Yirminci yüzyıl kapitalizmi
özünde feodaldir,
sözde kapitalizmdir:
Günümüz de kapitalizm sürecini tamamlayabilen
bir tek ülke yoktur.Kapitalizme ilişkin dezenformasyon,
çarpıtma,
yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki, bu durumun
baş sorumluları:"kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan"
sözde kapitalistlerdir.
Yirminci yüzyıl kapitalistleri,
"insan"ı
üretim araçlarından "birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en
büyük kötülüğü yapmışlardır.
Millet mecburen liderlerin hazırladığı " vekil listelerine " oy vermek zorunda bırakılıyor. Netice de seçilenler milletin değil: liderlerin vekili oluyor; " milletin " vekili değil..! Bu nedenle en başta seçim sistemi değiştirilmelidir..! Millet lider listesine değil; kişiye oy verebilmelidir. Bu da ancak, dar bölgeli çift turlu bir seçim sistemi ile gerçekleşebilir.
Böylesi görüşleri dile getirenlerse, partilerinden atılıp kovuluyorlar..! Lider sultasına son verilmesi için de en başta , partiler kanunu değiştirilmelidir. Acil GÜNDEM: Parti içi Demokrasi, Seçim Sistemi ve Hürriyettir..!
İnsanların mukaddes mabetlerinin kutsal eşiğinden içeri,onlara rağmen adım atmayın.
Ben
varım. Var olacağım. Ellerim... Ruhum...Bu gök benim...Benim ormanım...Benim
dünyam...Bu
benim vücudum ve ruhum;aradığım herşey Ben'de...Ben,
var olmanın, yaşayan, yürüyen, hisseden canlı bir ispatıyım.
Gören
benim gözlerim ve benim gözlerimin bakışı bütün dünyayı güzelliğe boğuyor.
Duyan benim kulaklarım ve benim kulaklarımla duyabilmek, dünyadaki bütün sesleri
tatlı namelerle süslüyor. Düşünen benim aklım ve gerçekler benim düşüncelerimle
aydınlanıyor. Kendi arzumla seçen benim ve yalnızca arzumla seçtiğim şeylere
hürmet ve sevgi duyacağım.
İyi,kötü,doğru,yanlış
birçok kelime biliyorum. Ama bunların içinde kutsal olan bir tane var, o da
"BEN".
Seçtiğim
yolu aydınlatan ışık ve o yolun pusulası içimde ve orada her şeyimle; gören
gözüm, duyan kulağım, anlayan ve düşünen aklımla ben varım.
Hedefim
ve kendimin tek amacı: huzur ve mutluluk.Mutluluk o kadar yüksek bir değerki,
daha üstün bir hedefin bile peşinde koşmaya ihtiyacım yok. Mutluluğum herhangi
bir sona giden bir araç da değil. O gidilebilecek en son nokta, ulaşabilecek
en büyük hedef. Kendi kendimin hedefi, kendi kendimin sebebi...
Ben
başkalarının ulaşmaya çalıştığı sonların da aracı değilim. Başkalarının bir
aleti, tornavidası da değilim. Başkalarının arzularının hizmetkarı da, yarasının
bezi de, onların mabedlerine adadıkları kurban da olmayacağım...
Ben
bir insanım. Bana ait olan bu mucize, benim sahip olduğum ve koruyacağım bir
şey;ben koruyacağım, ben kullanacağım ve onun önünde yalnız BEN secde edeceğim.
Sahibi
olduğum güzellikleri, erişilmez değerleri kimseye teslim ve emenet etmeyeceğim.
Hatta onları istemediğim sürece kimseyle paylaşmayacağım. Onlar benimdir.
Yalnız BENİM. Manevi bütünlüğümün hazinesini, bozuk para gibi harcayıp fakir
ruhlara, manevi bütünlüğü olmayanlara sadaka olsun diye rüzgarın hakimiyetine
terk etmeyeceğim. Bana ait olan, benim sahip olduğum bütün zenginlikleri;düşüncemi,arzumu,hürriyetimi
ben koruyacağım. Bunların içinde üzerine en çok titreyeceğim, en ulu göreceğim
şey, şüphesiz hürriyetimdir. Onu kimseye teslim ve emanet etmeyeceğim. Hatta
kimseyle paylaşmayacağım. Babama-çocuğuma,karıma-kardeşlerime, hiçkimseye hiçbir şey borçlu değilim.
