Kendine demokrat ve de müslüman AKP:
Kapatılmaktan kurtulunca DTP'yi unutup, Meclisi tatil etti...!
GERÇEK GÜNDEM
YARIN DEĞİL, HEMEN ŞİMDİ:
ÇAĞDAŞ ANAYASA
1- Anayasa objektif olmalı ve ideolojik veya dini, hiçbir etiket
taşımamalıdır.
2- Ergenekon yetmez: Demokrasimizi hançerleyen, tüm cuntacılar, derhal ve
kayıtsız şartsız yargılanmalıdır.
3- Diğer kişi/kurumlara fiziksel saldırıyı başlatma içermeyen her
türden fikre, özgürlük tanımalıdır.
4- Lider sultasına son veren ve parti içi demokrasiyi tesis edebilen,
bir yasa acilen çıkarılmalıdır.
5- Seçim sistemi, parti listelerine değil, milletvekili adaylarına, oy
verilecek şekilde değiştirilmeli ve dar bölgeli, çift turlu olmalıdır.
6- Başta eğitim olmak üzere, devletin elinde olan tüm ekonomik
işletmeler, serbest piyasa koşullarına devredilmelidir.
7- Bireyin en başta yaşama ve mutluluğunu arama hakkı, devletçe
garanti altına alınmalıdır.
8- Devlet: Asli görevleri olan iç - dış güvenlik ve
adalet dışında hiç bir kurum veya alanda olmamalıdır.
9- Genelkurmay başkanlığı, milli savunma bakanlığına bağlanmalıdır.
10- Devlet din işlerinden arındırılmalı, Diyanet İşleri Başkanlığı
lağvedilerek, bütçesi Milli Eğitim Bakanlığına devredilmelidir.
11- ASKER-SİVİL tüm BÜROKRAT'lara ait: LOJMAN-VASITA-TATİL-SPOR-EĞLENCE yerleri, derhal özelleştirilmelidir.
Objektivist Hareket
TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ!

"...Dün Taraf' ın yazıişlerinde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal' ın grup konuşmasını tartıştık. Derin bir avukat gibiydi; sığ bir savunma yapıyordu. Ergenekon savcılarını doğrudan hedef alıyor, iddianameyi küçümsüyordu. Konuşmasının bir yerinde İddianameye göre, Ergenekon çok köklü bir örgüt ama MİT'in haberi yok gibilerinden alaycı bir ifade de kullandı. Aslında Baykal'ın sözleri, Ergenekon davasını karalamaya çalışan diğer gönüllü çete avukatlarının yazıp çizdiklerinden pek farklı değildi.
Yine de, devletçi bildiğimiz bir siyasi parti liderinin, devletin MİT ve Genelkurmay dahil birçok kurumunun, araştırılmasında yarar gördüğü bir örgütlenmeyi böylesine fütursuzca sahiplenmesine anlam vermekte zorlandık. Baykal'ın devlet'i değil, derini savunduğunu düşündük. Bu düşüncelerle, bugünkü birinci sayfamızı hazırlarken, Ergenekon iddianamesinin 1 ağustosta açıklanacak eklerinde, benim 11 temmuzdaki makaleme konu olan MİT yazısının da yer alacağını öğrendik. Söz konusu 2003 tarihli yazının ekindeki şemalardan Ergenekon başlıklı olanında, örgütle bağlantılı politikacılar arasında adı hemen dikkat çeken siyasi parti genel başkanının Deniz Baykal olduğunu hatırladık.
Baykal'ın ve cuma günü kamuoyuna açıklanacak olan MİT yazısındaki diğer isimlerin Ergenekon' la bağlantısı var mı bilmiyoruz.
Ama 11 temmuzda yazdığım gibi, bugün siyaset sahnesinde, iş âleminde ve medyada hâlâ çok etkin konumlarda olan bir dizi isim, Ergenekon'la bağlantılı olabilecekleri iddiasıyla MİT tarafından Başbakanlığa rapor edilmiş diyebiliyoruz. İddianamedeki ayrıntılar sayesinde, bu iddianın MİT'e bilinmeyen bir kaynakça aktarılmış olabileceğini de öğrendik. İddianın aslı belki de yok, ama şurası kesin ki 2003'te MİT, bu isimleri içeren bir şemayı Başbakanlığa iletme gereği duymuş.Hatta aynı çalışmanın bir özetini 2006'da Başbakana yeniden göndermiş; Genelkurmaya da 2003 ve 2006 da benzer raporlar iletmiş.
