RADİKAL KAPİTALİZM
Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine
yaygındır ki, bu durumun baş sorumluları:
"kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir.
Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından "birisi"ne
indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır...
Dünya tarihinde hiç bir ekonomik-politik sistem değerini, kapitalizm gibi
apaçık ortaya koymamış,hiç bir ekonomik-politik sistem insanoğluna kapitalizm
kadar yarar sağlamamıştır.
Dünyada hiç bir sisteme, kapitalizme olduğu kadar vahşice, haince ve cahilce
saldırılmamıştır. Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim
ve yalan öylesine yaygındır ki,2000 li yılların gençliği bile kapitalizmin
gerçek doğası hakkında yeterince bilgi sahibi olamayacaktır.
Bu durumun baş sorumluları da "kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci
kalan" sözde kapitalistlerdir - günümüz kapitalistleri yani.
Kapitalizm öncelikle "ahlaki" deformasyona uğramıştır. Yirminci
yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından " birisi
"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır.İnsanın
üretim sürecindeki rolüne ve niteliğine önem vermemişler, insanı, toprak,
orman, yeraltı servetleri gibi üretim araçlarından birisi,'toplum' denilen
şeye hizmet veren unsurlardan biri olarak görmüşler, insan hizmetlerini toplum
denilen soyutlamaya en yararlı olacak biçimde örgütlemeye çalışmışlardır.
Oysa "Toplum": gerçekliğe uymayan bir soyutlamadır.
Çünkü, 'insanlık' bir varlık, bir organizma, bir mercan kayası değildir.
Üretimin ve ticaretin tek bir unsuru vardır: insanın kendisi. Bu bağlamda
ekonomi, politika, felsefe,
psikoloji, edebiyat gibi "İnsan Bilimlerinin" tümü işe insanı araştırarak
başlamalıdırlar, toplum denen muğlak bütünü değil.Aynı şekilde,artı-değer
diye bir şey yoktur.Tüm servet, birisi tarafından üretilir ve o birisine aittir.
Kapitalizmi tüm diğer sistemlerden üstün kılan, bireyin üretim özgürlüğüdür.
Üretim özgürlüğü, sömürüye değil, servetin yaratılmasına yol açmıştır.
Ne var ki, Avrupalı düşünürler, 'İnsanın Hakları' şeklinde kelimelendirilen
Amerikan felsefesini hiç bir zaman tümüyle kavrayamamışlardır. Kapitalizmin
özünü teşkil eden bireysel özgürlüğü, insanın kıralların hakim olduğu bir
devletin köleliğinden kurtulup, 'millet'in hakim olduğu bir devletin kölesi
olması şeklinde algılamışlar, üretim özgürlüğüne geçit vermemişlerdir.Kaynakların
topluma ait olduğu, toplumun ortak çıkarları doğrultusunda kullanılmaları
gereği düşüncesi objektif bir veriymiş gibi kabul görmüştür.Oysa, 'ortak çıkar'
diye bir şey yoktur. 'Çıkar' elle tutulur bir fayda olarak bireye dönük bir
kavramdır.Sözde kapitalizm, bireyin kendisini toplum için feda etmesini öngören
digerkamlık ahlakı, morality of altruism, üzerine kurulmuştur.Digerkamlık
ahlakının bir diğer sonucu ise "devletçilik faciasıdır."
Devletçilik ahlaksızlıktır.
Çünkü devletçilik bireyin üretim özgürlüğünü engeller. Kaldı ki, insanı üretim
araçlarından birisine indirgeyen görüş, kapitalizmin değil, feodalizmin insan
görüşüdür.
Yirminci yüzyılın Avrupa kültürü esasen bir aşiret kültürüdür. "Avrupa
düşüncesinde the Varlık, aşirettir, toplumdur" derler. "İnsan, bu
Varlık'ın her an ikame edilebilir hücrelerinden birisi olarak görülür. Varlık'a
hizmet, askerlik, öğretmenlik, hakimlik gibi saygın bir uğraş olarak algılanır,
egemen sınıfların bu tür uğraşlarından doğan ayrıcalıklarını Varlık'a hizmet
edebildikleri sürece kullanabildiklerine inanılır." Bu bağlamda Yirminci
yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir. Sözde kapitalizmdir.
Yirminci Yüzyılda bedensel kölelik yoktur ama zihinsel kölelik devam etmiştir.
İnsanın özgür ve bağımsız bir birey olduğu düşüncesi, Avrupa kültürüne bütünüyle
yabancıdır.
Mesela: "Yirminci Yüzyıl düşüncesini oluşturan en etkin yayınlarından
birisi olan Encyclopedia Britannica'ya bakalım: Britannica, 1964 baskısında,
kapitalizmi 'feodalizmin yıkılmasından sonra Batı Dünyasına hakim olan ekonomik
sistem' olarak takdim ettikten sonra, 'Kapitalist olarak adlandırılan bir
sistemin temelini, toprak, madenler, fabrikalar gibi sermaye olarak bilinen
ve kişisel olmayan üretim araçlarının sahipleri ile, emeklerini bunlara satan
özgür fakat sermayesiz işçilerin arasındaki ilişkiler teşkil eder. Bu ilişkilerin
sonucu olarak ortaya çıkan toplu sözleşme pazarlıklarında toplumsal ürünün
işçi sınıfı ile kapitalist girişimciler arasında hangi oranlarda paylaşılacağına
karar verilir,' diyebilmiştir! Ansiklopediye göre, kapitalizmin başarısı,
böylece ortaya çıkan 'artı değer'i, 'piramitler, katedraller gibi ölü yatırımlara
değil, gemiler, antrepolar, ham maddeler, yarı mamuller ve mamuller gibi maddesel
servet biçimlerine' yatırmış olmasıdır! Artı değer, böylece genişletilmiş
üretken kapasiteye dönüştürülmüştür!' Oysa bu, tam bir iki yüzlülüktür! 1964
yılı gibi yakın bir tarihten bahsediyoruz! Okuduklarımın üzerinden bir yüzyıl
dahi geçmiş değildir! Yirminci Yüzyıl insanının beynini formatlayan Britannnica'nın
iki yüzlülüğü, kapitalizm yolundaki güçlüklerimizin boyutlarını gözler önüne
sermektedir! Nedir artı değer? Ansiklopedi, bunun cevabını vermemektedir,
veremez! Çünkü artı-değer diye birşey yoktur. Servet, birey tarafından yaratılır.
