2.2 DEĞERLERİN REALİTEDEKİ
KÖKENİ
Rasyonel bir ahlakı tanımlamak için atılacak ilk adım, insanın neden bir değerler sistemine sahip
olmak zorunda olduğunu kanıtlamaktır.
"Değer," bir canlının elde etmek ve/veya muhafaza etmek için uğrunda
davrandığı şeydir. "Değer" kavramı, irrasyonel ahlaklarda olduğu gibi, boşlukta
asılı bir soyutlama değildir, başlıbaşına bir anlam ifade etmez. Realitedeki
olgulara tekabül eden "değer", daima şu iki soruya verilecek cevaplarla anlam
kazanır: bu değer, kime yarayacaktır ve ne elde etmeğe yarayacaktır? Ki bu
sorular, bir amaca giderken çıkan alternatifler karşısında davranmaya muktedir bir
canlının, biyolojik bir varlığın bulunduğunu varsayar.
Evrendeki temel alternatif, varolmak veya yokolmak arasındadır; ve bu
alternatif, sadece canlı organizmalar için söz konusudur. Cansız maddelerin
varoluşu hiçbir şarta bağlı değildir; onlar, şekil değiştirerek de olsa daima
vardır. Canlıların varoluşu ise, belirli bir davranış tarzı içinde olup
olamadıklarına bağlıdır. Yiyecek bulamayan hayvan, köklerinden, yapraklarından
gerekli maddeleri alamayan bitki ölür; çünkü, yaşamaları için gerekli
değerlerden birini (besin) elde edememişlerdir. Yaşayan her organizma, sürekli
olarak yaşam ve ölüm alternatifiyle karşı karşıyadır. Yani, yaşamak canlılar
için otomatik bir hadise değil, canlının kendisinin başlatıp sürdürdüğü bir
eylemlilik halidir. Bir canlı, bu eylemi başaramazsa ölür; elementleri evrende
kalır. "Değer" kavramını mümkün kılan kavram "yaşam" kavramıdır. Bir değerden,
şeylerin iyi veya kötü olduğundan bahsedebilmek, sadece canlılar açısından
mümkündür.
Bir canlının hayatta kalması iki faktöre bağlıdır: birincisi, çevresinden
elde ettiği maddeler; ikincisi, bu maddeleri uygun bir şekilde kullanmak üzere
kendi bünyesinin ortaya koyduğu eylem. Buradaki uygunluk hali, hangi standart
açısından söz konusudur? Bu standart o canlının hayatıdır; yani, o canlının
hayatta kalması için gerekli olan şeyler uygundur.
Bir canlının bu konuda yapabileceği hiçbir seçim yoktur: hayatta kalması
için neyin gerekli olduğunu, o canlının tabiatı, yani ne tür bir canlı
olduğu gerçeği belirler. Tek hücreli bir hayvanın zarı, besin geçirmez hale
gelirse ölür veya bir insanın kalbi durursa ölür. Her canlının bünyesi, hayatı
devam ettirmek için sürekli çalışmak zorundadır; yani hayat, her canlının nihai değeridir.
Bütün değerler, nihai değere varmak için bir
araçtır. Bir başka deyişle, nihai değer, başka bütün değerlerin
standardıdır. Yani, bir canlının hayatı, o canlının değer standardıdır: hayatını
mümkün kılan, geliştiren şey iyidir, hayatını tehdit eden şey kötüdür. Hava, bir insan için iyidir, fakat ancak havasız bir
ortamda yaşayabilen bir tek hücreli canlı için kötüdür.
Nihai bir amaç olmaksızın hiç bir amaçtan bahsedilemez. Değerler
hiyerarşisinin tamamı, başlı-başına bir amaç olan nihai bir hedef istikametinde
kurulur.
Bazı felsefelerde, nihai amaçlar ve değerler ile realitedeki olgular
arasında hiç bir bağ tesis edilmez. Realiteden kopuk, boşlukta gezen değerlerden
bahsetme sakatlığı, irrasyonel bir felsefenin alameti farikasıdır. Tekrar
edelim: canlıların varolması ve yaşayabilmesi olgusu, değerleri gerekli kılar ve
nihai değer, canlının hayatıdır.
Değerleri, sadece realitedeki olguların gerekli kıldığı gerçeği, değer
yargılarının sağlamasını yapabileceğimiz tek referans sistemini belirler:
realitedeki olgular. Bir canlının ne olduğu olgusu, onun nasıl davranması gerektiğini
belirler.
İnsan, "değer" kavramını ilk defa nasıl keşfeder? "İyi veya kötü"
konusuyla en basit anlamında nasıl tanışır?
İnsan, zevk veya acı olarak tesir bırakan ilk fiziki
duyumlar sayesinde "değer" kavramıyla tanışır. İnsan bilincinin gelişmesi
sürecinde, duyumlar, bilgilenmenin olduğu gibi değerlendirmenin de ilk aşamasını
teşkil eder.
Zevk veya acı hissetme kapasitesi insanda doğuştan mevcuttur; insanın tabiatının bir parçasıdır. Bu konuda
yapabileceği bir seçim yoktur: insan mutlaka acı ve zevk duyabilen bir yaratık
olarak dünyaya gelir. Ayrıca fiziki olarak neyin zevk, neyin acı vereceğinin
standardı konusunda da bir şey yapamaz; bu bellidir. Nedir bu standart? Hayatı.
İnsanın ve bu kapasiteye sahip diğer canlıların vücudundaki acı-zevk
mekanizması, organizmanın hayatını koruyan otomatik bir muhafız gibi çalışır.
Acı hissetmek, tehlikeye işaret eden bir ikaz sinyalidir; organizmanın yanlış bir hareket çizgisi
izlediğini gösteren veya gerektiği şekilde işlemesini önleyen bir şeyin
varlığını haber veren veya düzeltmesi gereken bir duruma maruz kaldığını
bildiren bir mesajdır. Bunun en iyi izahını, çok az rastlanan bir hastalıkta
görebiliriz. Bazı çocuklar, hiç bir ağrı-acı hissetme mekanizmasına sahip
olmadan doğarlar; neyin onları yaralayabileceğini kendiliğinden keşfedemezler;
hastalıklarda acı duymazlar; bu tür insanlar, genellikle uzun yaşayamaz; çünkü,
küçük bir kesik, ölümcül bir enfeksiyona sebep olabilir, önemli bir hastalık
artık çok geç olana kadar keşfedilmeden kalabilir.