İnsan ister istemez merak ediyor: Acaba bu raporlardan, bu şemalardan, bu listelerden haberli Ergenekon savcıları dün Deniz Baykal'ın ağır salvolarına hedef olunca ne düşündüler?
Ve acaba, Baykal Ergenekonun avukatlığına soyunurken, kendisini Ergenekonla bağlantılandıran belgeler olduğunun ne kadar farkındaydı?..."
Yasemin Çongar

SIRA AYDIN DOĞAN ÇETE'sinde!

GAZETELERDEN:
1-
"...Aydın Doğan , 2000 yılında İş- Doğan Petrol Yatırımları A .Ş. adıyla kurduğu şirket aracılığıyla POAŞ ’ın yüzde 51 hissesini 1 milyar 260 milyon dolara satın aldı.2002 yılında 228 trilyon kâr edip 70 trilyon vergi ödeyen POAŞ birleşmeden ötürü 1.3 trilyon borçlu gösterildi ve tek kuruş vergi ödemedi. Gelir kontrolörleri 1.2 milyar YTL ’lik vergi kaçağı belirledi.Sonra bir “uzlaşma” sağlandı ve bu borç 275.3 milyon YTL ’ye indi...."
"..Bana gelen bilgi doğruysa Aydın bey yukarıda saydığım argümanlar gerekçe gösterilerek çok ciddi bir operasyonla karşı karşıya kalabilir. Biliyorsunuz Hilton arazisini 225 milyon dolara satın aldı. İmar planında bir düzenleme olmazsa Doğan açısından büyük problem...Ankara ’da siyasi bir istikrarsızlık onun açısından bir çıkış olabilirdi. Ama Erdoğan taktik değiştiriyor. Türkiye ’nin hastalıklarından beslenen ve bizatihi hastalık olan tümörlerine neşter atacaksa buna kimin nasıl bir itirazı olabilir?
Aydın Doğan son 5 yılda Türkiye ’nin en zengin adamı oldu...Allah daha çok versin..
Şayet, trilyonlarca vergi kaçırıyor, akaryakıt kaçakçılığı yapıyorsa da üzerine cesaretle gidilsin. Bu süreçte Erdoğan “gemileri yakıp” bu çok ciddi iddiaların üzerine gidecekse hem kendini hem Türkiye ’yi kurtarır...Bir sonraki yazıda bu konuda çok çarpıcı rakamlar vereceğim...
"
2-
Doğan Darbecilerle Böyle Anlaştı
Emre Aköz, Doğan Grubu`nun darbecilerle masaya oturmasını, anlaşmalarını, yaptıklarını ve yapacaklarını tarih de vererek madde madde yazdı.
3 -
Aydın Doğan, Ergenekon Operasyonu kapsamında gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk`u ziyaret etti.
4-
Ergenekon Aydın Doğan`a uzandı
Ergenekon İddianamesi`nden: Doğu Perinçek, Veli Küçük`ün talimatıyla Aydın Doğan`la görüşmüş

| |
TERÖR,"Akıldışılığın
ve Kendini Feda Ahlakının":
EN İLKEL, EN AŞAĞILIK ve EN İĞRENÇ SONUCUDUR..!

" Akıl,
Mantık ve Bilim" dışı her " İNANÇ "
Eninde Sonunda:Silaha Sarılmak Zorunda Kalmaya Mahkum,Bir Baş Belasıdır.
Bir
teori, amaç edindiğini iddia ettiği şeylerin tam tersinden başka
hiçbir şey gerçekleştiremiyor, ama savunucuları hala ona
bağlı kalabiliyorsa; emin olabilirsiniz ki; karşınızdaki şey, bir kanaat veya bir "ideal" değil, bir AKILDIŞILIKDIR..!
İnanç ile Akıl " arasındaki her tercih:
Ölüm veya
Yaşam- Özgürlük veya Kölelik- İlerleme veya Durağan
ilkellik arasındaki tercihdir. Bu anlam da akıldışılığın devam etmesi,
fiziki sebeplerden değil, psikolojik sebeplerdendir.
Çünkü, hiçbir " Benlik duygusu ve Kişilik
değeri " geliştiremeyenlere:" Kendini feda" küçültücü
gelmez.
Neyi " Feda Etmeleri " gerektiğini bilemeyenler:
Entellektüel bütünlük, Gerçek sevgisi, Kişisel
olarak seçilmis değerler ve Rasyonel fikirler gibi şeylerden
bile haberdar olamayanlardır.!