Onlardan istediğim, talep ettiğim bir alacağım da yok. Hiç birinden benim
için yaşamasını talep etmiyorum ve ben de hiçbirisi için yaşamıyorum. Hiçbirinin
ruhunda gözüm yok ve artık hiçbiri benim ruhuma hasetle bakamaz.
Onların düşmanı da dostu da değilim. Herbiri hak ettikleri yerde duruyorlar
içimde. Bildiğim tek şey varsa, o da sevgimi kazanmaları için, doğmuş olmaları
yetersizdir. Sevgimi hiç kimsye laf olsun diye, sebepsiz yere veremem. Şans
eseri yanımdan geçen,yanımda duran,yanımda doğup yaşayan kimse onun sahibi
olamaz.
Ben sevdiğim insanlara sevgimle şeref veririm. Şeref ise kazanılması gereken
bir şeydir. Bunun yolu da söyleneni düşünmek, istenileni söylemek,emredileni
istemek,kısacası yaşamak için yerde sürünmeye rıza göstermek olamaz.
Artık insanlar arasından arkadaşlarımı BEN seçiyorum. Ama arkadaşlar,köleler
veya efendiler değil. Sevgimin temeli olan hürmetle bağlanıyoruz birbirimize,mecburiyetle
değil.Gönlümün istemediğini yapmayacağım. Gönlümün istediğini seçiyor ve seçtiklerimi
sevip onlara hürmet ediyorum. Onların ne esiri, ne de hakimi olacağım. Onlara
ne emredeceğim, ne de itaat.
Onlarla
istediğim zaman, daha doğrusu karşılıklı arzularımız mevcut olduğu zaman ve
arzularımızın devamı süresince el ele sıkışacağız,
el ele tutuşacağız,el ele oturup dostluk kuracağız ve yan yana yalnız olacağız.
İnanıyorumki
herkes ruhunun tapınağında yalnızdır ve yalnız olmalı, yalnız bırakılmalıdır.
Bırakın herkesin içindeki bu mabet dokunulmamış,lekelenmemiş olarak kalsın.
Bırakın insanlar istedikleri elleri,istedikleri sevgi ve şiddetle sıksınlar,insanlar
mukaddes mabetlerinin kutsal eşiğinden,içeri,onlara rağmen adım atmayın.
Bütün ellerin,en kirlisinin bile mıncıklamaya hak kazandığı anda mutluluğumun
ne değeri olabilir?Aptalların bile el uzattığı yerde aklımın,sefil ve güçsüzler
de dahil olmak üzere bütün yaratıkların tahakkümü altında kalan hürriyetimin
ne kıymeti olabilir?Ve yalnız eğilerek,itaat ederek,hürmet etmediğim kişilerin
hürmet etmediğim fikirlerini kabul edeceksem,hayatımın ne kıymeti olabilir? Ben, "biz" denen O korkunç hayaleti, esaret, çapulculuk,
sefalet, cehalet
ve hayasızlıktan gelen bu rezalet kelimeyi ezdim, çiğnedim, mağlup ettim.
İşte
gerçek kudretin gerçek yüzünü görüyorum şimdi.Bu kudreti toprağın üzerinde
yüceltiyorum.
Bu kudreti insanlar var oldukları günden beri aramışlar,bu bilinmeyen kudret
onlara mutluluk,huzur ve gurur vermiş. Bu kudret,bu tek kelime:
BEN Buraya
ve heryere, benim bayrağım ve işaretim olan kelimeyi yazacağım. Bu kutsal
kelime: BEN
Ahlaksız olan:Devletçiliktir!
EKONOMİ/POLİTİK
ve FELSEFE
" Feodalizm
veya E.Kant mistizmi - Kolektivizm veya sözde modern liberalist tüm
devletçiler - vs" lere dikkat ediniz:
Onlar hala " paranın" tüm kötülüklerin anası olduğunu -tabii:
her derdin devası hükümet parası hariç(!)- iddia ediyorlar. Yani aynen tüm kötülüklerin anasını "şeytan" olarak gören
eski mistikler gibi..!
Oysa: İnsanoğlunu en aşağı hale indirmeyi teklif eden bir kişi, kendisini
yardımseverliğin harekete geçirdiğini iddia edemez. İnsanı arzusundan, hırsından veya ümidinden soyutlamak ve onu ömür boyu
durağanlığa mahkum etmek isteyen birisi, kendisini teşvik eden unsurun
şevkat olduğunu iddia edemez. İnsanın, bir kötürümün elde edebileceği ilerlemenin sınırları ötesinde
ilerlemesini yasaklamayı teklif eden birisi, insan sevgisini motivasyonu
olarak iddia edemez. Bir dahiye, bir geri zekalı için bir değeri olmayan başarıyı yasaklamayı
teklif eden bir kişi, kıskançlık ve nefretten başka hiçbir motivasyonunun
olduğunu iddia edemez...
