S.SAKMAN
1.2.1.1
"Tabiat-üstü" Argümanları ve İçlerindeki Temel Yanılgı
"Tabiat-üstü"nün
varlığını -"akla dayalı" olarak- savunan spesifik argümanları tartışmadan
önce, bu argümanların temelinde yatan yanılgıyı ortaya koymak yararlı olur.
Mantık
yanılgılarından biri, "isbata çalışılan şeyi doğru varsayma"
veya "dairesel argümantasyon" yanılgısı
olarak adlandırılır. Bu yanılgı şu iki tarzdan birine benzer biçimde ortaya
çıkar:
1.
aynı cümle bir argümantasyonun hem öncülü, hem de sonucu olarak kullanılırsa;
veya,
2.
sonuç doğru varsayılmaksızın, öncüllerden birinin doğruluğunun isbatı mümkün
olmazsa. Mesela,
A
der ki: "Şahıs-X, ilahi mesajlar almışdı."
B
sorar : "Nereden biliyorsun?"
A
: "Kitap-Y böyle yazıyor."
B
: "Kitap-Y'nin güvenilir olduğunu nereden biliyorsun?"
A
: "Çünkü, Kitap-Y, ilahi bir zat olan Şahıs-X tarafından yazılmıştır."
"Tabiat-üstü"
argümanlarında da; kendisi isbata muhtaç bir şey, başka bir şeyin isbatına
dayanak olarak kullanılır.
Mesela,
"Bir 'İlk Sebep' yoksa, evreni hangi sebep başlattı?" veya "Tabiat-üstüne
inanmıyorsan, evrendeki bu fevkalade dizaynı nasıl izah ediyorsun?" gibi sorular,
böyle bir yanılgıyı içerir. Birinci soru, evrenin herzaman varolmamış olduğu
varsayımından hareket eder; ikinci soru ise, evrenin "fevkalade bir dizayn"
teşhir ettiğini kabul eder. Oysa, "tabiat-üstü" nosyonunu savunan insan tarafından
gerçekte isbat edilmesi gereken şey, "evrenin bir başlangıca ihtiyaç duyduğu"
veya "evrende fevkalade bir dizayn olduğu" iddialarıdır.
Bu
yanılgının bir başka şekli şöyle ortaya çıkar: "İlk Sebep" olarak öne sürülen
"tabiat-üstü" kuvvetin varlığı, "sadece mantık ve delillere dayalı olarak
isbat edilecek" iddiasıyla başlayan bir argüman, sonra mutlaka inanca çağrı
yapar.
Bu
yanılgı, esasen birinci yanılgının aynısıdır; ancak, özel bir vurgu gerektirir.
Bazı "tabiat-üstü" savunucuları, argümanlarda varolan bir kuvveti, her nasılsa
kendilerinin görebildiğini, fakat bu kuvveti algılamak için "inanç"ın bir
önşart olduğunu öne sürerler. Yani, "tabiat-üstü"nün varlığı için öne sürülen
argümanların mantık kuralları açısından geçerli olmayabileceğini (dolayısiyle
inanmayan bir insanı ikna etmeyeceğini), fakat inanmış olsa bu argümanların
kuvvetini göreceğini iddia ederler.
Cine-inanan
ve inanmayan iki insan arasında şöyle bir hayali diyalog düşünelim:
Cine-inanan
(Cİ): "Kafamın üstünde sihirli bir cin var."
Şüpheci
(Ş): "Ben birşey görmüyorum."
Cİ:
"Tabii, o görünmez bir cin."
Ş:
"Kafanın üstüne dokunuyorum, ama birşey hissetmiyorum."
Cİ:
"Çünkü, o maddeden yapılmamıştır. Sihirli dediğimi hatırlamıyor musun?"
Ş:
"Fakat, senin cin nosyonunu niye kabul etmem gerekiyor ki? Cinin neye benziyor,
varolduğu konusundaki delil ne?"
Cİ:
"Cinimin varlığı, delil gerektiren birşey değil. Cinim hakkında sorulacak
en son soru, onun var olup olmadığıdır. Önce benim görünmez cin nosyonumu
kabul etmemiz gerekir; ancak ondan sonra onun varlığı konusundaki delilleri gösterebiliriz.
