2.2.3
İnsanın Tabiatı ve değerler
İnsanın böyle bir otomatik hayatta kalma mekanizması yoktur. Hiç bir
otomatik bilgisi, hiçbir otomatik davranış çizgisi, hiçbir otomatik değer
sistemi yoktur. Duyuları ona, neyin iyi neyin kötü olduğunu, neyin hayatına
yararlı, neyin zararlı olduğunu, hangi amaçlar peşinde hangi araçlarla gitmesi
gerektiğini, hayatının hangi değerleri gerekli kıldığını ve
onları nasıl elde edeceğini söylemez. Bütün bu sorulara verilecek cevapları,
kendi bilinci sağlamak zorundadır; fakat, bilinç otomatik olarak çalışmaz. İnsan,
yeryüzünde yaşayan en yüksek seviyeli canlı türüdür; yani, bilincinin elde
edebileceği bilgilerin hiçbir sınırı yoktur. Fakat, insan aynı zamanda, bilinci
olan diğer canlılar arasında, bilinçli olarak kalmak konusunda hiçbir garantiyle
doğmayan tek canlıdır. İnsanı, bilinçli olan diğer yüksek seviyeli canlılardan
tefrik eden hususiyet, insan bilincinin iradi olmasıdır.
Nasıl ki, bir bitkinin gövdesindeki fonksiyonlardan doğan otomatik
değerler, bitki için yeterlidir, ama hayvan için yetersizdir; aynı şekilde, bir
hayvan bilincinin duyusal-algısal mekanizmalarının sağladığı otomatik değerler,
bir hayvanı yöneltmeğe yeterlidir, ama insan için yetersizdir. İnsan
davranışları ve hayatta kalma sorunu, kavramsal bilgiden türetilen kavramsal değerlerin rehberliğini
gerekli kılar. Fakat, kavramsal bilgi, otomatik olarak elde edilmez.
Kavramlar insan zihninde nasıl doğar? Bir çocuğun zihninde doğan ilk
kavram nasıl oluşur? Çocuğun ilk kavramı, iki veya daha fazla somut şeyin, diğer
şeylerden, spesifik karakteristik(ler)e sahip oluşlarıyla ayırd edilebilmesi
sayesinde zihnen tecrit edilmesi ve spesifik bir tanım altında birleştirilmesi
ile doğar. Burada söz konusu olan, ayırt edici yanın veya tanımın mükemmel
olarak tesbit edilebilmesi değildir. Çocuk, "insan" diye bir kavramdan
bahsedince, belki sadece "iki ayaklılığı" ayırt edici özellik olarak kullanır ve
buna dayanan bir tanıma sahiptir; fakat, bu kavramı teşkil ederken, doğru bir
işlem yapmaktadır; bilgisi geliştikçe, "insan" kavramının gerçek ayırt edici
yönünü bulup, ona uygun bir tanıma sahip olacaktır.
Somut şeylere işaret eden kavramlardan kalkarak, benzer bir işlemle soyut
kavramlar, soyut kavramlardan da, yine benzer bir işlemle daha soyut kavramlar
teşkil edilir. Bir lisandaki her kelime bir kavrama, yani sınırsız sayıda somut
şeye veya sınırsız sayıda başka kavrama işaret eder. Duyular yoluyla edindiği
algısal materyali kavramlar içinde; kavramları, daha geniş kavramlar içinde
organize edebilen bir canlı olan insan, sınırsız miktarda bilgiyi kavrayıp
saklayacak bir kapasiteye sahiptir. Bu kapasite sayesinde, herhangi bir anın
algısal olarak bilinmesinden çok daha ötede bir zamana uzanan bilgileri elde
edebilir. İnsan duyu organları otomatik çalışır; insan beyni, bu duyu
bilgilerini, algılar halinde otomatikman bütünleştirir; fakat, algıların,
kavramlar halinde bütünleştirilmesi, yani soyutlama ve kavram-teşkili işi, ilkel
düzeyler ötesinde otomatik değildir.
