaliyetin, bu faaliyeti yapan varlıklardan
tecrit edilmesidir).
Tanımda söz konusu olan "birleştirme" işlemi, basit bir toplama değil,
bir bütünleştirme işlemidir; yani, bu
kavrama konu olan birimlerin tek, yeni bir zihni varlık haline getirilmesi ve
sonra tek bir düşünce birimi halinde kullanılmasıdır (fakat, bu düşünce birimi,
gerektiğinde bileşen birimlerine de bölünebilir).
Bir kavram tarafından bütünleştirilen muazzam topluluk; tek bir birim
olarak kullanılabilmek üzere, tek, spesifik, algısal bir somut şekle sokulmalıdır
ki, bu topluluk, diğer somutluklardan ve diğer bütün kavramlardan ayırt
edilebilsin. Bu işlem, lisanın fonksiyonudur. Lisan: kavramları,
zihni-somutluklara dönüştürme psiko-epistemolojik fonksiyonunu yapan
görsel-işitsel bir semboller sistemidir. (Psiko-epistemoloji: insanın öğrenme
süreçlerinin, bilinçli zihin ile bilinç-altının otomatik fonksiyonları
arasındaki etkileşim açısından incelenmesidir.) Lisan, kavramların aletidir;
lisan, sadece kavramlara ait bir sahadır.
Kullandığımız her kelime (özel isimler hariç) bir kavramı temsil eder;
yani, sınırsız sayıda belirli bir tür somutluk (şey, hususiyet, ilişki, vs.)
yerine geçer.
Kelimeler, kavramları, (zihni) varlıklar haline dönüştürür; tanımlar, kavramlara kimlik kazandırır. (Tanımsız
kelimeler, lisan değil, anlamsız seslerdir.)
Birincil olan (doğrudan algılanan) yegane mevcut-şeyler, varlıklardır;
dolayısiyle, insanların teşkil ettiği ilk kavramlar, varlıkları temsil eden
kavramlardır. (Hususiyetler, kendi kendilerine mevcut değildir; bunlar, sadece
varlıkların karakteristikleridir; mesela, hareketler, varlıkların
hareketleridir; ilişkiler, varlıklar arasındaki ilişkilerdir.) Bir çocuk,
"hareket" kavramından; önceleri sadece algısal olarak haberdar olur:
"hareket"i kavramlaştırmak için, hareket eden bir şey -varlıklar- kavramını
oluşturmuş olmalıdır.
En basit kavramın (yani, tek bir hususiyetin kavramının) nasıl teşkil
edildiğini inceleyelim -mesela "uzunluk" kavramının. (Kronolojik olarak bu
kavram, bir çocuğun ilk kavradığı kavram değildir; fakat, bir tek hususiyete
işaret etmesi bakımından, epistemolojik olarak en basittir.) Bir çocuk; bir
kalem, bir mum ve bir kibrit çöpüne bakarken; uzunluğun, bu nesnelerde ortak bir
hususiyet olduğunu, fakat bu nesnelerin spesifik uzunluklarının farklı olduğunu
gözlemler. Fark, bir ölçüm farkıdır. Çocuğun
zihni, uzunluk kavramını teşkil ederken, bu ortak hususiyeti alır ve onun her
bir nesnedeki spesifik ölçümünü dışarıda bırakır. Veya, bu işlemi sözle tasvir
ederek daha kesin terimlerle ifade edersek: "Uzunluk, bir
miktar varolmalı; fakat, herhangi bir miktar varolabilir.
Ben, buna sahip olan herhangi bir (mevcut) şeyin -ilgili bir birim vasıtasıyla
nicelikce ilişkilendirilebilir- bu hususiyetini, nicelik belirtmeksizin
'uzunluk' diye kimliklendireceğim."
Elbette, çocuk bu kelimelerle düşünmez (henüz, kelimelerle ilgili hiçbir
bilgisi yoktur); fakat, zihnin kelimesiz olarak icra ettiği işlemin tabiatı
budur. Bir parça ipe, bir kurdeleye, bir koridora baktığında; uzunluk
hususiyetini teşhis etmek için kullandığı "uzunluk" kavramı, böyle bir işlemle
teşkil edilmiştir.
Aynı prensip, varlık kavramlarının (mesela, "masa" kavramının) teşkili
işlemini de yönetir. Çocuk zihni; iki veya daha fazla masayı diğer nesnelerden
tecrit etmek için, bu masaların ayırt edici karakteristiği üzerinde odaklanır:
şekilleri. Gözlemler ki, şekilleri değişiktir; fakat, ortak bir
karakteristikleri vardır: düz, ufki bir yüzey ve ayak(lar). "Masa" kavramını
teşkil ederken, bu karakteristiği alır ve bütün özel ölçümleri (sadece şekille
ilgili ölçümleri değil, daha bir çoğunu bilmediği diğer bütün masa
karakteristiklerini) dışarıda bırakır.
