3.1.1
Birey Haklarının Yozlaştırılması ve Kollektivizm
Birey hakları, özgür, medeni bir toplumu doğuran kavramdır. Özgürlüğün,
medeni bir toplumun tahribi, bu hakların tahribi ile başlar.
Birey haklarının ezeli düşmanı kollektivizmdir. İnsanlar arası gönüllü
işbirliğinden farklı olarak kollektivizm, birey haklarını yok sayan, bireyin
hayatını ve emeğinin sonuçlarını mistik bir varlığa (kollektif) ait sayan,
gurubun bireyi her an feda edebileceğini kabul eden bir doktrindir. "Kollektif" soyutlamasına çeşitli isimler
verilmiştir: ümmet, devlet, millet, sınıf, toplum, parti, kamu, halk vs. Fakat,
kollektivizmde, kollektif bütünlüğe verilen ad ne olursa olsun, daima o
kollektif adına iş gördüğünü iddia eden bir gurup azınlık, çoğunluk üzerinde
tahakküm kurmuştur. Böyle bir doktrinin hayata geçirilebilmesinin tek yolu kaba
kuvvettir; ve bu doktrinin politik uygulaması daima Devletçilik (yani, birey
hakları ihlalinin kurumlaştırılarak legalize edilmesi) yoluyla olmuºtur.
Kollektivist bir hareket, bir ülkeyi köleleştirmeğe giriştiğinde, maddi
ve ahlaki değerlere doğrudan doğruya el koyarak işe başlamaya cesaret edemez.
Onun yerine, özgürlüğün garantisi olan "birey hakları" kavramını yozlaştırmaya
girişir. Bu yozlaştırmanın temel tekniği, daima politik alanda bulunması gereken
haklar kavramını, ekonomik alana taşımaktır. Gerçek birey hakları yerine,
"herkese iyi bir ev, iyi bir eğitim, iyi bir iş, iyi bir sağlık sistemi" gibi
sloganlar, sözde yeni haklar ("ekonomik haklar") olarak ortaya konur; ve bir
yandan bu "yeni haklar"ın yarattığı kavram kargaşasıyla, gerçek birey hakları
anlayışı muğlaklaştırılırken, diğer yandan, bu sloganları hayata geçirme
bahanesi altında, gerçek birey hakları fiilen ihlal edilir ve kollektivist bir
diktatörlüğe yol açılır.
Bütün bu sloganlara eklenecek bir tek soru, meseleyi berraklaştırır: Bu
imkanlar, kimin çalışmasının yarattığı
zenginliklerle elde edilecektir? Ev, eğitim, iş, sağlık sistemi, tabiatta
kendiliğinden bulunmaz. Bunlar insan-yapısı değerlerdir; yani, insanlar
tarafından üretilmesi gereken mal ve hizmetlerdir. Onları, kim üretecektir. Eğer, o mal ve
hizmetlerden yararlanacak insanların kendisi bu işi yapacaksa, bu haklarda yeni
olan bir şey yoktur; çünkü, mülkiyet hakkı bunu sağlamaktadır. Yok eğer, mal ve
hizmetlerden yararlanacak olanlar değil de başkaları bunu üretecekse; bu, birey
haklarının ihlalinden başka bir yolla mümkün değildir.
Eğer bazı insanlar, hak olarak başka insanların
çalışmalarının ürünlerini elde etmeğe yetkili kılınırsa; bu başka insanlar,
hakları yok sayılmış birer köle olarak çalışmağa mahkum edilmiş olur.
Başka birinin hakkının ihlal edilmesini gerekli kılan bir faaliyet, bir
"hak" değildir, olamaz.
Hiçbir insan, başka bir insana, onun seçmediği bir yükümlülüğü, karşılığı
olmayan bir görevi, gönülsüz bir hizmetkarlığı empoze edemez. "Köleleştirme hakkı" diye bir hak
yoktur, olamaz.
