2.7.5
Bireycilik ve Sahteleri
Bireycilik, hem ahlaki-politik, hem de ahlaki-psikolojik bir kavramdır.
Ahlaki-politik bir kavram olarak bireycilik, birey haklarının üstünlüğü
prensibinin kabulü demektir: insan, başlı başına bir amaçtır, başkalarının
amaçlarının bir aracı olamaz. Ahlaki-psikolojik bir kavram olarak bireycilik,
bireyin zihni bağımsızlık prensibinin kabulü demektir: insan, bağımsız olarak düşünmeli,
yargılamalı ve hiçbir şeye kendi aklının hükümranlığından daha üstün bir yer
vermemelidir.
İnsan hayatını değer standartı
olarak kabul eden rasyonel bir ahlak isbatlamıştır ki: insanın, insan olarak, rasyonel bir varlık
olarak hayatta var kalabilmesi için, -psikolojik ve politik anlamda- bireycilik,
objektif bir ihtiyaçtır.
Rasyonel anlamındaki bu gerçek bireycilik yerine, sık sık, "başkalarının
haklarına riayet etmemek; arzulanan herşeyi yapmak" anlamı atfedilen bir sahte
bireycilik anlayışı ortaya atılır. Bu anlayışın ifadesi olarak, genellikle
Nietzche ve Max Stirner'den alıntılar yapılır. Bireyciliğin bu sahte türünün,
bireycilik olduğu; kendini başkalarına feda etmeyi reddeden bir insanın, hemen
başkalarını kendine feda etmeye niyetleneceği inancı, altrüistlerin, rasyonel
bir bireyciliği karalamak için kullandığı bir silahtır.
Rasyonel bir bireyciliği, sahtelerinden ayırt etmek için bazı hususları
hatırlatmak yararlı olacaktır:
a) Rasyonel bireycilik, insanın insan olarak hayatta kalabilmesinin
zorunlu kıldığı objektif bir ahlaktan kaynaklanır. Bu ahlak, insanların
vazgeçemeyeceği bir objektif ihtiyaç olarak bazı erdemler tanımlamıştır.
Rasyonel bireycilik, bireylerin bu erdemlere sahip olmasını mümkün kılan bir
politik alet olan birey haklarının vazgeçilmezliğinin kabulü demektir. Başka
insanların haklarını ihlal eden bir insan, bu hakları kendisi için talep edemez:
bireyci olamaz.
b) Rasyonel bireycilik, sadece insanın kollektif için yaşamasını
reddetmekten ibaret değildir. Rasyonel bir bireyci, kendi hatırı için yaşar;
fakat, kendi zihninden ve çalışmasından
kaynaklanan bir hayat sürdürür; kendisini kimseye feda etmediği gibi, kimseyi
kendine feda etmez: insanlarla değer mübadele eder, onları yağmalamaz.
c) Rasyonel bireyci, kendi zihni hükümranlığı ile yaşar ve bağımsız düşünce ile sübjektif bir duygu arasındaki farkı bilir. Sahte
bireyci, "bağımsız düşünce" ile "bağımsız duygu"yu aynı şey zanneder. "Bağımsız
duygu" diye bir şey yoktur; sadece, bağımsız zihin ve onun ürünü olan bağımsız
düşünce vardır. Duyguları belirleyen, ahlaki değerler, ahlaki değerleri
belirleyen bağımsız zihindir. Arzulanan her şeyi yapmak, bir bireycinin değil,
bir irrasyonelin işidir.
d) İsyankarlık ve gayrı-konvansiyonel oluş da, başlı başına, bireyciliğin
bir kanıtı değildir. Bireycilik, sadece konformizme karşı olmaktan ibaret
değildir. Konformist, "bu doğrudur; çünkü, başkaları öyle inanıyor" diyen
insandır. Fakat, bireyci "bu doğrudur; çünkü, ben öyle inanıyorum" diyen insan
da değildir. Bireyci, "buna inanıyorum;
çünkü, bunun doğru olmasının sebeplerini görüyorum" der. Akli gerekçelerini
bulduğunda konvansiyonlara karşı çıkmak, isyan etmek bireyciliktir; fakat,
hiçbir gerekçesiz, sırf "Ben istedim oldu!" yaklaşımıyla eksantriklik yapmak
bireycilik değil, sübjektivizmdir. Ne kafiyesi, ne ölçüsü, ne insicamı, ne de
başkasına vereceği bir anlamı olan bir şiir yazmak bir sübjektivizmdir; ama, bir
bireycilik değildir. Ne ritmi, ne de melodisi olan bir müzik yazmak bir
sübjektivizmdir; ama, bir bireycilik değildir. Hiçbir toplumsal sağlık kuralına,
kasden riayet etmemek bir psikopatlıktır; ama, bir bireycilik değildir.
e) Kabileciliğe karşı oluş, bireyciliğin tabii bir sonucudur. Fakat,
kabileciliğe karşı olan her insan, bir bireyci demek değildir: o insan, bir yalnız kurt da olabilir. Bu
kurtların çoğunluğu, beklediğini bulamamış kabilecilerdir; kabile (veya
etraflarındaki insanlar) tarafından reddedilmişlerdir: bunlar, ya konvansiyonel
kurallara hiç uyamayan insanlardır, ya da manipülatif karakterleri, kabilesel
iktidar için rekabete girişemeyecek kadar aşikar ve kaba olan insanlardır.
Kavramsal bir zihniyete sahip olamayan yalnız kurt, sadece algılarının
rehberliğinde davranan bir tür entellektüel berduştur. Oradan buradan edindiği
rasgele düşünce parçacıklarıyla zihnini dolduran, bu düşünceleri keyfen sürekli
değiştiren, seyyar bir fikirler bit pazarı halinde dolaşan yalnız kurtun
davranışlarında bir tek sabit tavır vardır: bir guruptan bir başka guruba
sürüklenmek ve ne cins olurlarsa olsunlar, bir takım insanlara tutunarak onları
manipüle etmek. Bu tür insanları teşhisindeki en açık semptom, onların bir amoralist oluşlarıdır: kabilesel
yalnız kurtlar, kendilerini ve eylemlerini herhangi bir standartla yargılama
yeteneğinden yoksundurlar. Kendini-değerlendirmenin normal yörüngesi, soyut bir
değere referansla yapılır: "Ben iyiyim, çünkü rasyonelim" veya "Ben iyiyim,
çünkü dürüstüm" veya hiç değilse elden-düşme bir nosyonla, "Ben iyiyim, çünkü
insanlar beni sever" gibi. Amoralistin yörüngesi ise -kendisi nadiren ifade etse
bile- "Ben iyiyim, çünkü ben, benim"dir. Amoralizm, ahlaki sübjektivizmle
karıştırılmamalıdır: sübjektivist, değerlerini teşhis edemese de veya onların
objektif geçerliliğini isbat edemese de, -büyük bir psikolojik güçlükle de olsa-
pratikte onlara sadık kalabilir; amoralist, sübjektif değerlere de sahip
değildir; O, herhangi bir değerden
yoksundur.