Bu yüzden" Rasyonel-Egoizm" diye birşey duyduklarında:
Akıllarına ilk gelen imaj, acıktıklarında kendi " kabiledaşını"
yiyen bir yamyam olacaktır.Bu nedenle akıldışı ahlak: İnsana,akla;
yeryüzünde elde edilebilecek insani mutluluk ve başarıların her şekline ve hayata karşı, derin bir nefretin ifadesidir...
Birey ve Devlet
Terörüne HAYIR!
" Ya Kendini-Ya da Başkasını Feda " yı Seçenler: Akıldışı
Psikopatlardır.
"Hem kendini, Hem de Başkasını Feda"
yi seçen teröristler ise:
Akıldışılığın en ilkel, en aşağilık,
en tehlikeli ve en iğrenç sonucudurlar.
Dünyamızı
yıkan tüm felaketler: "A=A'dır" gerçeğinden kaçınmamızın
sonucudur. İçimizde var olan ve yüzleşmekden korktuğumuz
bütün gizli kötülük de: "A=A'dır"
kavramından kaçınmaya çalışmamızın sonucudur. Bize ondan kaçınmayı öğretenlerin amacı:
İnsan'ın İNSAN olduğunu bize unutturmaktır.
Oysa her an ve her konu
da temel ahlaki seçimimiz şu olmalıdır:
"A" mı, yoksa "A" değil mi;YANİ: Kimlik mi, yoksa
SIFIR'mı?
Çünkü mantık dışını kendi standart değerimiz; imkansız
olanı kendi " iyi eylem " kavramımız haline getirirsek:
Hak etmediğimiz " ödüllerin- servetlerin- sevgilerin
" peşine düşer, sebep-sonuç ilişkisin de bir gedik arar,
kendi kaprisimize göre A olmakdan çıkacak bir " A " ararız....
Var olmanın karşıtını tercih:
Hayatın
bir çaresizlik olduğunu,mutluluğun insan için mümkün
olmadığını haykırarak AĞLAMAKTIR.!
Çünkü;
A'nın yine de A olarak kalacağı gerçeğinden kimse kurtulamaz.
İnsan
aklını, bebek aklı düzeyinde durduran, " A" nın A olduğu ",
gerçekliğinin GERÇEK olduğunu kavramamış olan birisi:VAHŞI'dir.." insan-altı " bir mahluktur...!
Yüzyıllar boyunca ahlak savaşı hep,hayatımızın:
" Tanrı'ya " ya da " Komşularımıza "
ait olduğunu söyleyenler arasında yer aldı.!
Oysa,
kendimizi: " Ne cennetteki hayaletler, ne de, dünyadaki beceriksizler
" için feda etmek zorunda değiliz..!
Çünkü bu hayat BİZİM ve de En iyisi onu YAŞAMAK..
YAŞA ve YAŞAT!
Objektivist Hareket |
|
|
| |
|
| |
NE CAMİ NE KIŞLA!
AKP Hükümeti, Sözde Muhalafet CHP ve diğerleri;
Kapitalizm ile Devletçilik arasın da bocalıyor.
OYSA "Gelecek Vaadler " UĞRUNA;
" Şimdi " yi KURBAN eden felsefelerin TÜMÜ akıldışıdır.
Çünkü: REALİTE = " ŞİMDİ " dir.!
( Bu makale, sitemiz de 2003 tarihinde yayınlanmıştır)
EKONOMİ/POLİTİK ve FELSEFE: ( RADİKAL KAPİTALİZM )
"Feodalizm, E.Kant mistizmi, Marx kolektivizmi veya sözde modern liberalist devletçiler - vs" lere dikkat ediniz: Onlar hala " paranın" tüm kötülüklerin anası olduğunu -tabii: her derdin devası hükümet parası hariç (!) - iddia ediyorlar. Yani aynen tüm kötülüklerin anasını "şeytan" olarak gören mistikler gibi..!
Oysa: İnsanoğlunu en aşağı hale indirmeyi teklif eden bir kişi, kendisini yardımseverliğin harekete geçirdiğini iddia edemez... İnsanı arzusundan, hırsından veya ümidinden soyutlamak ve onu ömür boyu durağanlığa mahkum etmek isteyen birisi, kendisini teşvik eden unsurun şevkat olduğunu iddia edemez... İnsanın, bir kötürümün elde edebileceği ilerlemenin sınırları ötesinde ilerlemesini yasaklamayı teklif eden birisi, insan sevgisini motivasyonu olarak iddia edemez... Bir dahiye, bir geri zekalı için bir değeri olmayan başarıyı yasaklamayı teklif eden bir kişi, kıskançlık ve nefretten başka hiçbir motivasyonunun olduğunu iddia edemez!
