AYN RAND'dan
Siyasi yönetimlerin en sevmediği şeylerin başında bireyin bağımsızlığı ve egonun vizyonu gelir.
Egonuzu ve kimliğinizi siyasi yönetimlere karşı koruyun.
 
Site search     
İnsan önce Tanrı'nın tutsağıydı. Zincirlerini kırdı. Sonra kralların tutsağı oldu. Yine zincirlerini kırdı. Artık hiçkimsenin tutsağı olmamalı.
AYN RAND

RADİKAL KAPİTALİZM

Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki, bu durumun baş sorumluları:
"kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir.
Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından "birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır...


Dünya tarihinde hiç bir ekonomik-politik sistem değerini, kapitalizm gibi apaçık ortaya koymamış,hiç bir ekonomik-politik sistem insanoğluna kapitalizm kadar yarar sağlamamıştır.
Dünyada hiç bir sisteme, kapitalizme olduğu kadar vahşice, haince ve cahilce saldırılmamıştır. Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim
ve yalan öylesine yaygındır ki,2000 li yılların gençliği bile kapitalizmin gerçek doğası hakkında yeterince bilgi sahibi olamayacaktır.
Bu durumun baş sorumluları da "kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir - günümüz kapitalistleri yani.

Kapitalizm öncelikle "ahlaki" deformasyona uğramıştır. Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından " birisi "ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır.İnsanın üretim sürecindeki rolüne ve niteliğine önem vermemişler, insanı, toprak, orman, yeraltı servetleri gibi üretim araçlarından birisi,'toplum' denilen şeye hizmet veren unsurlardan biri olarak görmüşler, insan hizmetlerini toplum denilen soyutlamaya en yararlı olacak biçimde örgütlemeye çalışmışlardır.

Oysa "Toplum": gerçekliğe uymayan bir soyutlamadır.

Çünkü, 'insanlık' bir varlık, bir organizma, bir mercan kayası değildir. Üretimin ve ticaretin tek bir unsuru vardır: insanın kendisi. Bu bağlamda ekonomi, politika, felsefe,
psikoloji, edebiyat gibi "İnsan Bilimlerinin" tümü işe insanı araştırarak başlamalıdırlar, toplum denen muğlak bütünü değil.Aynı şekilde,artı-değer diye bir şey yoktur.Tüm servet, birisi tarafından üretilir ve o birisine aittir. Kapitalizmi tüm diğer sistemlerden üstün kılan, bireyin üretim özgürlüğüdür. Üretim özgürlüğü, sömürüye değil, servetin yaratılmasına yol açmıştır.

Ne var ki, Avrupalı düşünürler, 'İnsanın Hakları' şeklinde kelimelendirilen Amerikan felsefesini hiç bir zaman tümüyle kavrayamamışlardır. Kapitalizmin özünü teşkil eden bireysel özgürlüğü, insanın kıralların hakim olduğu bir devletin köleliğinden kurtulup, 'millet'in hakim olduğu bir devletin kölesi olması şeklinde algılamışlar, üretim özgürlüğüne geçit vermemişlerdir.Kaynakların topluma ait olduğu, toplumun ortak çıkarları doğrultusunda kullanılmaları gereği düşüncesi objektif bir veriymiş gibi kabul görmüştür.Oysa, 'ortak çıkar' diye bir şey yoktur. 'Çıkar' elle tutulur bir fayda olarak bireye dönük bir kavramdır.Sözde kapitalizm, bireyin kendisini toplum için feda etmesini öngören digerkamlık ahlakı, morality of altruism, üzerine kurulmuştur.Digerkamlık ahlakının bir diğer sonucu ise "devletçilik faciasıdır."

Devletçilik ahlaksızlıktır.

Çünkü devletçilik bireyin üretim özgürlüğünü engeller. Kaldı ki, insanı üretim araçlarından birisine indirgeyen görüş, kapitalizmin değil, feodalizmin insan görüşüdür.

Yirminci yüzyılın Avrupa kültürü esasen bir aşiret kültürüdür. "Avrupa düşüncesinde the Varlık, aşirettir, toplumdur" derler. "İnsan, bu Varlık'ın her an ikame edilebilir hücrelerinden birisi olarak görülür. Varlık'a hizmet, askerlik, öğretmenlik, hakimlik gibi saygın bir uğraş olarak algılanır, egemen sınıfların bu tür uğraşlarından doğan ayrıcalıklarını Varlık'a hizmet edebildikleri sürece kullanabildiklerine inanılır." Bu bağlamda Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir. Sözde kapitalizmdir.

Yirminci Yüzyılda bedensel kölelik yoktur ama zihinsel kölelik devam etmiştir. İnsanın özgür ve bağımsız bir birey olduğu düşüncesi, Avrupa kültürüne bütünüyle yabancıdır.