20.yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir,sözde kapitalizmdir: Günümüz de
kapitalizm sürecini tamamlayabilen bir tek ülke yoktur.
Cinayet emirlerini devlet verdi
Atilla Kıyat'dan korkunç itiraf
MELİH ALTINOK - Istanbul - 04.08.2010 TARAF GAZETESİ
Emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın “93-97 arasında faili meçhul devlet politikasıydı” sözlerinin ardından eski bakan Adnan Ekmen de konuştu:" Katiller cinayetten sonra karakola sığınırdı..! "
Emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın 1993 ile 1997 yılları arasındaki faili meçhullerin bir devlet politikası olduğu, bu cinayetleri işleyen askerlerin emirleri uyguladığı açıklamasının yankıları sürüyor.Dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapan Adnan Ekmen Kıyat’ın açıklamasını “bir gerçeğin yıllar sonra gelen itirafı” sözleriyle değerlendirdi.
İtiraf sevindirici
Dönemin koalisyon hükümetinde Bakanlık yapan Adnan Ekmen Taraf‘a yaptığı açıklamada, Kıyat’ın sözlerine destek verdi. “O dönem on yedi binden fazla faili meçhul cinayetin işlendi. Köyler boşaltıldı ve insanlar sürgüne gönderildi. Tüm bunlar resmî bir devlet politikasıydı. Bir emekli paşanın bu gerçekleri yıllar sonra da olsa itiraf etmesi sevindiricidir” diyen Ekmen, Kıyat’ı açıklamasından dolayı tebrik ettiğini söyledi. O dönemde sorumluluğu olan herkesin kanun önünde hesap vermesi gerektiğini ifade eden eski bakan Ekmen, “Kimsenin özrüne gerek yok. Gerçekler kabul edilsin yeter” şeklinde konuştu.
Ortadan kayboluyordu
90’lı yılların başında bölgede sokak ortasında herkesin gözü önünde “kontrgerillanın yüzlerce insanı öldürdüğünü” anlatan Adnan Ekmen o günleri şu sözlerle anlattı: “Her gün yaşanan bu cinayetler adeta sıradan hale gelmişti. Halk, güvenlik güçlerinden bir şey beklemediği için kendisini korumaya çalışıyordu.
Batman’da da bu cinayetler yoğun olarak yaşanıyordu. Güpegündüz cinayet işleyen katilleri çoğu zaman halk kendisi yakalamaya çalışıyor.
Katiller karakollara sığınıyor ve ortadan yok oluyorlardı.”
Yaşananları Baykal’a da anlattım
Dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Bakanı Ekmen, Jitem tarafından gerçekleştirildiğine emin olduğunu belirttiği Güçlükonak Katliamı hakkındaki bilgilerini Deniz Baykal’la da paylaştığını fakat bir sonuç alamadığını söyledi. Baykal’ın ‘söylediklerinin doğru olduğuna inanıyorum Ama Başbakan’ın seni dinleyeceğini sanmıyorum’ dediğini aktaran Ekmen, “Daha sonra olay hakkında İçişleri Bakanlığı’na ve Milli Savunma Bakanlığı’na raporlar yazdım. Devlet Bakanı sıfatımla bilgi istedim. 15 gün içerisinde yanıt vermeleri yasal zorunlulukken, dikkate bile almadılar. Mahkeme hâlâ sürüyor” diye konuştu.
Askere talimat vermiş
Ekmen kendisiyle telefonda konuştuğumuz sırada yanında bulunan Ahmet Türk’ün uyarsıyla hatırladığı bir örneği de paylaştı: “O dönemde Mardin’de bir mitingde konuşuyordum. Yanımda Ahmet Türk de vardı. Konuşmamda ‘Kürtlere, Bulgaristan Türkleri için istediğiniz özgürlüklerin onda birini verseniz bu sorun biter’ dedim. Mardin Alay Komutanı bu sözlerim üzerine kürsüye yürümeye kalkmış. Askerlere de hazırlık yapmaları talimatını vermiş. Sonradan çok kan dökülür uyarısı yapılmış kendisine. Bugün benim o yıllarda verdiğim Bulgaristan örneğini bir emekli paşa söylüyor. Sevindirici bir gelişme.”