Bu
yaklaşımın irrasyonelliği aşikardır. Bir fikrin doğruluğu, ancak onun doğruluğunu
isbat eden deliller ortaya konduktan sonra kabul edilebilir. Bir fikri önce
kabul edip, sonra onu isbat edecek delil aramak anlamsızdır; böyle bir tavır,
birazdan sokuşturulacak bir mantıksızlığı gizlemek için yapılmış bir elçabukluğundan
başka birşey değildir. Bu, rasyonellik değil, rasyonelizasyondur.
Sırf
argümanı geliştirmek için, diyalogdaki şüphecinin, delil görmeden önce, görünmeyen
bir cin nosyonunu kabul ettiğini varsayalım. Cinin varoluşu hakkındaki delillerin tabiatı ne olmalıydı?
Ş:
"Tamam; delil olmasa da, cininin varlığını kabul etmeye razıyım; fakat, neye
inandığımı bile bilmediğim için, bana cinin hakkında daha çok şey söylemen
lazım."
Cİ:
"Cinim, bütün yağmurların sebepidir."
Ş:
"İyi ama, yağmur hadisesinde, cininin varolduğunu gösteren delil nedir?"
Cİ:
"Her yağmur yağdığında, cinimi eylem halinde görüyorsun. Daha ne delil isteyebilirsin?"
Bu
diyalogdaki akış, dairesel argüman yanılgısını içermektedir. "Tabiat-üstü"
argümanları da benzer şekilde geliştirilir: önce, evrenin yaratılmış olduğu
ve/veya düzenlilik arzettiği kabul edilir; sonra, yaratma ve/veya düzenlilik
sağlama işinin ancak "tabiat-üstü" bir kuvvetle izah edilebileceği kabul edilir;
daha sonra, evrenin gerçekten de varolduğuna ve onun düzenlilik arz ettiğine
işaret edilir; sonuç olarak, bir "tabiat-üstü" kuvvetin varlığına inanılması
istenir.
"Tabiat-üstü"
argümanlarının hepsi, temelde bu yanılgının üstüne bina olmuştur; fakat, değişik
biçimlerde ortaya çıkarlar. Bu argümanlar üç kategoride guruplanabilir:
1.
Tabiat Argümanı,
2.
Kozmolojik Argümanlar (İlk Sebep Argümanı, Bağlantılılık Argümanı, Entropi
Argümanı),
3.
Dizayn Argümanları (Teleolojik Argüman, Analojik Argüman, Hayat Argümanı).
1.2.1.2
Tabiat Argümanı
"Tabiat-üstü"
bir kuvvetin varlığını isbat için yola çıkan tabiat argümanı, henüz izahı
yapılmamış bir tabiat fenomenini ele alır, onun bir izah gerektirdiğini öne
sürer ve bilinen başka tabiat fenomenleriyle onun henüz izah edilemiyor oluşuna
bir çözüm olarak, bir "tabiat-üstü" boyutun varolduğu sonucuna varır; kendisi
tabiat kanunlarından muaf varsayılan bu "tabiat-üstü" boyutun, aynı zamanda
evrenin "İlk Sebep"i olduğu kabul edilir.
Bu
argüman, öne süren insanın herhangi bir psikolojik ihtiyacını tatmin ediyor
olabilir; fakat, rasyonel olmaktan uzaktır. Rasyonel bir izah, bilinenden
bilinmeyene doğru kavramsal bir köprüdür; bilinmeyeni, bilgi sisteminde mevcut
bilinenler yoluyla anlayarak onu bilgi sistemi içine bir bilinen olarak bütünleştirmektir.
Bir bilinmeyeni başka bir bilinmeyenle ("tabiat-üstü"yle) izaha kalkışmak,
o konuda herhangi bir izahın hiçbir zaman mümkün olmayacağını iddia etmekten
veya zihin sağlığından yoksun olmaktan başka birşey değildir.
