Yirminci yüzyıl kapitalizmi
özünde feodaldir,
sözde kapitalizmdir:
Günümüz de kapitalizm sürecini tamamlayabilen
bir tek ülke yoktur.Kapitalizme ilişkin dezenformasyon,
çarpıtma,
yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki, bu durumun
baş sorumluları:"kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan"
sözde kapitalistlerdir.
Yirminci yüzyıl kapitalistleri,
"insan"ı
üretim araçlarından "birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en
büyük kötülüğü yapmışlardır.
HANGİ DEMOKRATİK AÇILIM? " VEKİLİNİ " seçmekten aciz bir MİLLET:
DEMOKRATİKLEŞEMEZ!
Millet mecburen liderlerin hazırladığı parti listelerine oy veriyor. Netice de seçilenler milletin değil liderlerin vekili oluyor; milletvekili değil!
Bu nedenle en başta seçim sistemi değiştirilmelidir. Millet lider listesine değil; kişiye oy verebilmelidir.
Bu da ancak, dar bölgeli çift turlu bir seçim sistemi ile gerçekleşebilir.
Böylesi görüşleri dile getirenlerse, partilerinden atılıp kovuluyorlar! Lider sultasına son verilmesi için de en başta , partiler kanunu değiştirilmelidir.
Acil GÜNDEM: Parti içi Demokrasi, Seçim Sistemi ve Hürriyettir.
Vicdan yalnız değildir
Ahmet Altan, Leipzig Özgürlük Ödülü’nü aldı: Bu ödüle ihtiyaç duymayacak bir dünya kuracağız
Ahmet Altan dünyanın en prestijli basın ödüllerinden “Leipzig Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü”nü Almanya’da düzenlenen törenle aldı. Ödül, Altan’la birlikte İtalya’dan Roberto Saviano ve Hırvatistan’dan Duşan Milyus’a verildi.
Ahlaksız olan:Devletçiliktir!
EKONOMİ/POLİTİK
ve FELSEFE
" Feodalizm
veya E.Kant mistizmi - Kolektivizm veya sözde modern liberalist tüm
devletçiler - vs" lere dikkat ediniz:
Onlar hala " paranın" tüm kötülüklerin anası olduğunu -tabii:
her derdin devası hükümet parası hariç(!)- iddia ediyorlar. Yani aynen tüm kötülüklerin anasını "şeytan" olarak gören
eski mistikler gibi..!
Oysa: İnsanoğlunu en aşağı hale indirmeyi teklif eden bir kişi, kendisini
yardımseverliğin harekete geçirdiğini iddia edemez. İnsanı arzusundan, hırsından veya ümidinden soyutlamak ve onu ömür boyu
durağanlığa mahkum etmek isteyen birisi, kendisini teşvik eden unsurun
şevkat olduğunu iddia edemez. İnsanın, bir kötürümün elde edebileceği ilerlemenin sınırları ötesinde
ilerlemesini yasaklamayı teklif eden birisi, insan sevgisini motivasyonu
olarak iddia edemez. Bir dahiye, bir geri zekalı için bir değeri olmayan başarıyı yasaklamayı
teklif eden bir kişi, kıskançlık ve nefretten başka hiçbir motivasyonunun
olduğunu iddia edemez...
20.yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir,sözde kapitalizmdir: Günümüz de
kapitalizm sürecini tamamlayabilen bir tek ülke yoktur.
İşte
bu anlamda amacımız: RADİKAL KAPİTALİZM' dir. Çünkü kapitalizmin önündeki tek engel:altruist (kendini feda) ahlakıdır.Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri
güçlerin) ellerindeki bu altruist bayrak: birgün:Mutlaka birgün,
realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu
anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini
incelemek sanırım yeterlidir.
RADİKAL
KAPiTALiZM ve FELSEFE
Kapitalizme
ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır
ki, bu durumun bas sorumluları:"kapitalizmin deformasyona uğramasına
seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir.
Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından
"birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü
yapmışlardır...
Dünya tarihinde hiç bir ekonomik-politik sistem değerini, kapitalizm gibi
apaçık ortaya koymamış,hiç bir ekonomik-politik sistem insanoğluna kapitalizm
kadar yarar sağlamamıştır.