Kavram-teşkili, "masa," "sandalye," "sıcak," "soğuk" gibi basit
soyutlamaları yapabilmek ve konuşmaktan ibaret değildir. Kavram-teşkili, insan
bilincinin, işletim yöntemidir. "Kavramlaştırma" adını verdiğimiz bu yöntem,
rasgele izlenimlerin pasif bir şekilde kaydedilmesini değil, aktif bir süreci
ifade eder. Bu sürecin işlevi:
a) İzlenimleri, kavramsal terimlerde anlayıp teşhis
edebilmek;
b) Her olayı, her gözlemi, kavramsal bir bağlama
yerleştirebilmek;
c) Algısal materyaldeki ilişkileri, farklılıkları, benzerlikleri
kavrayıp; onları, yeni kavramlar halinde soyutlayabilmek;
d) Akıl yürütülebilmek; yeni sorular sorup, yeni cevaplar bularak,
bilgiyi sürekli büyüyen bir şekilde tutabilmektir.
Bu sürecin adı düşünmektir; ve bu süreci yöneten ve
kavramlar vasıtasıyla çalışan yeteneğin adı akıldır.
Akıl, duyu organlarının sağladığı
materyali algılayan, teşhis eden, zihne bütünleştiren veya böyle bir süreçle
zihinde üretilmiş kavramları bilincin kullanımına getiren yetenektir. Bu
yetenek, otomatik olarak işlemez; akıl kullanmak için, herhangi bir insanın akıl
kullanma eylemini seçmesi gerekir; insan, gayret göstererek düşünür. İnsan,
hayatının her anında ve her konu üzerinde, düşünmekte veya düşünmekten
kaçınmakta serbesttir. Düşünmek, tam ve odaklanmış bir teyakkuz gerektirir. Bir
insanın bilincini odaklaması, konsantre olması, ancak iradi bir çabayla
mümkündür.
Her insanın önünde iki tür hayat mevcuttur. Realitenin tam olarak
kavranması görevine zihnini aktif ve gayeli olarak odaklayabilen, yani realiteyi
kavramsal olarak anlayabilen ve bu gayreti idame ettirebilen kişi, -verili
tarihsel bağlamda mümkün olduğu ölçüde- bütün insani potansiyelini
değerlendirebileceği bir hayat yaşar. İkinci tür hayat, bu zahmeti göstermeyen
kişinindir ve irrasyonellik diye tanımlanan hal budur. İnsan, kavramlaştırıcı
bir bilinç düzeyine erişmeyi seçmezse; bilinçlerinin kullanımına iki alet kalır:
zihinlerindeki otomatik, algısal, hayvani fonksiyonlar ve kavramsal düzeye
gelebildikleri kısa sürelerde edindikleriyle rasgele programlanmış bir duygusal
mekanizma. Sürekli düşünmek işini seçmeyen bu insan, kendisini yarı-bilinçli bir
uyurgezer haline getirir; kontrolsuz bir duyusal-algısal mekanizmanın ve bazan
rasgele yaptığı bölük-pörçük çağrışımların insafında yaşayan, içinde bulunduğu
anda ortaya çıkan tesadüfi stimuluslara tepki göstermekten ibaret bir davranış
biçimi içinde bulunan bu kişi, ancak insan-altı bir hayat sürdürebilir.
Zihnini odaklamayı seçmeyen bir insan, kelimenin insan-altı anlamında
bilinçli sayılabilir; çünkü, -üst-seviyeli hayvanlar gibi o da- duyumlar ve
algılar yapabilir. Fakat, kelimenin insani anlamında, odaklanmamış bir zihin,
bilinçli değildir; realiteden tam haberdar
olmak ve bu realiteyle baş edebilmek için, yani insanın insan olarak hayatta kalması için
gerekli eylemleri yönetebilecek bir kapasite olan insan bilinci, ancak
odaklanmış bir gayretin ürünüdür.
"Düşünmek veya düşünmemek" arasındaki seçim, "odaklanmak veya
odaklanmamak" arasındaki seçimdir. "Odaklanmak veya odaklanmamak" arasındaki
seçim, "bilinçli olmak veya olmamak" arasındaki seçimdir. "Bilinçli olmak veya
olmamak" arasındaki seçim, yaşam ve ölüm arasındaki seçimdir.