20.yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir,sözde kapitalizmdir: Günümüz de kapitalizm sürecini tamamlayabilen bir tek ülke yoktur.
İşte bu anlamda amacımız: RADİKAL KAPİTALİZM' dir.
Çünkü kapitalizmin önündeki tek engel:altruist (kendini feda) ahlakıdır.Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri güçlerin) ellerindeki bu altruist bayrak, birgün: Mutlaka birgün, realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini incelemek sanırım yeterlidir.
RADİKAL KAPiTALiZM ve FELSEFE
Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki, bu durumun baş sorumluları:"kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir. 20.YY. kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından "birisi" ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır... Dünya tarihinde hiç bir ekonomik-politik sistem değerini, kapitalizm gibi apaçık ortaya koymamış,hiç bir ekonomik-politik sistem insanoğluna kapitalizm kadar yarar sağlamamıştır. Dünyada hiç bir sisteme, kapitalizme olduğu kadar vahşice, haince ve cahilce saldırılmamıştır. Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki,2000 li yılların gençliği bile kapitalizmin gerçek doğası hakkında yeterince bilgi sahibi olamamıştır. Bu durumun baş sorumluları da "kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir - günümüz kapitalistleri yani.
Kapitalizm öncelikle "ahlaki" deformasyona uğramıştır. Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından " birisi "ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır.İnsanin üretim sürecindeki rolüne ve niteliğine önem vermemişler, insanı; toprak, orman, yeraltı servetleri gibi üretim araçlarından birisi,'toplum' denilen şeye hizmet veren unsurlardan biri olarak görmüşler, insan hizmetlerini toplum denilen soyutlamaya en yararlı olacak biçimde örgütlemeye çalışmışlardır.
Oysa "Toplum": gerçekliğe uymayan bir soyutlamadır.
Çünkü, 'insanlık' bir varlık, bir organizma, bir mercan kayası değildir. Üretimin ve ticaretin tek bir unsuru vardır: Insanın kendisi... Bu bağlamda ekonomi, politika, felsefe, psikoloji, edebiyat gibi "İnsan Bilimlerinin" tümü ise insanı araştırarak başlamalıdırlar, toplum denen muğlak bütünü değil...Aynı şekilde,artı-değer diye bir şey yoktur.Tüm servet, birisi tarafından üretilir ve o birisine aittir.
Kapitalizmi tüm diğer sistemlerden üstün kılan, bireyin üretim özgürlüğüdür.
Üretim özgürlüğü, sömürüye değil, servetin yaratılmasına yol açmıştır. Ne var ki, Avrupalı düşünürler, 'İnsan Hakları' şeklinde kelimelendirilen çağdaş felsefeyi hiç bir zaman tümüyle kavrayamamışlardır. Kapitalizmin özünü teşkil eden bireysel özgürlüğü, insanın kıralların hakim olduğu bir devletin köleliğinden kurtulup, 'millet'in hakim olduğu bir devletin kölesi olması şeklinde algılamışlar, üretim özgürlüğüne geçit vermemişlerdir.Kaynakların topluma ait olduğu, toplumun ortak çıkarları doğrultusunda kullanılmaları gereği düşüncesi objektif bir veriymiş gibi kabul görmüştür.Oysa, 'ortak çıkar' diye bir şey yoktur. 'Çıkar' elle tutulur bir fayda olarak bireye dönük bir kavramdır. Sözde kapitalizm, bireyin kendisini toplum için feda etmesini öngören diğergamlık ahlaki, morality of altruism, üzerine kurulmuştur. Teknolojik devrimlerin nimetlerini tekelinde tutan yamyamlar (askeri-politik-ekonomik güçler), altrüizmin bayrağına sarılmaya devam etmekteler.
Bu yamyamlar, akıbetlerinin altrüizmin atalarından (Hitler-Stalin-v.b) farklı olamayacağından habersizmiş gibi davranmaya devam ediyorlar. Fakat bir gün, mutlaka bir gün, realite o bayrağıca da benzerleri gibi alaşağı ederek, yerine objektivizmin bayrağını koyacaktır. İşte o bir gün'ün kestirme bir yolu yoktur maalesef;o günü bireylerin bilinci belirleyecektir. Altruism ahlakın bir diğer sonucu ise "devletçilik faciasıdır."