1.2.1.3
Kozmolojik Argümanlar
Kozmoloji,
evrenin kökeni ve yapısı ile ilgili bir bilimdir. Kozmolojik bir argüman,
tabiat argümanına benzer bir mekanizmaya sahiptir. Kozmolojik argümanlar,
felsefi veya bilimsel prensipleri, "tabiat-üstü" bir boyut olmaksızın açıklanamayacağı
iddia edilen temel bir evrensel olguya tatbik etmek suretiyle yapılır. Kozmolojik
argümanlar üç tiptir: İlk Sebep Argümanı, Bağlantılılık Argümanı ve Entropi
Argümanı.
İlk Sebep Argümanı, en popüler kozmolojik
argümandır. Bu argüman şöyle geliştirilir: herşeyin bir sebebi vardır; her
sebebten önce bir başka sebep vardır; önceki her sebepten önce bir başka sebep
vardır; ta ki, iki sonuçtan birine varmaya mecbur kalırız: 1. ya, sonsuz bir
sebep-sonuç zinciri vardır; 2. ya da, kendisi nedensellik izahı gerektirmeyen
bir "İlk Sebep" vardır. Bu argüman, sonsuz bir sebep-sonuç zincirini imkansız
varsayar. Birinci sebep olmadan, ikinci bir sebep olamaz, üçüncü bir sebep
olamaz ilah. O zaman, halen hiçbir şeyin var olmadığı saçma sonucuna varırız.
Oysa şu anda şeyler vardır; dolayısiyle, bir "İlk Sebep" vardır; ve, kendi
sebebi olmayan bu sebep, "tabiat-üstü"dür. Bu argümanın çürütülmesi, argümanın
kendi öncülü açısından mümkündür. Gerçekten de, evrendeki olgular
Nedensellik Kanunu'na tabidir; fakat, hiçbir olgu bundan muaf değildir.
Dolayısiyle, bu argümanın yola çıkışı rasyonelcedir; ta ki, "İlk Sebep"e gelene
kadar; "İlk Sebep"in herhangi bir sebebi olmadığını iddia etmek, onun sebepsiz
olduğunu öne sürmek, aklın alanı dışına çıkmak demektir. Yani, "İlk Sebep"
argümanı savunucusu, rasyonel bir kisve ile, sadece işine yarayacak noktaya
kadar Nedensellik Kanunu'nu tatbik edip, o noktada bu Kanun'u İnkar etmektedir.
Sebepsiz bir "tabiat-üstü" kuvvet olabilirse, neden sebepsiz bir evren olmasın?
Ayrıca, argüman bir an için doğru varsayılsa dahi, şu iki şeyi iddia etmek
mümkündür: 1. "İlk Sebep", sadece evrenin "İlk Anı" için varolmuştur; fakat,
daha sonra "tabiat-üstü" bir boyut olarak her zaman evren içinde mevcut kalmamıştır
ve halen yoktur; 2. "İlk Sebep" evrendeki
ilk olguya Tabiat Kanunları'na uygun olarak sebep olmuştur ve bu sebep oluş
tarzı, şu anda bilinen veya keşfedilecek tabiat fenomenlerinden bir tanesi
gibidir; yani, halen bilinen veya keşfedilecek bir tabiat fenomeninin ilk
defa nasıl ortaya çıkmış olduğunun halen bilinmiyor oluşu dışında esrarengiz
hiçbir şey yoktur; "tabiat-üstü" hiçbir boyut mevcut değildir.
Bağlantılılık Argümanı, evrende herşeyin
varoluşunun başka şeylerle bağlantılı olduğu, (mesela bir insanın varoluşunun,
hava, su, besin gibi şeylere bağlı olduğu) dolayısiyle, evrenin bir bütün
olarak varlığının bir şeye bağlı olması gerektiğini, kendisi bağlantısızca
var olan bu şeyin bir "tabiat-üstü" güç olduğunu öne sürer. Bu "tabiat-üstü"
gücün kendisinin neden bağlantısız olduğu sorusu bir yana, burada isbata gerek
duyuran şey: evrendeki herşeyin varlığının başka bir şeye bağlı olduğu varsayımıdır.
