|

Kapitalizmin temeli:Özgürlük'tür.
|
16 OCAK GECESİ
Sosyalizmin
teorisini kuranlarla ilgili en gereksiz ayrıntılar dahi bilindiği halde,
kapitalizm hakkında hiçbir şey bilinmez. Kapitalizmin bir teorisi, bir
fikri olmadığı sanılır. Totaliter -insan karşıtı- teori ve rejimler bir
bir çökerken, insan hayatını ve insanın yaratma gücünü merkeze almış
kapitalizmin; fikirden, felsefeden yoksun olduğu zannedilir. Bütün bu
kanaatlerin aksine kapitalizm, özgürlük fikri üzerine kuruludur.
Bu
anlam da:
" Günümüz de kapitalizm sürecini tamamlayabilen bir
tek ülke yoktur.
|

Bireyselliğinizi keşfediniz..
|
EGO/ANTHEM
Potansiyel olarak
bir siyasi yönetim insan haklarına yönelik en tehlikeli tehdittir; siyasi
yönetim yasal olarak silahsızlandırılmış kurbanlara karşı fiziki zor
kullanma konusunda hukuki bir tekeli elinde tutar. Birey haklarıyla
sınırlandırılmadığı ve kısıtlanmadığı zaman bir siyasi yönetim insanın en
ölümcül düşmanıdır. Siyasi yönetimlerin en sevmediği şeylerin başında
bireyin bağımsızlığı ve egonun vizyonu gelir. Egonuzu ve kimliğinizi
siyasi yönetimlere karşı koruyun.
Bir
nükleer savaştan sonra ortaya çıkan totaliter bir sistemde yaşayan bir
kimsenin, sözlüklerden ve toplumsal hayattan silinen, yeri "biz" kelimesi
tarafından doldurulan "ben" kelimesini ve kendisini keşfedişinin hikayesi.
Yüzyılımızın en büyük romancılarından Ayn Rand'ın "gerçek özgürlük"ün ne
olduğunu en kısa ve en veciz bir şekilde dile getirdiği bu eserini
okuyarak, siz de kendinizi, bireyselliğinizi keşfetmeye
başlayabilirsiniz...
|

Daha iyi bir ülke (veya dünya)
için
mücadele etme konusu ile ciddi olarak ilgileniyorsanız, problemin
niteliğini
tanımlama ile başlayın.
Mücadele asıl
olarak
politik değil,
entellektüeldir (felsefidir).
Siyaset,
belli bir ulusun
kültürüne egemen olan
temel
fikirlerin
(metafizik-epistemolojik-etik ) nihai sonucudur, pratik
uygulamasıdır.
Sebeple mücadele edip onu
değiştirmeden,
sonuçlarla mücadele edip değiştiremezsiniz. |
İHTİYACIMIZ OLAN
FELSEFE:
Neden gurursuz yaşadığınızı, ateşsiz sevdiğinizi,
direnmeden öldüğünüzü merak mı ediyorsunuz? Neden her baktığnızı yerde
cevapsız kalmaya mahkum sorularla karşılaştığınızı, hayatınızın neden
imkansız çelişkilerle dolduğunu, neden 'ya beden ya ruh' gibi, 'ya kar ya
kamu yararı' gibi yapay seçimlerden kaçınmak için tüm ömrünüzü mantıksız
kararsızlıklarla geçirdiğinizi bilmek mi istiyorsunuz?
Cevap yok diye
çığlıklar mı atıyorsunuz? Algılama aletinizi, aklınızı reddetmişsiniz,
ondan sonra da evrenin bir esrarengizlik yumağı olduğundan yakınıyorsunuz.
Elinizdeki anahtarı fırlatıp atıyor, sonra tüm kapılar yüzüme kilitlendi
diye ağlıyorsunuz. Mantıksızı izleyerek yola koyuluyor, sonra varoluş
anlamlı değil diyorsunuz.
