Apo,
pimi çekilmiş bomba gibi!
 Sevr'in
hortlayacağını elinde güç olan insanların söylemesi beni rencide ediyor. Ben o
gücü kullanırım, Sevr de hortlamaz. Olay bu kadar basit Devleti yönetenler
arasında demokrasinin ülkeyi böleceğine inanan bir grup var. Kürtlerde de 'Bu
demokratikleşme, davamızı bitirir' diyenler var TSK
da gençlerin tansiyonunu düşürmek için açıklamalar yapmak zorunda. Genelkurmay
Başkanı'nın işi zor. Silahlı kitleye demokratikleşme enjekte ediyor
RADİKAL GAZETESİ / NEŞE DÜZEL NEDEN?
Atilla Kıyat Türk Silahlı Kuvvetleri her zaman bir tür
kapalı kutudur toplum için. Eskiden tek sesli kapalı kutuyken şimdi çoksesli bir
kapalı kutuya döndü TSK. Toplumun en önemli kurumlarından birinden, birbirinden
çok farklı sesler ve mesajlar yayılıyor. Üstelik bunların bir kısmı gerçekten
ürkütücü anlamlar taşıyor içinde. Birinci Ordu Komutanı, görevini bırakırken 'nefret
dolu bir ordu'dan söz etti. Ordu ve nefret kelimeleri yan yana gelince rahatsız
edici bir anlam oluşturuyor doğrusu. Geçen yıl emekli olan Kara Kuvvetleri Komutanı
ise Öcalan'ın yakalanmasını, 'Sevr'i hortlatmayı' dayatan sürecin parçası olarak
niteledi. Bu arada TSK'nın 'Kürt sorunu' sözcüğüne karşı olduğu iddiaları da gazetelerde
yer aldı. Biz de, 'Kürt sorununun adı nedir? Ordu bu sorunun adının ne olmasını
istiyor? Türkiye sorunlarından korkuyor mu? Generallerimiz ne söylemek istiyor?
Niye bu toplumda hep çözülemeyen sorunlar yaşanıyor? PKK terör örgütünün lideri
Öcalan'ın yakalanması Türkiye'nin aleyhine mi oldu?' sorularını bir askere sorduk.
Eski Birinci Ordu Komutanı'nın ayırdığı 'asker ve aydını', kendi kimliğinde aydın
bir asker olarak bütünleştirmiş olan eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli koramiral
Atilla Kıyat'la konuştuk bütün bu konuları.
Son Milli Güvenlik
Kurulu' nda, asker kanadın, Başbakan Erdoğan'ın 'Kürt sorunu' tanımlamasına karşı
çıktığını okuduk. Neden askerler için bir sorunun adı, o sorun kadar, hatta bazen
o sorundan da önemli olabiliyor? Bu Kürt sorunu mu, yoksa terör sorunu
mu, toplumda bir mutabakat yok ama, PKK'nın terörü de kullanarak bir Kürt devleti
kurmayı hedeflediği konusunda toplumda bir mutabakat var. Peki o zaman bu mutabakata
göre bu sorunun adı ne olur? Kürt sorunu olur. Ama askeri kanat soruna
Kürt sorunu denmesini istemiyor. Soruna, Başbakan Kürt sorunu demezse bu sorunun
adı ne olacak ya da ne olmalı askeri kanada göre? Genelkurmay'ın 'Bu Kürt
sorunu değildir' diye resmi açıklaması hiç olmadı. MGK'da, askerin, Kürt sorunu
denmesine karşı çıktığı haberleri sızdı ama karşı çıkıldı mı bilemiyoruz. Aksine
Genelkurmay'ın açıklamasında bu sorunun sadece askeri tedbirlerle çözülebilecek
bir sorun olmadığı belirtildi ki, Çevik Bir'in ikinci başkan olduğu dönemde de,
'Bu sorunun çözümü için ekonomik tedbirler lazım' denilmişti. Demek ki yıllardır
asker de, bu sorunu sadece terör sorunu olarak görmüyor. Aslında bu sorunun
bugüne kadar resmi adı 'Güneydoğu sorunu'ydu. Askerler, o bölge fakir olduğu için