Evet, canlı varlıkların yaşaması başka şeylerin varlığına bağlıdır; fakat,
maddenin varlığı hiçbir şarta bağlı değildir. Güneş, dünyadan uzaklaşacak
olsa, insanlar artık varolmazlar; fakat, bu, insanların madde olarak yokluğa
gömülmesi demek değildir; vücutlarını teşkil eden elementler (veya element-altı
parçacıklar), evrende kalacaktır.
Entropi Argümanı, Termodinamiğin İkinci
Kanunu'nu yardıma çağırır. Bu Kanun'a göre, kapalı bir sistemde, entropi (enerji
yoksunluğu), maksimuma doğru gitme eğilimi gösterir; organizasyon bozulur,
rasgelelik artar, dengeye varma eğilimi doğar; sonuç olarak, elverişli enerji
miktarı azalır, yani entropi artar. Entropi Argümanı'na göre, kapalı bir sistem
olarak evren, bir başlangıca sahip olmasaydı (yani, "tabiat-üstü" bir kuvvet
tarafından minimum entropi ile başlatılmamış olsaydı; yani, sonsuz bir geçmişten
beri varolmuş olsaydı), Termodinamiğin İkinci Kanunu'na göre, bugün, evrende
hiçbir yapı, hiçbir karmaşa olmazdı, sadece eşit olarak yayılmış atomlar mevcut
olurdu; sonsuz zaman ve Termodinamiğin İkinci Kanunu ikilisi, sadece sonsuz
rasgelelik, yani sıfır organizasyon doğurur. Bu argümanda iki yanılgı vardır.
Birincisi, evren, muazzam bir başlangıç enerjisine ihtiyaç duysa bile, bu
enerji kaynağının "tabiat-üstü" bir kuvvet olması gerekmez. İkincisi, Termodinamiğin
İkinci Kanunu, istisnasız uygulanabilecek bir kanunsa, bu "tabiat-üstü" kuvvet
neden bundan muaftır? Entropi prensibinin tatbikatının çerçevesindeki bilinmezlere
bir çare olarak, anti-entropik bir "tabiat-üstü" varlık öne sürmek, şimşeği
izah etmek için bir "Şimşek İlahı" icat eden ilkel insanla aynı tarzda davranmak
demektir.
1.2.1.4
Dizayn Argümanları
Dizayn
argümanları, detayda farklı, esas yaklaşımda aynı, bir gurup argümandır. Her
biri, tabiatta bir planın varlığına işaret ettiği öne sürülen bir takım verilerden
çıkarak, ilahi bir aklın, bir baş planlayıcının varlığını öne sürer. Evrenin
bir planı olduğu varsayımı kabul edilirse, bu plandan sorumlu bir "tabiat-üstü"
varlığın mevcudiyeti mantıki bir sonuç olarak kabul edilmelidir. Dizayn argümanları
üç tiptir: Teleolojik Argüman, Analojik Argüman ve Hayat Argümanı.
Teleolojik Argüman, (Yunanca "telos"
= "amaç") tabii varlıkların amaçlar gerçekleştirmek üzere davrandıklarını,
bu amaçların tesadüfen doğmadığını, dolayısiyle bu varlıkların akıllı bir
"tabiat-üstü" kuvvetin kontrolunda davrandığını iddia eder. Argüman şöyle
geliştirilir: bilgi sahibi olmadığını bildiğimiz birçok tabii varlık, hemen
hemen daima aynı tarzda hareket ederek, en iyi sonucu elde ederler, yani bir
amaç peşinde davranırlar; bilgiden yoksun bir varlık, ancak bilgili ve akıllı
bir varlığın yönetimi altında, bir amaca doğru davranabilir; dolayısiyle,
bütün tabii şeyleri amaçlarına yönelten bir "tabiat-üstü" kuvvet var olmalıdır.
Argümanı yeniden formüle edecek olursak: tabiatta bir düzen vardır; düzen
bir dizayncı (plancı) gerektirir; dolayısiyle, bir dizayncı ("tabiat-üstü"
kuvvet) vardır. Bu mantık içinde şu soru hala cevapsızdır: o "tabiat-üstü"
dizayncıyı kim dizayn etti? Hem, evrende mevcut bir çok güzel organizasyon,
sırf bilinenlere dayanarak izah edilegelmektedir. Halen izahsız olanların
da aynı yöntemle izah edilemeyeceğini iddia etmek, akli olma arzusunu terk
etmektir.
