2.7
BİRKAÇ AHLAK TATBİKATI
İnsanların; bir yandan, altrüizm gibi pratiğe geçirilemeyecek bir
ahlaktan başkasını bilmeyişi; öte yandan, pratikte bir ahlaka ihtiyacı olduğunu
hissetmesi; onları, altrüizm ile yaşamak arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi
gizleyecek hileler bulma çabalarına sevk etti. Bu çabaların sonuçlarından biri,
altrüizmin pratik imkansızlığını hafifletecek bazı hile-i şeriyyeler bulmak
oldu.
Öte yandan, altrüizmin gerçek yüzü ortaya çıktıkça; altrüizme alternatif
doğru bir ahlakın keşfini önlemek içgüdüsüyle davranan altrüist ahlak
militanları, altrüizm kadar yanlış başka bazı ahlak teorileri icat edip -birer
korkuluk olarak- onlara saldırdılar. Bu tür altrüist saldırıları kolaylaştıran
bir husus da, altrüizme alternatif koymak maksadıyla yola çıkmış bazı
filozofların, irrasyonellikte altrüizmden aşağı kalmayan ahlak teorileri ortaya
atmaları, -çürütülmesi kolay ve gerekli- sahte bir egoizm ve sahte bir
bireycilik anlayışını yaymalarıdır.
Bu bölümde, hem altrüizmin pratikleştirilmesi çabalarının nafileliği
sergilenecek, hem de altrüizme sözde-alternatif korkuluklar teşhir edilip,
gerçek alternatifin ne olduğu hakkındaki argümanlar biraz daha
derinleştirilecektir.
2.7.1
Ahlaki yargılama
Bir fahişe için "n'aapsın zavallı, yaşamak için ona bırakılan tek araç
bu!"; bir hırsız için "bugünün dünyasında çalmasın da nasıl doysun?"; bir kan
davası katili için "n'aapsın garip, daha iyisini bilmiyor!"; dünyevi veya semavi
bir amacı başkalarına zorla kabul ettirmek için onlara silah çeken bir zorba
için "o idealisti eleştirmek için, onun davası içinde olmak gerekir!" diyebilen
bir insanın, bu yargılarının kaynağı nedir?
Eski bir dini hüküm şöyle der: "Yargılama ki, yargılanmayasın!"
Bir kültürü ve bir insanın karakterini çözmek ve yozlaştırmak için, böyle
bir hükmün hayata geçmesinden daha güçlü bir silah zor bulunur. Bu hüküm, ahlaki
sorumluluktan kaçış önerisidir; başkalarından alınan bir ahlaki açık çeke
karşılık olarak, başkalarına verilen bir ahlaki açık çektir. Bu hüküm, bir ahlaki agnostisizmdir ve pratikte
ancak şu anlamlara gelir:
a) "Başkaları hakkında ahlaki yargıda bulunmak
yanlıştır."
b) "İnsan, herşeye karşı ahlaki tolerans içinde
olmalıdır."
c) "İyilik, iyiyi hiçbir zaman kötüden ayırt etmemekten ibarettir."
Böyle bir hükümden kimin yarar ve kimin zarar göreceği aşikardır.
İnsanların erdemlerini övmek ve kötülüklerini kınamaktan eşit derecede kaçınmak;
ne eşit muamele yapmaktır, ne de adalet. Böyle bir tarafsızlıkla verilen tek
mesaj; ne iyinin, ne de kötünün sizden hiçbir şey beklememesi gerektiğidir ki;
böyle bir tavırla, iyiye ihanet ve kötüyü teşvik etmekten başka hiçbir şey
başarılamaz.
Öte yandan, ahlaki yargıda bulunmak da büyük bir sorumluluktur. Yargıç
olacak birisinden, yanılmazlık beklenmez; fakat, sağlam bir karakter beklenir;
yani, herkes gibi, bilgi eksikliğinden veya yanlış bilgiden dolayı hata
yapabileceği kabul edilmekle birlikte, sarsılmaz bir karakter bütünlüğüne sahip
olması, bilerek hiçbir kötülük yapamayan biri olması şarttır. Nasıl ki, bir
hukuk yargıcı, yanlış deliller yüzünden yanılabilmek ve hatalı karar
verebilmekle birlikte; asla, varolan delilleri görmezden gelmez, rüşvet almaz ve
zihninin yargılama yeteneğini, kişisel duygu, heyecan, arzu veya korkulara
engelletmezse; aynı şekilde, her rasyonel insan da, aynı tavizsizlikteki bir
tutarlılığı, kendi zihninin mahkeme salonunda sürdürmelidir; üstelik, onun
sorumluluğu daha da büyüktür; çünkü, bir yargıcın hatasını düzeltebilecek bir
çok kamu odağı varken; O, kendi bilincinde yalnız olacaktır.
Ahlaki yargılamadan kaçış, yani ahlaki korkaklık, iyiye taraf
olmaktan ve kötüye muhalif olmaktan korkmak demektir. Rasyonel bir insan,
"Yargılama ki, yargılanmayasın!" hükmünü reddedip, "Yargıla ve yargılanmaya
hazır ol!" düsturunu benimsemelidir.
Fakat, ahlaki yargılama ile psikolojik teşhis karıştırılmamalıdır: ahlaki
yargılama, bir insanın eylemleri, sözleri ve bilinçli kanaatleri üzerinde
yapılır; bilinçaltı ile ilgili çıkarsamalardan yola çıkarak yapılmaz.
2.7.2
Gri renk ahlakı
Altrüizmi benimsemiş bir insanın her zaman ahlaki olabilmesi mümkün
değildir. Bu olgu sık sık şu sloganla itiraf edilir: "Siyah veya beyaz yoktur;
sadece gri vardır."