Tanımlama, isimlendirme ve bütünleştirmeden oluşan karmaşık bir süreç olan
düşünceyi sadece bireysel beyinlerimiz becerebilir. Kollektif beyin, toplumsal
bellek diye bir şey yoktur. İnsanlar birbirlerinden öğrenebilirler. Ancak,
öğrenme bireyin kendisine ait bir süreçtir. Bireyler öğrenme sürecinde işbirliği
yapabilirler. Bildiklerini birbirlerine ya da gelecek kuşaklara aktarabilirler.
Ancak, nakil, bireyin söyleneni alması halinde mümkündür. Pek çok medeniyet,
bireyler kendilerine nakledilenleri alamadıkları, almak istemedikleri ya da
düşünmeleri yasaklandığı için kaybolmuştur."
Ekonomi bilimi ve radikal kapitalizm:
Bireyi inceleyerek toplum hakkında birşeyler öğrenmek mümkündür, ancak tersini
yapamazsınız. "Toplumu oluşturan varlıkların kendilerini incelemeden,
ilişkilerini incelemek, bize birşey kazandırmayacaktır. Böyle bir durum, gökyüzünü
araştırırken gezegenleri, uyduları ya da yıldızları incelemeyi reddeden astronomun
haline benzer! Ya da tıpta, sağlıklı olmanın kıstaslarını tanımlamadan, hastalığı
çözmeye çalışan hekimin haline! Hastaları bırakıp hasta ilişkileriyle uğraşan
bir başhekim düşünebiliyor musunuz?! Modernist ekonomi-politikçiler asırlarca
bunu yaptılar! Kullandıkları yöntem, 'İnsan ekonomik denkleme uyduğu kadarıyla
insandır' yöntemiydi. Böylesi soyutlamalar, gerçeği yansıtmadıkları gibi garip
bir çifte standart da oluşturdu. Örneğin, bir ayakkabı tamircisine rastladıklarında
adamın hayatını kazanmak için ayakkabı tamir ettiği sonucuna varmakla beraber,
ekonomi-politik gözlüklerini taktıklarında adamın amacının, hatta görevinin
topluma ayakkabı sağlamak olduğuna karar verdiler! Bir yandan üretim araçlarının
devletin kontrolunda olması gerektiğini söyleyen komünizme vargüçleriyle karşı
çıkarken, diğer yandan gelir dağılımını iyileştirme amacıyla işadamlarını
vergi sağılacak inek yerine koymaktan çekinmediler! "
Kapitalist ahlak nedir?
Bu sorunun cevabı, insanı tanımlamaktan geçer. Objektivizme göre insanın
tanımlayıcı özelliği akılcılığıdır. Akıl, insanın varkalmasının ve öğrenmesinin
başlıca aracıdır. İnsan, en basit ihtiyaçlarını bile düşünerek giderir. Yiyecek
yetiştirmeyi, avlanmak için silah geliştirmeyi düşünerek bulur. Hayvanlar
gibi sadece içgüdüsüyle varkalamaz. İçgüdülerimiz bizi yağmur yağarken bir
mağaraya saklanmaya yönlendirebilirler ama en basit bir barınak yapmak için
düşünmek zorundayız. İçgüdü, bize ateş yakmayı, yün eğirmeyi, tekerlek yontmayı,
apandisit ameliyatı yapmayı, keman çalmayı öğretmez. Aklını kullanmak veya
kullanmamak kişiye kalmıştır. Düşünmeyi reddeden bireyler, ya başka bireylerin
keşfettikleri ürünleri taklid ve tekrar ederek, ya da, bunları talan ederek
varkalırlar. Tercihleri hangi yönde belirirse belirsin, insanın yegane varkalmak
aracı akıldır ve aklını kullanmayanın aklını kullanana müdahalesi kabul edilemez.
İnsan aklının temel gereksinimi özgürlüktür. Üretim, insan aklının varkalmak
sorunsalına uygulanmasıdır. İnsan, akılcılığı ölçüsünde kazanır veya kaybeder.
Varkalır veya yeryüzünden silinir.
Objektivizm
Objektivizm, felsefi bir akımdır. Politika, felsefenin bir dalı olduğuna
göre, objektivizm de belirli politik ilkeleri savunur. Özellikle " laissez-faire
kapitalizm ", objektivizmin temel felsefi ilkesidir.
Felsefe,“ insanın doğasına ve varlığına ilişkin ” üç ayrı felsefi disipline
dayalıdır: Metafizik, Epistemoloji ve Ahlak...
Objektivistler, " muhafazakar " değil, kapitalizmin radikal savunucularıdır
ve asıl amaçları politika veya ekonomi değil,insanın doğasını ve varlık nedenini
incelemektir