Bilinçlilik, ona sahip olan canlıların temel hayatta kalma aracıdır.
İnsan açısından bu bilinçlilik hali, akıllı olmaktır; yani, insanın temel
hayatta kalma aracı aklıdır. İnsan, hayvanlar gibi sadece algıların
rehberliğinde hayatta kalamaz. Bir açlık duygusu, insanın yiyeceğe ihtiyacı
olduğunu (bunu "açlık" diye tanımasını öğrenmişse) söyleyecektir; fakat,
yiyeceğini nasıl elde edeceğini, hangi yiyeceğin iyi, hangisinin zehirli
olduğunu söylemeyecektir. Bir düşünce sürecini işletmeksizin, en basit fiziki
ihtiyaçlarını bile elde edemeyecektir. Tohum ekerek yiyecek yetiştirmeye veya
avlanacak silah yapmaya yarayacak bilgiyi, ancak bir düşünce süreci ile
keşfedebilir. Algıları, onu, -civarda mevcutsa- bir mağaraya götürebilir; fakat,
en basit bir barınağı inşa etmek için dahi, bir düşünce sürecine ihtiyaç duyar.
Hiçbir algı, hiçbir içgüdü, ona, nasıl ateş yakacağını, nasıl kumaş
dokuyacağını, nasıl alet yapacağını, nasıl tekerlek yapacağını, nasıl otomobil
yapacağını, nasıl beyin ameliyatı yapacağını söylemeyecektir. Fakat, insan
hayatı böyle bilgilere dayanır ve sadece iradi bir bilinçlilik eylemi, bir
düşünce süreci, bu bilgileri ona sağlar.
Fakat, insan sorumluluğu buradan da öteye gider: bir düşünce süreci,
otomatik, içgüdüsel, gayrı-iradi olmadığı gibi, yanılmaz da değildir. İnsan,
düşünme sürecini başlatmak, sürdürmek ve bu faaliyetlerinden doğan sonuçların
sorumluluğunu taşımak zorundadır. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu nasıl
belirleyeceğinin yollarını keşfetmek, yapabileceği hataları düzeltmek
zorundadır. Kavramlarının, akıl yürütmelerinin, bilgisinin, doğruluğunu tahkik
etmenin yollarını keşfetmek zorundadır. Düşünmenin kurallarını, mantık
kanunlarını keşfetmek zorundadır. "İnsanın zihni gayretleri, ona mutlaka doğru
sonuç verecektir" diyen hiçbir otomatik garantiyi, tabiat insana vermez.
Bilinçli olma potansiyeli ve bu potansiyelin, üzerinde aktüelize olabileceği
materyalden başka, insana doğuştan verilen hiçbir hayatta kalma mekanizması
yoktur. Bilinçli olma potansiyeli harika bir makinadır, süper bir bilgisayardır;
fakat, bu bilgisayar, yeni doğan insana programcısız ve tamir/bakım teknisyensiz
olarak verilir; bilgisayarın usulüne uygun kullanılması için aday olan programcı
ve tamir/bakım teknisyeni, bu insanın kendisinden başka kimse değildir -eğer bu
insan, bilgisayarından yararlanmayı seçerse. Onu nasıl kullanacağını
keşfetmek, çalıştırmak ve sürekli çalışır vaziyette tutmak, kendi görevidir.
Materyal ise bütün evrendir; elde edebileceği bilgilerin ve hayattan alabileceği
zevkin miktarına, hiçbir sınır yoktur. Fakat, ihtiyaç duyduğu veya arzuladığı
herşey, kendisi tarafından, yani kendi seçimi, kendi
gayreti, kendi aklı tarafından keşfedilmeli, öğrenilmeli ve üretilmelidir.