mi böyle bir sorun çıktığını düşünüyorlar? Sorunu sadece ekonomiye ve
fakirliğe bağladıklarını sanmıyorum. Terörü sadece fakirliğe indirgerseniz, dünyadaki
diğer terörist olayları mesela bir IRA ve ETA terörünü açıklayamazsınız. Ayrıca
Türkiye'de Kastamonu, Sinop ve pek çok yer en az Güneydoğu kadar fakir ama oralarda
terör olmuyor. Bizim sorun çözme konusunda bir sorunumuz mu var? Evet,
var. Biz, bir sorunumuz olmasını kendimize yediremiyoruz. Çünkü biz güçlüyüz ve
bizim bir sorunumuz olamaz. Fakat sorun büyüdükten sonra güçlü olduğumuzu unutuyoruz
ve o sorun sanki hemen bizi bölecek, yıkacak gibi kuşkulara kapılıyoruz. Zamanında
adını koymadığımız bu sorunu topluma öcü olarak gösterip, halkımıza hizmet edeceğimize,
bu sorundan yararlanıp halkımıza tahakküm ediyoruz. Eski Kara Kuvvetleri
Komutanı Aytaç Yalman, Cumhuriyet'te, Amerika'nın Öcalan'ı Türkiye'ye Barzani
ile Talabani'yi Kuzey Irak'ta rakipsiz bırakmak için teslim ettiğini yazdı ve
Öcalan'ın yakalandığı süreci, 'Sevr'in hortlatılmasını' dayatan süreç diye niteledi.
Yalman'ın söylediklerinden çıkan sonuca göre, Öcalan'ı yakalamak Türkiye'nin aleyhine
olmuş oluyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Hayır. Öcalan'ı yakalamanın
Türkiye'nin aleyhine olduğuna ben inanmıyorum. Ama Amerika'nın Öcalan'ı yakalayıp
bize teslim etmesinin nedeninin Barzani ve Talabani'ye rahat bir hareket alanı
yaratmak olabileceğini, bu yazıyı okuduktan sonra düşündüm ve mantığıma çok uzak
gelmedi. Çünkü Barzani ve Talabani zaman zaman düşman kardeştiler. Bazen biri,
Türkiye'nin yanında diğerine cephe alırdı. PKK terörüne karşı Barzani, Türkiye'yle
işbirliği yapardı. Çünkü PKK Kuzey Irak'taki üçüncü unsurdu ve onun da hedefi
Barzani ve Talabani gibi Kürt devleti kurmaktı. Bunlar, Öcalan'ın devre dışı bırakılmasını
isteyebilirler ve bu da ABD'nin işine gelmiş olabilir. Türkiye, Öcalan'ı
yakalamasaydı Kuzey Irak'taki durum Türkiye'nin lehine mi olacaktı? Hayır
olmayacaktı. Ama Öcalan'ın yakalanmasıyla biz rahatlamayı da beceremedik. Öcalan'ı,
elimizde pimi çekilmiş bir bomba gibi bıraktık. Yıllardır elimizde olmasına rağmen
hâlâ Öcalan'la uğraşıyoruz biz. Oysa elimizde oan Öcalan'ı istediğimiz gibi kullanabilirdik,
Batı'ya karşı da kullanabilirdik ama elimizde olmasından ötürü kullanabileceğimiz
bazı kozları kullanamadık biz. Nedenini kesin bilmiyorum, belki Öcalan Amerika
tarafından bize bazı şartlarla teslim edildi. Ve bize, o şartların dışına çıkmamamız
söylendi. Belki onu uyguluyoruz biz şimdi. Yalman'ın sözleri kaçınılmaz
bir kuşku yaratıyor. 'Öcalan'ın yakalanmasının, Kuzey Irak'taki Kürt liderleri
rakipsiz bıraktığını ve bunun Türkiye'nin aleyhine olduğunu düşünen başka birileri
de acaba oldu mu Türk devletinin içinde' diye düşünüyor insan. Böyle düşünen birileri
olmuş olabilir mi? Sanmıyorum. Varsa da bilmiyorum. Ama benim fikrim,
Öcalan'ın yakalanışı, Türkiye'nin aleyhine olmadığıdır. Öcalan'ın yakalanmasının
aleyhimize olacağını düşünen biri... Onu yakalamaz. Evet öyle.