Dünyada hiç bir sisteme, kapitalizme olduğu kadar vahşice, haince ve cahilce
saldırılmamıştır. Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış
takdim ve yalan öylesine yaygındır ki,2000 lif yılların gençliği bile
kapitalizmin gerçek doğası hakkında yeterince bilgi sahibi olamayacaktır.
Bu durumun bas sorumluları da "kapitalizmin deformasyona uğramasına
seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir - günümüz kapitalistleri yani.
Kapitalizm öncelikle "ahlaki" deformasyona uğramıştır. Yirminci
yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından " birisi
"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır.İnsanin
üretim sürecindeki rolüne ve niteliğine önem vermemişler, insani, toprak,
orman, yeraltı servetleri gibi üretim araçlarından birisi,'toplum' denilen
şeye hizmet veren unsurlardan biri olarak görmüşler, insan hizmetlerini
toplum denilen soyutlamaya en yararlı olacak biçimde örgütlemeye çalışmışlardır.
Oysa
" Toplum ": Gerçekliğe uymayan bir soyutlamadır.
Çünkü,
'insanlık' bir varlık, bir organizma, bir mercan kayası değildir. Üretimin
ve ticaretin tek bir unsuru vardır: insanin kendisi. Bu bağlamda ekonomi,
politika, felsefe, psikoloji, edebiyat gibi "İnsan Bilimlerinin"
tümü ise insani araştırarak başlamalıdırlar, toplum denen muğlak bütünü
değil.Ayni şekilde,artı-değer diye bir şey yoktur.Tüm servet, birisi tarafından
üretilir ve o birisine aittir. Kapitalizmi tüm diğer sistemlerden üstün
kılan, bireyin üretim özgürlüğüdür. Üretim özgürlüğü, sömürüye değil,
servetin yaratılmasına yol açmıştır.
Ne var ki, Avrupalı düşünürler, 'İnsanin Hakları' seklinde keli melendirilen
çağdaş felsefeyi hiç bir zaman tümüyle kavrayamamışlardır. Kapitalizmin
özünü teşkil eden bireysel özgürlüğü, insanin kıralların hakim olduğu
bir devletin köleliğinden kurtulup, 'millet'in hakim olduğu bir devletin
kölesi olmasi seklinde algılamışlar, üretim özgürlüğüne geçit vermemişlerdir.Kaynakların
topluma ait olduğu, toplumun ortak çıkarları doğrultusunda kullanılmaları
gereği düşüncesi objektif bir veriymiş gibi kabul görmüştür.Oysa, 'ortak
çıkar' diye bir şey yoktur. 'Çıkar' elle tutulur bir fayda olarak bireye
dönük bir kavramdır.Sözde kapitalizm, bireyin kendisini toplum için feda
etmesini öngören diğerkamlık ahlaki, morality of altruism, üzerine kurulmuştur.
Teknolojik devrimlerin nimetlerini tekelinde tutan yamyamlar(askeri-politik-ekonomik
güçler), altrüizmin bayrağına sarılmaya devam etmekteler.
Bu yamyamlar, akıbetlerinin altrüizmin atalarından(Hitler-Stalin-v.b)
farklı olamayacağından habersizmiş gibi davranmaya devam ediyorlar. Fakat
bir gün, mutlaka bir gün, realite o bayrağıca benzerleri gibi alaşağı
ederek yerine objektivizmin bayrağını koyacaktır. İşte o bir gün'ün kestirme
bir yolu yoktur maalesef;o günü bireylerin bilinci belirleyecektir.Altruism
ahlakın bir diğer sonucu ise "devletçilik faciasıdır."
Devletçilik
ahlaksızlıktır.
Çünkü
devletçilik bireyin üretim özgürlüğünü engeller. Kaldı ki, insani üretim
araçlarından birisine indirgeyen görüş, kapitalizmin değil, feodalizmin
insan görüşüdür.
Yirminci yüzyılın Avrupa kültürü esasen bir aşiret kültürüdür. "Avrupa
düşüncesinde THA Varlık, aşirettir, toplumdur" derler. "İnsan,
bu Varlık'ın her an ikame edilebilir hücrelerinden birisi olarak görülür.