Aklınızı takip etmedikçe hayatınızı bu
sorulardan kaçarak geçirmeye mahkumsunuz. Tercih yapmaktan kaçındıkça
başkalarının tercih ettiği bir hayata mahkum olacaksınız. Bu yüzden
felsefe bir ihtiyaçtır. Felsefe; hayatı analiz etme, aklı ve mantığı kendi
mutluluğunuz için kullanma aracıdır. Entellerin kafanızı karıştırmak için
bir araya geldiklerinde yaptığı laf kalabalığı değildir.
Felsefe,
kokteyl partilerinde, cami veya kiliselerde ki törenlerin içini doldurmak
için yaratılmış anlamsız soyutluklar gösterisi değildir. Felsefe oryantal
abartmalarla çınlayan gereksiz bir Avrupa uğultusu da değildir. Felsefe
insan hayatındaki en temel faktördür; felsefe, insan aklını ve karakterini
ve ulusların kaderini şekillendiren asıl kuvvettir. Felsefe insanların
kabul ettiği felsefe tipine bağlı olarak, insanları iyi ya da kötü yönde
şekillendirir..
Bilinçli ve rasyonel bir felsefeye ulaşmak için gerekli
adımlardan bazılarını açıklayan Rand, okuyucuya insanın kendi ruhunda veya
ulusunda bulunan gizli fikirleri tanımasını ve ardından değerlendirmesini
öğretmektedir. Rand, felsefenin insanları ve toplumları yönetme,
mekanizmalarına, soyut teorinin günlük hayatta aldığı çeşitli biçimlere ve
en muğlak fikirlerden (ilk bakışta sadece akademik öneme sahip olduğu
görülen fikirlerden) dahi kaynaklanabilen varoluşa dair derin sonuçlara
ışık tutmaktadır...
Ayn Rand'a göre insanın tercihi bir felsefe sahibi
olmak veya olmamak konusunda değil, sadece hangi felsefeye sahip olma
konusundadır. İnsanın tercihi, tercihinin bilinçli, açık, mantıklı ve bu
nedenle pratik mi olacağı, yoksa rasgele, belirsiz, çelişkili ve bu
nedenle zararlı mı olacağı konusundadır....
Felsefi sloganlar
kullanışlı bahane metotlarıdır. Onlar, insanların kabul etmeye istekli
olmadığı duygular için kullanılır, tekrarlanır ve ebedileştirilir.
Örneğin: "Hiç kimse hiçbir şeyden emin olamaz" şeklindeki ifade, emin
olanlara karşı kıskançlık ve nefret duygusu için bahanedir. "O senin için
doğru olabilir, ama benim için değil" kişinin rekabetçiliğinin
geçerliliğini ispatlayamaması ve ispatlamaya razı olmamasının bahanesidir.
"Dünyada kimse mükemmel değildir" kişinin mükemmel olmayışındaki
teslimiyetini devam ettirme isteğinin, yani ahlaktan kaçma isteğinin
bahanesidir. "Hiç kimse yaptığı şey konusunda ona yardım edemez" ahlaki
sorumluluktan kaçış için bir bahanedir. "İspatlayamam ama doğru olduğunu
hissediyorum" bir bahane bulmanın da ötesindedir. Bahane bulma işleminin
bir tanımıdır...
|

Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir, sözde
kapitalizmdir:Günümüz de kapitalizm sürecini tamamlayabilen bir tek ülke
yoktur.
Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve
yalan öylesine yaygındır ki, bu durumun baş sorumluları:"kapitalizmin
deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir.
