3.1.2
Gurup Haklarının Kaynağı Olarak Birey Hakları
Herhangi bir gurup ya da "kollektif," ne büyüklükte olursa olsun, birden
fazla bireyi ifade eden bir soyutlamadan başka bir şey değildir. Bir gurubun,
içindeki birey üyelerin haklarından başka herhangi bir hakkı yoktur. Özgür bir
toplumda, herhangi bir gurubun "hakları," o gurubun bireylerinin haklarından
başka bir şeyden kaynaklanmaz; yani, "gurup hakları" o guruptaki bireylerin tek
tek sahip olduğu haklardan fazla değildir, olamaz; aynı şekilde, gurup adına o
guruptaki bireylerin haklarını icra eden temsilciler, gurup üyelerinin gönüllü
rızalarıyla belirlediğinden daha fazla hakka sahip değildir. Meşru bir gurup
girişimi, katılanların serbest katılma ve serbest mübadele hakları üzerine bina
olur; yani, kriminal olmayan bir gurup, gönüllü katılmayla kurulur, kimse
katılmaya zorlanmaz.
Üyelerinin birey hakları, her gurubun, birliğin, örgütün ahlaki
temelidir. Birey haklarını tanımayan bir gurup, bir çetedir, bir linç
kalabalığıdır.
Bir ulus da, herhangi bir gurup gibi, birden çok bireyden ibarettir; bir
ulus, o ulus içindeki bireylerin haklarından daha fazlasına sahip değildir.
Özgür bir ülkenin, -yani, vatandaşlarının birey haklarını tanıyan, saygı
gösteren ve koruyan bir ülkenin- kendi toprak bütünlüğüne, kendi toplumsal
sistemine, kendi siyasi yönetim şekline sahip olmak hakkı vardır. Böyle bir
ülkenin siyasi yönetimi, vatandaşların yöneticisi değil, onların hizmetkarı veya
acentasıdır; ve bu siyasi yönetim, vatandaşların ona birey haklarını silahlı
koruma altına bulundurmak üzere delege ettiği haklardan başkasına
sahip değildir.
Özgür bir ülkenin vatandaşları, bazı kanuni usuller üzerinde veya
hakların hayata geçirilmesi yöntemleri üzerinde anlaşmazlığa
düşebilirler; fakat, temel prensipte anlaşmışlardır: birey hakları ihlal
edilemez. Bir ülkenin anayasası, birey haklarını kamu otoritelerinin yetkisi
dışına koyarsa, politik iktidar gayet kesin terimlerle sınırlandırılmış olur; o
zaman, vatandaşlar, güvenle ve gönül rahatlığıyla, bu sınırlı alan içindeki
problemlerin hallinde, çoğunluğun oyla belirlenmiş kararlarına riayet ederler.
Azınlıkta kalanların veya muhalefette olanların hayat tarzları ve mülkiyetleri
tehdit altında değildir, oylamaya konu değildir ve çoğunluk kararıyla tehlikeye
sokulamaz; hiçbir insan veya gurup, başka insanların hakları üzerinde açık çeke
sahip değildir.
Böyle özgür bir ulusun, kendi vatandaşlarının haklarından doğan bir
egemenlik hakkı vardır; ve diğer bütün uluslardan, bu egemenlik hakkına saygı
göstermesini istemek hakkıdır.
Fakat, bu hak, diktatörlüklerce, vahşi kabilelerce veya başka herhangi
bir türlü mutlakiyet tiranlığınca talep edilemez. Kendi vatandaşlarının
haklarını ihlal eden bir ulusun hiçbir egemenlik hakkı mevcut değildir. Bütün
ahlaki meselelerde olduğu gibi, haklar konusunda da çifte standart olamaz. Kaba
kuvvetle yönetilen bir ulusun siyasi yönetimi hiçbir hak talep edemez. Bir
Hitler veya bir Stalin, kendi ulusları adına hangi hakkı talep
edebilirdi?