Cinayet emirlerini devlet verdi
Emekli Koramiral Atilla Kıyat, katıldığı bir televizyon programında 1990’lı yıllarda yaşanan kontrgerilla faaliyetlerinin bir devlet politikası olduğunu söylemişti. Bu durumun bölgede, ülkesine karşı kin kusan bir neslin yetişmesine sebep olduğunu söyleyen Kıyat çarpıcı açıklamasında şu sözlere yer verdi: “Hukuk dışı uygulamalar olmuştur. Bugün Ergenekon’da faili meçhul cinayetlerden dolayı suçlanan ve içeride olan kimseler vardır. Ama ben devamlı söylüyorum. Bu arkadaşlar o zaman (şimdi albay bunlar) üsteğmendi, yüzbaşıydı. Şimdi diyorlar ki ‘Sen Cizre’deyken muhtarı öldürdün’ ya da Muhtarla beraber oldun filancayı öldürdün.’ Sene kaç? 1994, 1995... Şimdi ben de diyorum ki, lütfen 93’ün, 95’in, 96’nın, başbakanları, cumhurbaşkanları, genelkurmay başkanları, OHAL valileri... Yatağınızda nasıl rahat uyursunuz! Lütfen çıkıp açıklayın, bu yıllarda işlenen faili meçhuller terörle mücadele için devlet politikası mıydı ve bu çocuklar devlet politikası mı uyguladılar? ‘Hayır böyle bir devlet politikası yok’ diyorsanız, söyleyin. Söylemiyorlar. Çünkü bir üsteğmen, ‘Ben Hasan’la Mehmet’i bir halledeyim de bu terörizmi bitireyim’ diyemez. Birileri emir verdi.
İşte
bu anlamda amacımız: RADİKAL KAPİTALİZM' dir. Çünkü kapitalizmin önündeki tek engel:altruist (kendini feda) ahlakıdır.Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri
güçlerin) ellerindeki bu altruist bayrak: birgün:Mutlaka birgün,
realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu
anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini
incelemek sanırım yeterlidir.
RADİKAL
KAPiTALiZM ve FELSEFE
Kapitalizme
ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır
ki, bu durumun bas sorumluları:"kapitalizmin deformasyona uğramasına
seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir.
Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından
"birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü
yapmışlardır...
Dünya tarihinde hiç bir ekonomik-politik sistem değerini, kapitalizm gibi
apaçık ortaya koymamış,hiç bir ekonomik-politik sistem insanoğluna kapitalizm
kadar yarar sağlamamıştır.
Dünyada hiç bir sisteme, kapitalizme olduğu kadar vahşice, haince ve cahilce
saldırılmamıştır. Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış
takdim ve yalan öylesine yaygındır ki,2000 lif yılların gençliği bile
kapitalizmin gerçek doğası hakkında yeterince bilgi sahibi olamayacaktır.
Bu durumun bas sorumluları da "kapitalizmin deformasyona uğramasına
seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir - günümüz kapitalistleri yani.
Kapitalizm öncelikle "ahlaki" deformasyona uğramıştır. Yirminci
yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından " birisi
"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır.İnsanin
üretim sürecindeki rolüne ve niteliğine önem vermemişler, insani, toprak,
orman, yeraltı servetleri gibi üretim araçlarından birisi,'toplum' denilen
şeye hizmet veren unsurlardan biri olarak görmüşler, insan hizmetlerini
toplum denilen soyutlamaya en yararlı olacak biçimde örgütlemeye çalışmışlardır.
Oysa
" Toplum ": Gerçekliğe uymayan bir soyutlamadır.
Çünkü,
'insanlık' bir varlık, bir organizma, bir mercan kayası değildir. Üretimin
ve ticaretin tek bir unsuru vardır: insanin kendisi. Bu bağlamda ekonomi,
politika, felsefe, psikoloji, edebiyat gibi "İnsan Bilimlerinin"
tümü ise insani araştırarak başlamalıdırlar, toplum denen muğlak bütünü
değil.Ayni şekilde,artı-değer diye bir şey yoktur.Tüm servet, birisi tarafından
üretilir ve o birisine aittir. Kapitalizmi tüm diğer sistemlerden üstün
kılan, bireyin üretim özgürlüğüdür. Üretim özgürlüğü, sömürüye değil,
servetin yaratılmasına yol açmıştır.