Yirminci
yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından "birisi"ne indirgemek
suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır...
|
KAPİTALİZM: BİLİNMEYEN İDEAL:
" Sosyalizmin teorisini kuranlarla ilgili en gereksiz
ayrıntılar bile bilinirken, kapitalizm hakkında nerdeyse hiçbir şey
bilinmez. Totaliter rejimler bir bir çöktüğü halde totaliter teoriler hala
yüceltilirken, insan hayatını ve insanın yaratma gücünü merkeze alan
kapitalizmin, fikirden, felsefeden yoksun olduğu zannedilir. Oysa
kapitalizm, özgürlük fikri üzerine kuruludur. Yirminci yüzyılın büyük
özgürlükçü filozofu Ayn Rand, kapitalizmin dayandığı felsefeyi derin ve
etkileyici biçimde açıklayanların başında gelmektedir. Ülkemizde ne yazık
ki Marx ve Engels kadar tanınmasa da, Ayn Rand, ABD'de İncil'den sonra en
çok okunan kitapların -romanların ve felsefi eserlerin- yazarı olarak, hem
güçlü fikirlerin hem de çarpıcı üslubuyla milyonlarca insanı
etkilemiştir." Sinan ÇETİN
HAYATI DEGİŞTİREN KİTAP BU KİTAPTIR - Prof. Atilla
Yayla
" Türkiye'de pek bilinmese bile, düşünce tarihinde
kapitalizmi savunan önemli yazarlar çıkmıştır. Ayn Rand bunlar arasında en
önde gelenidir dersek, bir abartına yapmış olmayız. Gerçekten, ismi
kapitalizmle birlikte anılan bir yazar var mıdır, diye sorulsa, Ayn Rand
akla gelen ilk isim olur. Ancak, Rand hem düşünce tarihinde hem de
kapitalizmi doğrudan doğruya veya dolaylı olarak savunan yazarlar arasında
kendisine özel bir yer ayırır. Hatta, daha da ileri giderek, kapitalizmin
20. Yüzyılda yaşadığı fikri ve fiili gerileyişten kapitalizm karşıtlarını
değil, kapitalizmi savunanları sorumlu tutar. Bunun gerekçesi olarak da,
söz konusu kimselerin kapitalizmi ahlak ve adalet temelinde savunmak
yerine etkinlik temelinde savunmalarını gösterir.
Kapitalizm ve serbest
teşebbüs kelimesi ile ahlak ve adalet kavramlarının yan yana getirilmesi,
bugün bile pek çok kişi için kulak tırmalayıcıdır. Sıradan insanların ve
popüler kültürün bu iki kelime grubu arasında kuracağı ilişki negatif
olacaktır. Hakikaten, rasdgele bir okumuşu, bir öğrenciyi, bir aydını
karşımıza alıp kapitalizmin adalet ve ahlakla ilişkisi hakkında ne
düşündüğünü sorsak, alınacak cevap bellidir: "Kapitalizm gayri ahlaki ve
gayri adildir. Milyonlarca insanın sömürülmesinin ve bugün aç veya fakir
olmasının sebebidir. Kapitalizm her yönüyle ve her şeyiyle kötüdür."
Kapitalizme karşı mücadele edilmelidir. Bu görüş öylesine yaygındır ki,
tekrar edile edile, neredeyse sorgusuz sualsiz doğru kabul edilir hale
gelmiştir. " |

Yaşamak,insanca yaşamak için,
riskleri göze
alamamak:
"SOLUCAN HARCIDIR"
|
YAŞAMAK İSTİYORUM:
"Devlet dediğin şey nedir? Büyük bir kitlenin hesabına çalışan
bir hizmetçi... Kitleyi rahat ettirmek için düşünülmüş bir kolaylık. Bu
elektrik ya da su tesisatından farklı bir şey değil. İnsanlara musluk suyu
için yaşamalarını söylemek komik olmaz mı?
Rusya'da İhtilal olduğu
zaman ben on iki yaşındaydım. Bireyin, Devlet için yaşaması gerektiği
prensibini ilk defa o zaman duymuştum. Bu düşünce tarzının kötü olduğunu
ve yalnız kötülüklere yol açacağını anlamıştım. Komünizme karşı olmamın
sebebi buydu ve hala da budur. Benim on iki yaşımdayken anladığım gerçeği,
aydınların önemli bir kısmının hala anlamaması çok şaşırtıcı. Bu aydınlar
komünist yöntemlerin kötü, farak ideallerinin soylu olduğunu savunuyorlar.