"Ulusların kendi kaderini tayin" hakkı, sadece özgür toplumlara veya
özgürlüğü tesis etmeğe girişmiş toplumlara uygulanabilir; diktatörlüklere
uygulanmaz. Nasıl ki, bir bireyin serbest faaliyet hakkı, ona suç işlemek
"hak"kını vermezse; aynı şekilde, bir ulusun kendi siyasi yönetim şeklini tayin
hakkı, ona bir köle toplumu kurma hakkını, -yani, bazı insanların başka bazı
insanları köleleştirmesi kriminal faaliyetini legalize etme hakkını- vermez. Bir
insanın kriminal olabilmesi gibi, bir ulus da köleliği ihdas edebilir; fakat,
ikisi de bunu bir hak olarak yapamaz.
Bu bağlamda, bir ulusun köleleştirilmesinin şiddet yoluyla veya seçimler
yoluyla gerçekleşmesi bir şey değiştirmez. Birey hakları, halk oylamasına konu
olamaz; çoğunluk, oylama yoluyla, azınlığın haklarını yok edemez; aslında,
hakların politik fonksiyonu, azınlığı çoğunluğun tahakkümüne karşı korumaktır
(ve yeryüzünün en küçük azınlığı bireydir). Nasıl ki bir gangster çetesi, bir
eylemi üyelerinin oy birliğiyle yaptı diye, bir "hak" talep edemezse; aynı
şekilde, bir ulus da halk oyuyla azınlıktakilerin haklarını yok ederse,
kendisini bir çete haline getirmiş olur ve kendisi için bir egemenlik "hakkı"
talep edemez.
Diktatörlükler, kriminal çetelerdir. Herhangi bir özgür ulusun, kendi
meşru savunması açısından, bu diktatörlükleri yok etme hakkı vardır. Özgür bir
ulusun bu işe girişip girişmeyeceği konusu, bu diktatörlüğün yöneticilerinin
mevcut olmayan "hakları"na saygı yüzünden değil, özgür ulusun kendi ulusal
çıkarlarının bir muhasebesi sonucu belirlenir. Başka ulusları özgürleştirmek,
özgür bir ulusun görevi değildir; fakat, özgür bir
ulus, gerekli gördüğü zaman bu hakka sahiptir.
Fakat, bu hak şartlıdır. Nasıl ki, suç önleme işi polise kriminal
faaliyetlere girişme hakkı vermezse; aynı şekilde, bir diktatörlüğün işgal
edilerek zararsız kılınması işi, işgalciye o ülkede başka bir tür diktatörlük
kurma hakkı vermez.
Köleleştirilmiş bir ülke, ulusal haklara sahip değildir;
fakat, vatandaşlarının birey hakları -yöneticileri tarafından tanınmamış olsa
dahi- geçerlidir ve özgür ulustan gelen işgalcilerin onları ihlal etme hakkı
yoktur. Dolayısiyle, köleleştirilmiş bir ülkenin işgali, ancak ve ancak
işgalcilerin özgür -yani, birey haklarının
tanınması üzerine kurulu-bir toplumsal sistem tesis etmeleri halinde ahlaken
haklıdır.
Bugün yeryüzünde tamamen özgür hiçbir ülke yoktur. "Hür Dünya" çeşitli
"karma ekonomi"lerden ibarettir. O halde, her yarı-özgür ülkenin, başka her
yarı-özgür ülke tarafından işgali ahlaken haklı mıdır? Hayır. Birey hakları
prensibini tanıyıp kabul eden, fakat onu hayata tam geçirmeyen bir ülke ile bu
prensibi açıkca reddeden bir ülke farklıdır. Bütün "karma ekonomiler" bir geçiş
döneminde yaşarlar; ya, tam özgürlüğün ne olduğunu keşfedip onu tesis edecekler,
ya da tam diktatörlüğe varacaklardır. Bir ülkeyi, hiç yanılmaksızın diktatörlük
olarak niteleyebilmek için bakılabilecek dört karakteristik vardır: tek-parti
yönetimi, siyasi suçlar için mahkemesiz veya uyduruk mahkemeyle ceza, özel
mülkiyetin ilgası ve sansür. Bu zorbalıkları yapabilen bir yönetimin, hiçbir
meşruiyet talebi, hiçbir ulusal hakkı, hiçbir egemenlik hakkı olamaz.