Ne var ki, Avrupalı düşünürler, 'İnsanin Hakları' seklinde keli melendirilen
çağdaş felsefeyi hiç bir zaman tümüyle kavrayamamışlardır. Kapitalizmin
özünü teşkil eden bireysel özgürlüğü, insanin kıralların hakim olduğu
bir devletin köleliğinden kurtulup, 'millet'in hakim olduğu bir devletin
kölesi olmasi seklinde algılamışlar, üretim özgürlüğüne geçit vermemişlerdir.Kaynakların
topluma ait olduğu, toplumun ortak çıkarları doğrultusunda kullanılmaları
gereği düşüncesi objektif bir veriymiş gibi kabul görmüştür.Oysa, 'ortak
çıkar' diye bir şey yoktur. 'Çıkar' elle tutulur bir fayda olarak bireye
dönük bir kavramdır.Sözde kapitalizm, bireyin kendisini toplum için feda
etmesini öngören diğerkamlık ahlaki, morality of altruism, üzerine kurulmuştur.
Teknolojik devrimlerin nimetlerini tekelinde tutan yamyamlar(askeri-politik-ekonomik
güçler), altrüizmin bayrağına sarılmaya devam etmekteler.
Bu yamyamlar, akıbetlerinin altrüizmin atalarından(Hitler-Stalin-v.b)
farklı olamayacağından habersizmiş gibi davranmaya devam ediyorlar. Fakat
bir gün, mutlaka bir gün, realite o bayrağıca benzerleri gibi alaşağı
ederek yerine objektivizmin bayrağını koyacaktır. İşte o bir gün'ün kestirme
bir yolu yoktur maalesef;o günü bireylerin bilinci belirleyecektir.Altruism
ahlakın bir diğer sonucu ise "devletçilik faciasıdır."
Devletçilik
ahlaksızlıktır.
Çünkü
devletçilik bireyin üretim özgürlüğünü engeller. Kaldı ki, insani üretim
araçlarından birisine indirgeyen görüş, kapitalizmin değil, feodalizmin
insan görüşüdür.
Yirminci yüzyılın Avrupa kültürü esasen bir aşiret kültürüdür. "Avrupa
düşüncesinde THA Varlık, aşirettir, toplumdur" derler. "İnsan,
bu Varlık'ın her an ikame edilebilir hücrelerinden birisi olarak görülür.
Varlık'a hizmet, askerlik, öğretmenlik, hakimlik gibi saygın bir uğraş
olarak algılanır, egemen sınıfların bu tür uğraşlarından doğan ayrıcalıklarını
Varlık'a hizmet edebildikleri sürece kullanabildiklerine inanılır."
Bu
bağlamda Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir:Sözde kapitalizmdir.
Yirminci
Yüzyılda bedensel kölelik yoktur ama zihinsel kölelik devam etmiştir.
İnsanin özgür ve bağımsız bir birey olduğu düşüncesi, Avrupa kültürüne
bütünüyle yabancıdır.
Mesela: "Yirminci Yüzyıl düşüncesini oluşturan en etkin yayınlarından
birisi olan Encyclopedia Britannica'ya bakalim: Britannica, 1964 baskısında,
kapitalizmi 'feodalizmin yıkılmasından sonra Bati Dünyasına hakim olan
ekonomik sistem' olarak takdim ettikten sonra, 'Kapitalist olarak adlandırılan
bir sistemin temelini, toprak, madenler, fabrikalar gibi sermaye olarak
bilinen ve kişisel olmayan üretim araçlarının sahipleri ile, emeklerini
bunlara satan özgür fakat sermayesiz isçilerin arasındaki ilişkiler teşkil
eder. Bu ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıkan toplu sözleşme pazarlıklarında
toplumsal ürünün isçi sınıfı ile kapitalist girişimciler arasında hangi
oranlarda paylaşılacağına karar verilir,' diyebilmiştir! Ansiklopediye
göre, kapitalizmin basarisi, böylece ortaya çıkan 'artı değer'i, 'piramitler,
katedraller gibi ölü yatırımlara değil, gemiler, antrepolar, ham maddeler,
yari mamuller ve mamuller gibi maddesel servet biçimlerine' yatırmış olmasidir!
Artı değer, böylece genişletilmiş üretken kapasiteye dönüştürülmüştür!'
Oysa bu, tam bir iki yüzlülüktür! 1964 yılı gibi yakın bir tarihten bahsediyoruz!