Komünizmin bütün zaferi de hala hür olan bir çok insanın bu inançlarında
inat etmesi yüzündedir.
|

Rasyonel bir ahlakın
temel sosyal
prensibi şudur:
Nasıl ki, hayat başlı başına bir amaçsa,
yani başka
hiç bir amacın aracı değilse;
aynı şekilde, her insan da, başlı başına
bir amaçtır.
Yani insan başkalarının amaçlarının ve refahlarının bir
aracı değildir ve de olamaz.
Dolayısiyle, insan kendi hatırına
yaşamalıdır; ne kendisini başkalarına, ne de başkalarını kendisine feda
etmelidir.
|
HAYATIN KAYNAĞI:
Kolektif
beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. Bir
grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da
birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan bir
şeydir. Birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek
başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana
paylaştırabiliriz. Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi
ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi
beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve
ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve
devredilemezler.
"" İyilik
ve kötülük kutupları açısından, iki kavram sunulmuştur: Biri bencillik,
öbürü de hayırseverliktir. Bencilliğin anlamı başkalarını kendisi için
feda etmek olarak tarif edilmiştir. Hayırseverlik ise kendini başkaları
için feda etmektir denmiştir. Bu durumda insan her iki halde de diğer
insanlara bağlanmış, kendisine iki acıdan birini çekmesi söylenmiştir. Ya
başkalarının uğruna kendisi acı çekecektir, ya da kendisi uğruna
başkalarına acı çektirecektir. Sonunda insanoğlunun kendi acılarından zevk
alması gerektiği de söylenince, tuzak iyice kapatılmıştır. İnsan artık
mazoşizmi kendi ideali olarak kabul etmek zorunda kalmıştır, çünkü bunun
karşısına ancak sadizm vardır. İnsanoğluna oynanan en küstahça oyun bu
olmuştur. Bağımlılık ve acı çekme bu yolla hayatın temelleri haline
getirilmiştir. Seçenekler "kendini feda etmekle- tahakküm etme" arasında
değildir. Seçenekler "bağımsızlıkla- bağımlılık" arasındadır. Yaratıcının
kuralı ya da elden düşmecinin kuralıdır. Bu temel bir sorundur. Bir ölüm
kalım sorunudur. Yaratıcının kuralı, insanlığın var olmasını sağlayan
mantıklı zihnin ihtiyaçları üzerine kurulmuştur. Elden düşmecinin kuralı
ise sağ kalmayı beceremeyecek insanların ihtiyaçlarına dayalıdır. İnsanın
bağımsız egosundan doğan her şey iyidir. İnsanın insana bağımlılığından
doğan her şey kötüdür. Bencil kişi salt anlamda bakıldığında başkalarını
feda eden kişi değildir. Başkalarını herhangi bir şekilde kullanma
ihtiyacının üstüne çıkmış kişidir. Onun işlerliği, diğer insanların
kanalıyla değildir. Birincil anlamda onlarla ilgilenmemektedir. Amacı da
düşüncesi de arzuları da enerjisinin kaynağı da hep onların dışındadır.
Bir başka kişi için var olmakta değildir. Kimseden de kendisi için var
olmasını istememektedir. İnsanlar arasında oluşabilecek tek kardeşlik, tek
karşılıklı saygı bu yolla olabilir. "
|

Hayata ulaşmakla ölümden kaçınmak aynı şey
değildir.
Neşe, acının - zeka, aptallığın - ışık, karanlığın -kişilik
de kişiliksizliğin yokluğu değildir.
Çünkü: İnşa etmek, yıkımdan uzak
durmakla sağlanamaz...