Bir hak, o hakkın başka insanlarca madden tesisini içermez; bir hak,
sadece o hakkın maddi tesisini, kendi gayretiyle kazanma özgürlüğünü
içerir.
Bu bağlamda, Bağımsızlık Bildirisini yazanların entellektüel dakikliği
dikkate değer: mutluluk hakkından değil, mutluluğu kendi başına aramak hakkından
bahsederler. Yani, bir insanın, kendi mutluluğunu gerçekleştirmek için gerekli
gördüğü faaliyetleri yapmak hakkıdır; fakat, bu mutluluğu başkaları ona sağlamak
zorunda değildir.
Hayat hakkı, insanın kendi hayatını (yeteneklerinin onu ulaştırabileceği
herhangi bir ekonomik seviyede) kendi çalışmasıyla sağlaması hakkıdır; fakat,
hayati ihtiyaçları ona başkaları tedarik etmek zorunda değildir.
Mülkiyet hakkı, mülkiyet elde etmek
için gerekli ekonomik faaliyetleri yapmak ve kendi mülkiyetini tasarruf etmek
hakkıdır; fakat, mülkiyeti
başkaları ona sağlamak zorunda değildir.
İfade özgürlüğü hakkı, siyasi yönetim tarafından hiçbir baskı, müdahale
veya ceza tehdidi olmaksızın fikirleri ifade etmek hakkıdır; fakat, fikirleri
ifade etmede kullanılacak -bir konferans salonu, bir matbaa gibi- araçları
başkaları ona sağlamak zorunda değildir.
Birden çok insanla yapılan herhangi bir girişim, katılan her kişinin gönüllü rızasını gerektirir.
Onlardan her biri, kendi kararını vermek hakkına sahiptir; fakat, hiçbiri
kararını ötekilere zorla kabul ettirmek hakkına sahip değildir.
"Bir iş hakkı" diye bir şey yoktur; sadece, serbest mübadele hakkı
vardır; yani, bir insanın hizmetlerine başka birisi talip olursa, o insanın işi
kabul etme hakkı vardır. "Bir ev sahibi olma hakkı" diye bir şey yoktur; sadece
serbest mübadele hakkı vardır; yani, kendine bir ev inşa etmek veya satın almak
hakkı vardır. Bir insanın malını o insanın istediği fiyattan satın alacak veya
bir insanı o insanın talep ettiği ücretten işe alacak kimse yoksa, "mal veya
hizmetlere karşı adil bir fiyat veya adil bir ücret elde etme hakkı" diye bir
şey yoktur. Özel gurupların "hakkı" diye bir şey yoktur; "çiftçi, işçi, işveren,
memur, bebek, genç, yaşlı hakları" diye bir şey yoktur; sadece, İnsan Hakları vardır ve bu haklar
tek tek her birey insana ve bireyler olarak bütün insanlara aittir.
İnsanın ekonomik alanla ilgili sadece iki hakkı vardır: mülkiyet hakkı ve
serbest mübadele hakkı.
Hakların bir insanın faaliyet özgürlüğünü tanımlayan ve koruyan ahlaki
prensipler olduğunu, bu hakların başka insanlara hiçbir yükümlülük getirmediğini
tekrar vurgulayalım. Özel vatandaşlar birbirlerinin haklarına ve özgürlüğüne bir
tehdit teşkil etmez. Fiziki zora başvurarak başkalarının haklarını ihlal eden
bir insan, bir kriminaldir; ve insanların bu insana karşı kanuni savunması
vardır.