Çünkü ahlaksız olan: DEVLETÇİLİKTİR!
Çünkü devletçilik bireyin üretim özgürlüğünü engeller. Kaldı ki, insanı üretim araçlarından birisine indirgeyen görüş, kapitalizmin değil, feodalizmin insan görüşüdür. Yirminci yüzyılın Avrupa kültürü esasen bir aşiret kültürüdür. "Avrupa düşüncesinde THA Varlık, aşirettir, toplumdur" derler. "İnsan, bu Varlık'ın her an ikame edilebilir hücrelerinden birisi olarak görülür. Varlık'a hizmet, askerlik, öğretmenlik, hakimlik gibi saygın bir uğraş olarak algılanır, egemen sınıfların bu tür uğraşlarından doğan ayrıcalıklarını Varlık'a hizmet edebildikleri sürece kullanabildiklerine inanılır."
Bu bağlamda Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir: Sözde kapitalizmdir.
Yirminci Yüzyılda bedensel kölelik yoktur ama zihinsel kölelik devam etmiştir. İnsanın özgür ve bağımsız bir birey olduğu düşüncesi, Avrupa kültürüne bütünüyle yabancıdır. Mesela: "Yirminci Yüzyıl düşüncesini oluşturan en etkin yayınlarından birisi olan Encyclopedia Britannica'ya bakalım: Britannica, 1964 baskısında, kapitalizmi 'feodalizmin yıkılmasından sonra Batı Dünyasına hakim olan ekonomik sistem' olarak takdim ettikten sonra, 'Kapitalist olarak adlandırılan bir sistemin temelini, toprak, madenler, fabrikalar gibi sermaye olarak bilinen ve kişisel olmayan üretim araçlarının sahipleri ile, emeklerini bunlara satan özgür fakat sermayesiz işçilerin arasındaki ilişkiler teşkil eder. Bu ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıkan toplu sözleşme pazarlıklarında toplumsal ürünün işçi sınıfı ile kapitalist girişimciler arasında hangi oranlarda paylaşılacağına karar verilir,' diyebilmiştir! Ansiklopediye göre, kapitalizmin başarısı, böylece ortaya çıkan 'artı değer'i, 'piramitler, katedraller gibi ölü yatırımlara değil, gemiler, antrepolar, ham maddeler, yarı mamuller ve mamuller gibi maddesel servet biçimlerine' yatırmış olmasıdır! Artı değer, böylece genişletilmiş üretken kapasiteye dönüştürülmüştür!' Oysa bu, tam bir iki yüzlülüktür! 1964 yılı gibi yakın bir tarihten bahsediyoruz! Okuduklarımın üzerinden bir yüzyıl dahi geçmiş değildir! Yirminci Yüzyıl insanının beynini formatlayan Britannnica'nin iki yüzlülüğü, kapitalizm yolundaki güçlüklerimizin boyutlarını gözler önüne sermektedir!
Nedir artı değer?
Ansiklopedi, bunun cevabını vermemektedir, veremez! Çünkü artı-değer diye birşey yoktur. Servet, birey tarafından yaratılır. Tanımlama, isimlendirme ve bütünleştirmeden oluşan karmaşık bir süreç olan düşünceyi sadece bireysel beyinlerimiz becerebilir. Kolektif beyin, toplumsal bellek diye bir şey yoktur. İnsanlar birbirlerinden öğrenebilirler. Ancak, öğrenme bireyin kendisine ait bir süreçtir. Bireyler öğrenme sürecinde işbirliği yapabilirler. Bildiklerini birbirlerine ya da gelecek kuşaklara aktarabilirler. Ancak, nakil, bireyin söyleneni alması halinde mümkündür. Pek çok medeniyet, bireyler kendilerine nakledilenleri alamadıkları, almak istemedikleri ya da düşünmeleri yasaklandığı için kaybolmuştur."