Böyle düşünen biri, ülkenin çıkarı için Öcalan'ın yakalanmamasına çalışmak zorundadır
mantıken. Eğer Yalman'ın görüşlerini paylaşan birileri, devletin içinde bulunduysa,
onların, Türkiye'nin lehine olacak diye Öcalan'ı kollamış olması mümkün mü?
Böyle birinin olabileceğini sanmıyorum. Bu kadar can kaybının yaşandığı bir
olayı, 'Bu uzun vadede Türkiye'nin menfaatinedir' deyip, olayın sürmesini isteyen
bir grup olsa olsa siyasi değil, ekonomik rant peşinde bir grup olabilir. Bunlar
silah satan, uyuşturucu trafiğini idare eden gruplar olabilir. Bu rant
gruplarında her kesimden insan yer almıyor mu? Her kesimden insanın yer alabileceğini
Susurluk olayında görmedik mi? Olabilir, ona bir şey demiyorum ama kimsenin,
olayın sürmesinin, daha çok insanın ölmesinin Türkiye'nin lehine olacağını düşüneceğini
sanmıyorum. Orhan Doğan bana PKK'nın "silahlı propaganda" için Karadeniz'e
açılmak istediğini söyledi. Gerçekten de o bölgede silahlı, bombalı PKK militanları
yakalanıyor. Bir kurmay olarak PKK'nın bu tuhaf hamlesinin nasıl bir amaç güttüğünü
düşünüyorsunuz? Şu günlerde tekrar terör hareketleri başlatmakla birlikte,
PKK'nın eski gücünden çok şey kaybettiğini herkes biliyor. PKK hem tabanına, hem
Türkiye'ye, 'Biz sanıldığından daha güçlüyüz. Bakın, oralara kadar gidip eylem
koyabiliyorum' mesajını vermek istiyor. Ama biz de uyguladığımız stratejilerle
PKK'ya yardımcı oluyoruz. Eğer bu sorun ortaya çıktığından itibaren biz, 'Bu sorun
Türkiye'yi böler' varsayımıyla hareket etmeyip, 'Bunlar Türkiye'yi bölemez. Ama
bizim de eksikliklerimiz var. Onları gidermek görevimiz' deyip, demokrasi eksiklikleriyle
ilgilenseydik, ne bu kadar can giderdi, ne de sorun bu boyutlara gelirdi. Türkiye'yi
yönetenlerdeki bölünme korkusu gerçek bir korku muydu yoksa bu korkunun arkasında
başka amaçlar var mıydı? Kişisel amaçlar var bence. Halka hizmet etme
değil, halka hükmetme ve böylece padişah gibi yaşayabilme amaçlarımız, alışkanlıklarımız
var bizim. Halka nasıl hükmedersiniz? Cahil bırakarak ve korkutarak. Bizi yıllardır
hem korkuttular hem cahil ve fakir bıraktılar. Ayrıca bazıları, varoluş nedenlerini
Türkiye'nin sorunlarının çözülmemesine bağlıyorlar. Bu sorunlar çözüldüğünde,
kendilerinin bir hiç olacağını biliyorlar çünkü. Sorunların sürmesi, onları güçlü
yerlerde ve konumlarda tutuyor. Sorunlar biterse, bu konumlar, bu yerler de bitecek.