Yetişkin bir insanın, "masa" tanımı, şöyle olurdu: "Daha küçük başka
nesneleri üzerinde bulundurmak için kullanılan, düz, ufki bir yüzeyden ve
ayak(lar)dan ibaret, insan-yapısı bir nesne." Bu tanımda neyin belirtilip neyin
dışarıda bırakılmış olduğunu inceleyelim: şekille ilgili ayırt edici
karakteristik belirtilmiş ve alınmıştır; şekille ilgili özel geometrik ölçümler
(yüzeyin, kare, yuvarlak, üçgen, elips, vs. olduğu, ayakların sayısı ve şekli,
vs.) dışarıda bırakılmıştır; büyüklük veya ağırlıkla ilgili ölçümler dışarıda
bırakılmıştır; maddi bir nesne olduğu belirtilmiştir, fakat hangi maddeden
olduğu (böylece, bu maddeyi başkalarından ayırt eden ölçümler) dışarıda
bırakılmıştır; vs. Fakat, masanın kullanım amacıyla ilgili mülahazalar, dışarıda
bırakılan ölçümlere ("şu yükseklikten daha fazla veya daha küçük olmamalı"
şeklinde) belirli sınırlar koyar. Beş santimlik masayı bir oyuncak veya minyatür
masa olarak sınıflamak bazan kabil olsa bile; konulan bu sınırlar, dört metre
veya beş santim yüksekliğindeki masaları ve katı-olmayan maddelerden yapılmış
masaları kapsam dışı tutar.
Asla unutulmaması gereken birşey vardır: "Ölçümlerin dışarıda
bırakılması" bu ölçümlerin gayri-mevcut olarak kabul edilmesi demek değildir;
sadece, ölçümler mevcuttur, fakat
belirtilmemiştir demektir. Ölçümlerin mevcut olmak zorunda oluşu,
işlemin asli bir parçasıdır. Prensip: ilgili ölçümler, bir
miktar (nicelikte) mevcut olmalı, fakat herhangi bir miktar (nicelikte)
mevcut olabilir.
Bir çocuk, "masa" kavramını teşkil ederken, bu işlemdeki bütün bu
karmaşıklığın farkında değildir; olmak zorunda da değildir. Masaları, bilgisinin bağlamı dahilinde, diğer
bütün nesnelerden ayırt ederek bu kavramı teşkil eder. Bilgisi büyüdükçe,
kavramlarının tanımlarının karmaşıklığı da büyür. Fakat, kavram teşkilinin
prensip ve aşamaları aynı kalır.
Bir çocuğun öğrendiği ilk kelimeler, görsel nesneleri temsil eden
kelimelerdir; ve, çocuk, ilk kavramlarını, görsel olarak muhafaza eder. Bu
kavramlara verdiği görsel şekil, belirli tür varlıkları diğer hepsinden ayırt
eden, asli karakteristiklere
indirgenmiştir -mesela, bir çocuğun insan çizerken kullandığı evrensel şekil:
gövde için bir elips, baş için bir daire, kol ve bacaklar için dört çubuk,
vs.dir. Bu çizimler, -algısal aşamadan, kavramsal aşamaya doğru geçiş halindeki
bir zihindeki- soyutlama ve kavram-teşkili sürecinin görsel bir kayıtıdır.
Yazılı lisanın, resim çizimleri halinde ortaya çıktığını varsaymak için
-Oryantal insanların resimsi yazı sistemleri gibi- bazı deliller vardır. İnsan
bilgisinin ve soyutlama gücünün büyümesiyle; kavramların resimsi tasviri,
insanın kavramsal menzilinin ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmış ve
resimsi yazı sistemleri, tamamen sembolik olan sistemlerle değiştirilmiştir.
Ölçüm ögesini de içine alan yeni bir tanım yapacak olursak: Bir
kavram, aynı ayırt edici bir(kaç) karakteristiğe, herhangi bir ölçüde sahip olan
iki veya daha çok birimi temsil eden bir zihni bütünlüktür.
Her kavramın teşkilinde benzerlik ögesi, hayati bir görev
yapar; bu bağlamda, benzerlik, aynı ayırt edici bir(kaç) karakteristiğe,
herhangi bir miktarda (ölçüde, derecede) sahip olan iki veya daha çok mevcut-şey
arasındaki ilişkidir.