Ekonomi bilimi ve radikal kapitalizm:
Bireyi inceleyerek toplum hakkında birşeyler öğrenmek mümkündür, ancak tersini yapamazsınız. "Toplumu oluşturan varlıkların kendilerini incelemeden, ilişkilerini incelemek, bize birşey kazandırmayacaktır. Böyle bir durum, gökyüzünü araştırırken gezegenleri, uyduları ya da yıldızları incelemeyi reddeden astronomun haline benzer! Ya da tıpta, sağlıklı olmanın kıstaslarını tanımlamadan, hastalığı çözmeye çalışan hekimin haline! Hastaları bırakıp hasta ilişkileriyle uğraşan bir başhekim düşünebiliyor musunuz?! Modernist ekonomi-politikçiler asırlarca bunu yaptılar! Kullandıkları yöntem, 'İnsan ekonomik denkleme uyduğu kadarıyla insandır' yöntemiydi. Böylesi soyutlamalar, gerçeği yansıtmadıkları gibi garip bir çifte standart da oluşturdu. Örneğin, bir ayakkabı tamircisine rastladıklarında adamın hayatını kazanmak için ayakkabı tamir ettiği sonucuna varmakla beraber, ekonomi-politik gözlüklerini taktıklarında adamın amacının, hatta görevinin topluma ayakkabı sağlamak olduğuna karar verdiler! Bir yandan üretim araçlarının devletin kontrolünde olmasi gerektiğini söyleyen komünizme var güçleriyle karşı çıkarken, diğer yandan gelir dağılımını iyileştirme amacıyla işadamlarını vergi sağılacak inek yerine koymaktan çekinmediler! "
Kapitalist ahlak nedir ve ne olmalıdır?
Bu sorunun cevabı, insanı tanımlamaktan geçer. Objektivizme göre insanın tanımlayıcı özelliği akılcılığıdır. Akıl, insanın varkalmasının ve öğrenmesinin başlıca aracıdır. İnsan, en basit ihtiyaçlarını bile düşünerek giderir. Yiyecek yetiştirmeyi, avlanmak için silah geliştirmeyi düşünerek bulur. Hayvanlar gibi sadece içgüdüsüyle varkalamaz. İçgüdülerimiz bizi yağmur yağarken bir mağaraya saklanmaya yönlendirebilirler ama en basit bir barınak yapmak için düşünmek zorundayız. İçgüdü, bize ateş yakmayı, yün eğirmeyi, tekerlek yontmayı, apandisit ameliyatı yapmayı, keman çalmayı öğretmez. Aklını kullanmak veya kullanmamak kişiye kalmıştır. Düşünmeyi reddeden bireyler, ya başka bireylerin keşfettikleri ürünleri taklide ve tekrar ederek, ya da, bunları talan ederek varkalırlar. Tercihleri hangi yönde belirirse belirsin, insanın yegane var kalmak aracı akıldır ve aklını kullanmayanın aklını kullanana müdahalesi kabul edilemez. İnsan aklının temel gereksinimi özgürlüktür. Üretim, insan aklının var kalmak sorunsalına uygulanmasıdır. İnsan, akılcılığı ölçüsünde kazanır veya kaybeder. Varkalır veya yeryüzünden silinir.
"Sağcı-solcu-dinci-liberal" kolektivist sistemlerin temelinde altruist, yani birey düşmanı "kendini feda" ahlak anlayışı vardır.
Bunlara göre bireyin kendi yararı için yaptığı herşey "yanlış ve kötü"; başkaları ve başka şeyler yararına yaptığı herşey "doğru ve iyi" dir. Yani bunlar için: bireyin "Ülkenin 50 yıl sonraki petrol yada benzer çıkarları için" - " toplum,devlet,Tanrı,millet,v.b çıkarları için" KENDİNİ FEDA ETMESİ: iyi ve doğrunun tek standartıdır.
Oysa kapitalist ahlakın tek standartı:Bireyin "ne kendisini nede başkasını feda etmemesi" dir. Yani bireyin hayatı ve mutluluğu yararına olan "doğru ve iyi", yararına olmayan herşey "yanlış ve kötü" dur.
Bu anlamda kapitalizmin önündeki tek engel:altruist ahlak anlayışlarıdır. Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri güçlerin) ellerindeki bu altruist (birey düşmanı) bayrak: birgün, mutlaka birgün, realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini incelemek sanırım yeterlidir.
Entellektüel bir güç ve ahlaki bir ideal olarak kollektivizm bugün ölüdür.
