2.7.4
Ahlak ve Taviz
Bir uzlaşma, karşılıklı tavizler vererek, çatışan taleplerde yapılan bir
ayarlamadır. Yani, bir uzlaşmada, her iki tarafta da haklı sayılabilecek bir
talep ve birbirine sunulacak bir değer vardır. Herşeyden önemlisi, bir
uzlaşmanın gerçekleşmesi için, çatışma konusu olan somut konular bir yana, her
iki tarafın da böyle bir anlaşmaya yaklaşımlarını belirleyen belirli bir
prensipte hemfikir olmaları gerekir.
Sadece, böyle bir prensibin hayata geçirilmesindeki somutluklar veya
spesifikler üzerinde bir taviz söz konusu olabilir. Mesela, pazarlıkla yapılan
alışverişte, varılan sonuç bir uzlaşmadır. Burada geçerli olan prensip, ticaret
prensibidir; yani, alıcı, satıcının ürünü için ödeme yapmak zorundadır. Fiyatın
veya ödeme şeklinin şu veya bu olması konusundaki pazarlık sonucu varılan fiyat
ve ödeme şekli bir tavizdir. Fakat, prensipte bir taviz söz konusu olamaz. Yani,
alıcı hiç bir şey ödemeden, satıcının ürününü almak isterse, bu konuda hiçbir
müzakere, hiçbir taviz, hiçbir uzlaşma söz konusu olamaz. Alışverişteki bu
prensip, ancak kriminal bir yolla
ihlal edilebilir; satıcının malı, ticaret prensibinin dışına çıkılarak elde
edilirse, bu bir gasp olur.
Bir hırsızla, mal sahibi arasında hiçbir uzlaşma mümkün değildir: iflah
olmayacak bir hırsıza, bir gümüş kaşık vererek, bir daha kendisinden mal
çalmamasını istemek bir uzlaşma değil, ona teslim olmaktır. İflah olmaz bir
hırsız, karşılığında hangi değeri verecektir? Tek taraflı taviz prensibi bir
kere kabul edilmeye görsün, tavizkar tarafın bütün haklarının ortadan kalkması,
sadece bir zaman meselesidir.
Özgürlük ve Devlet kontrolu arasında da hiçbir uzlaşma olamaz; "sadece
bir kaç kontrol"un ihdas edilmesi, vazgeçilmez birey haklarının teslimi ve onun
yerine Devlet'in sınırsız, keyfi iktidarının geçirilmesi demektir ki; özgür
insanların köleliğe doğru tedrici yürüyüşü böyle başlar.
Temel prensiplerden hiçbir taviz verilemez. Ölmek ve yaşamak arasında
veya doğru ve yanlış arasında veya akıl ve irrasyonellik arasında veya iyi ve
kötü arasında, nasıl bir uzlaşma olabilir ki?
Bugün bir çok insan, taviz ve uzlaşmadan bahsettiğinde kast edilen şey,
genellikle, meşru bir alışveriş olmayıp, birisinin prensiplerine ihanetidir;
prensiplerini, yersiz, irrasyonel bir talebe teslim etmesidir. Bunu mümkün kılan
doktrin, ahlaki sübjektivizmdir. Ahlaki
sübjektivizm, şunların kabulüdür:
a) "Bir arzu veya kapris indirgenmez bir ahlak
birincilidir."
b) "Her insan, ifade edeceği bir arzusunun gerçekleşmesi hakkına
sahiptir."
c) "Bütün arzular, eşit ahlaki geçerliğe sahiptir."
d) "Başkalarıyla geçinmenin tek yolu, herkesle uzlaşmak, kendinden
istenen herhangi bir şeyi teslim etmektir."
Böyle bir doktrinden kimin
yararlanıp, kimin zarar göreceği açıktır. "Uzlaşma" kavramını duyan rasyonel bir
insan; kastedilen şeyin, gerçekten meşru bir işlem mi, yoksa bir teslimiyet mi
olduğuna dikkat etmelidir.
"Taviz" konusunda bir çok insan, temel bir prensip ile spesifik bir arzu
arasındaki farkı gözden kaçırır. Prensiplerde tavizkarlık, birisinin rahatının
değil, kanaatlerinin ihlali demektir. Birisinin sevmediği bir işte çalışması
taviz değildir; ama, kötülük olduğunu bildiği bir işi yapması tavizdir;
fikirlerini paylaşmadığı bir işverenin yanında çalışmak taviz değildir; ama,
fikirlerini paylaşıyor gibi görünmek tavizdir.
Ahlaki prensiplerden hiçbir
taviz verilemez. Nasıl ki, besin ve zehir arasındaki bir uzlaşmada sadece ölüm
kazanırsa; bir kuyu iyi suya atılan bir bardak zehir, bütün suyu içilmez
kılarsa; aynı şekilde, iyi ve kötü arasındaki bir uzlaşmada, sadece kötü
kazanır.