Analojik Argüman, tabii nesnelerle
insan-yapısı şeyler arasında analoji kurarak; nasıl ki, insan-yapısı şeyler,
bilinçli bir dizaynın ürünü ise; aynı şekilde, tabii nesnelerin de bir dizayncı
gerektirdiğini öne sürer. Bir saat bir amaç görmek üzere, çeşitli karmaşık
parçaların, koordineli çalışmasıyla işlev görür. Bir insan gözü, çeşitli karmaşık
parçaların, koordineli çalışmasıyla işlev görür. Nasıl ki, imalatçısı olmayan
bir saat düşünülemezse; aynı şekilde, bir saatten çok daha karmaşık bir yapıya
sahip bir insan gözü de, bir dizayncısı olmadan düşünülemez. Bu argümana yapılacak
bir itiraz şu olabilir: bu argüman geçerli bile olsa, ne sadece bir
tek dizayncının varolduğunu gösterir, ne o dizayncının "tabiat-üstü"
olduğunu gösterir, ne o dizayncının -başlangıçta bazı dizaynlar yapmış olsa
bile- halen mevcut olduğunu gösterir, ne de o dizayncıyı (veya dizayncıları)
kimin dizayn ettiği sorusunu cevaplandırır. Ayrıca, hayırhah bir "tabiat-üstü"
kuvvet, evrendeki insana yararlı şeyleri dizayn etmişse, aynı zamanda tabii
felaketleri neden dizayn etmiştir? Bir başka itiraz şudur: bir saati müşahade
altına aldığımızda, onun birbiriyle koordineli çalışan parçalarla bir amaç
görmek üzere işlediği, dolayısiyle bir dizayncıya sahip olduğu sonucuna varmayız;
tersine, saatin insan-yapısı bir şey olduğunu doğrudan doğruya biliriz ve
bu bilgiden giderek onun bir amacı olduğunu çıkarırız. Evrendeki tabii nesnelerin
bir dizayn eseri olduğunu isbat etmek için de, önce bir dizayncının var olduğu
isbat edilmelidir. Bir medeniyetin arkeolojik kalıntılarını bulduğumuzda,
o kalıntıların bir inşaatcısı olduğunu söyleyebilmek, tabiattaki düzenli yapılara
bakarak onların bir dizayncısı olduğunu söylemeyi haklı kılmaz; insan-yapısı
şeyleri, insan-yapısı olarak niteleyebilmek
(yani, onların bir dizayncısı olduğunu söyleyebilmek), ancak tabii şeylerle
mukayese yoluyla yapılabilir; tabii şeylerin, bir dizayncısı olduğunu iddia
etmek, ancak tabiat dışı bir mukayese (referans) sistemiyle yapılabilir, yani
"tabiat-üstü" bir boyut gerektirir. Yani, evrendeki tabii nesnelerin bir dizayn
eseri olduğu, dolayısiyle bir dizayncının var olduğu argümanı, isbat edilecek
olan şeyi, doğru varsayma yanılgısından
(yani, dairesel argümantasyondan) başka birşey değildir.
Hayat Argümanı, dizayn argümanının,
modern, bilimsi versiyonudur. Bu argümana göre; hayatın, atomların rasgele
hareketlerinden doğma ihtimali yoktur. En basit bir canlı organizmanın bile,
atom kombinasyonlarının şans eseri diziliminden doğması öyle zayıf bir ihtimaldir
ki; hayat, muhtemelen akıllı bir planlamanın ürünüdür. Diğer dizayn argümanları
için yapılan bütün itirazlar, bu argüman için de geçerlidir. Hem, hayat çok
karmaşık bir fenomense, diğer bir çok tabiat fenomeni de çok karmaşıktır;
onların izahı için gerekli olmayan bir "tabiat-üstü" boyut, hayatın izahı
için de gerekli değildir.