Fakat özgürlük ve bireycilik, ve onların siyasi ifadesi olan kapitalizm henüz keşfedilmedi. İnsanoğlunun bu değerleri keşfetmeye zamanı olacağını düşünüyorum. Ölmekte olan günümüz kollektivist felsefesinin bir sefalet, imkansızlıklar ve umutsuzluk kültüründen başka birşey yaratmamış olması dikkate değerdir. Zamanımızın, insanı başarısızlık, tükenmişlik ve yıkımla lanetlenmiş yardıma muhtaç, çaresiz ve akılsız bir varlık olarak yansıtan sanat ve edebiyat dünyasına bir bakın. Bu sunum bir kollektivistin kendi psikolojisinin itirafı olabilir fakat genel bir insan tasviri kesinlikle değildir. Eğer çizilen bu tablo gerçeğe uygun olsaydı mağaralarımızdan asla çıkamazdık. Fakat bugünlere gelmeyi başardık. Etrafınızı ve tarihi gözlemleyin. İnsanoğlunun başarılarını göreceksiniz. İnsanlığın gelişmek için sınırsız bir kabiliyete sahip olduğunu ve bu kabiliyeti mümkün kılan işlevi farkedeceksiniz. O zaman insanın yaradılış itibariyle çaresiz bir mahlukat olmadığını, ancak aklını, o yüce işlevi kullanmayı ihmal ettiğinde o hale düştüğünü anlayacaksınız. Ve büyüklük nedir diye bize sorarsanız; cevabımız:
Mantık. Amaç. Kendine Saygı.
Savaşa ve Devletçiliğe HAYIR!
Savaş adına kapitalizme karşı çıkanlar; barış adına devletçiliği savunuyorlar.
Popüler kullanımıyla " Kapitalizm " kötülükle eş anlamlıdır; bu kelime insanın zihninde, emeline ulaşmak için bir yığın cesedi çiğnemeye hazır olan, hiçbir canlı varlığa değer vermeyen, akılsız kaprislerinin etkisiyle herhangi bir anın vereceği hazzın peşinde olan eli kanlı bir sistem imajı uyandırmaktadır. Kapitalizm ve serbest teşebbüs kelimesi ile ahlak ve adalet kavramlarının yan yana getirilmesi, bugün bile pek çok kişi için kulak tırmalayıcıdır. Sıradan insanların ve popüler kültürün bu iki kelime grubu arasında kuracağı ilişki negatif olacaktır. Hakikaten, rastgele bir okumuşu, bir öğrenciyi, bir aydını karşımıza alıp kapitalizmin adalet ve ahlakla ilişkisi hakkında ne düşündüğünü sorsak, alınacak cevap bellidir:
"Kapitalizm gayri ahlaki ve gayri adildir. Milyonlarca insanın sömürülmesinin ve bugün aç veya fakir olmasının sebebidir. Kapitalizm her yönüyle ve her şeyiyle kötüdür.Bu nedenle, kapitalizme karşı mücadele edilmelidir..." Bu görüş öylesine yaygındır ki, tekrar edile edile, neredeyse sorgusuz sualsiz doğru kabul edilir hale gelmiştir.
Oysa: Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodal, sözde kapitalizmdir
Yirminci yüzyıl kapitalistleri, "insan"ı üretim araçlarından "birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır...Kapitalizmin yaşamakta olduğu;bu fikri ve fiili gerileyişten; kapitalizm karşıtları değil, kapitalizmi, sözde savunanlar sorumludur.
Kapitalizmi ahlak ve adalet temelinde savunmak yerine etkinlik temelinde savundukları için...
Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki, bu durumun baş sorumluları,: "Kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir!
AHLAKSIZLIK, SÖMÜRÜ, GERİCİLİK, SAVAŞ ve FIRSAT EŞİTSİZLİĞİNİN TEMEL NEDENİ:" sağcı-solcu-dinci veya sözde liberal " DEVLETÇİ SİSTEMLERDİR.
İşte bu anlamda: Kapitalizmin, uygulandığı bir sistem, yer yüzünde var olmamıştır...
Yaratıcı, yetenekli ve üretici her insan, dünyanın her yerinde, ekmeğini taştan çıkartabilir.
Bir marangoz, bir doktor veya herhangi meslek sahibi her insan, dünyanın her yerinde üretebilir çünkü. Onların yaratıcı ve üretici eylemleri için silaha, savaşa değil, karanfile ve barışa ihtiyaçları vardır.
Oysa asalaklar, yani haydut/bürokrat/hükümet yetkilisi/dolandırıcı ve hırsızlar; silahsız, kaba güçsüz ve savaşsız, hiç birşey üretemezler. Bu yamyamlar, yaratıcıların ürettiği zenginlikleri/ürünleri, ancak silah güçleri ile gasp edebilirler çünkü...
Siz hiç, kabilesi dışın da, dünyanın her yerinde " borusunu öttürebilen! " bir haydut ya da bürokrat gördünüz mü?