Kişiler, eylemler, prensiplerle ilgili söylenen bu sözdeki "siyah veya
beyaz," "kötü veya iyi" anlamına gelir.
Bu sloganı kabul edenlerin bir kısmı; değerlerin gereksizliğini veya
sübjektifliğini savunan, -yani, "iyi ve kötü" diye bir şey olmadığını veya bunun
objektif ölçüleri olamayacağını öne süren- tam bir ahlaki nihilizmin
savunucularıdır. Diğer kısmı ise, eksik bir akıl yürütme sonucu, bu slogana
taraf olmuşlardır. Nihilistle akli bir tartışma mümkün değildir. Ama, gri renk
ahlakının mantıksızlığı, rasyonel bir insana teşhir edilebilir.
Bu slogan bir yandan "siyah veya beyaz yoktur" derken, öte yandan
bunların varlığını zımnen kabul ediyor; çünkü, gri, siyah ve beyazın
karışımından başka bir şey değildir.
Nasıl ki, bir insanın, epistemolojik olarak, "gri" diye bir şeyi tefrik
edebilmesi için, önce "siyah" ve "beyaz"ın ne olduğunu bilmesi gerekirse; aynı
şekilde, ahlaki alanda da, bir karma kötü-iyiden önce, neyin kötü ve neyin iyi
olduğunu bilmesi gerekir. Bir alternatifin iyi, diğerinin kötü olduğu
belirlendikten sonra, bir karışımı seçmenin hiçbir haklılığı olamaz. Kötü olduğu
bilinen kısmın seçilmesinin hiçbir mazereti yoktur.
Eğer bir ahlak sisteminin pratiğe geçirilmesi imkansızsa; yapılacak şey:
o ahlak sisteminin kurbanlarını "gri" olarak mazur göstermek yerine, o ahlak
sisteminin, "siyah" olarak mahkum edilmesidir. Eğer bir ahlak sistemi, uzlaşmaz
çelişkileri tavsiye ediyorsa; yani, insan, bir açıdan iyiyi seçmekle, başka bir
açıdan kötü oluyorsa; "gri" mazur görülecek yerde; o ahlak sistemi "siyah"
olarak reddedilmelidir. Bir ahlak sistemi ile realite arasında hiçbir bağlantı
yoksa; yani, bir ahlak sistemi, inançla kabul edilmesi istenen bir dizi keyfi,
sebepsiz, bağlamdan kopuk emirden ibaret olup, insanın pratik hayatına hiçbir
rasyonel rehberlikte bulunmuyorsa; "gri" mazur görülecek yerde, o ahlak sistemi
"siyah" olarak reddedilmelidir. Hem; bu irrasyonel ahlak sistemlerinin
kurbanlarının "siyah" olarak mahkum edilmemesi için hiçbir objektif sebep
yoktur.
Eğer karmaşık bir ahlaki meselede; bir insan, neyin doğru olduğunu tayin
etmek için bütün gayreti gösterir ve yine de yanılırsa; o insan, "gri" olarak
nitelenemez; ahlaken "beyaz"dır. Yaptığı hata bir bilgi hatasıdır; ama, ahlak
ihlali değildir; çünkü, rasyonel bir ahlak yanılmazlık ve "Alim-i Mutlak"lık
gerektirmez. Fakat, ahlaki yargı sorumluluğundan kaçmak için, gözünü ve zihnini
kapatırsa; meseledeki olguları görmezden gelmeye ve bilmemeye çalışırsa, "gri"
olarak nitelenemez; ahlaken, "siyah"tır.
"Siyah veya beyaz yoktur; sadece gri vardır" sözü, başka bir klişenin
değişik kelimelerle tekrarı gibi öne sürülür: "Bu dünyada kimse mükemmel
değildir." Kimsenin mükemmel olmadığını iddia ederek söylemeye çalıştıkları şey
şudur: "Herkes iyi ve kötünün (beyaz ve siyahın) bir karışımıdır; dolayısiyle,
ahlaken gridir." İnsanların çoğu böyle bir tasvire uyduğundan; bu, tabii bir
olgu zannedilmektedir. Unutulan şey, ahlakın insanın seçeneğine açık olan
konularla uğraştığı, dolayısiyle hiçbir istatistiki genellemenin bu konuda
yerinin olamayacağıdır. Üç milyar dünya vatandaşından sadece bir tanesi bunu
başarabilmiş olsa dahi, ahlaki mükemmelik amaçtır. Hatta bu güne kadar hiç kimse
başarmamış olsa dahi, objektif olarak tanımlanıp, pratik mümkünlüğü mantıken
gösterilebildikten sonra, ahlaki mükemmellik amaçtır.
"Siyah veya beyaz yoktur; sadece gri vardır"ı savunan bir insana
verilecek cevap, "Kendi adınıza konuşuyor olmalısınız; ben sadece beyaz olmak
için çalışıyorum!" olmalıdır. Genel olarak, "insanlar, tamamen kötü veya tamamen
iyi olmak istemiyorlar" diyen "gri"
savunucusunun, özel olarak söylemek istediği şey, şu basit yakarıştır: "tamamen
iyi veya tamamen kötü olmak istemiyorum; ama, beni lütfen tamamen kötü olarak da
görmeyin".
Ahlakta "gri" yoktur. Spesifik bir şey veya davranışın, spesifik bir
açıdan, aynı zamanda hem iyi hem de kötü olduğunu iddia etmek, belirsizliğe
teslim olmaktır. Nasıl ki, epistemolojide belirsizliğe tapmak, akla karşı bir
isyansa; aynı şekilde, ahlakta griye tapmak, ahlaki değerlere karşı bir
isyandır. Her ikisi de, realitenin mutlaklığına bir isyandır.