Yüzyıllar boyunca ahlak savaşı hep, hayatınızın
"Tanrı'ya" ait olduğunu söyleyenlerle, hayatınızın" Komşularınıza" ait
olduğunu söyleyenler arasında yer aldı.Bir kesim size kendinizi cennetteki
hayaletler için feda etmenin iyi olduğunu söylerken, diğer kesim de size,
kendinizi dünyadaki beceriksizler için feda etmenizin iyi olduğunu
söyledi:Hiç kimse size hayatınızın kendinize ait olduğunu,iyinin de onu
yaşamak olduğunu söylemedi. |
ATLAS VAZGEÇTİ:
Ayn Rand,
bütün zamanlamaların en çok okunan felsefi romanı "Atlas Vazgeçti"yi
(Atlas Shrugged) 1957'de çıkardı. Roman o günden beri her yıl ortalama
200.000 sattı. Amerika'yı İncil'den sonra en çok etkileyen kitap oldu. Ayn
Rand -asıl adıyla Alişya Rosenbaum- 1500 sayfalık bu dev romanı
için:
"Bu bir felsefe tarihi kitabıdır. Düşüncemin vardığı son nokta da
şudur: İnsanın kendi yaratıcılığını ortaya koyma hakkı hiçbir zaman
engellenemeyecek".
Ayn Rand'ın eserlerini Türkçeye kazandıran Sinan
Çetin bu kitap için şöyle diyor:
"Bu kitap iş yapan, yaratan, yapan
eden insanın toplum tarafından nasıl sömürüldüğünü, üstelik zalimce
suçlandığını açıkça gözler önüne seriyor... eğer aklınıza, yeteneğinize,
kendinize inanıyorsanız bu kitabı çok büyük bir aşkla
okuyacaksınız.
"Dünyayı
harekete geçiren motor nedir? Dünyayı kimler sırtında taşıyor?
Dünyayı
sırtında taşıyanlar bir gün greve gitmeye karar verirlerse, dünya neye
benzer?
Böylesi bir grev de: Dünya üzerindeki tüm yağmacı, çapulcu,
avantacı, otlakçı, parazit ve anaforcular ne yaparlar?
Öykü,
aklın, her meslekte üretici zekaya sahip insanların, işi bırakarak ortadan
kaybolması ile dünyanın neye benzeyeceğini işler. Bu hareketin başlatıcısı
ve lideri John Galt'ın deyişi ile:
"İnsanlık tarihinde greve gitmeyen
tek bir insan türü vardır. Bütün diğer tür ve sınıftaki insanlar canı
istediği zaman çalışmayı bırakmış, isteklerini haykırmış ve kendilerinin
insanlık için vazgeçilmez olduklarını belirtmiştir; dünyayı gerçekten
sırtında taşıyan insanlar hariç... Onlar dünyayı ayakta tutmuş, yaşanılır
hale getirmiş, bunun bedeli olarak işkence görmüş ama hiçbir zaman insanı
yalnız bırakmamışlar. Şimdi sıra onların... Şimdi dünya onların kim
olduğunu, ne yaptıklarını ve işlevlerini yerine getirmezse neler olacağını
öğrensin. Bu zeka sahibi insanın grevidir.
"Hala gururundan geriye bir
şeyler kalmış olanlara,hayatı sevenlere sesleniyorum:Hiçbir zaman
inanmadığınız ve uygulamadığınız bir ahlak düzeni uğruna yok olmayı
isteyip istemediğinize karar verin.Kendinize karşı dürüst olduğunuz
anlarda,kendinizi enayi yerine konmuş gibi hissediyor,bir güceniklik
duyuyorsunuz.Mutlu olduğunuz zamanlarda neşenizi bozan bir suçluluk
duygusu var...Hayranlık duyduğunuz adamlara acıyor,onların başarısızlığa
mahkum olduğuna inanıyorsunuz.Nefret ettiğiniz adamlara imreniyor,onları
varoluşun ustaları olarak görüyorsunuz,çünkü ahlak nasılsa güçsüz,nasılsa
pratik değil.
 |
|
|
AYN RAND'ın MAKALELERİ:
|