Okuduklarımın üzerinden bir yüzyıl dahi geçmiş değildir! Yirminci Yüzyıl
insaninin beynini formatlayan Britannnica'nin iki yüzlülüğü, kapitalizm
yolundaki güçlüklerimizin boyutlarını gözler önüne sermektedir! Nedir
artı değer? Ansiklopedi, bunun cevabini vermemektedir, veremez! Çünkü
artı-değer diye birsek yoktur. Servet, birey tarafından yaratılır. Tanımlama,
isimlendirme ve bütünleştirmeden oluşan karmaşık bir süreç olan düşünceyi
sadece bireysel beyinlerimiz becerebilir. Kolektif beyin, toplumsal bellek
diye bir şey yoktur. İnsanlar birbirlerinden öğrenebilirler. Ancak, öğrenme
bireyin kendisine ait bir süreçtir. Bireyler öğrenme sürecinde işbirliği
yapabilirler. Bildiklerini birbirlerine ya da gelecek kuşaklara aktarabilirler.
Ancak, nakil, bireyin söyleneni alması halinde mümkündür. Pek çok medeniyet,
bireyler kendilerine nakledilenleri alamadıkları, almak istemedikleri
ya da düşünmeleri yasaklandığı için kaybolmuştur."
Ekonomi
bilimi ve radikal kapitalizm:
Bireyi
inceleyerek toplum hakkında birşeyler öğrenmek mümkündür, ancak tersini
yapamazsınız. "Toplumu oluşturan varlıkların kendilerini incelemeden,
ilişkilerini incelemek, bize birsek kazandırmayacaktır. Böyle bir durum,
gökyüzünü araştırırken gezegenleri, uyduları ya da yıldızları incelemeyi
reddeden astronomun haline benzer! Ya da tıpta, sağlıklı olmanın kıstaslarını
tanımlamadan, hastalığı çözmeye çalışan hekimin haline! Hastaları bırakıp
hasta ilişkileriyle uğrasan bir başhekim düşünebiliyor musunuz?! Modernist
ekonomi-politikçiler asırlarca bunu yaptılar! Kullandıkları yöntem, 'İnsan
ekonomik denkleme uyduğu kadarıyla insandır' yöntemiydi. Böylesi soyutlamalar,
gerçeği yansıtmadıkları gibi garip bir çifte standart da oluşturdu. Örneğin,
bir ayakkabı tamircisine rastladıklarında adamın hayatini kazanmak için
ayakkabı tamir ettiği sonucuna varmakla beraber, ekonomi-politik gözlüklerini
taktıklarında adamın amacının, hatta görevinin topluma ayakkabı sağlamak
olduğuna karar verdiler! Bir yandan üretim araçlarının devletin kontrolünde
olmasi gerektiğini söyleyen komünizme var güçleriyle karsı çıkarken, diğer
yandan gelir dağılımını iyileştirme amacıyla işadamlarını vergi sağılacak
inek yerine koymaktan çekinmediler! "
Objektivist Ahlak nedir?
Bu
sorunun cevabi, insanı tanımlamaktan geçer. Objektivizme göre insanin
tanımlayıcı özelliği akılcılığıdır. Akıl, insanın varkalmasının ve öğrenmesinin
başlıca aracıdır. İnsan, en basit ihtiyaçlarını bile düşünerek giderir.
Yiyecek yetiştirmeyi, avlanmak için silah geliştirmeyi düşünerek bulur.
Hayvanlar gibi sadece içgüdüsüyle varaklamaz. İçgüdülerimiz bizi yağmur
yağarken bir mağaraya saklanmaya yönlendirebilirler ama en basit bir
barınak yapmak için düşünmek zorundayız. İçgüdü, bize ateş yakmayı,
yün eğirmeyi, tekerlek yontmayı, apandisit ameliyatı yapmayı, keman
çalmayı öğretmez. Aklını kullanmak veya kullanmamak kişiye kalmıştır.
Düşünmeyi reddeden bireyler, ya başka bireylerin keşfettikleri ürünleri
taklide ve tekrar ederek, ya da, bunları talan ederek varkalırlar. Tercihleri
hangi yönde belirirse belirsin, insanin yegane var kalmak aracı akıldır
ve aklını kullanmayanın aklını kullanana müdahalesi kabul edilemez.
İnsan aklının temel gereksinimi özgürlüktür. Üretim, insan aklinin var
kalmak sorunsalına uygulanmasıdır. İnsan, akılcılığı ölçüsünde kazanır
veya kaybeder. Varkalır veya yeryüzünden silinir.