Ölçüm, kavram-teşkili sürecinin, iki asli bölümünde (ayırt etmek ve
bütünleştirmek) de rol oynamaktadır. Kavramlar, rasgele teşkil edilemez. Bütün
kavramlar, önce iki veya daha çok mevcut-şeyi diğer şeylerden ayırt ederek
teşkil edilir. Bütün kavramsal ayırt edişler, aynı
birimle ölçülebilir karakteristikler yoluyla yapılır. Mesela, uzun
nesneleri, yeşil nesnelerden ayırt eden bir kavram teşkil edilemez. Aynı birimle
ölçülemeyen karakteristikler, bir birim altında bütünleştirilemez.
Benzerlik, algısal olarak kavranır; benzerliği
gözlemleyen insan, benzerlik olgusunun bir ölçüm meselesi olduğundan haberdar
değildir, haberdar olmak zorunda da değildir. Bu olguyu anlamak felsefenin ve
bilimin görevidir.
Kavram teşkilinin ayırt etme aşamasındaki zımni ölçümün ilginç
örneklerinden birini, renk kavramlarının teşkilinde görürüz. İnsanlar, mavinin
çeşitli tonlarının, kırmızının çeşitli tonlarından farklı olduğunu
gözlemlemişler ve onlar için, "mavi" ve "kırmızı" olarak iki değişik kavram
bulmuşlardır. Oysa, ancak yüzyıllar sonra; bilim, renklerin ölçülebileceği
birimi keşfetti: dalga-boyu.
Aynı birimle ölçülebilen bir karakteristik (masalarda şekil, renklerde
ton gibi), kavram-teşkili sürecinin asli bir ögesidir. Buna "Kavramsal Asgari Müşterek" ismini
verip, şöyle tanımlayacağız: "Kavramsal Asgari Müşterek," insanların iki veya
daha çok mevcut-şeyi, diğer mevcut-şeylerden ayırt etmekte kullandığı, belirli
bir ölçü birimine indirgenebilen karakteristik(ler)dir.
Bir kavramın ayırt edici karakteristik(ler)i, ilgili "Kavramsal Asgari
Müşterek" dahilindeki belirli bir ölçümler kategorisini temsil eder. (Bu konu
ileride tartışılacaktır.)
Daha önce teşkil edilmiş kavramlar; daha geniş kategorilere
bütünleştirilerek veya daha dar kategorilere bölünerek, yeni kavramlar teşkil
edilebilir. Fakat, bütün kavramlar, nihai olarak, algısal varlıklardaki köküne
-yani, insanın bilgisel gelişmesinin verili temeline- indirgenebilir.
"Birim" kavramı, hem kavramlaştırma, hem de matematik alanlarının temeli
ve başlangıç noktasıdır; ayrıca, bu iki alan arasındaki iki bağlantıya dikkat
edilmelidir:
1. Bir kavram, bu kavram altında düşünülen her somut şeyin
gözlemlenmesiyle teşkil edilmez. Aritmetikte (eksi sonsuzdan artı sonsuza)
kullanılan bir sayı dizisi gibi; bir kavram da, her iki yönü açık bir dizidir ve
bu kavram altına giren özel tür birimlerin hepsini içerir. Mesela, "insan"
kavramı, halen yaşayan, geçmişte yaşamış, gelecekte yaşayacak bütün insanları
içerir.
2. Kavram-teşkilinin temel prensibi (dışarıda bırakılan ölçümler, bir
miktar mevcut olmalı, fakat herhangi bir miktar mevcut olabilir)
cebirin temel prensibine eşdeğerdir: cebir sembolleri bir sayısal değer taşımalıdır, fakat
bu, herhangi bir değer olabilir.
Bu iki bağlantı anlamında, algısal haberdarlık, bilincin aritmetiğidir;
kavramsal haberdarlık, bilincin
cebiridir.
Kavramların, altlarındaki ögelerle olan ilişkisi, cebir sembollerinin
sayılarla olan ilişkisiyle aynıdır. Mesela, "2a = a + a" eşitliğinde, "a"
sembolünün bir sayısal değeri olmalıdır; fakat, bu, herhangi bir sayısal değer
olabilir; ve, bu değer ne olursa olsun eşitliğin gerçek oluşu değişmez. Mesela,
(2 x 5 = 5 + 5)'dir; veya, (2 x 8.000.000 = 8.000.000 + 8.000.000)'dur. Aynı
tarzda, aynı psiko-epistemolojik yöntemle; bir kavram, altındaki birimlerin
oluşturduğu aritmetik dizi içindeki (birinci birim, ikinci birim, vs.) herhangi bir birim yerine geçen bir
cebir sembolü gibi kullanılır.
İnsanlarda "insanlık" bulamadıkları için kavramların geçersizliğini
göstermeğe girişen sözde filozoflardan; 5 veya 8.000.000'da "a-lık"
bulamayacakları için, cebirin geçersizliğini göstermesi istenmelidir.