Kabile reisi/Mafya patronu/Devlet Yetkilileri; silahlı güçleri sayesinde, hakimiyetlerini sürdürebilirler ancak..Bu asalak vampirlerin, yaşamlarını sürdürebilmeleri için "Şehit Kanlarına" ihtiyaçları vardır çünkü..!
İşte bu nedenle bireyi kendini fedaya zorlarlar..İşte bu nedenle bencilliği kötüleyip, bireyi " Toplum/devlet/din/ideoloji..v.s.." için fedekarlık yapmassa " Tu kaka..!" ilan ederler.
Yaşayan bireyi değil, şehit olarak öleni yüceltmelerinin tek nedeni de budur..Çünkü bunlar, yaşam düşmanı dinazorlardır..
Savaşa ve Devletçiliğe HAYIR!
Dünyanın " böl/yönet" temelinde 40 parçaya - 40 millete - 40 ideolojiye, ayrılması:İşte bu kabile reisi,bürokrat ve haydutların işine gelmektedir.
İşte bu neden ile: Birey haklarını tanımayan ve sosyal ilişkilerde kuvveti yasaklamayan bir sistem: Sömürü ve savaşı, asla yok edemez!
Çünkü üretme özgürlüğü olan insanlar, savaşta kazanamaz, aksine kaybeder. Çünkü silah, savaş ve zorbalık, ancak asalakların geçim sağlama yöntemidir. Savaşın maliyetini ödeyenlerde, asalaklar değil, üretenlerdir. Onlar, savaşı kazanarak kendi maddi kayıplarını geri almayı umamaz. Bu yüzden, onların ekonomik çıkarları barış tarafındadır.
Tüccar ve savaşçı tarih boyunca birbirine taban tabana zıt kimliklerdir. Savaş alanlarında ticaret gelişmez, fabrikalar üretim yapmaz. Yıkıntılar altında kar artmaz. Ticareti "bencil", feth etmeyi ise "soylu" gören her silahlı haydut, bu nedenle devletçidir…
İç ve dış tüm konularda devletçiliğin yol açtığı tüm kötülüklerin suçunu, kapitalizme yüklemelerinin, temelin d e budur."Kapitalist emperyalizm", "Savaş vurgunculuğu" gibi safsatalar veya kapitalizmin askeri fetihlerle "para" kazanmak zorunda olduğu fikri, devletçi yorumcu ve tarihçilerin sığlık ve ahlaksızlık örnekleridir. Oysa 19. yüzyılda, feodalizmin ve mutlak monarşilerin devletçi zalimliğinin kalıntılarını mahvederek dünyayı bağımsızlaştıran serbest ticarettir.
Kapitalizm yurt içi ve dışı pazarını serbest rekabet ile kazanır.
Savaşla kazanılan bir pazar, sadece, onu uluslararası rekabete kapatmak, sınırlayıcı düzenlemeler getirmek ve böylece kuvvet kullanarak özel imtiyazlar elde etmek isteyen yarı-devletçi karma ekonomi savunucuları için (geçici olarak) değerli olabilir.
Kendi ülkesinde hükümet aracılığı ile özel avantajlar peşinde koşan aynı tip iş adamı, yurt dışında da hükümet aracılığıyla özel pazarlar aramıştır. Kimin pahasına? Bu gibi işler için vergi ödemiş olan, fakat hiçbir şey kazanamamış olan işadamlarının büyük çoğunluğunun pahasına.
Bu gibi politikaları haklı gösteren ve onları halka yutturan kimdir? "Kamu çıkarı" veya "Ulusal saygınlık" ya da "Aşikâr kader" gibi doktrinler üreten devletçi entelektüeller. Tüm devletçi ekonomilerin gerçek savaş vurguncuları, eskiden de bugün de, işte bu aynı tiptir: Bir savaş esnasında veya sonrasında hükümet kıyakları ile servet elde etmiş siyasi nüfus sahibi insanlar...
Eğer insanlar savaşa karşı çıkmak isterlerse, onların karşı çıkması gereken şey devletçiliktir
İnsanlar, bireylerin kolektivite için kurbanlar oldukları, bazı insanların diğerlerine kuvvet kullanarak yönetme hakkına sahip oldukları ve bazı sözde "Fayda" adına bunun haklı olabileceği şeklindeki 'Kabile İnancını' muhafaza ettikleri müddetçe:
'Bir ulusun kendi içinde veya uluslar arasında' BARIŞ olamaz.
|