Otomatik bilgiye sahip olmayan bir varlık, kendisini yöneltmek için,
otomatik bir davranış çizgisi ve otomatik bir değerler sistemine de sahip
değildir. Hangi bilginin doğru veya yanlış olduğunu otomatik olarak bilmeyen bir
varlık, hangi davranışın doğru veya yanlış olduğunu, yani kendisi için neyin iyi
neyin kötü olduğunu da otomatik olarak bilmez. Fakat, yaşamak için bu bilgiye
ihtiyacı vardır. Bu varlık, realitenin kanunlarından muaf değildir: belirli bir
tabiata sahip olan, belirli bir organizmadır; dolayısiyle, hayatta kalmak için
belirli bir davranış çizgisine ihtiyacı vardır. Hayatta kalması, keyfi
araçlarla, rasgele hareketlerle, kör dürtülerle, şansla mümkün değildir. Nasıl
hayatta kalacağı tabiatı tarafından belirlenmiştir, kendi seçimine açık
değildir. Kendi seçimine açık olan şey, sadece nasıl hayatta kalacağını keşfedip
keşfetmeyeceği, yani doğru amaçları ve değerleri keşfedip
keşfetmeyeceğidir. Yanlış seçim yapmakta serbesttir; fakat, bu yanlış seçime
rağmen başarıya ulaşmakta serbest değildir. Realiteyi görmezden gelmekte
serbesttir; zihnini odaklamayıp, yalpalayarak, istediği yola girmekte
serbesttir; fakat, görmeği reddettiği bir uçurumu bertaraf etme serbestisi
yoktur. Herhangi bir bilinçli organizma için bilgi, hayatta kalma aracıdır;
yaşayan bir canlı için bilgi, yani bir şeyin ne olduğu sorusuna bulduğu cevap, o
şeyle ilgili nasıl sorusuna aradığı cevabı da
içerir. Bir değerin ne olduğu, onu nasıl elde edebileceğimizi de
belirler; bir tehlikenin ne olduğu, ondan nasıl korunabileceğimizi de
belirler. İnsan, bilinçli olmamak halini seçmekte serbesttir; fakat, bilinçli
olmama halinin cezasından kaçmağa muktedir değildir: yok olma. İnsan, kendini
tahrip etme gücüne sahip olan tek canlıdır; ve tarihinin çoğu dönemi, bu gücünü
kullanmıştır.
Peki, insanın peşinde gitmesi gereken doğru amaçlar nelerdir? Hayatta
kalabilmesi hangi değerleri gerekli kılar? Bu sorular, ahlak biliminin cevaplayacağı
sorulardır. İşte insan bunun için, yani insan olarak hayatta kalabilmek için,
ahlak sistemine ihtiyaç duyar.
Bu noktada, artık irrasyonel ahlak doktrinlerinin ne anlama geldiği
anlaşılabilir. Kimse artık şunlara bizi inandıramamalıdır:
a) "Ahlak, aklın alanı dışındadır."
b) "Akıl, insan hayatının nihai rehberi olamaz."
c) "İnsani amaç ve değerler, oyla veya kişisel kaprisle veya mistik dikte
ile tesbit edilmelidir."
d) "Ahlakın, realiteyle, mevcudiyetle, pratik faaliyetlerle ve kişisel
çıkarlarla ilgisi yoktur."
e) "Ahlaklı olmak, ancak öldükten sonra işe yarayan bir
şeydir."
f) "Sadece 'tabiat-üstü' bir varlığa inananlar ahlaklı
olabilir."
Ahlak, mistik bir fantezi değildir; sübjektif bir lüks gibi, herhangi bir
olağanüstülükte değiştirilebilecek, bir kenara atılabilecek veya
vazgeçilebilecek sosyal bir konvansiyon da değildir. Ahlak, ne "tabiat-üstü"nün,
ne komşunuzun, ne kendi keyfinizin hatırına sahip olmanız gereken bir şeydir.
Ahlak, realitenin hatırına, insanın tabiatının hatırına sahip olmanız gereken
bir şeydir. Ahlak, insanın hayatta varkalması
şartlarının belirlediği, objektif, metafizik bir ihtiyaçtır. Ahlaka
sahip olmamak, "öbür dünyada" değil, yeryüzünde, realite tarafından
cezalandırılacak bir
kusurdur.
Ahlakın değer standardının ne olduğu, yani neyin iyi neyin kötü olduğunu
yargılamada kullanılacak kriter ortadadır: insan hayatı, yani insan olarak hayatta var
kalabilmesinin gerekli kıldığı şeyler.