Her çağda ve her ülkede kriminaller küçük bir azınlık oluşturmuştur;
bunların insanlığa verdiği zarar, siyasi yönetimlerin insanlığa verdiği zararlar
yanında çok küçük kalmıştır. Soykırımlar, savaşlar, talanlar, köleleştirmeler
hep siyasi yönetimler tarafından yapılmıştır. Potansiyel olarak siyasi
yönetimler, insan haklarına karşı en büyük tehdittir; çünkü, siyasi yönetim,
kanunen silahsızlandırılmış kurbanları karşısında, fiziki zor kullanma tekelini
kanunen elinde bulundurur. Birey hakları yoluyla faaliyetleri tahdit edilmemiş
bir siyasi yönetim, insanların en korkunç düşmanıdır. Bir ülkenin Haklar Senedi,
bireyleri özel şahısların faaliyetlerinden korumak için değil, siyasi yönetimin
faaliyetlerinden korumak için yazılır.
Gücü sınırsız bir siyasi yönetim sistemi elde etmek isteyenlerin,
bireylerin bu savunmasını tahrip etmek için kullandığı bir teknik, anayasal
olarak siyasi yönetimlere yasaklanmış bazı ihlalleri, bu ihlalleri yapmak için
hiçbir gücü bulunmayan özel şahıslara atfederek hedef şaşırtmak ve böylece
siyasi yönetimleri tahditlerden bağımsız kılmaktır. Mesela, özel bir şahsın,
muhalifini finanse etmeyi reddetmesi hadisesi; o özel şahsın, muhalifinin ifade
özgürlüğü hakkını ihlal etmesi, onu "sansür" etmesi olarak nitelenebilmektedir.
Mesela, bir gazete, fikirleri o gazete yönetimine taban tabana zıt bir yazarı
istihdam etmeyi reddederse veya onun yazılarını yayınlamazsa, bu hadise bir
"sansür" eylemi olarak nitelenebilmektedir. İş adamları kendilerine hakaret
eden, iftira eden bir gazeteye ilan vermeyi reddederse, bu bir "sansür" olarak
nitelenebilmektedir. "Sansür" sadece siyasi yönetim faaliyetlerine
uygulanabilecek bir terimdir. Hiçbir özel faaliyet sansür olamaz. Hiçbir özel
şahıs veya kurum, bir insanı susturamaz, bir yayını yasaklayamaz; sadece, siyasi
yönetimler bunu yapabilir. Özel bir şahıs veya kurum, fiziki zor kullanarak
birisinin ifade özgürlüğünü engellerse, bu sansür değil, kriminal bir
faaliyettir; ve buna uygun cezalar mevcuttur. Bireylerin ifade özgürlüğü hakkı,
muhaliflerle aynı fikirde olmama, onları dinlememe ve onları finanse etmeme
hakkını da içerir. İfade özgürlüğünün politik fonksiyonu, muhalif görüşlere
sahip olanları ve popüler olmayan azınlıkları, zorla susturulmaktan korumaktır;
onlara, kazanmadıkları bir popülaritenin sağlayacağı desteği, avantajları,
ödülleri garanti etmek değildir.
Her isteyene bir ev, bir konferans salonu, bir tiyatro salonu, bir
yayınevi, bir gazete sütunu vermek imkansız olduğundan, bu tesisler üzerinde bu
tesisleri üretmiş olanların tasarruf hakkı olmayacaksa, bu "ekonomik hakları" kim dağıtacaktır, bunlardan yararlanacak
olanları kim belirleyecektir? Cevap: birey haklarını yozlaştıranların siyasi
yönetimi; yani, başkalarının üretimleri sonucu ortaya çıkan ürünlere el
koymaktan ibaret bir kriminal faaliyeti, kendileri için legalize ederek
kurumlaştıran bir parazitler çetesi.
Bir toplumun özgürlüğünün garantisi, o toplumun her bireyinin sahip
olduğu politik haklardır. Politik hakları yok etmenin dolaylı yolu, yeni "hak"
türleri ortaya atmaktır. "Kollektif haklar," "kamu çıkarı hakları" gibi
sahte-kavramlar terimlerde çelişkidir. Esasen "birey hakları" kavramındaki
"birey" terimi de fuzulidir; başka tür bir hak zaten mevcut değildir; ama,
bugünkü entellektüel kaosta, bir vurgu olarak kullanılması yerindedir.