Kıbrıs sorunun çözüldüğünü düşünün. Kaç kişi siyaset sahnesinden, medyadan, akademik
dünyadan yok olup gidecek. PKK'nın lideri İmralı'da hapis ve örgütünü oradan
yönetiyor. Bu, nasıl mümkün olabiliyor sizce? Olmaması gereken bir şey
bu. Bölgede on sene önceyi ve şimdiyi düşünün. Çok büyük değişiklikler oldu. Şimdi
Öcalan yaptığı her şeyle, bölgeye bu özgürlüklerin verilmesine ve Türkiye'nin
demokratikleşmesine karşı çıkan şahinlerin elini güçlendiriyor. Siz, AB'yle
tam müzakerelerin başlayacağı bir dönemde terörün artmasını nasıl yorumluyorsunuz?
İki şekilde yorumlanabilir bu. Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler arasında,
demokratikleşmenin Türkiye'yi böleceğine inanan bir grup var. Kürtler arasında
da 'Bu demokratikleşme bizim davanın sonunu getirir' diye düşünenler var. Terörün
ve Kürt devletinin peşinde koşan Kürtler, 'Bölge özgürleşirse ve zenginleşirse,
biz devlet kuramayız' diye düşünüyorlar ki, onların düşüncesi daha doğru. Evet,
kuramazlar. Yani AB'yle müzakerelerin başlayacağı dönemde terörün artmasını, iki
türlü düşünmek zorundayız. Ya, AB'ye girildiği takdirde Türkiye'nin bölüneceğini,
Kıbrıs'ın kaybedileceğini düşünen derin devlet, benim hiç bilemediğim mekanizmaları
harekete geçiriyordur ve terör oluyordur. Ya da bu, 'AB'ye giren ve demokratikleşen,
özgürleşen Türkiye'den toprak koparmak hayal olur' diye düşünen PKK'nın tırmandırdığı
bir terör olayıdır. Bu, ya PKK'nın ya derin devletin işi diyorsunuz. Tırmanan
terör ikisinin işbirliği olamaz mı? İşbirliği ifadesini kullanmak istemiyorum.
Kimsenin böyle işbirliğine gireceğini düşünmek istemiyorum. Ama girerler mi, girmezler
mi bilemiyorum. Bizim orduda AB'den hoşlanmayan geniş bir kesim var mı?
Geniş bir kesim yok bence. Bir de eski Birinci Ordu Komutanı orgeneral
Hurşit Tolon'un tuhaf bir konuşması oldu veda töreninde. Tolon, aydın olduğu söylenen
bazı insanlara karşı "nefret dolu" bir ordu bıraktığını söyledi. Silahlı Kuvvetler,
orgeneral Tolon gibi düşünmeyen Türk vatandaşlarından nefret mi ediyor gerçekten?
Hayır etmiyor. Son senelerde galiba bir moda oldu, nedense bu açıklamalar
hep emekli olmak üzere olan komutanlarca yapılıyor. Orduyu teslim alan İlter Başbuğ,
'Nefret dolu bir ordu bıraktım' lafına karşılık, 'Böyle bir ordu teslim aldım'
demedi. Son yıllarda en tehlikeli gelişme, sizin gibi düşünmeyeni vatan haini
ilan etmek oldu. Tolon'u dikkate alırsak, generallerle aynı görüşleri paylaşmadığımız
zaman kendi ordumuzun nefretinden korkmalı mıyız? Hayır. Bu ifadeden bunun
düşünülmüş olması dahi hem Türkiye'ye hem, Silahlı Kuvvetler'e büyük zarar verir.
Bu iki generalin söyledikleri aklımı iyice karıştırdı. Eski Kara Kuvvetleri
Komutanı'nın görüşlerini paylaşıp "Öcalan'ın yakalanması hataydı" dersek mi ordu
bizden nefret edecek, yoksa "Öcalan'ın yakalanması iyi" oldu dersek mi? Ordu
sizden hiçbir türlü nefret etmeyecek. Çünkü siz, şu hakka da sahipsiniz artık.