Varlık'a hizmet, askerlik, öğretmenlik, hakimlik gibi saygın bir uğraş
olarak algılanır, egemen sınıfların bu tür uğraşlarından doğan ayrıcalıklarını
Varlık'a hizmet edebildikleri sürece kullanabildiklerine inanılır."
Bu
bağlamda Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir:
Sözde kapitalizmdir.
Yirminci
Yüzyılda bedensel kölelik yoktur ama zihinsel kölelik devam etmiştir.
İnsanin özgür ve bağımsız bir birey olduğu düşüncesi, Avrupa kültürüne
bütünüyle yabancıdır.
Mesela: "Yirminci Yüzyıl düşüncesini oluşturan en etkin yayınlarından
birisi olan Encyclopedia Britannica'ya bakalim: Britannica, 1964 baskısında,
kapitalizmi 'feodalizmin yıkılmasından sonra Bati Dünyasına hakim olan
ekonomik sistem' olarak takdim ettikten sonra, 'Kapitalist olarak adlandırılan
bir sistemin temelini, toprak, madenler, fabrikalar gibi sermaye olarak
bilinen ve kişisel olmayan üretim araçlarının sahipleri ile, emeklerini
bunlara satan özgür fakat sermayesiz isçilerin arasındaki ilişkiler teşkil
eder. Bu ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıkan toplu sözleşme pazarlıklarında
toplumsal ürünün isçi sınıfı ile kapitalist girişimciler arasında hangi
oranlarda paylaşılacağına karar verilir,' diyebilmiştir! Ansiklopediye
göre, kapitalizmin basarisi, böylece ortaya çıkan 'artı değer'i, 'piramitler,
katedraller gibi ölü yatırımlara değil, gemiler, antrepolar, ham maddeler,
yari mamuller ve mamuller gibi maddesel servet biçimlerine' yatırmış olmasidir!
Artı değer, böylece genişletilmiş üretken kapasiteye dönüştürülmüştür!'
Oysa bu, tam bir iki yüzlülüktür! 1964 yılı gibi yakın bir tarihten bahsediyoruz!
Okuduklarımın üzerinden bir yüzyıl dahi geçmiş değildir! Yirminci Yüzyıl
insaninin beynini formatlayan Britannnica'nin iki yüzlülüğü, kapitalizm
yolundaki güçlüklerimizin boyutlarını gözler önüne sermektedir! Nedir
artı değer? Ansiklopedi, bunun cevabini vermemektedir, veremez! Çünkü
artı-değer diye birsek yoktur. Servet, birey tarafından yaratılır. Tanımlama,
isimlendirme ve bütünleştirmeden oluşan karmaşık bir süreç olan düşünceyi
sadece bireysel beyinlerimiz becerebilir. Kolektif beyin, toplumsal bellek
diye bir şey yoktur. İnsanlar birbirlerinden öğrenebilirler. Ancak, öğrenme
bireyin kendisine ait bir süreçtir. Bireyler öğrenme sürecinde işbirliği
yapabilirler. Bildiklerini birbirlerine ya da gelecek kuşaklara aktarabilirler.
Ancak, nakil, bireyin söyleneni alması halinde mümkündür. Pek çok medeniyet,
bireyler kendilerine nakledilenleri alamadıkları, almak istemedikleri
ya da düşünmeleri yasaklandığı için kaybolmuştur."
Ekonomi
bilimi ve radikal kapitalizm:
Bireyi
inceleyerek toplum hakkında birşeyler öğrenmek mümkündür, ancak tersini
yapamazsınız. "Toplumu oluşturan varlıkların kendilerini incelemeden,
ilişkilerini incelemek, bize birsek kazandırmayacaktır. Böyle bir durum,
gökyüzünü araştırırken gezegenleri, uyduları ya da yıldızları incelemeyi
reddeden astronomun haline benzer! Ya da tıpta, sağlıklı olmanın kıstaslarını
tanımlamadan, hastalığı çözmeye çalışan hekimin haline! Hastaları bırakıp
hasta ilişkileriyle uğrasan bir başhekim düşünebiliyor musunuz?! Modernist
ekonomi-politikçiler asırlarca bunu yaptılar! Kullandıkları yöntem, 'İnsan
ekonomik denkleme uyduğu kadarıyla insandır' yöntemiydi. Böylesi soyutlamalar,
gerçeği yansıtmadıkları gibi garip bir çifte standart da oluşturdu. Örneğin,
bir ayakkabı tamircisine rastladıklarında adamın hayatini kazanmak için
ayakkabı tamir ettiği sonucuna varmakla beraber, ekonomi-politik gözlüklerini
taktıklarında adamın amacının, hatta görevinin topluma ayakkabı sağlamak
olduğuna karar verdiler! Bir yandan üretim araçlarının devletin kontrolünde
olmasi gerektiğini söyleyen komünizme var güçleriyle karsı çıkarken, diğer
yandan gelir dağılımını iyileştirme amacıyla işadamlarını vergi sağılacak
inek yerine koymaktan çekinmediler! "
Objektivist Ahlak nedir?