"Sağcı-solcu-dinci-liberal" kolektivist sistemlerin temelinde
altruist,yani birey düşmanı "kendini feda" ahlak anlayışı
vardır. Bunlara göre bireyin kendi yararı için yaptığı herşey "yanlış
ve kötü"; başkaları ve başka şeyler yararına yaptığı herşey "doğru
ve iyi" dir. Yani bunlar için: bireyin "Ülkenin 50 yıl sonraki
petrol yada benzer çıkarları için" - " toplum,devlet,Tanrı,millet,v.b
çıkarları için" KENDİNİ FEDA ETMESİ: iyi ve doğrunun tek standartıdır.
Oysa
kapitalist ahlakın tek standartı:bireyin "ne kendisini nede başkasını
feda etmemesi" dir. Yani bireyin hayatı ve mutluluğu yararına olan
"doğru ve iyi", yararına olmayan herşey "yanlış ve kötü"
dür.
Bu
anlamda kapitalizmin önündeki tek engel:altruist ahlak anlayışlarıdır.Medeniyetin
somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri
güçlerin) ellerindeki bu altruist (birey düşmanı) bayrak: birgün, mutlaka
birgün, realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır.
Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini
incelemek sanırım yeterlidir.
Entellektüel
bir güç ve ahlaki bir ideal olarak kollektivizm bugün ölüdür. Fakat
özgürlük ve bireycilik, ve onların siyasi ifadesi olan kapitalizm henüz
keşfedilmedi. İnsanoğlunun bu değerleri keşfetmeye zamanı olacağını
düşünüyorum. Ölmekte olan günümüz kollektivist felsefesinin bir sefalet,
imkansızlıklar ve umutsuzluk kültüründen başka birşey yaratmamış olması
dikkate değerdir. Zamanımızın, insanı başarısızlık, tükenmişlik ve yıkımla
lanetlenmiş yardıma muhtaç, çaresiz ve akılsız bir varlık olarak yansıtan
sanat ve edebiyat dünyasına bir bakın. Bu sunum bir kollektivistin kendi
psikolojisinin itirafı olabilir fakat genel bir insan tasviri kesinlikle
değildir. Eğer çizilen bu tablo gerçeğe uygun olsaydı mağaralarımızdan
asla çıkamazdık. Fakat bugünlere gelmeyi başardık. Etrafınızı ve tarihi
gözlemleyin. İnsanoğlunun başarılarını göreceksiniz. İnsanlığın gelişmek
için sınırsız bir kabiliyete sahip olduğunu ve bu kabiliyeti mümkün
kılan işlevi farkedeceksiniz. O zaman insanın yaradılış itibariyle çaresiz
bir mahlukat olmadığını, ancak aklını, o yüce işlevi kullanmayı ihmal
ettiğinde o hale düştüğünü anlayacaksınız. Ve büyüklük nedir diye bana
sorarsanız; cevabım:
Mantık. Amaç. Kendine Saygı.
Zeka başarıya dönüştürülmediği sürece bir anlam ifade etmez. Başarının ise mutluluk getirmediği müddetçe bir değeri yoktur.
ENUSTUN MBI Training Beyin / Zeka / Hafıza Eğitimi
Tanrım;
Değiştiremeyeceğim şeyler için huzur;
Değiştirebileceğim şeyler için cesaret;
Ve ikisi arasındaki farkı bilme akıllılığı ver..!
Her demokrat ve liberal
objektif olamayabilir.
Ama her objektivist:hem demokrat hem de liberaldir.
AYN RAND'dan:
* Bireyin hayatı ve mutluluğu yararına olan "doğru ve iyi", yararına olmayan herşey "yanlış ve kötü" dür.
* Siyasi yönetimlerin en sevmediği şeylerin başında bireyin bağımsızlığı ve egonun vizyonu gelir. Egonuzu ve kimliğinizi siyasi yönetimlere karşı koruyun.
* Kolektif beyin diye bir şey yoktur. Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka
birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler.
* Amacım: insanlara veya en azından düşünme zahmetine katlananlara kendi içinde tutarlı, dürüst ve rasyonel bir yaşam tarzı sunmaktır.
* İnsanlar karşılaştıkları tehlikeyi ortadan kaldırmak için herhangi bir cevap bulmayı istememektedirler. Tüm istedikleri, tüm aradıkları bağırmak için bir bahanedir:
"Kendimi tutamadım, ne yaptığımı bilemedim, beni affet tanrım..!"
* İnsan önce Tanrı'nın tutsağıydı. Zincirlerini kırdı. Sonra kralların tutsağı oldu. Yine zincirlerini kırdı. Artık hiçkimsenin tutsağı olmamalı.