Koskoca bir orgeneral, Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapmış biri, eğer 'Öcalan'ın
yakalanması uzun vadede Türkiye'nin aleyhine oldu' diyorsa, bu kadar sorumluluk
almış biri bile böyle bir beyanatı yapabiliyorsa, siz de Türkiye'nin yönetiminde
sorumluluk almamış bir aydın olarak, 'Ben de artık fikrimi çok daha rahat söyleyebilirim.
Çünkü benim elimde bu konuda orgeneraldeki kadar bilgi ve belge yok. Dolayısıyla
benim görüşüm onunkinden çok daha masumane ve objektif' deme hakkına sahip olursunuz.
Kendi vatanımızda kimseden korkmadan düşüncelerimizi söyleyebilmek için
ne yapmamız gerekir? Vatandaşlarının korkmadığı vatanı nasıl yaratabiliriz?
Vatandaşlarının korkmadığı bir vatanı yaratmanın tek bir yolu var. O da demokratikleşme,
özgürlük ve şeffaflık. Eğer belge ve bilgiler sendeyse, senin görevin şeffaf olmaktır,
elindeki bilgiyi insanlarla paylaşmaktır. Toplumu bilgilendirmeden, 'Ben bu konuda
haklıyım' demek olmaz. Sen niye haklısın? Sevr hortlar? Eee peki, ben de 'hortlamaz'
diyorum. Senin beni Sevr'in hortlayacağına ikna etmen gerekir. Ama hiçbirimiz
ikna olmadık. Bir de Sevr'in hortlayacağını, elinde güç olan insanların söylemesi
beni rencide ediyor. Ben o gücü kullanırım, Sevr de hortlamaz. Olay bu kadar basit.
AB, ordunun siyasete karışmasına, bazı vatandaşlarına karşı 'nefret dolu'
olmasına alışkın değil. Bu açıklamalar AB'yi nasıl etkiliyor? Bizden önce
AB'ye giren eski komünist ülkelerde de asker çok etkiliydi. AB, askeri otoritenin
üstünde bir sivil otoritenin kurulması şartını koydu bunlara. Ama AB, Türkiye'deki
Silahlı Kuvvetler'le halk ilişkisinin o ülkelerden farklı olduğunu düşünmedi ve
geçişin bir anda olamayacağı bilinciyle davranmadı. 'Askerin bu kadar etkisi olur
mu' dedi. Oysa Cumhuriyet'in kuruluşundan beri bir gelenekti bu bizde. Demokrasinin
bir sürü tarifi yok ki. Tek bir tarifi var. Bu tarifte de 'askeri demokrasi' diye
bir şey yok. AB, Türkiye'yi dikkate alıp demokrasinin tarifini mi değiştirmeli?
Askeri demokrasi yok ama dünyada hiçbir ülkede 80 yılda oturmuş demokrasi
de yok. AB daha sabırlı olmalıydı. Bakın, Genelkurmay Başkanı hakkında AB sürecindeki
gelişmelere sessiz kaldığı konusunda ağır yazılar yazılıyor. 'Kıbrıs elden gidiyor.
Kürt devleti kuruldu. Şeriat düzeni geliyor. Ses çıkmıyor Paşam!' deniyor. Demokratikleşmeye
karşı direnç var ve bu Genelkurmay Başkanı AB sürecindeki Türkiye için bir şanstır.
Görevi ise çok zor. Bir yanda, ülkenin demokratikleşmesine yardımcı olurken, diğer
yanda bu demokratikleşmeyi 700 bin silahlı kişiye, ciddi bir subay kitlesine enjekte
edeceksiniz ve silahlı kitlenin tansiyonunu kontrol altında tutacaksınız. Genelkurmay
Başkanı'nın zaman zaman yaptığı açıklamalara, 'asker gene işe mi karışıyor' demiyelim.
Genç kadroların tansiyonunu düşürmek için bazı açıklamalar yapmak zorunda kendisi...
|