Bu
sorunun cevabi, insanı tanımlamaktan geçer. Objektivizme göre insanin
tanımlayıcı özelliği akılcılığıdır. Akıl, insanın varkalmasının ve öğrenmesinin
başlıca aracıdır. İnsan, en basit ihtiyaçlarını bile düşünerek giderir.
Yiyecek yetiştirmeyi, avlanmak için silah geliştirmeyi düşünerek bulur.
Hayvanlar gibi sadece içgüdüsüyle varaklamaz. İçgüdülerimiz bizi yağmur
yağarken bir mağaraya saklanmaya yönlendirebilirler ama en basit bir
barınak yapmak için düşünmek zorundayız. İçgüdü, bize ateş yakmayı,
yün eğirmeyi, tekerlek yontmayı, apandisit ameliyatı yapmayı, keman
çalmayı öğretmez. Aklını kullanmak veya kullanmamak kişiye kalmıştır.
Düşünmeyi reddeden bireyler, ya başka bireylerin keşfettikleri ürünleri
taklide ve tekrar ederek, ya da, bunları talan ederek varkalırlar. Tercihleri
hangi yönde belirirse belirsin, insanin yegane var kalmak aracı akıldır
ve aklını kullanmayanın aklını kullanana müdahalesi kabul edilemez.
İnsan aklının temel gereksinimi özgürlüktür. Üretim, insan aklinin var
kalmak sorunsalına uygulanmasıdır. İnsan, akılcılığı ölçüsünde kazanır
veya kaybeder. Varkalır veya yeryüzünden silinir.
"Sağcı-solcu-dinci-liberal" kolektivist sistemlerin temelinde
altruist,yani birey düşmanı "kendini feda" ahlak anlayışı
vardır. Bunlara göre bireyin kendi yararı için yaptığı herşey "yanlış
ve kötü"; başkaları ve başka şeyler yararına yaptığı herşey "doğru
ve iyi" dir. Yani bunlar için: bireyin "Ülkenin 50 yıl sonraki
petrol yada benzer çıkarları için" - " toplum,devlet,Tanrı,millet,v.b
çıkarları için" KENDİNİ FEDA ETMESİ: iyi ve doğrunun tek standartıdır.
Oysa
kapitalist ahlakın tek standartı:bireyin "ne kendisini nede başkasını
feda etmemesi" dir. Yani bireyin hayatı ve mutluluğu yararına olan
"doğru ve iyi", yararına olmayan herşey "yanlış ve kötü"
dür.
Bu
anlamda kapitalizmin önündeki tek engel:altruist ahlak anlayışlarıdır.Medeniyetin
somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri
güçlerin) ellerindeki bu altruist (birey düşmanı) bayrak: birgün, mutlaka
birgün, realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır.
Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini
incelemek sanırım yeterlidir.