* Politika ile yalnız bir sebepten ilgilendim; politikayla ilgilenme ihtiyacı duymayacağım günlere ulaşmak için.
* Objektivistler:
" muhafazakar " değil, kapitalizmin radikal savunucularıdır ve asıl amaçları politika veya ekonomi değil, insanın doğasını ve varlık nedenini incelemektir.
* İnsan tabiatından kaçamaz ve eğer insan kendi tabiatının gereksinimlerine aykırı bir sosyal sistem (kendisinin rasyonel, bağımsız bir varlık olarak yaşamasın engelleyen bir sistem) kurarsa, sonuç psikolojik ve fiziksel felakettir.
* Nasıl cebelleşeceğim,
Tanrı'nın ve insanın,
Çileden çıkartan acayiplikeri ile?
Ben, bir yabancı ve bir korkak yaratmadığım bir dünyada?
Sorusu için en uygun cevap şudur:
N E D E N S E N
Y A R A T M A D I N ..?
* Hayat hakkı bütün hakların kaynağıdır ve mülkiyet hakkı bütün hakların tek
aracıdır. Mülkiyet hakkı olmaksızın başka hiçbir hak mümkün olamaz. İnsanoğlu hayatını kendi gayretiyle devam ettirebileceğinden, kendi emeğinin –gayretinin ürününe sahip olma hakkı bulunmayan insan kendi hayatını devam ettirmek için hiçbir yola sahip değildir.
Birey hakkı, sigarayı savunmamakla birlikte sigaraya yasağına da karşı olmayı gerektiriyor.
19 Temmuz’dan itibaren bütün kapalı alanlarda sigara içilmesinin yasak hale getirilmesi ile yepyeni bir döneme girildi.
Sigara içmenin savunulucak bir tarafı yok. Ama faşizan yöntemlerle sigara içmeyi yasaklamanın da savunulacak bir tarafı yok.Birey, kendine zarar verme hakkı da dahil olmak üzere, mutluluğu peşinde
koşma hakkına sahiptir. Sahip olmadığı
hak, başkalarına zarar verme hakkıdır. Burada da rasyonel düşünme yetisine sahip olan birey, kendisine zarar verilmesine rıza gösteriyorsa bunun 3. bir kişi veya bir kurum veya devlet organları tarafından engellenmesi yasaklanmalıdır. Sigaranın 2. hatta 3. el sigara içiciliği ile insan sağlığına zararlı olduğu kanıtlanmıştır. Ancak sigara içenin yanında durma kararı devletin değil oradaki bireyin vereceği bir karar olmalıdır. Bu sebeple kapalı yerler, örneğin restoranlar, kahveler, alışveriş merkezleri
“sigara içilir”, “sigara içilmez” diye
o yerlerin sahipleri tarafından ayrılırsa o hizmetin tüketicisi olan birey istediği yere gitme hakkına sahip olacaktır. Sigaranın zararlarını bildiği halde arkadaşları
ile birlikte olmak isteyen bireylere bu hak tanınmalıdır. Bugün sağlığa zararlı diye bir yasağa verilecek destek yarın öbürgün “sağlık”, “toplumun geleceği”,
“kamu yararı”, “memleket çıkarı”
adı altında bireylerin hakkını elinden alabilmenin yolu olarak kullanılacaktır. Yanımda sigara
içilmesine devlet değil ben izin veririm
veya vermem. Devletin görevi ötekinin hakkını engellemek değil benim hakkımı korumaktır. İşyeri sahibinin
“Sigarasız Bölge” olarak belirlediği
bir yerde sigara içmeye çalışanı
engellemeli, ancak gene işyeri sahibi tarafından belirlenen“Sigara İçilebilir Bölge”de sigara içilebilmesi sağlanmalıdır. Sigara içmeyen birey nereye gideceğine kendi karar verebilmelidir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur
Objektivist Hareket Sekreteri:
Mehmet Faruk KURTULUŞ
Yük.Müh.Mimar
** ** ** ** ** ** ** ** ** **
Editör görüşleri, basın bültenleri, editöre mektuplar Türkiye ObjektivistHareketi tarafından yayınlanmakta, yüzlerce basın-yayın kuruluşu, internetsitesi ve ilgilenenlere gönderilmektedir. Bültenin yayın hakkı Türkiye Objektivist Hareketinde bulunmaktadır. Ticari olmamak kaydı ile yayınlanması serbesttir.