Mesela: "Yirminci Yüzyıl düşüncesini oluşturan en etkin yayınlarından birisi olan Encyclopedia Britannica'ya bakalım: Britannica, 1964 baskısında, kapitalizmi 'feodalizmin yıkılmasından sonra Batı Dünyasına hakim olan ekonomik sistem' olarak takdim ettikten sonra, 'Kapitalist olarak adlandırılan bir sistemin temelini, toprak, madenler, fabrikalar gibi sermaye olarak bilinen ve kişisel olmayan üretim araçlarının sahipleri ile, emeklerini bunlara satan özgür fakat sermayesiz işçilerin arasındaki ilişkiler teşkil eder. Bu ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıkan toplu sözleşme pazarlıklarında toplumsal ürünün işçi sınıfı ile kapitalist girişimciler arasında hangi oranlarda paylaşılacağına karar verilir,' diyebilmiştir! Ansiklopediye göre, kapitalizmin başarısı, böylece ortaya çıkan 'artı değer'i, 'piramitler, katedraller gibi ölü yatırımlara değil, gemiler, antrepolar, ham maddeler, yarı mamuller ve mamuller gibi maddesel servet biçimlerine' yatırmış olmasıdır! Artı değer, böylece genişletilmiş üretken kapasiteye dönüştürülmüştür!' Oysa bu, tam bir iki yüzlülüktür! 1964 yılı gibi yakın bir tarihten bahsediyoruz! Okuduklarımın üzerinden bir yüzyıl dahi geçmiş değildir! Yirminci Yüzyıl insanının beynini formatlayan Britannnica'nın iki yüzlülüğü, kapitalizm yolundaki güçlüklerimizin boyutlarını gözler önüne sermektedir! Nedir artı değer? Ansiklopedi, bunun cevabını vermemektedir, veremez! Çünkü artı-değer diye birşey yoktur. Servet, birey tarafından yaratılır. Tanımlama, isimlendirme ve bütünleştirmeden oluşan karmaşık bir süreç olan düşünceyi sadece bireysel beyinlerimiz becerebilir. Kollektif beyin, toplumsal bellek diye bir şey yoktur. İnsanlar birbirlerinden öğrenebilirler. Ancak, öğrenme bireyin kendisine ait bir süreçtir. Bireyler öğrenme sürecinde işbirliği yapabilirler. Bildiklerini birbirlerine ya da gelecek kuşaklara aktarabilirler. Ancak, nakil, bireyin söyleneni alması halinde mümkündür. Pek çok medeniyet, bireyler kendilerine nakledilenleri alamadıkları, almak istemedikleri ya da düşünmeleri yasaklandığı için kaybolmuştur."

Ekonomi bilimi ve radikal kapitalizm:

Bireyi inceleyerek toplum hakkında birşeyler öğrenmek mümkündür, ancak tersini yapamazsınız. "Toplumu oluşturan varlıkların kendilerini incelemeden, ilişkilerini incelemek, bize birşey kazandırmayacaktır. Böyle bir durum, gökyüzünü araştırırken gezegenleri, uyduları ya da yıldızları incelemeyi reddeden astronomun haline benzer! Ya da tıpta, sağlıklı olmanın kıstaslarını tanımlamadan, hastalığı çözmeye çalışan hekimin haline! Hastaları bırakıp hasta ilişkileriyle uğraşan bir başhekim düşünebiliyor musunuz?! Modernist ekonomi-politikçiler asırlarca bunu yaptılar! Kullandıkları yöntem, 'İnsan ekonomik denkleme uyduğu kadarıyla insandır' yöntemiydi. Böylesi soyutlamalar, gerçeği yansıtmadıkları gibi garip bir çifte standart da oluşturdu. Örneğin, bir ayakkabı tamircisine rastladıklarında adamın hayatını kazanmak için ayakkabı tamir ettiği sonucuna varmakla beraber, ekonomi-politik gözlüklerini taktıklarında adamın amacının, hatta görevinin topluma ayakkabı sağlamak olduğuna karar verdiler! Bir yandan üretim araçlarının devletin kontrolunda olması gerektiğini söyleyen komünizme vargüçleriyle karşı çıkarken, diğer yandan gelir dağılımını iyileştirme amacıyla işadamlarını vergi sağılacak inek yerine koymaktan çekinmediler! "

Kapitalist ahlak nedir?

Bu sorunun cevabı, insanı tanımlamaktan geçer. Objektivizme göre insanın tanımlayıcı özelliği akılcılığıdır. Akıl, insanın varkalmasının ve öğrenmesinin başlıca aracıdır. İnsan, en basit ihtiyaçlarını bile düşünerek giderir. Yiyecek yetiştirmeyi, avlanmak için silah geliştirmeyi düşünerek bulur. Hayvanlar gibi sadece içgüdüsüyle varkalamaz. İçgüdülerimiz bizi yağmur yağarken bir mağaraya saklanmaya yönlendirebilirler ama en basit bir barınak yapmak için düşünmek zorundayız. İçgüdü, bize ateş yakmayı, yün eğirmeyi, tekerlek yontmayı, apandisit ameliyatı yapmayı, keman çalmayı öğretmez. Aklını kullanmak veya kullanmamak kişiye kalmıştır. Düşünmeyi reddeden bireyler, ya başka bireylerin keşfettikleri ürünleri taklid ve tekrar ederek, ya da, bunları talan ederek varkalırlar. Tercihleri hangi yönde belirirse belirsin, insanın yegane varkalmak aracı akıldır ve aklını kullanmayanın aklını kullanana müdahalesi kabul edilemez. İnsan aklının temel gereksinimi özgürlüktür. Üretim, insan aklının varkalmak sorunsalına uygulanmasıdır. İnsan, akılcılığı ölçüsünde kazanır veya kaybeder. Varkalır veya yeryüzünden silinir.

Objektivizm

Objektivizm, felsefi bir akımdır. Politika, felsefenin bir dalı olduğuna göre, objektivizm de belirli politik ilkeleri savunur. Özellikle " laissez-faire kapitalizm ", objektivizmin temel felsefi ilkesidir.
Felsefe,“ insanın doğasına ve varlığına ilişkin ” üç ayrı felsefi disipline dayalıdır: Metafizik, Epistemoloji ve Ahlak...
Objektivistler, " muhafazakar " değil, kapitalizmin radikal savunucularıdır ve asıl amaçları politika veya ekonomi değil,insanın doğasını ve varlık nedenini incelemektir

 

 

AYN RAND'ın MAKALELERİ:


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Objektivist Hareket © 1998 | Terms Of Us