Entellektüel
bir güç ve ahlaki bir ideal olarak kollektivizm bugün ölüdür. Fakat
özgürlük ve bireycilik, ve onların siyasi ifadesi olan kapitalizm henüz
keşfedilmedi. İnsanoğlunun bu değerleri keşfetmeye zamanı olacağını
düşünüyorum. Ölmekte olan günümüz kollektivist felsefesinin bir sefalet,
imkansızlıklar ve umutsuzluk kültüründen başka birşey yaratmamış olması
dikkate değerdir. Zamanımızın, insanı başarısızlık, tükenmişlik ve yıkımla
lanetlenmiş yardıma muhtaç, çaresiz ve akılsız bir varlık olarak yansıtan
sanat ve edebiyat dünyasına bir bakın. Bu sunum bir kollektivistin kendi
psikolojisinin itirafı olabilir fakat genel bir insan tasviri kesinlikle
değildir. Eğer çizilen bu tablo gerçeğe uygun olsaydı mağaralarımızdan
asla çıkamazdık. Fakat bugünlere gelmeyi başardık. Etrafınızı ve tarihi
gözlemleyin. İnsanoğlunun başarılarını göreceksiniz. İnsanlığın gelişmek
için sınırsız bir kabiliyete sahip olduğunu ve bu kabiliyeti mümkün
kılan işlevi farkedeceksiniz. O zaman insanın yaradılış itibariyle çaresiz
bir mahlukat olmadığını, ancak aklını, o yüce işlevi kullanmayı ihmal
ettiğinde o hale düştüğünü anlayacaksınız. Ve büyüklük nedir diye bana
sorarsanız; cevabım:
Mantık. Amaç. Kendine Saygı.
Her demokrat ve liberal
objektif olamayabilir.
Ama her objektivist:: hem demokrat hem de liberaldir.
Birey hakkı, sigarayı savunmamakla birlikte sigaraya yasağına da karşı olmayı gerektiriyor.
19 Temmuz’dan itibaren bütün kapalı alanlarda sigara içilmesinin yasak hale getirilmesi ile yepyeni bir döneme girildi.Sigara içmenin savunulucak bir tarafı yok. Ama faşizan yöntemlerle sigara içmeyi yasaklamanın da savunulacak bir tarafı yok.Birey, kendine zarar verme hakkı da dahil olmak üzere, mutluluğu peşinde koşma hakkına sahiptir. Sahip olmadığı hak, başkalarına zarar verme hakkıdır. Burada da rasyonel düşünme yetisine sahip olan birey, kendisine zarar verilmesine rıza gösteriyorsa bunun 3. bir kişi veya bir kurum veya devlet organları tarafından engellenmesi yasaklanmalıdır. Sigaranın 2. hatta 3. el sigara içiciliği ile insan sağlığına zararlı olduğu kanıtlanmıştır. Ancak sigara içenin yanında durma kararı devletin değil oradaki bireyin vereceği bir karar olmalıdır. Bu sebeple kapalı yerler, örneğin restoranlar, kahveler, alışveriş merkezleri “sigara içilir”, “sigara içilmez” diye o yerlerin sahipleri tarafından ayrılırsa o hizmetin tüketicisi olan birey istediği yere gitme hakkına sahip olacaktır. Sigaranın zararlarını bildiği halde arkadaşları ile birlikte olmak isteyen bireylere bu hak tanınmalıdır. Bugün sağlığa zararlı diye bir yasağa verilecek destek yarın öbürgün “sağlık”, “toplumun geleceği”, “kamu yararı”, “memleket çıkarı” adı altında bireylerin hakkını elinden alabilmenin yolu olarak kullanılacaktır. Yanımda sigara içilmesine devlet değil ben izin veririm veya vermem. Devletin görevi ötekinin hakkını engellemek değil benim hakkımı korumaktır. İşyeri sahibinin “Sigarasız Bölge” olarak belirlediği bir yerde sigara içmeye çalışanı engellemeli, ancak gene işyeri sahibi tarafından belirlenen“Sigara İçilebilir Bölge”de sigara içilebilmesi sağlanmalıdır. Sigara içmeyen birey nereye gideceğine kendi karar verebilmelidir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur
Objektivist Hareket Sekreteri:
M.Faruk KURTULUŞ
Yük.Müh.Mimar
** ** ** ** ** ** ** ** ** **
Editör görüşleri, basın bültenleri, editöre mektuplar Türkiye ObjektivistHareketi tarafından yayınlanmakta, yüzlerce basın-yayın kuruluşu, internetsitesi ve ilgilenenlere gönderilmektedir. Bültenin yayın hakkı Türkiye Objektivist Hareketinde bulunmaktadır. Ticari olmamak kaydı ile yayınlanması serbesttir.